On emir

IV. On emir

(Çıkış 20, 2-17)

Seni Mısır ülkesinden, esirlik
evinden çıkaran Tanrın Rab benim.

Karşımda başka ilahların olmayacak.
Kendin için oyma put, yukarda,
göklerde olanın ya da yerin altında
sularda olanın asla suretini yapmayacaksın;
onlara eğilmeyecek, onlara ibadet etmeyeceksin,
çünkü ben, senin Tanrın Rab,
benden nefret edenlerden
babaların günahını çocuklar üzerinde,
üçüncü nesil üzerinde,
dördüncü nesil üzerinde arayan;
beni seven ve buyruklarımı tutanların binlercesine
lütufta bulunan, kıskanç bir Tanrı’yım.

Tanrın Rab’bin adını boş yere ağzına alma!
Çünkü Rab kendi adını boş yere ağza alanı
cezasız bırakmaz.

Sept gününü kutsamak için onu hatırında tut.

Altı gün çalışacak, bütün işini göreceksin,
ama yedinci gün dinleneceksin,
o günü Tanrın Rab’be ayıracaksın;
sen, oğlun, kızın, kölen, cariyen, öküzün, eşeğin
ve hiçbir hayvanın ve kapında yaşayan yabancı
hiç bir iş yapmayacaksınız.

Çünkü Rab gökleri, yeri, denizi
ve onlarda olan her şeyi altı günde yarattı,
yedinci gün dinlendi.
Bunun için Rab sept gününü mübarek kıldı.

Tanrın Rab’bin sana vereceği toprakta
ömrünün uzun olması için anana, babana saygı göster.
Öldürmeyeceksin!

Zina etmeyeceksin!

Çalmayacaksın!

Komşuna karşı yalan tanıklıkta bulunmayacaksın!

Komşunun evine göz dikmeyeceksin.
Komşunun ne karısına, ne kölesine, ne cariyesine,
ne öküzüne, ne eşeğine,
ne de herhangi bir şeyine göz dikeceksin!

 

(Tes 5, 6-21)

Seni Mısır ülkesinden, esirlik evinden çıkaran
Tanrın Rab benim.

Karşımda başka ilahların olmayacak.
Kendin için oyma put, yukarda, göklerde olanın
ya da yerin altında sularda olanın
asla suretini yapmayacaksın;
onlara eğilmeyecek, onlara ibadet etmeyeceksin,
çünkü ben, senin Tanrın Rab,
benden nefret edenlerden
babaların günahını çocuklar üzerinde,
üçüncü nesil üzerinde,
dördüncü nesil üzerinde arayan;
beni seven ve buyruklarımı tutanların
binlercesine lütufta bulunan, kıskanç bir Tanrı’yım.

Tanrın Rab’bin adını boş yere ağzına alma!
Çünkü Rab kendi adını boş yere ağza alanı
cezasız bırakmaz.

Sept gününü kutsamak için
Tanrın Rab sana buyurduğu gibi onu tut.
Altı gün çalışacak, bütün işini göreceksin,
ama yedinci gün dinleneceksin,
o günü Tanrın Rab’be ayıracaksın;
sen, oğlun, kızın, kölen, cariyen, öküzün, eşeğin
ve hiçbir hayvanın ve kapında yaşayan yabancı
hiç bir iş yapmayacaksınız.
Kölen ve cariyen senin gibi dinlenecek.
Mısır ülkesinde köle olduğunu
ve Tanrın Rab’bin seni oradan güçlü eli
ve uzun kollarıyla çıkardığını hatırla.
Bunun için Tanrın Rab
Sept gününü tutmayı sana buyurdu.

Tanrın Rab’bin sana vereceği toprakta
ömrünün uzun olması ve kendini iyi hissetmen için
anana, babana saygı göster.

Öldürmeyeceksin!

Zina etmeyeceksin!

Çalmayacaksın!

Komşuna karşı yalan tanıklıkta bulunmayacaksın!

Komşunun karısına göz dikmeyeceksin.
Komşunun ne evine, ne tarlasına, ne kölesine,
ne cariyesine, ne öküzüne, ne eşeğine,
ne de herhangi bir şeyine göz dikeceksin!


Hıristiyan formülü

Tek bir Tanrı’ya tapacak
ve kusursuzca seveceksin.

Tanrı’nın adını küfürden ve yalan yere
yemin etmekten kaçınarak sayacaksın.

Tanrı’ya dindarca hizmet ederek
Rab’bin gününü tutacaksın.

Anana babana, aynı şekilde üstlerine
saygı göstereceksin.

Cinayet işlemekten, skandal çıkarmaktan,
aynı zamanda nefret ve öfkeden kaçınacaksın.

Davranışlarında özenle temiz olmaya çalışacaksın.

Dedikodudan ve yalandan uzak duracaksın.

Düşüncelerinde bile arzularının temiz olmasına
dikkat edeceksin.


Başkalarının malına göz dikmeyecek,
namussuzca elde etmeye çalışmayacaksın.

 

İKİNCİ ANABÖLÜM

On emir

"Hocam, ne yapmalıyım ... ?"

2052 "Hocam, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?" Kendisine böyle bir soru soran genç adama İsa önce Tanrı’yı "tek İyi olan" ve her türlü iyiliğin kaynağı eşsiz İyilik olarak kabul etmenin zorunluluğundan söz ediyor. Sonra İsa ona, "Yaşama kavuşmak istiyorsan, Tanrı’nın buyruklarını yerine getir" diyor. Benzerini sevmekle ilgili buyrukları kendisine soru soran kişiye sıralıyor: "Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin." İsa pozitif bir biçimde bu buyrukları özetliyor: "Benzerini kendin gibi seveceksin" (Mt 19, 16-19).

2053 Bu birinci cevaba bir ikincisi ekleniyor: "Mükemmel olmak istersen, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olacaktır. Sonra gel, beni izle" (Mt 19, 21). Bu cevap birincisini geçersiz kılmaz. Mesih İsa’yı izleme buyruklarının gerçekleştirilmesini içerir. Yasa geçersiz kılınmamıştır,(Bkz. Mt 5, 17) ama insan Yasayı, onun mükemmel gerçekleşmesi olan Efendisinin Kişiliğinde yeniden bulmaya çağrılmıştır. Sinoptik üç İncil’de, İsa’nın zengin genç adama, mürit itaatkârlığı ile buyrukları yerine getirerek kendisini izlemesi için yaptığı çağrısı yoksul ve iffetli olma çağrısı ile bir benzerlik göstermektedir.(Bkz. Mt 19, 6-12, 23-29) İncil öğütleri buyruklarla ayrılmaz bir bütün oluşturur.

2054 İsa On emir’i yeniden ele aldı, onlara onların içinde etkili olan Ruhun gücünü verdi. İsa "din bilginleriyle Ferisilerinkini kat kat aşan" (Mt 5, 20), hatta putperestlerinkini aşan(Bkz. Mt 5, 46-47) bir adalet vaaz etti. Buyrukların bütün gereklerini açtı. "Atalarınıza ne denildiğini duydunuz: Adam öldürmeyeceksin ... Ama ben size diyorum ki, kardeşine karşı öfkelenen her kişi yargılanmayı hak edecek" (Mt 5, 21-22).

2055 Kendisine "Kutsal Yasanın en önemli buyruğu nedir?" (Mt 22, 36) diye sorduklarında İsa şu karşılığı verdi: "Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin; işte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: Benzerini kendin gibi seveceksin. Bütün Kutsal Yasa ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır"(Bkz. Tes 6, 5, Lev 19, 18) (Mt 22, 37-40). On Emrin Yasanın tamamlanması olan sevginin bu çift ve tek buyruğunun ışığı altında yorumlanması gerekir:

"Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, başkasının malına göz dikmeyeceksin" buyrukları ve bundan başka ne buyruk varsa şu şekilde özetlenir: "Benzerini kendin gibi seveceksin": Sevgi benzerine zarar vermez. Bu nedenle sevgi Kutsal Yasa’nın yerine getirilmesidir (Rom 13, 9-10).


Kutsal Kitap’ta On emir

2056 "On emir" sözcüğü harfi harfine "on söz" demektir (Çık 34, 28; Tes 4, 13; 10, 4). Bu "on sözü" Tanrı kutsal dağda halkına açınladı. Onları Musa(Bkz. Tes 31, 9. 24) tarafından yazılmış öteki buyruklardan farklı olarak "kendi Parmağıyla" yazdı (Çık 31, 18; Tes 5, 22). İşte bu nedenle bunlar çok özel anlamda Tanrı’nın sözleridir. Bu sözler bize Çıkış(Bkz. Çık 20, 1-17) ve Tesniye(Bkz. Tes 5, 6-22) kitabıyla gelmiştir. Eski Ahit’teki kutsal kitaplar bu "on söze"(Bkz. örn. Hoş 4, 2, Yer 7, 9, Hez 18, 5-9) göndermede bulunuyorlardı, bu sözler ancak Yeni Antlaşma’da Mesih İsa’da tam anlamıyla açınlanacaklardır.

2057 On emir önce Eski Antlaşma’nın ortasında Tanrı’nın büyük kurtarıcı olayı olan Çıkış bağlamında anlaşılmalı. Negatif buyruklar, yasaklar ya da pozitif buyruklar (Babana anana saygı göster gibi) olarak formüle edilmiş olsalar da "on söz" günah köleliğinden kurtulmuş bir yaşamın koşullarını belirler. On emir bir yaşam yoludur:

"Tanrı’yı seversen, onun yolunda yürürsen, onun emirlerini ve kanunlarını ve hükümlerini tutarsan, yaşayacaksın ve çoğalacaksın" (Tes 30, 16).

On Emrin bu kurtarıcı gücü örneğin gerek yabancılar gerek köleleri de kapsayan sept günü dinlenmesiyle ilgili buyruğunda ortaya çıkıyor.

Yaban ellerde köle durumunda olduğunuzu ve Tanrın Rab’bin sizi oradan güçlü eliyle ve uzanmış koluyla çıkardığını unutmayın (Tes 5, 15).

2058 "On söz" Tanrı Yasasını özetler ve ilân eder: "Rab bu sözleri dağda toplandığınız zaman söyledi. Ateşin, bulutun ve koyu karanlığın içinden güçlü bir sesle konuştu. Buna başka bir şey eklemedi ve bunları iki taş levha üzerine yazdı ve onları bana verdi" (Tes 5, 22). İşte bu nedenledir ki, bu iki taş levhaya "Tanıklık" denir (Çık 25, 16). Bu taş levhalar Tanrı ile halkı arasında yapılmış antlaşmanın hükümlerini içerir. Bu "Tanıklık levhaları"nın (Çık 31, 18; 32, 15;34, 29) sandukanın içine konulması gerekmektedir (Çık 25, 16; 40, 1-2).

2059 "On söz" bir teofaninin ("Dağda, ateşin ortasında Rab yüz yüze konuştu": Tes 5, 4) bağrından Tanrı tarafından söylendi. On söz Tanrı’nın kendisini açınlaması ve yüceliğiyle ilgilidir. Tanrı verdiği emirlerde kendisini ve kutsal iradesini armağan etmektedir. Tanrı iradesini bildirerek halkına kendisini açınlamış oluyor.

2060 Buyrukların ve Yasanın armağan olarak verilmesi Tanrı’nın kendininkilerle yapmış olduğu antlaşmanın bir parçasıdır. Çıkış Kitabına göre "on sözün" açınlanması antlaşma teklifi(Bkz. Çık 19) ile sonucu(Bkz. Çık 24) arasında halkın Rab’bin söylediklerini yapmayı kabul etmesiyle gerçekleşti (Çık 24, 7). On emir ancak Antlaşma anımsatıldıktan sonra iletildi ("Rab Tanrımız bizimle Horeb’de antlaşma yaptı" (Tes 5, 2).

2061 Buyruklar tam anlamlarını antlaşmanın içinde bulurlar. Kutsal Kitaba göre, insanın ahlâki yaşamı gerçek anlamını antlaşma içinde ve antlaşma sayesinde bulur. "On sözün" birincisi Tanrı’nın halkına olan ilk sevgisini anımsatır:

Günahın cezası olarak, insanın cennet özgürlüğünden bu dünyanın köleliğine geçmiş olması nedeniyle, On emir’in ilk cümlesi, Tanrı’nın ilk sözü özgürlük üzerinedir: "Seni Mısır topraklarından, köle evinden çıkaran Tanrın Rab ben’im"(Origenes, hom. in Ex. 8, 1) (Çık 20, 2;Tes 5, 6).

2062 Asıl buyruklar ikinci etapta gelir; antlaşma tarafından hükme bağlanan Tanrı’ya ait olma zorunluluklarından söz ederler. Ahlâklı yaşantı Rab’bin sevecen girişimine cevaptır. Tanrı’ya minnettarlık, saygı ve şükran kültüdür. Tanrı’nın tarihte öngördüğü tasarısına katılmaktır.

2063 Tanrı ile insan arasındaki antlaşma ve diyalog gösteriyor ki, Tanrı buyruk verici birinci kişi olarak (Ben Rab ... ) daima ikinci kişiye hitap ediyor ("Sen ... "). Tanrı’nın bütün buyruklarında kendisine bir şey gönderileni temsil eden, tekil kişi adılıdır. Bütün halka olduğu kadar Tanrı kendi iradesini özellikle herkese ayrı ayrı bildirmektedir:

Rab insandan İnsanın Tanrı gözünde haksız ve alçak duruma düşmemesi için Tanrı’ya karşı sevgi ve benzerine karşı adalet göstermesini istemektedir. Böylece Tanrı On emir’le insanı kendi dostu ve benzeriyle tek bir yürek olmaya hazırlıyordu. ( ... ) On Emrin sözleri biz Hıristiyanlar arasında da aynen kalmaktadır. Ortadan kaldırılmaları bir yana Rab’bin beden alarak gelmesi ile daha da büyüdü ve geliştiler.(A. Ireneus, haer. 4, 16, 3-4)


Kilise Geleneğinde On emir

2064 Kilise Geleneği Kutsal Kitaba sadık kalarak ve İsa’yı örnek alarak On Emre gereken önemi ve değeri vermiştir.

2065 On emir A. Augustinus’tan beri inanlıların ve vaftiz olacakların dinsel eğitiminde ilk sırayı almıştır. XV. yüzyılda On Emrin kurallarını kolay akılda tutacak şekilde ve kafiyeli olarak formüle etmek bir alışkanlık olmuştur. Bugün bu formüller kısmen de olsa kullanılıyor. Kilise din eğitimi kitapları Hıristiyanlık ahlâkını "on emrin" sırasını izleyerek gözler önüne sermişlerdir.

2066 Buyrukların sıralanması ve bölümlere ayrılması tarih boyunca değişiklik göstermiştir. Elinizdeki din ve ahlâk kitabı Katolik Kilisesi’nde gelenekselleşmiş buyrukların A. Augustinus tarafından yapılan bölümlere ayrılmasını temel almıştır. Bu aynı zamanda Lütercihlerin kabul ettiği şekildir. Yunanlı Kilise Babaları Ortodoks Kiliselerinde ve reforma tabi tutulmuş cemaatlerde rastlanılan biraz değişik bir bölme tarzını kabul etmişlerdir.

2067 On emir Tanrı sevgisi ile insan sevgisi üzerinde yoğunlaşıyor. İlk üç emir daha çok Tanrı sevgisiyle ilgilidir, diğer yedi emir de benzerini sevmekle ilgilidir.

Sevgi, Rab’bin bütün Kutsal Yasa’yı ve Peygamberleri kapsadığını söylediği iki buyruktan ibaret olduğu gibi ( ... ) on emir de iki levhadan oluşuyor. Üç buyruk bir levhaya diğer yedisi de diğer levhaya yazılmıştır.(A. Augustinus, serm. 33, 2, 2)

2068 Trento Konsili, On Emrin Hıristiyanlarca yerine getirilmesi zorunludur, hatta aklanmış insan da bunları yerine getirmek zorundadır diyor.(Bkz. DS 1569-1570) II. Vatikan Konsili de bunu teyit ediyor: "Havarilerin halefleri olan episkoposlar Rab’den ( ... ) bütün insanlar, imanla, Vaftizle ve buyrukları yerine getirmeyle esenliğe kavuşsunlar diye bütün ulusları eğitme ve her yaratığa İncil’i bildirme misyonunu almışlardır."(LG 24)

On Emrin bütünlüğü

2069 On emir ayrılmaz bir bütün oluşturur. Her "söz" diğer sözlerin her birine ve bütününe atıfta bulunur; birbirlerini karşılıklı olarak zorunlu kılmaktadırlar. İki levha da birbirini karşılıklı olarak aydınlatır; organik bir bütün oluşturur. Bir buyruğu ihlâl etmek bütün diğerlerini ihlâl etmek anlamına gelir.(Bkz. Yk 2, 10-11) Yaradanı Tanrı’yı yüceltmeden başkasına saygı gösterilemez. Yarattığı bütün insanları sevmeden Tanrı’ya tapılamaz. On emir insanın toplum yaşamı ile dinsel yaşamını bütünleştirir.

On emir ve doğa yasası

2070 On emir Tanrı’nın vahyidir. On emir bize aynı zamanda insanın gerçek insanlığını öğretir. On emir insanın temel görevlerini yani, dolaysız olarak, insanın kişiliğinden ayrılmaz olan temel haklarını gün ışığına çıkartır. On emir "doğa yasasının" özel bir ifadesini içerir:

Tanrı başlangıçtan beri doğa yasasının kurallarını insan yüreğine kazıdı. Önceleri onları ona anımsatmakla yetindi. Bu On emir’ dir.(A. Ireneus, haer. 4, 15, 1)

2071 Her ne kadar akılla bulunabilir olsalar da, On Emrin kuralları vahyedildi. Doğa yasasının zorunluluklarının belirli ve tam bir bilgisine erişmek için günahkâr insanlığın bu vahye ihtiyacı vardı:

Günah durumunda aklın kararması ve iradenin sapması nedeniyle On Emrin tam bir açıklaması gerekli olmuştur.(A. Bonaventura, set. 4, 37, 1, 3)

Bizler Kilise’de bize sunulan On Emri etik vicdanımızın sesiyle ve Tanrısal vahiyle biliyoruz.


On Emrin zorunluluğu

2072 Madem ki insanın Tanrı’ya ve insanlara olan temel görevlerini ifade ediyor, On emir kendi üstün içerikleriyle ciddi zorunluluklar getirirler. Değişmezler, her yerde ve her zaman geçerlidirler. Hiç kimse bundan kaçınamaz. On emir Tanrı tarafından insan yüreğine kazınmıştır.

2073 Buyruklara itaat, kendiliğinden daha hafif zorunlulukları da beraberinde getirir. Sözle hakaret etmek beşinci buyruk tarafından yasaklanmıştır, ancak ciddi bir kusur olabilmesi onu söyleyen insanın niyeti ve içinde bulunduğu duruma göre mümkündür.


"Bensiz hiçbir şey yapamazsınız"

2074 İsa şöyle diyor: "Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir; çünkü bensiz hiçbir şey yapamazsınız" (Yu 15, 5). Burada söz edilen meyve Mesih’le olan verimli bir yaşamın kutsallığıdır. Mesih İsa’ya inanıyorsak, gizlerine katılalım ve buyruklarını yerine getirelim, o zaman Kurtarıcının bizzat kendisi bizde Babasını ve kardeşlerini, Babamızı ve kardeşlerimizi sevmeye gelir. Kutsal Ruh sayesinde kişiliği davranışımızın içsel ve canlı kuralı olur. "Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin" (Yu 15, 12).

 

ÖZET

2075 "Sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?" - "Yaşama kavuşmak istersen buyrukları yerine getir" (Mt 19, 16-17).

2076 İsa vaazlarıyla ve pratikteki uygulamalarıyla On Emrin sürekliliğini doğruladı.

2077 On Emrin armağanı Tanrı ile halkı arasında yapılan antlaşmanın içerisinde verilmiştir. Tanrı’nın buyrukları gerçek anlamını bu antlaşma içinde ve bu antlaşma sayesinde bulur.

2078 Kilise Geleneği Kutsal Kitaba sadık kalarak ve İsa’yı örnek alarak On Emre gereken önemi ve değeri vermiştir.

2079 On emir her "sözün" ya da "buyruğun" bütüne atıfta bulunduğu organik bir bütün oluşturur. Buyruklardan birini ihlâl etmek bütün Yasayı ihlâl etmek demektir.(Bkz. Yk 2, 10-11)

2080 On emir doğa yasasının özel bir ifadesini içerir. Bu bizce Tanrısal vahiyle ve insan aklıyla bilinir.

2081 On emir temel içeriği nedeniyle ciddi zorunluluklar bildirir. Bununla birlikte, bu kurallara itaat, kendiliğinden daha hafif zorunlulukları da beraberinde getirir.

2082 Tanrı buyurduğunu nuruyla mümkün kılar.

 

 


BİRİNCİ BÖLÜM

"Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün ruhunla ve
bütün aklınla seveceksin"

2083 İsa insanın Tanrı’ya olan görevini şu sözle özetledi: "Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün ruhunla ve bütün aklınla seveceksin"(Bkz. Lk 10, 27:"...bütün gücünle") (Mt 22, 37). Bu buyruk hemen şu görkemli çağrıyı çağrıştırıyor: "Dinle İsrail: Rabbimiz Tanrı tektir" (Tes 6, 4).

İlk önce Tanrı bizleri sevmiştir. Tek Tanrı sevgisi "on sözün" ilkinde anımsatılıyor. Buyruklar daha sonra insanın Tanrısına nasıl sevgi duyması gerektiğini kesin olarak açıklıyor.

 

 

1. KONU

Birinci emir

 

Seni Mısır ülkesinden, esirlik evinden çıkaran Tanrın Rab ben’im. Karşımda başka ilâhların olmayacak. Kendin için oyma put, yukarda, göklerde olanın ya da yerin altında sularda olanın asla suretini yapmayacaksın; onlara secde etmeyecek ve onlara ibadet etmeyeceksin(Bkz. Tes 5, 6-9) (Çık 20, 2-5).

"Tanrın olan Rab’be tapacak ve yalnız Ona kulluk edeceksin" diye yazılmıştır (Mt 4, 10).

 

I. "Tanrın olan Rab’be tapacak ve Ona kulluk edeceksin"

2084 Tanrı, "Seni Mısır ülkesinden, esirlik evinden çıkardım" diye hitap ettiği halkın tarihinde herşeye kadir, teveccühlü ve kurtarıcı eylemlerini anımsatarak kendisini tanıtıyor. İlk söz Yasa’nın ilk buyruğunu içeriyor: "Tanrın olan Rab’be tapacak ve Ona kulluk edeceksin. ( ... ) Başka ilâhların ardından yürümeyeceksin" (Tes 6, 13-14). Tanrı’nın ilk ve haklı çağrısı insanın kendisini kabul ederek tapmasıdır.

2085 Gerçek ve tek Tanrı yüceliğini ilk İsrail’e açınlıyor.(Bkz. Çık 19, 16-25, 24, 15-18) İnsanın çağrıldığı görev ve insan gerçeği Tanrı’nın vahyine bağlıdır. İnsanın "Tanrı’nın benzeri ve suretinde" olan yaratılışına uygun davranışıyla Tanrı’yı açığa vurma görevi vardır:

Tryphon, yüzyıllar boyunca, evreni yaratan ve düzenleyen Tanrı’ dan başka Tanrı olmadı ve hiçbir zaman da olmayacak. Bizim Tanrımızın sizinkinden farklı olduğunu düşünmüyoruz. "Uzanmış kolu ve güçlü eli" ile atalarınızı Mısır’dan çıkaran Tanrı’yla aynı Tanrı’dır. Umudumuzu başkasına değil, sizin İbrahim’in, İzak’ın ve Yakub’un Tanrısına bağladık.(A. Justinus, dial. 11, 1)

2086 Buyrukların birincisi imanı, umudu ve sevgiyi kapsar. Tanrı denildiğinde, gerçekte değişmeyen, sebatlı, hep aynı kalan, sadık, son derece adil bir varlık anlaşılır. Buradan da doğal olarak Onun Sözlerini kabul etmemiz ve Ona tam olarak inanmamız ve güvenmemiz gerektiği sonucu çıkar. O Herşeye Kadirdir, esirgeyici ve sonsuz derecede lütufkârdır. Kim Ona tüm umudunu bağlamaz ki? Bize akıttığı sevgi ve iyilik hazinelerini gördükten sonra kim onu sevmezlik edebilir? Tanrı emir ve buyruklarının gerek başında gerekse sonunda şu sözü ekliyor: "Ben Rab’bim."(Catech. R. 3, 2, 4)


İman

2087 Ahlâki yaşamımız kaynağını, sevgisini bize açınlayan Tanrı’ya olan imandan alır. A. Paulus birinci zorunluluk olarak "imana itaatten" (Rom 1, 5; 16, 26) söz ediyor. Tanrı’yı bilmemenin bütün ahlâki sapmaların temeli ve açıklaması olduğunu göstermeye çalışıyor.(Bkz. Rom 1, 18-32) Tanrı’ya olan görevimiz Ona inanmak ve Ona tanıklık etmektir.

2088 Birinci buyruk bizden imanımızı beslememizi ve onu dikkatle, ihtiyatla korumamızı ve ona karşı gelen her şeyi reddetmemizi ister. İmana karşı günah işlemenin birçok çeşidi vardır:

İsteyerek kuşku duymak; Tanrı’nın açınladığı ve Kilise’nin bize inanmamız için sunduğu şeylerin gerçek olduğunu reddetmek ya da buna önem vermemektir. İstemeden kuşku duymak; inanmakta tereddütü, imanla bağlantılı itirazları ya da bunun karanlığının uyandırdığı korkuyu aşmak zorluğudur. Kasten körüklenirse kuşku akıl körlüğüne götürebilir. Dinsapkınlığı; Vaftiz olduktan sonra, Tanrısal ve Katolik bir imanla inanılması gereken bir gerçeği ısrarla reddetmek ya da bu gerçekten ısrarla kuşku duymaktır. Dinden dönme; Hıristiyanlık inancını hepten reddetmek demektir. Hizip ise; Papa’ya itaati reddetmek ya da ona tabi olan Kilise üyeleriyle birlik olmayı reddetmek demektir.(CIC, can. 751)

2089 İnançsızlık; açınlanmış gerçeği ihmal ya da ona isteyerek onay vermeyi reddetmektir.


Umut

2090 Tanrı kendini açınladığı ve insanı çağırdığı zaman, insan kendi gücüyle bu Tanrısal sevgiye tam olarak karşılık veremez. İnsan Tanrı’dan kendisini sevecek yeteneği kendisine vereceğini umut etmeli ve sevginin buyruklarına göre davranmalıdır. Umut Tanrı’nın mutlu görüntüsünü ve Tanrısal kutsamayı güvenle beklemektir; umut aynı zamanda Tanrı sevgisini incitme ve cezayı üzerine çekme korkusudur.

2091 Birinci buyruk umuda karşı olan umutsuzluk ve cüretkârlık günahlarıyla da ilgilidir:

Umutsuzlukla insan Tanrı’dan gelecek kişisel esenliğinden, bu esenliğe götürecek yardımlardan ve günahlarının bağışlanacağından umudu keser. Tanrı’nın İyiliğinden, Adaletinden, Bağışlayıcılığından umudu keser; oysa Tanrı vaatlerinde sadıktır.

2092 İki çeşit cüretkârlık vardır: Ya insan gereğinden çok kendi yeteneklerine güvenir (yukardan yardım olmadan kurtulabileceğini sanır), ya da insan Tanrı’nın bağışlayıcılığına ve Herşeye Kadirliğine güvenir (hak etmeden mutluluğu ve dine dönmeden bağışlanmayı elde edeceğini umut eder).


Sevgi

2093 Tanrı sevgisine olan inanç Tanrısal sevgiye dürüst bir sevgiyle karşılık verme zorunluluğunu ve çağrısını kapsar. Birinci buyruk bize Tanrı’yı her şeyin üstünde sevmeyi ve bütün yaratıkları da Onun için ve Onun sayesinde sevmeyi buyurur.(Bkz. Tes 6, 4-5)

2094 Tanrı sevgisine karşı çeşitli bakımlardan günah işlenebilir. Kayıtsızlık Tanrı sevgisini dikkate almayı bulundurmayı reddeder ya da ihmal eder; gücünü inkâr eder ve inceliğini kabul etmez. Nankörlük Tanrı sevgisini tanımayı ve sevgiye karşı sevgiyle karşılık vermeyi reddeder ya da es geçer. İsteksizlik Tanrı sevgisine karşılık vermeyi ihmal etmek ya da terreddüt etmek demektir, sevgi hareketine katılmayı reddetmeyi de kapsayabilir. Akedia ya da tinsel tembellik, işi Tanrı’dan gelen sevinci reddetmeye ve Tanrısal iyiliği iğrenç bulmaya kadar götürür. Tanrı nefreti gururdan ileri gelir. İyiliğini inkâr ettiği Tanrı sevgisine karşı çıkar ve Onu günahları yasaklayan ve cezalar yağdıran kişi olarak lanetler.


II. "Yalnız Ona kulluk edeceksin"

2095 İman, umut ve sevgi gibi Tanrısal erdemler ahlâki erdemleri bilgilendirir ve yaşatır. Böylece, sevgi yaratıklar olarak Tanrı’ya haklı bir şekilde borçlu olduğumuzu vermeye iteler. Din erdemi [virtus religionis] bizi bu tutuma hazırlar.


Tapınma

2096 Din erdeminin birinci eylemi tapınmadır. Tanrı’ya tapmak, Onu Tanrı olarak, Yaratıcı ve Kurtarıcı olarak, var olan her şeyin Rab’bi ve Efendisi olarak, sonsuz ve bağışlayıcı Sevgi olarak kabul etmek demektir. İsa Tesniye’den alıntı yaparak (Tes 6, 13) "Tanrın olan Rab’be tapacak, ve yalnız Ona kulluk edeceksin" (Lk 4, 8) diyor.

2097 Tanrı’ya tapmak tam bir saygı ve boyun eğme ile yalnız Tanrı’yla var olan "yaratığın hiçliğini" kabul etmektir. Tanrı’ ya tapmak Magnificat’da Meryem Ana gibi kendini küçülterek Onu yüceltmek, Onu övmek ve Onun büyük işler yaptığını minnet duygusuyla ifade ederek adının kutsal olduğunu söylemektir.(Bkz. Lk 1, 46-49) Tek Tanrı’ya tapmak insanı kendi içine kapanmaktan, günah köleliğinden ve dünyaya tapmaktan kurtarır.


Dua

2098 Birinci emrin buyurduğu iman, umut ve sevgi eylemleri duada gerçekleşir. Aklımızı Tanrı’ya doğru yükseltmek Tanrı’ya tapınmamızın bir ifadesidir: Övgü, şükran, dilek ve şefaat duaları. Dua Tanrı’nın emirlerini yerine getirmenin gerekli bir koşuludur. "Hiç usanmadan, her zaman dua etmek gerekir" (Lk 18, 1).


Kurban

2099 Tanrı’ya tapınma, yalvarıp yakarma ve minnet ifadesi olarak kendisiyle birlik olmak için kurban sunmak doğrudur. "Tanrı’nın birliğine girmek ve mutlu olabilmek için yapılan her eyleme gerçek kurban denir."(A. Augustinus, civ. 10, 6)

2100 Gerçek olabilmesi için dış kurban tinsel kurbanın bir ifadesi olmalıdır: "Benim kurbanım kırgın ruhumdur ... " (Mzm 51, 19.) Eski Antlaşma’daki peygamberler içten katılım olmadan(Bkz. Amos 5, 21-25) ya da hemcins sevgisi(Bkz. İş 1, 10-20) ile bağı olmadan yapılan kurbanları geçersiz saymışlardır. İsa Hoşe Peygamberin "Ben kurban değil merhamet isterim"(Bkz. Hoş 6, 6) (Mt 9, 13; 12, 7) sözünü anımsatıyor. Tek kusursuz kurban Mesih’in Haç üzerinde Babanın sevgisine ve esenliğimiz için sunmuş olduğu kurbandır.(Bkz. İbr 9, 13-14) Onun kurbanına katılarak yaşamımızı Tanrı’ya bir kurban olarak sunabiliriz.

 

Vaatler ve adaklar

2101 Hıristiyan birçok durumda Tanrı’ya vaatlerde bulunmaya çağrılmıştır. Vaftiz, Vaftizi Pekiştirme, Evlilik ve Ruhbanlık bu tür vaatlerle ilişkilidir. Bir Hıristiyan kişisel olarak da Tanrı’ya şu eylemi, şu duayı, şu sadakayı, şu hacı, vb. yapmayı vadedebilir. Tanrı’ya verilen sözlere sadık kalmak Tanrısal Majestelerine olan saygının ve sadık Tanrı’ya olan sevginin bir ifadesidir.

2102 "Adak, yani din uğruna gerçekleştirilmesi gereken mümkün en iyi iyilik, özgürce ve isteyerek verilen sözdür."(CIC, can. 1191, 1) Adak Hıristiyanların Tanrı’ya kendisini sunduğu ya da Tanrı’ya iyi bir iş yapacağının sözünü verdiği bir dindarlık eylemidir. Adaklarını gerçekleştirerek de Tanrı’ya verilen sözleri yerine getirmiş olur. Havarilerin İşleri kitabında A. Paulus’un adadığı adakları yerine getirme konusunda kaygılı olduğunu görmekteyiz.(Bkz. Hİ 18, 18,21, 23-24)

2103 Kilise İncil Öğütlerini yaşama geçirme konusunda adakları örnek olarak görmektedir:(Bkz. CIC, can. 654)

Anamız Kilise bağrında, Kurtarıcının kendini silişini daha açık bir biçimde ortaya çıkarmak ve Onu daha yakından izlemek için Tanrı’nın evlatlarının özgürlüğüyle yoksulluğu kabul eden ve kendi iradelerini reddeden kısacası mükemmel olmak için ve itaatkâr Mesih’e tam olarak benzemek için Tanrı uğruna bir insana tabi olan çok sayıda erkek ve kadının bulunmasından mutluluk duyar.(LG 42)

Bazı durumlarda Kilise bazı nedenlerden dolayı insanları vaatlerinden ve içtikleri andlarından bağışık tutabilir.(Bkz. CIC, can. 692, 1196-1197)


Dinin toplumsal görevi ve dinsel özgürlük hakkı

2104 "Bütün insanlar gerçeği aramakla yükümlüdürler, özellikle de Tanrı’yı ve Kilise’yi ilgilendiren konularda; gerçeği bulunca da onu kucaklamak ve ona sadık kalmakla yükümlüdürler."(DH 1) Bu yükümlülük "insanların doğasından"(DH 2) gelir. Bu, ne genelde bütün insanları aydınlatan(NA 2) bir gerçek ışınını beraberinde getiren çeşitli dinlere duyulması gereken "dürüst saygı"ya, ne de inanç bilgisizliği(DH 14) ve hata içinde bulunanlara karşı Hıristiyanların sabırla, ihtiyatla ve sevgiyle yaklaşmasını isteyen sevme zorunluluğuna ters düşer.

2105 Tanrı’ya gerçek bir kült sunma görevi insanı gerek bireysel gerek toplumsal olarak ilgilendirir. "Bu, insanların ve cemaatlerin gerçek dine ve Mesih’in biricik Kilisesine olan ahlâki görevi konusunda geleneksel Katolik doktrinidir."(DH 1) Kilise durmadan İncil’i bildirerek "insanların içinde yaşadıkları cemaat yapılarının, yasalarının, örf ve adetlerinin ve mantalitelerinin Hıristiyan ruhunu almasına çalışır"(AA 13). Hıristiyanların toplumsal görevi her insanda gerçek ve iyilik sevgisini uyandırmak ve ona saygı göstermektir. Onlardan Havarisel ve Katolik Kilise mevcut olan tek gerçek din kültünü tanıtmalarını ister.(Bkz. DH 1) Hıristiyanlar dünyanın ışığı olmaya çağrılmışlardır.(Bkz. AA 13) Kilise böylece Mesih’in krallığını bütün yaratıklar ve özellikle de insan toplulukları üzerinde ortaya koymaktadır.(Bkz. XIII. Leo, "Immortale Dei" genelgesi, XI.Pius "Quas primas" genelgesi)

2106 "Dini açıdan hiç kimse vicdanına karşı davranmaya zorlanamaz, ne de, üstü kapalı ya da açık olarak, tek ya da başkaları ile birlikte haklı sınırlar içinde vicdanını izlemesine engel olunamaz."(DH 2) Bu hakkın temeli insan onurunun geçici düzeni aşan Tanrısal gerçeğe özgürce katılmasını sağlayan insan kişiliğinin doğasına dayanır. Bunun içindir ki bu hak "gerçeği arama ve ona katılma zorunluluğunu yerine getirmeyenlerde bile sürmektedir"(DH 2).

2107 "Bir halkın içinde bulunduğu özel durum nedeniyle kentin adil düzeni içinde bir dinsel topluluğa özel sivil bir hak tanınıyorsa, aynı zamanda bütün yurttaşlara ve bütün dinsel cemaatlere de dini konularda özgürlük hakkı tanınması ve buna saygı gösterilmesi gerekir."(DH 6)

2108 Dinsel özgürlük hakkı ne ahlâki hataya yapışma hakkı(Bkz. XIII. Leo, "Libertas praestantissimum" genelgesi) ne de hata yapma hakkına inanmaktır,(Bkz. XIII. Pius, 6 Aralık 1953 söylevi) ama kişinin doğal vatandaşlık hakkıdır, kısacası, dini konularda adil sınırlar içinde politik iktidarın dış baskılarına karşı dokunulmazlığı vardır. Bu doğal hakkın bir vatandaşlık hakkı olarak toplumun hukuk düzeninde de kabul görmesi gerekir.(Bkz. DH 2)

2109 Dinsel özgürlük hakkı ne kendiliğinden sınırsızlaştırılabilir(Bkz. VI. Pius, "Quod aliquantum" brövesi) ne de sadece pozitivist ve natüralist görüşlü bir "kamu düzeni"yle sınırlandırılabilir.(Bkz. IX. Pius, "Quanta cura" genelgesi) Bu hakkın özünde olan adil sınırların her toplumsal durum için sivil otorite tarafından kamu yararının gereklerine göre ve "objektif ahlâk düzenine uygun hukuk kurallarına" göre politik bir özenle belirlenmesi gerekir.(DH 7)


III. "Karşımda başka ilahların olmayacak"

2110 Birinci buyruk halkına kendisini açınlayan tek Tanrı’ dan başka ilahlara saygı gösterilmesini yasaklar. Dinsizliği ve boşinancı yasaklar. Boşinanç bir bakıma aşırı bir din sapkınlığını gösterir; dinsizlik ise din erdeminin eksikliğinden ortaya çıkan dine aykırı bir kötülüktür.


Boş İnanç

2111 Boşinanç dinin zorunlu kıldığı dini duygu ve uygulamalardaki sapmadır. Boşinanç gerçek Tanrı’ya sunduğumuz kültü de etkileyebilir. Örneğin bazı meşru ya da gerekli uygulamalara büyülü önem atfedildiğinde. Etkinliğini yalnız duanın ya da sırların işaretlerinin zorunlu kıldığı iç durumların dışında özdekliğine bağlamak boşinanca düşmek demektir.(Bkz. Mt 23, 16-22)


Puta tapma

2112 Birinci buyruk çoktanrılığı yasaklar. İnsanlardan Tanrı’dan başka tanrılara inanılmamasını, Tek olandan başka ilahlara saygı gösterilmemesini ister. Kutsal Kitap’ta sık sık "putları, altın ya da gümüşü, insan eliyle yapılmış eserleri" reddetmekten söz edilir, "bu putlar ağızları olduğu halde konuşamazlar, gözleri olduğu halde göremezler" ... Bu boş putlar boş insanlar yaratırlar: "Onları yapanlar ve tüm onlara güvenenler onlara benzeyecektir"(Bkz. İş 44, 9-20, Yer 10, 1-16Tes 14, 1-30Bil 13, 1-15,19) (Mzm 115, 4-5.8). Tanrı ise, tersine, yaşatan ve tarihe müdahale eden "canlı bir Tanrı’dır" (Yeşu 3, 10; Mzm 42, 3, vb.).

2113 Puta tapmak yalnız putperestliğin yanlış kültleriyle ilgili bir şey değildir. İmanın sürekli ayartması olarak kalmaya devam eder. Puta tapmak Tanrı olmayanı tanrılaştırmaktan ibarettir. Kişi Tanrı yerine başka bir yaratığa saygı gösterip tapıyorsa, bu ister ilah ister şeytan (örneğin satanizm), iktidar, zevk, ırk, atalar, devlet, para vb. olsun bunda puta taparlık vardır. İsa, "Hem Tanrı’ya hem de Mammon’a (paraya) tapamazsınız" (Mt 6, 24) diyor. Birçok insan "Canavara"(Bkz. Ap 13-14) tapmadığı hatta yalandan da olsa kültünü icra etmediği için dinşehidi oldu. Puta taparlık Tanrı’nın tek Rab olduğunu kabul etmez; şu halde puta taparlık Tanrı’nın birliği ile bağdaşamaz.(Bkz. Gal 5, 20, Ef 5, 5)

2114 İnsan yaşamı tek Tanrı’ya taparak birliğe gider. Tek Rab’be tapmayı buyuran buyruk insanı sadeleştirir ve onu sonsuz bir parçalanmadan kurtarır. Puta taparlık insanın içindeki dinsel duygunun bir sapmasıdır. Puta taparlık kişinin içindeki "tahribi imkânsız Tanrı kavramını Tanrı’dan başka herhangi bir şeye aktarmasıdır"(Origenes, cels. 2, 40).


Kâhinlik ve büyücülük

2115 Tanrı geleceği peygamberlerine ya da başka azizlere açınlayabilir. Bununla birlikte Hıristiyanın doğru tutumu gelecekle ilgili her şeyi güvenle İlahi Takdirin ellerine bırakmak ve bu konudaki sağlıksız her türlü meraktan vazgeçmek olmalıdır. Bu konuda basiretsizlik göstermek bir sorumsuzluktur.

2116 Her türlü kâhinlik biçimleri reddedilmelidir: Şeytana ya da cinlere başvurmak, ölüleri çağırmak ya da yanlış olarak gelecek üzerindeki "örtüyü kaldırdığı" farz edilen uygulamalara girmek.(Bkz. Tes 18, 10, Yer 29, 8) Yıldız falı, astroloji, el falı, kehanet ve talih yorumları, ileriyi görme fenomenleri, medyumlara başvurma zamana, tarihe ve son olarak da insanlara egemen olmayı, aynı zamanda da gizli güçlerle uzlaşma arzusunu içermektedir. Bunlar yalnız Tanrı’ya göstermemiz gereken sevgili korkuyla karışık saygıya ters düşer.

2117 Bütün o kült güçleri hizmetinde kullandığını ve hemcinsine karşı olağanüstü bir güç edindiğini öne süren bütün büyücülük ya da afsunculuk uygulamaları -sağlık bile sağlasa- din erdemine ciddi şekilde ters düşer. Bu uygulamalar başkalarına zarar verme niyetiyle yapılıyorsa ya da cinlerin arabuluculuğuna başvuruyorsa daha da kınanacak niteliktedir. Muska taşımanın da kınanması gerekir. Spritizma çoğu zaman büyücülükle ve kâhinlikle ilgili uygulamaları kullanır. Kilise bu nedenle inanlıları bunlardan kendilerini sakınmaları için uyarır. Normal olarak doktora başvurmak ne kötü güçleri yardıma çağırmayı ne de başkalarının inancını alaya almayı meşru kılar.


Dinsizlik

2118 Tanrı’nın birinci buyruğu dinsizliğin temel günahlarını reddeder. Bu günahların başında Tanrı’yı sözle ya da eylemle denemeye kalkmak, kutsal şeylere hakaret ve din sömürücülüğü gelir.

2119 Tanrı’yı denemeye kalkmak Tanrı’nın iyiliğini ve Herşeye Kadirliğini sözle ya da eylemle denemek demektir. Şeytan işte bu şekilde İsa’nın Tapınaktan aşağı atlamasını isteyerek Tanrı’yı harekete geçmeye zorladı.(Bkz. Lk 4, 9) İsa Şeytana şu sözlerle karşı çıktı: "Rab’bin olan Tanrı’yı denemeyeceksin" (Tes 6, 16). Tanrı’yı böyle bir denemeye tabi tutmanın içerdiği meydan okuma Yaratıcımız ve Rabbimize olan güveni ve saygıyı yaralar. Böylesi bir deneme daima Tanrı’nın gücüne, sevgisine ve inayetine olan inanca kuşku katar.(Bkz. 1 Kor 10, 9, Çık 17, 2-7, Mzm 95, 9)

2120 Kutsal şeylere hakaret Kilise sırlarına ve öteki litürjik eylemlere, aynı şekilde Tanrı’ya adanmış insanlara, nesnelere ve yerlere saygısızlık etmek ve onlara yakışıksız davranmaktan ibarettir. Kutsal şeylere hakaret özellikle Efkaristiya’ya karşı işlenmişse büyük bir günah sayılır, çünkü bu Kilise sırrında Mesih Bedeniyle maddi bir şekilde bizim için mevcut kılınmıştır.(Bkz. CIC, can. 1367, 1376)

2121 Din sömürücülüğü (Bkz. Hİ 8, 9-24) tinsel gerçeklerin satılması ya da satın alınması olarak tanımlanır. Büyücü Simon havarilerin gerçekleştirdikleri tinsel gücü satın almak istiyordu, Petrus ona şu cevabı verdi: "Paran seninle birlikte yerin dibine batsın! Çünkü Tanrı’nın armağanını parayla satın alabileceğini sandın" (Hİ 8, 20). Bu şekilde İsa’nın şu sözüne uymuş oluyordu: "Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin"(Bkz. İş 55, 1) (Mt 10, 8). Tinsel iyiliklere sahip olmak ve onların sahibi ve efendisi gibi davranmak mümkün değildir, çünkü onların kaynağı Tanrı’ dadır. Onları yalnızca Tanrı’dan karşılıksız alabiliriz.

2122 "Yetkili otorite tarafından belirlenmiş bağışlar dışında, papaz Kilise sırlarının verilmesi karşılığında bir şey istemeyecektir, özellikle bazı kimselerin yoksullukları nedeniyle Kilise sırlarının yardımından yoksun kalmamalarına daima dikkat edecektir."(CIC, can. 848) Yetkili otorite Hıristiyan halkın bu "bağışlarının" Kilise’de hizmet edenlerin gereksinimlerinin karşılanması amacıyla yapılmasını belirlemiştir. "İşçi kendi yiyeceğini hak eder"(Bkz. Lk 10, 7, 1 Kor 9, 5-18, 1 Tim 5, 17-18) (Mt 10, 10).


Ateizm

2123 "Çağdaşlarımızın çoğu insanı Tanrı’ya bağlayan yaşamsal ve yakın ilişkinin hiç farkında değil ya da açıkça bunu reddediyor. Öyle ki ateizm zamanımızın en ciddi olgularından biri sayılıyor."(GS 19, 1)

2124 Ateizm kavramı çok değişik fenomenleri belirtebilir. En yaygın biçimi gereksinimlerini ve özlemlerini zaman ve mekânla sınırlı tutan pratik materyalizmdir. Tanrısız hümanizm ise yanlış olarak "insanın kendisini kendi sonu ve kendi tarihinin tek zanaatçısı ve demiurgos’u olarak görür"(GS 20, 1). Çağdaş ateizmin bir başka biçimi insanın kurtuluşunu ekonomik ve sosyal bir kurtuluşa bağlar, "insanın umudunu gelecek bir yaşamın aldatmacası üzerine kurması ve insanı bu nedenle dünyevi kenti kurmaktan alıkoyması nedeniyle din bu kurtuluşa doğası gereği karşı olacaktır"(GS 20, 2).

2125 Tanrı’nın varlığını reddeden ve bunu kabul etmeyen ateizm din erdemine karşı bir günahtır.(Bkz. Rom 1, 18) Bu suçun sorumluluğu niyete ve duruma göre büyük oranda azalabilir. Ateizmin doğuşu ve yayılışında "inanlıların iman eğitimini ihmal ederek, doktrinin aldatıcı ibrazları ile ve kendi dinsel, ahlâki ve toplumsal yaşamlarındaki zayıflıklarıyla bir bakıma Tanrı’nın ve dinin gerçek yüzünü göstermekten çok örtmenin azımsanmayacak payı olduğu gerçektir"(GS 19, 3).

2126 Ateizm çoğu zaman Tanrı’ya olan bütün bağımlılıkların reddine kadar giden insan otonomisinin yanlış bir telakkisi üzerine kurulur.(Bkz. GS 20, 1) Ama, "Tanrı’yı kabul etmek hiçbir şekilde insan onuruna ters düşmez, çünkü bu onur Tanrı’nın kendisinde kendisini yaratanı ve kendisini tamamlayanı bulur"(GS 21, 3). Kilise "ilettiği mesajın insan yüreğiyle bağdaştığını"(GS 21, 7) bilir.

 

Agnostisizm (Bilinemezcilik)

2127 Agnostisizmin birçok biçimi vardır. Bazı durumlarda, agnostisizm Tanrı’yı reddetmeyi reddeder; tersine ilke olarak açınlanamayan ve hiç kimsenin ne olduğunu bilemeyeceği aşkın bir varlığın var olduğunu ileri sürer. Başka durumlarda da agnostik, Tanrı’nın varlığını kanıtlamanın hatta iddia etmenin ya da inkâr etmenin imkânsız olduğunu belirterek Tanrı’nın varlığı üzerine bir karara varamaz.

2128 Agnostisizm bazen Tanrı’yı belirli bir şekilde aramayı içerebilir, ama aynı zamanda bir ilgisizlik, var olmanın asıl sorunu karşısında bir kaçış ve ahlâki vicdanın bir tembelliği de görülebilir. Agnostisizm çoğu zaman uygulamalı ateizmle eşdeğerdir.

IV. "Kendin için oyma put yapmayacaksın ... "

2129 Tanrısal buyruk insan eliyle yapılmış her türlü Tanrı tasvirini yasaklar. Tesniye Kitabı şöyle diyor: "Madem ki, Horeb’de, ateşin içinden Rab sizinle konuştuğu sırada hiçbir şekil görmediniz, o halde fesada saparak herhangi bir şeklin suretinde oyma put yapmayacaksınız ... " (Tes 4, 15-16). İsrail’e kendini gösteren tamamen Aşkın Tanrı’dır. "O her şeydir" ama aynı zamanda, "O bütün eserlerinin üzerindedir" (Sir 43, 27-28). O hatta "yaratılmış bütün güzelliklerin kaynağıdır" (Bil 13, 3).

2130 Bununla birlikte, Eski Ahit’ten beri, Tanrı cisimlenmiş Kelâm aracılığıyla esenliğe simgesel olarak götüren resimlerin yapılmasına izin vermiş ya da buyurmuştur: Tunçtan yılan,(Bkz. Sayı 21, 4-9, Bil 16, 5-14, Yu 3, 14-15) Antlaşma sandukası ve kerübinler.(Bkz. Çık 25, 10-22, 1 Kr  6, 23-28, 7, 23-26)

2131 Yedinci Ökümenik İznik Konsili (787) cisimlenmiş Kelâm’ın gizine dayanarak ikona düşmanlarına karşı ikona kültünü savundu: Mesih İsa’nın, Meryem Ana’nın, meleklerin ve bütün azizlerin ikonalarının yapılması kabul edildi. Tanrı’ nın Oğlu insan bedenini alarak yeni bir resim "Ekonomisi"ni (esenlik düzenini) başlatmış oldu.

2132 Hıristiyan ikona kültü putları yasaklayan birinci buyruğa aykırı değildir. Nitekim, "bir ikonaya verilen onur özgün modele yapılmış olur"(A. Basilios, spir. 18, 45) ve "bir ikonaya saygı gösteren herhangi biri o ikonada betimlenen kimseye saygı göstermiş olur"(II. İznik Kon: DS 601, Bkz. Trento Kon: DS 1821- 1825, II. Vatikan Kon: SC 126, LG 67)
. Kutsal ikonalara gösterilen onur yalnız Tanrı’ya gösterilmesi gereken bir tapınma değil, ama "saygıdeğer bir saygı" işaretidir:

Din kültü ikonalara gerçekmişler gibi değil de bizleri cisimlenmiş Tanrı’ya götüren resimler olarak bakar. İkonaya başvurma hareketi ikonanın üzerindeki resimde takılıp kalmaz, o ikonanın temsil ettiği gerçeğe yönelir.(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 81, 3, ad. 3)

 

ÖZET

2133 "Tanrın olan Rab’bi, bütün yüreğinle, bütün ruhunla ve bütün gücünle seveceksin" (Tes 6, 5).

2134 Birinci buyruk insanı Tanrı’ya inanmaya, Ona umut bağlamaya ve Onu her şeyin üzerinde sevmeye davet eder.

2135 "Tanrın olan Rab’be tapacaksın" (Mt 4, 10). Tanrı’ya tapmak, Ona ibadet etmek, Ona yaraşır bir kült sunmak, Ona yapılan vaatleri ve adakları yerine getirmek birinci buyruğa olan itaatten çıkan din erdeminin eylemleridir.

2136 Tanrı’ya gerçek bir kült sunmak insanı bireysel ve toplumsal olarak ilgilendirir.

2137 İnsan, "dininin gereklerini gerek özel, gerek açıkça yerine getirebilmelidir"(DH 15).

2138 Boşinanç gerçek Tanrı’ya sunduğumuz kültün bir sapmasıdır. Çeşitli büyücülük ve kâhinlik biçimlerinde kendini gösterir.

2139 Tanrı’yı sözle ya da eylemle denemeye kalkmak, kutsal şeylere hakaret etmek, din sömürücülüğü yapmak birinci buyruğun yasakladığı dinsizlik günahlarıdır.

2140 Tanrı’nın varlığını reddettiği ve bir kenara attığı için ateizm birinci buyruğa karşı işlenmiş bir günahtır.

2141 Kutsal ikonalar kültü Tanrı’nın Kelâm’ının cisimlenmesi gizine dayanır. Birinci buyruğa ters düşmez.

 

 

2. KONU

İkinci emir

 

Tanrın olan Rab’bin adını boş yere ağza almayacaksın (Çık 20, 7;Tes 5, 11)

Atalara, "Yalan yere ant içme." denildiğini duydunuz ( ... ) Oysa ben size diyorum ki hiç ant içmeyin (Mt 5, 33-34).


I. Rab’bin adı kutsaldır

2142 İkinci emir Rab’bin adına saygı gösterilmesini buyuruyor. Birinci buyruk gibi bu da din erdemine dahildir ve kutsal şeyler konusundaki konuşmamızı düzenler.

2143 Vahyin sözleri arasında özellikle bir tanesi Tanrı’nın adının vahyedildiği sözdür. Tanrı adını kendisine inananlara açıklıyor; onlara kişiliğinin gizini açınlıyor. Adını ifşa etme bir güven ve bir dostluk işaretidir. "Rab’bin adı kutsaldır." Bu nedenle insan onu kötüye kullanamaz. Onu sessiz sevgi içinde bir tapınma ile belleğinde tutmalıdır.(Bkz. Zek 2, 17) Adını ağzına ancak övmek ve yüceltmek için almalıdır.(Bkz. Mzm 29, 2, 96, 2, 113, 1-2)

2144 Adına gösterilecek saygı Tanrı’nın Kendisinin gizine ve onun çağrıştırdığı bütün kutsal şeylere gösterilecek saygıyı ifade eder. Kutsalın anlamı din erdemine aittir.

Korku ve kutsallık duyguları Hıristiyan duyguları mıdır, yoksa değil midir? Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Yüce Tanrı’ nın vizyonunu görmüş olsaydık, bu duyguları yoğun bir derecede hissetmiş olurduk. Mevcudiyetini hissetmiş olsaydık bu duyguları hissederdik. Mevcut olduğuna inandığımız oranda bu duygulara sahip olmamız gerekir. Bu duygulara sahip olmamak Onun mevcut olduğuna inanmamak ve Onun mevcudiyetini hiç hissetmemek demektir.(Newman, par. 5, 2)

2145 İnanlı korkmadan Rab’be olan imanını belirterek Rab’ bin adına tanıklık etmelidir.(Bkz. Mt 10, 32, 1 Tim 6, 12) Vaaz ve din eğitimi Rabbimiz Mesih İsa’nın adına duyulan saygı ve tapınma ile dolu olmalıdır.

2146 İkinci buyruk Tanrı’nın adının kötüye kullanılmasını yasaklar, kısacası Tanrı, Mesih İsa, Meryem Ana ve bütün azizlerin adlarının uygunsuz bir şekilde kullanılmasını yasaklar.

2147 Başkalarına Tanrı adına verilen sözler Tanrısal otoriteyi, gerçekliği, sadakati ve şerefi gerekli kılar. Bu sözler mutlaka yerine getirilmelidir. Bu sözleri yerine getirmemek Tanrı’nın adını kötüye kullanmak, bir bakıma Tanrı’yı yalancı durumuna sokmak demektir.(Bkz. 1 Yu 1, 10)

2148 Küfür ikinci buyruğa doğrudan karşıdır. Küfür içten ya da dıştan Tanrı’ya karşı kin, yakınma sözleriyle Tanrı’ya meydan, lanet okumak, söyleşilerinde Tanrı’ya saygıda kusur etmek, Tanrı’nın adını kötüye kullanmak demektir. Havari Yakup "kendilerine verilen yüce ada (İsa’nın adına) küfredenleri" (Yk 2, 7) uyarıyor. Küfrün yasaklanması Mesih’in Kilisesine, azizlerine ve kutsal şeylere kadar uzanır. Canice uygulamaları örtbas etmek, halkları köle durumuna sokmak, insanlara işkence etmek ve onları ölüme göndermek için Tanrı’nın adını kullanmak dine ve kutsallığa karşı bir küfürdür. Bir suç işlemek için Tanrı’nın adını kötüye kullanmak dinden ihraç edilmeyi gerektirir.
               Küfür Tanrı’ya ve onun kutsal adına gösterilmesi gereken saygıya ters düşer. Tek başına büyük bir günahtır.(Bkz. CIC, can. 1369)

2149 Küfür etme niyeti içermeyen ama Tanrı’nın adının kullanıldığı Ant’lar Rab’be karşı saygıda kusura neden olur. İkinci buyruk Tanrı adının büyücülükte kullanılmasını da yasaklar.

[Tanrı’nın] Majesteliğine ve yüceliğine gereken saygıyla dile getirildiği yerde Tanrı adı büyüktür. Tanrı adı saygıyla ve Onu incitecek korkusuyla söylendiği yerde kutsaldır.(A. Augustinus, serm. Dom. 2, 45, 19)


II. Rab’bin adını boş yere ağza alma

2150 İkinci buyruk yalan yere yemin etmeyi yasaklar. Yemin etmek ya da ant içmek, iddia edilen şey için Tanrı’yı tanık göstermek demektir. Kendi doğruluğunun teminatı olarak Tanrısal doğruluğu yardıma çağırmak demektir. Yemin etme Rab’bin adını yükümlülük altına sokar. "Tanrın olan Rab’den korkacaksın; Ona kulluk edeceksin ve Onun adıyla yemin edeceksin" (Tes 6, 13).

2151 Yalan yere yemini kınamak Tanrı’ya karşı bir görevdir. Tanrı Yaratıcı ve Rab olarak her gerçeğin ölçüsüdür. İnsanın sözleri ya Gerçeğin kendisi olan Tanrı’yla mutabıktır ya da karşıdır. Yemin doğru ve meşru ise insan sözlerinin Tanrı gerçeğinden geldiğini gösterir. Yalan yere yemin ise Tanrı’yı bir yalana tanık olarak gösterir.

2152 Yalan yere and içmek, yerine getirmeyi düşünmediği bir sözü yemin altında vermek demektir, ya da yemin altında söz verdikten sonra, bu sözü yerine getirmemek demektir. Yalan yere ant içmek her sözde Rab’be karşı saygıda kusur etmektir. Yeminle kötü bir şey yapmanın yükümlülüğü altına girmek Tanrı’nın adının kutsallığına ters düşer.

2153 İsa Dağdaki Vaaz’ında ikinci buyruğu şu şekilde ele alıyor: "Atalarınıza, ‘Yalan yere ant içme, ama Rab’be ettiğin antları tut’ denildiğini duydunuz. Oysa ben size diyorum ki, hiç yemin etmeyin ( ... ). Evet’iniz evet, hayır’ınız hayır olsun, Bundan fazlası Şeytandandır"(Bkz. Yk 5, 12) (Mt 5, 33-34. 37). İsa, her yemin Tanrı’yı referans olarak gösterir, oysa Tanrı’nın mevcudiyeti ve gerçeği her sözle onurlandırılmalıdır diye öğretir. Konuşmalarımız sırasında "Tanrı" sözünü kullanırken göstereceğimiz ihtiyat her sözümüzde doğrulanan ya da hiçe sayılan Onun mevcudiyetine gösterilen saygıyı gösterir.

2154 İsa’nın bu sözünü Havari Paulus’un(Bkz. 2 Kor 1, 23, Gal 1, 20) ardından Kilise geleneği ciddi ve haklı bir dava uğruna yapılacak bir yemini (örneğin mahkeme önünde) yasaklamayacak şekilde anlıyor.  "Yemin, yani doğrunun söylendiğine dair Tanrı’nın adının tanık gösterilmesi ancak mahkeme önünde iyice düşünülerek ve doğru adına yapılabilir."(CIC, can. 1199, 1)

2155 Tanrı adının kutsallığı boş şeyler için ona başvurmamayı gerektirir. Otoritenin haksız yere istediği, Onun onayı gibi görülecek kuşkulu durumlarda Tanrı adına yemin edilmemelidir. Yemin meşru olmayan sivil otoriteler tarafından zorunlu hale getirilmişse reddedilebilir. İnsan onuruna ve Kilise birliğine ters düşen amaçlar için yemin edilmesi isteniyorsa bu reddedilmelidir.


III. Hıristiyan adı

2156 Vaftiz sırrı "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına" verilir (Mt 28, 19). Vaftizde Rab adı insanı kutsallaştırır, Hıristiyan da adını Kilise’de alır. Hıristiyanın aldığı bu ad bir azizin adı, yani Rab’be sadık kalarak örnek bir yaşantı sürmüş birinin adı olabilir. Adı alınan azizin koruyuculuğu o kişiye bir sevgi modeli sunar ve onun aracılığını güvence altına alır. "Vaftiz adı" bir Hıristiyan gizini ya da bir Hıristiyan erdemini de ifade edebilir. Anne babalar, Vaftiz anne babaları ve papaz takılacak adın Hıristiyan anlayışına yabancı bir ad olmamasına özen göstereceklerdir."(CIC, can. 885)

2157 Hıristiyan gününe, dualarına ve eylemlerine Haç işareti yaparak başlar, "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adına amin". Vaftiz olmuş kişi günü Tanrı’nın yüceliğine adar ve Baba’nın evladı olarak Ruh’ta davranmasına izin veren Kurtarıcının inayetine çağrıda bulunur. Haç işareti bizleri ayartmalara ve zorluklara karşı güçlendirir.

2158 Tanrı herkesi adıyla çağırır.(Bkz. İş 43, 1, Yu 10, 3) Herkesin adı kutsaldır. Ad kişinin ikonasıdır. Onu taşıyan kişinin onuru nedeniyle saygıya değerdir.

2159 Alınan ad ebedi bir addır. Tanrı’nın egemenliğinde herkesin Tanrı’nın adıyla mühürlenmiş tek ve gizemli niteliği büyük bir ışıkla parlayacaktır. "Galip gelene ( ... ) beyaz bir taş ve bu taşın üzerinde yazılı olan yeni bir ad, alandan başka kimsenin bilmediği bir ad vereceğim" (Ap 2, 17). "Sonra Kuzu’nun Sion dağı üzerinde durduğunu gördüm. Onunla birlikte, alınları üzerinde kendisinin ve Babasının adının yazılı olduğu yüz kırk dört bin kişi vardı" (Ap 14, 1).

 

ÖZET

2160 "Ey Rab olan Tanrımız, tüm evrende adın ne yücedir" (Mzm 8, 2).

2161 İkinci buyruk Rab’bin adına saygı gösterilmesini buyurur. Rab’bin adı kutsaldır.

2162 İkinci buyruk Tanrı adının gereksiz yere kullanımını yasaklar. Küfür Tanrı’nın adının, Mesih İsa, Meryem Ana ve aziz adlarının aşağılayıcı bir şekilde kullanılmasıdır.

2163 Yalan yere yemin Tanrı’yı bir yalan için tanık göstermek demektir. Yalan yere yemin etmek sözünde daima sadık kalan Rab’be karşı işlenmiş ciddi bir suçtur.

2164 "Gerçek ve gereklilik ve saygı dışında ne Yaradan üzerine ne de yaratıklar üzerine yemin edin."(A. Loyolalı İgnatius, ex. Spir. 38)

2165 Hıristiyan adını Kilise’de alır. Anne babalar, vaftiz anne babaları ve papaz bir Hıristiyan adı verilmesine özen göstermelidir. Bir azizin koruyuculuğu bir sevgi örneği sunar ve hayır duasını garanti eder.

2166 Hıristiyan, dualarına ve eylemlerine haç işareti ile başlar: "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla. Amin."

2167 Tanrı herkesi kendi adıyla çağırır.(Bkz. İş 43, 1)

 

 

3. KONU

Üçüncü emir

Sept gününü kutsamak için onu hatırında tut. Altı gün çalışacak, bütün işini göreceksin, ama yedinci gün Tanrın olan Rab’be ait Sept günüdür. O gün hiç iş yapmayacaksın(Bkz. Tes 5, 12-15) (Çık 20, 8-10).

İnsan Sept günü için değil, Sept günü insan için yaratıldı. Bu nedenle İnsanoğlu Sept gününün de Rabbi’dir (Mk 2, 27-28).


I. Sept günü

2168 On Emrin üçüncü buyruğu Sept gününün kutsallığını anımsatır: "Yedinci gün bir Sept günüdür; Rab’be adanmış tam bir dinlenme günüdür" (Çık 31, 15).

2169 Kutsal Kitap bu bağlamda yaratılışı anmaktadır: "Çünkü Rab gökleri, yeri ve denizi ve içlerindeki her şeyi altı günde yarattı, yedinci gün de istirahat etti. İşte bunun içindir ki, Rab Sept gününü kutsadı ve kutsal kıldı" (Çık 20, 11).

2170 Kutsal Kitap Rab’bin günüyle İsrail’in Mısır esaretinden kurtuluşunu anımsamasını istiyor: "Mısır diyarında köle olduğunu ve Tanrın olan Rab’bin seni oradan kudretli eliyle ve uzanmış koluyla çıkardığını hatırlayacaksın. İşte bunun içindir ki, Tanrın olan Rab Sept gününü tutmayı sana emretti" (Tes 5, 15).

2171 Tanrı İsrail’e Sept gününü bozulmaz antlaşmanın bir işareti olarak verdi.(Bkz. Çık 31, 16) Sept günü Rab’be hizmet için vardır; Tanrı’yı, yarattıklarını ve İsrail’in lehine yaptığı kurtarıcı işleri övmek için vardır.

2172 Tanrı’nın eylemi insanın eylemine model oluşturur. Tanrı yedinci gün dinlenmişse, "soluk almışsa" (Çık 31, 17), insan da işini bırakıp başkalarına özellikle de yoksullara nefes aldırmalıdır (Çık 23, 12). Sept günü günlük işleri bir kenara bıraktırır ve soluk aldırır. Sept günü para kültüne ve çalışma köleliğine karşı bir protestodur.(Bkz. Ne 13, 15-22,2 Tar 36, 21)

2173 İncil’de İsa’nın Sept günü yasasını ihlâl ettiği birçok olay anlatılır. Ne var ki İsa hiçbir zaman bu günün kutsallığına halel getirmemiştir.(Bkz. Mk 1, 21, Yu 9, 16) Bu yasanın gerçek ve resmi yorumunu yapmıştır: "İnsan Sept günü için değil, Sept günü insan için yaratıldı" (Mk 2, 27). İsa acıyarak Sept günü kötülük yapmaktansa iyilik yapılması, öldürmektense hayat kurtarılması (Mk 3, 4) gerektiğini söylüyor. Sept günü merhametli Rabbini ve Tanrı’yı onurlandırma günüdür.(Bkz. Mt 12, 5, Yu 7, 23) "İnsanoğlu Sept gününün efendisidir" (Mk 2, 28).


II. Rab’bin günü

İşte Rab’bin oluşturduğu gün: Neşe ve sevinç dolu olsun bu gün! (Mzm 118, 24).


Diriliş günü: Yeni yaratılış

2174 İsa "haftanın birinci günü" (Mt 28, 1; Mk 16, 2;Lk 24, 1;Yu 20, 1) ölüler arasından dirildi. Mesih’in diriliş günü "birinci gün" olarak ilk yaratılışı anımsatır. Sept’i izleyen(Bkz. Mk 16, 1, Mt 28, 1) "sekizinci gün" olarak da Mesih’in Dirilişi ile yolunu açtığı yeni yaratılışı sembolize eder. "Pazar" Hıristiyanlar için bütün günlerin ilki, bütün bayramların ilki, Rab’bin günü sayılmıştır (Hè kuriakè, dies dominica):

Güneşin gününde bir araya toplanırız; çünkü bu Tanrı’nın, karanlıkları ve kaosu kovarak, dünyayı kurduğu ilk gündür ve aynı günde Kurtarıcımız Mesih İsa ölüler arasından dirilmiştir.(A. Justinus, apol. 1, 67)


Pazar - Sept’in gerçekleştirilmesi

2175 Pazar günü her hafta kronolojik olarak Sept gününden sonra gelmesiyle ve Sept yasasının yerine getirilmesiyle kendini belirtir. Pazar günü, Mesih’in Paskalyasında, Yahudi Sept gününün tinsel gerçeğini gerçekleştirir ve insanın Tanrı’daki ebedi dinlencesini bildirir. Çünkü yasanın kültü Mesih’in gizini hazırlıyordu ve ritleri Mesih’in yaşamından bazı çizgileri önceden gösteriyordu:(Bkz. 1 Kor 10, 11)

Eski düzene göre yaşayanlardan Sept gününü değil de Rab’bin Gününü tutanlar yeni umuda gelmişlerdir. Onun sayesinde ve ölümü sayesinde yaşamımız kutsanmıştır.(A. Antakyalı Ignatius, maghn. 9, 1)

2176 Pazar ayini "insanlara karşı evrensel iyiliğinin işareti altında insanın yüreğine doğal olarak yazılmış Tanrı’ya düzenli, açıkça, gözle görülür ve dışsal bir kült vermek olan ahlâki buyruğu"(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 122, 4) yerine getirir. Pazar kültü her hafta halkın Kurtarıcısı ve Yaratıcısını kutlayarak aynı ritmi ve ruhu yükselterek Eski Antlaşma’daki ahlâki buyruğu gerçekleştirir.


Pazar günkü Efkaristiya ayini

2177 Pazar günkü ayin ile Efkaristiya kurbanı Kilise yaşamının merkezini oluşturur. "Havarilerden gelen geleneğe göre Paskalya gizinin kutlandığı pazar gününe tüm Kilise’de dinin buyurduğu temel bayram günü olarak saygı gösterilmelidir."(CIC, can. 1246, 1)

"Aynı şekilde, Rabbimiz Mesih İsa’nın doğum gününe, 6 Ocak yortusuna, İsa’nın göğe çıktığı ve Mesih’in Çok Kutsal Bedeni ve Kanı’nın kutlandığı günlere, Tanrı’nın Annesi Meryem Ana’nın gününe, Meryem Ana’nın Lekesiz Doğum ve Göğe Kaldırılış gününe, Aziz Yusuf’un, havari Paulus ve Petrus’un ve bütün azizlerin günlerine saygı gösterilmelidir."(CIC, can. 1246, 1)

2178 Hıristiyanların bu günleri toplanarak kutlamaları havarilerin zamanına kadar uzanır.(Bkz. Hİ 2, 42-46,1 Kor 11, 17) İbranilere Mektup’ta şöyle bir anımsatma var: "Bazılarının yapmayı alışkanlık haline getirdikleri gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; birbirimizi daha çok yüreklendirelim" (İbr 10, 25).

Gelenek çağdaşlığını daima koruyan bir çağrıyı anımsatıyor: "Kiliseye erkenden gelip Rab’be yaklaşarak günahlarını itiraf etmek ve dua ederek tövbe etmek ( ... ). Kutsal ve Tanrısal ayine katılmak, ibadetin sonuna kadar, gönderilene kadar kalmak ( ... ). Çoğu zaman bunu şu sözlerle dile getiriyoruz: Bu gün size dua etmeniz ve dinlenmeniz için verildi. Bu gün Rab’bin oluşturduğu gündür. Onunla sevinelim ve neşelenelim."(Anonim yazar, serm. Dom)

2179 "Kilise cemaati belirli sayıda inanlıdan oluşan, yerel bir Kilisede sürekli bir biçimde kurulmuş bir cemaattir. Bu cemaat o bölgenin episkoposunun otoritesi altında bulunan kendi çobanıymış gibi bir papaza emanet edilmiştir."(CIC, can. 515, 1) Kilise bütün inanlıların pazar Efkaristiya kurbanını kutlamak için toplandıkları yerdir. Kilise Hıristiyan halkı litürjik yaşama sokar ve bu kutlamada bir araya getirir; Mesih’in kurtarıcı doktrinini öğretir; Rab’bin sevgisini hayır işlerinde gösterir:

Çok sayıda insanın bulunduğu ve Tanrı’ya tek bir yürek olarak haykırıldığı Kilisede olduğu gibi dua edemezsin evinde. Burada fazladan bir şeyler var, akıl birliği, ruhların uyumu, sevgi bağı, papazların duası.(A. Yuhanna Krisostomos, incomprehens. 3, 6)


Pazar günü zorunluluğu

2180 Kilise buyruğu Rab’bin Yasasını belirler ve kesinleştirir: "Pazar günü ve öteki bayram günlerinde inanlılar Ayine katılmak zorundadırlar."(CIC, can. 1247) "Katolik ritine göre yapılan ayinin yapıldığı günde ya da bir önceki günün akşamında katılan kişi o ayine katılmış sayılır."(CIC, can. 1248, 1)

2181 Pazar Efkaristiya kurbanı bütün Hıristiyan uygulamasının temeli ve doğal sonucudur. İşte bu nedenledir ki, inanlılar bayram günlerinde herhangi ciddi bir nedenleri yoksa (örneğin hastalık, bebek bakımı) ya da kendi papazları tarafından izinli değillerse Efkaristiya kurbanına katılmak zorundadırlar.(Bkz. CIC, can. 1245) Bile bile bu zorunluluğu yerine getirmeyenler (ayine katılmayanlar) büyük günah işlemiş olurlar.

2182 Pazar günkü Efkaristiya kurbanına katılmak Mesih’e ve Kilisesine ait olmanın ve Ona sadık kaldığının bir kanıtıdır. İnanlılar bununla imanlarını ve sevgilerini doğrulamış olurlar. Hep birlikte Esenlik umutlarını ve Tanrı’nın kutsallığını göstermiş olurlar. Kutsal Ruh’un kılavuzluğunda karşılıklı olarak birbirlerini yüreklendirirler.

2183 "Papazların olmaması ya da başka bir ciddi nedenden dolayı Efkaristiya kurbanına katılmak mümkün değilse, inanlıların eğer yapılıyorsa bir çevre kilisesinde ya da bir başka kutsal yerde episkoposluk episkoposunun belirlediği koşullarda kutlanan ayine katılmaları ya da uygun bir zamanda tek başına ya da ailece, ya da, duruma göre, ailelerin oluşturduğu gruplarda ibadet etmeleri şiddetle tavsiye edilir."(CIC, can. 1248, 2)


Lütuf günü ve işi durdurma

2184 Tanrı’nın "yaptığı onca işten sonra dinlendiği gibi" (Yar 2, 2) insan yaşamı da çalışma ve dinlenmeyle ritimlendirilmiştir. Rab’bin Gününün tesis edilmiş olması herkes dinlenecek ve ailevi, kültürel, sosyal ve dinsel yaşamlarını geliştirebilecek yeterli boş zamanı sağlar.(Bkz. GS 67, 3)

2185 Pazar ve diğer dini bayram günlerinde inanlılar Tanrı’ ya sunacakları kültü, Rab’bin Gününe özgü sevinci, ruha ve bedene uygun gevşemeyi ve hayır işlerini engelleyecek çalışma ve faaliyetlerden uzak duracaklardır.(Bkz. CIC, can. 1247) Ailevi gereksinimler ya da önemli bir kamu çıkarı pazar günü dinlenmesinin meşru mazereti sayılabilir. İnanlılar meşru mazeretlerin dine, aile yaşamına ve sağlığa zararlı alışkanlıklar haline gelmemesine dikkat edeceklerdir.

Gerçek sevgisi kutsal boş zamanı arar; sevgi mecburiyeti haklı işi kabul eder.(A. Augustinus, civ. 19, 19)

2186 Boş zamanları olan Hıristiyanlar aynı ihtiyaçlara ve aynı haklara sahip olan ama yoksullukları ve sefaletleri yüzünden dinlenemeyen kardeşlerini hatırlasınlar. Pazar günü geleneksel olarak Hıristiyan dindarlığı tarafından hayır işlerine, hastalara, sakatlara ve yaşlılara hizmete ayrılmıştır. Hıristiyanlar pazar günleri ailelerine ve yakınlarına haftanın diğer günleri pek mümkün olmayan zamanı ayırarak ve özeni göstererek pazar günlerini daha da kutsallaştırmış olacaklardır. Pazar günü içsel yaşamı ve Hıristiyan yaşamını geliştirmeye yarayacak düşünme, sessiz kalma, kültür ve meditasyon günüdür.

2187 Pazar günlerini ve diğer dini bayram günlerini kutlamak toplu bir çaba gerektirir. Her Hıristiyan başkalarına Rab’bin gününü kutlamasını engelleyecek bir şeyi gereksiz yere empoze etmekten kaçınmalıdır. Pazar günü çalışması isteyen turnuva, şenlik (spor, restoran, vb.) ya da sosyal bir etkinlik (kamu hizmeti, vb.) durumlarında herkes kendisine yeterince boş zaman bulma sorumluluğu içindedir. Hıristiyanlar topluca eğlenenler arasında çıkması muhtemel aşırılıktan ve şiddetten sevgiyle ve itidalle kaçınacaklardır. Ekonomik sıkıntılara rağmen kamu otoriteleri vatandaşlarına dinlenme ve Tanrı’ya tapınma zamanı ayırma konusunda güvence vereceklerdir. İşverenlerin de işçilere karşı buna benzer sorumlulukları vardır.

2188 Herkesin dini özgürlüğüne ve kamu yararına saygı gereği Hıristiyanlar pazar günlerini ve dini bayramları tatil günleri olarak kabul ettirmelidirler. Herkese açıkça ibadet, saygı ve sevinç örneği vermeli ve toplumun tinsel yaşantısına değerli bir katkıda bulunan geleneklerini savunmalıdır. Ülkenin yasaları ya da başka nedenler pazar günü çalışmayı zorunlu kılıyorsa, bu gün hiç olmazsa bizim "adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuna" (İbr 12, 22-23), bu bayram şenliğine katılmamızı sağlayacak kurtuluş günü gibi geçirilmelidir.

 

ÖZET

2189 "Sept gününü kutlamak için tut" (Tes 5, 12). "Yedinci gün Rab’be adanmış tam dinlenme günü olacaktır" (Çık 31, 15).

2190 Birinci yaratılışın tamamlanmasını gösteren Sept gününün yerini Mesih’in Dirilişiyle başlattığı yeni yaratılışı anımsatan pazar günü almıştır.

2191 Kilise Mesih’in Dirilişini sekizinci gün, haklı olarak Rab’ bin günü denilen pazar günü kutluyor.(Bkz. SC 106)

2192 "Pazar günü bütün Kilise’de başlıca dini bayram günü olarak kutlanmalıdır."(CIC, can, 1246 1) "Pazar günü ve diğer dini bayram günleri Hıristiyanlar ayine katılmak zorundadırlar."(CIC, can. 1247)

2193 "Pazar günleri ve diğer dini bayram günlerinde Hıristiyanlar Tanrı’ya tapınmalarını, Rab’bin gününün vereceği sevinci yaşamalarını ya da ruhun ve bedeni uygun bir şekilde gevşemesini engelleyen çalışmaları ve uğraşları bir yana bırakacaklardır."(CIC, can. 1247)

2194 Pazar gününün tesis edilmiş olması "herkese dinlenecek ve ailevi, kültürel, sosyal ve dinsel yaşamlarını geliştirebilecek yeterli boş zamanı sağlar"(GS 67, 3).

2195 Her Hıristiyan başkalarına Rab’bin gününü kutlamasını engelleyecek bir şeyi gereksiz yere empoze etmekten kaçınmalıdır.

 


İKİNCİ BÖLÜM

"Benzerini kendin gibi seveceksin"

 

İsa havarilerine şöyle diyor: "Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin" (Yu 13, 34).

2196 En önemli buyruk hangisidir sorusuna İsa’nın vermiş olduğu cevap şudur: "En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız olan Rab tek Rab’dir. Tanrın olan Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin!’ İkincisi de şudur: ‘Benzerini kendin gibi seveceksin.’ Bunlardan daha büyük buyruk yoktur." (Mk 12, 29-31).
               Havari Paulus bunu şu şekilde anımsatıyor: "Başkalarını seven Kutsal Yasayı yerine getirmiş olur. Gerçekten de, zina etme, adam öldürme, hırsızlık yapma, başkasının malına göz dikme buyrukları ve bundan başka ne buyruk varsa, şu sözle özetlenir: Benzerini kendin gibi seveceksin. Sevgi benzerine kötülük etmez. Bu nedenle sevgi, Kutsal Yasa’nın yerine getirilmesidir" (Rom 13, 8-10).

 

4. KONU

Dördüncü emir

Tanrın olan Rab’bin sana vereceği toprakta ömrünün uzun olması için anana, babana saygı göster ( Çık 20, 12).

İsa onların sözünü dinlerdi (Lk 2, 51).

Rab İsa’nın kendisi "Tanrı’nın bu buyruğunun" (Mk 7, 8-13) gücünü anımsattı. Havari Paulus şöyle diyor: "Ey çocuklar, Rab’de anne babalarınızın sözünü dinleyin. Çünkü böylesi doğrudur. İyilik bulasın ve yeryüzünde uzun ömürlü olasın diye annene babana saygı göster. Vaat içeren ilk buyruk budur"(Bkz. Tes 5, 16) (Ef 6, 1-3).

2197 Dördüncü buyruk ile On Emrin ikinci levhası başlar. Sevginin düzenini belirler. Tanrı kendisinden sonra hayatımızı borçlu olduğumuz ve bize Tanrı’nın bilgisini aktarmış olan anne babalarımıza saygı göstermemizi istedi. Tanrı bizim iyiliğimiz için kendi otoritesiyle yetkilendirdiği herkese saygı ve hürmet göstermek zorundayız.

2198 Bu buyruk pozitif bir şekilde formüle edilmiştir; yerine getirilmesi gereken görevleri belirtir. Yaşama, evliliğe, mal mülke, insan sözüne gereken özel saygıyla ilgili sonraki buyrukları bildirir. Bu buyruk Kilise’nin toplumsal doktrinin temellerinden birini oluşturur.

2199 Dördüncü buyruk özellikle evlatların anne babalarıyla olan ilişkileriyle ilgilidir, çünkü bu ilişki en evrensel olanıdır. Aynı zamanda aile üyelerinin akrabalık ilişkilerini de ele alır. Büyükbabalara, atalara hürmet, sevgi ve minnet gösterilmesini ister. Bu buyruk öğrencilerin öğretmenlerine, işçilerin işverenlerine, astların üstlerine, vatandaşların birbirlerine ve kendilerini idare eden ve yönetenlere saygı göstermesine kadar uzanır.

Bu buyruk örtülü olarak anne babaların, velilerin, öğretmenlerin, ustaların, yöneticilerin, yüksek görevlilerin, bir diğeri ya da bir insan topluluğu üzerinde otorite sahibi herkesin görevlerini içerir.

2200 Dördüncü buyruğa uyulması, ödülünü de beraberinde getirir: "Tanrın olan Rab’bin sana vereceği toprakta ömrünün uzun olması için anana, babana saygı göster" (Çık 20, 12; Tes 5, 16). Bu buyruğa saygı tinsel meyvelerin yanında huzur ve bolluk gibi dünyevi meyveler de sağlar. Tersine, bu buyruğa uyulmaması gerek cemaatlere gerekse insanlara büyük zararlar getirir.


I. Tanrı tasarısında aile

Ailenin doğası

2201 Evlilik kurumu eşlerin rızası üzerine kurulmuştur. Evlilik ve aile eşlerin mutluluğu ve dünyaya çocuk getirme ve onları eğitme üzerine düzenlenmiştir. Eşlerin birbirlerine duydukları aşk ve çocukların dünyaya gelmesi aynı aile üyeleri arasında kişisel ilişkilerin ve önemli sorumlulukların kurulmasını sağlar.

2202 Evlilikle birbirlerine bağlanan bir kadın ve bir erkek çocukları ile birlikte bir aile oluşturur. Bu kurum her türlü resmi otoritenin tanıyacağı başka her çeşit ilişki biçiminden önce gelir; onu benimseme zorunluluğu vardır. Onu, değişik akraba biçimlerinin değerlendirileceği normal bir temel ilişki olarak görmek gerekir.

2203 Tanrı kadın ile erkeği yaratırken aile kurumunu kurmuş oldu ve onu kendi temel koşulları ile donattı. Ailenin üyeleri onur bakımından birbirleriyle eşittir, Üyelerinin ve toplumun ortak yararı için aile sorumluluk, haklar ve görevler gerektirir.

 

Hıristiyan ailesi

2204 "Hıristiyan ailesi Kilise birliğinin spesifik bir uygulaması ve açınlamasıdır; bu nedenle, ( ... ) aileye ev-Kilise(FC 21, Bkz. LG 11) de denir." Aile iman, umut ve sevgi birliğidir; Yeni Antlaşma’da görüldüğü gibi ailenin Kilise’de özel bir yeri vardır.(Bkz. Ef 5, 21- 6, 4,Kol 3, 18-21, 1 Pet 3, 1-7)

2205 Hıristiyan ailesi Baba ve Oğulun Kutsal Ruh’taki birliğinin sureti ve izi olarak kişilerin bir birliğidir. Dünyaya çocuk getirme ve onları eğitme faaliyetiyle aile Baba’nın yaratıcılığının yansımasıdır. Mesih’in kurbanını ve duasını paylaşmaya çağrılmıştır. Aile içinde yapılan günlük dualar ve Tanrı Sözünün okunması ailede sevgiyi pekiştirir. Hıristiyan ailesi Hıristiyanlığı yayıcı ve misyonerdir.

2206 Aile içi ilişkiler özellikle kişilerin karşılıklı saygılarından ileri gelen çıkar, sevgi ve duygu yakınlığını getirir. Aile "eşler arasında düşünce birliği, aynı zamanda çocukların eğitiminde dikkatli bir işbirliği"(GS 52, 1) gerçekleştirmesi istenen özel bir topluluktur.


II. Aile ve toplum

2207 Aile toplum yaşamının ilk hücresidir. Aile erkek ve kadının kendilerini sevgide vermeye ve yaşamını vermeye çağrıldıkları doğal toplumdur. Aile içindeki birlikte yaşam, istikrar ve otorite toplum içindeki kardeşliğin, güvencenin ve özgürlüğün temellerini oluşturur. Aile çocukluktan itibaren ahlâki değerlerin öğrenildiği, Tanrı’ya saygı gösterilmeye başlanıldığı ve özgürlüğün doğru bir şekilde kullanıldığı topluluktur. Aile yaşamı toplum yaşamına giriştir.

2208 Aile yaşamı öyle bir şekilde yaşanmalıdır ki, aile bireyleri genç ve yaşlı, hasta ya da özürlü ve yoksul kişilerin kaygısını duyup onların sorumluluğunu duyabilsinler. Bu yardımı zamanında sağlamaya gücü yetmeyen çok sayıda aile vardır. İşte o zaman toplumda onların yardımına koşmak ikincil yol olarak başka insanlara, başka ailelere düşer: "Babamız Tanrı’nın gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin, öksüzlerle dulları sıkıntılı durumlarında ziyaret etmesi ve kendini dünyanın bütün pisliğinden korumasıdır" (Yak 1, 27).

2209 Aile alınan uygun sosyal tedbirlerle korunmalı ve ona yardım edilmelidir. Ailelerin görevlerini yerine getiremeyecek durumda olduğu yerlerde başka toplum kuruluşları onlara yardım etme ve aile kurumunu destekleme görevini üstlenmelidir. Yardımlaşma ilkesine göre daha büyük kurumlar aile haklarına saygı gösterecek ya da onların işine burnunu sokmayacaktır.

2210 Toplumun refahı ve yaşamı için aile madem ki bu kadar önemlidir,(Bkz. GS 47, 1) öyleyse toplumun evliliği ve aileyi özellikle korumak ve onları sağlamlaştırmak gibi bir sorumluluğu vardır. Sivil otorite "evlilik ve ailenin gerçek doğasını korumayı ve kabul etmeyi, kamu ahlâkını savunmayı ve ailelerin refahını desteklemeyi"(GS 52, 2) ciddi bir görev olarak görmelidir.

2211 Politikacıların görevi aileye saygı göstermek, yardımcı olmak ve özellikle ona güvence vermektir:

- Aile kurmak, çocuk sahibi olma ve çocukları kendi ahlâki ve dini inançlarına uygun şekilde yetiştirme özgürlüğü;
- Evlilik kurumunun ve aile bağının sürekliliğini korumak;
- İnancını söyleme, onu iletme ve çocuklarını gerekli yollarla ve kurumlarla o inançta yetiştirme özgürlüğü;
- Özel mülkiyet hakkı, bir işe girişme ve bir iş edinme özgürlüğü, konut edinme hakkı, göçmen hakkı;
- Ülkelerin anayasalarına göre tedavi görme hakkı, yaşlılara bakım hakkı ve çocuk parası hakkı;
- Özellikle uyuşturucu, pornografi, alkolizm vb., tehlikesine karşı güvence ve sağlık sigortası;
- Diğer ailelerle birlikte dernek kurma özgürlüğü, böylece devlet kurumlarının yanında temsil edilme hakkı.
(Bkz. FC 46)

2212 Dördüncü buyruk toplum içindeki diğer ilişkileri de aydınlatır. Erkek ve kız kardeşlerimizde anne babalarımızın çocuklarını; kuzenlerimizde atalarımızın soyundan gelen kişileri; vatandaşlarımızda vatanımızın evlatlarını; vaftiz olmuş olanlarda, anamız Kilise’nin evlatlarını; her kişide de "Babamız" olarak çağrılmak isteyen Kişinin bir oğlunu ya da bir kızını görürüz. Bu şekilde benzerimizle olan ilişkimiz kişisel bir nitelik kazanmış olur. Benzerimiz insan topluluğu içinde bir birey değil; ama bilinen kökeni nedeniyle özel saygı ve ilgiyi hak eden "biri"dir.

2213 İnsan toplulukları kişilerden oluşur. Toplulukların iyi şekilde idare edilmesi hakların garanti altına alınmasıyla ve görevlerin yerine getirilmesiyle ve kontratlara uyulmasıyla sınırlı değildir. İşçi ile işveren, yöneticiler ile vatandaşlar arasındaki dürüst ilişkiler hak ve kardeşliği gözeten, insan onuruna yakışır doğal teveccühü gerektirir.


III. Aile üyelerinin görevleri

Çocukların görevleri

2214 Tanrı’nın baba olması insanın baba olmasının kaynağıdır;(Bkz. Ef 3, 14) bu, anne babanın şerefinin temelini oluşturur. Küçük ya da erişkin evlatların anne babalarına olan saygıları(Bkz. Mes 1, 8, Tob 4, 3-4) onları birbirine birleştiren bağdan doğan doğal sevgiden beslenir. Bu saygı Tanrı buyruğudur.(Bkz. Çık 20, 12)

2215 Anne babaya duyulan saygı çocuklara yaşam vererek dünyaya getiren ve sevgi ve çalışmalarıyla onların boyda, bilgelikte ve lütufta gelişmelerini sağlayan kişilere karşı duyulan minnet duygusudur. "Babanı yürekten onurlandır, annenin doğum sancılarını hiçbir zaman unutma. Doğuşunu onlara borçlu olduğunu anımsa; senin için yaptıklarının karşılığını onlara nasıl ödeyebilirsin?" (Sir 7, 27-28).

2216 Anne babaya saygı gerçek itaat ve uysallıkla kendisini gösterir. "Oğlum, babanın emirlerini dinle, ananın öğrettiğini göz ardı etme ( ... ). Onlar yürüdüğün yolda sana kılavuzluk edecekler; dinlendiğin zaman seni koruyacaklar; uyandığın zaman da seninle söyleşecekler" (Mes 6, 20-22). "Sağduyulu oğul babasının öğrettiğini dinler, ama bir alaycı, azarlara kulak bile asmaz" (Mes 13, 1).

2217 Anne babasının evinde yaşadığı sürece çocuk anne babasının kendi iyiliği ya da ailenin iyiliği için istediği her şeye itaat etmek zorundadır. "Ey çocuklar, her şeyde anne babalarınızın sözünü dinleyin, çünkü bu Rab’bi hoşnut eder"(Bkz. Ef 6, 1) (Kol 3, 20). Çocuklar aynı zamanda eğitimcilerin ve anne babalarının onları emanet ettiği kişilerin mantıklı buyruklarına itaat etmek zorundadırlar. Ancak çocuk kendisinden istenen şeyin ahlâki açıdan kötü olduğunu fark ederse, onu yapmamalıdır.

Çocuklar büyümüş olsalar bile anne babalarına saygı göstermeye devam etmelidirler. Onların isteklerini önceden sezip yapacaklar, isteyerek öğütlerine kulak verecekler ve haklı paylamalarına boyun eğeceklerdir. Anne babaya itaat çocukların rüştünü ispat etmeleriyle son bulur, ama anne babalara duyulması gereken saygı hep kalır. Nitekim bunun kökü Kutsal Ruh’un bir armağanı olan Tanrı kaygısında yatar.

2218 Dördüncü buyruk büyümüş olan çocukların anne babalarına karşı sorumluluğunu anımsatır. Ellerinden geldiğince, anne babalarına, yaşlılık yıllarında, hasta, yalnız ve tasalı oldukları sırada gerek maddi gerekse manevi açıdan destek olmalıdırlar. İsa bu minnettarlık görevini anımsatıyor.(Bkz. Mk 7, 10-12)

Çünkü Rab çocukları önünde babayı yüceltti; bir annenin oğulları üzerindeki haklarını savundu. Babasına saygı gösteren herkesin günahları bağışlanır, annesine saygı gösteren de servet kazanmış olur. Babasına saygı gösteren kendi çocuklarıyla mutlu olacaktır, dua ettiği gün dualarına kulak verilecektir. Babasına saygı gösterenin ömrü uzun olacaktır, annesini rahat ettiren Tanrı’nın buyruklarını yerine getirmiş olacaktır (Sir 3, 2-6).

Oğlum, baban yaşlanınca ona destek ol, yaşamı süresince onu üzme. Babanın aklı zayıflasa bile, ona anlayış göster; sen sağlıklı ve güçlü durumdayken onu hor görme ( ... ). Babasını bırakıp giden kişi kâfir sayılır; annesini öfkelendiren kişi de Rab’bin lânetine uğrar (Sir 3, 12-13, 16).

2219 Anne babaya gösterilen saygı bütün aile yaşamında ahengi kolaylaştırır; kardeşler arasındaki ilişkileri de etkiler. Anne babaya olan saygı aile içi atmosferi aydınlatır. "Çocuklarının çocukları yaşlıların tacıdır" (Mes 17, 6). "Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle, sabırla ve tatlılıkla davranın" (Ef 4, 2).

2220 Hıristiyanlar inanç armağanını, Vaftiz ihsanını almış oldukları kişilere ve Kilise’ye kabul edilmiş olmalarından dolayı özel bir minnet duygusu içinde olmalıdırlar. Bu kişiler anne babaları, ailenin öteki üyeleri, büyük anne babalar, papazlar, din eğitimi hocaları, diğer öğretmenler ya da arkadaşlar olabilir. "Sendeki içten imanı anımsıyorum. Önce büyük annen Lois’te ve annen Evniki’de olan aynı imanın şimdi sende de bulunduğuna eminim" (2 Tim 1, 5).


Anne babaların görevi

2221 Evlilikteki aşkın üretkenliği yalnız dünyaya çocuk getirmekle sınırlı kalmamalıdır, ama çocukların ahlâki eğitimine ve tinsel formasyonuna kadar gitmelidir. "Eğitimde anne babanın rolü yeri doldurulamayacak kadar önemlidir."(GE 3) Anne babaların eğitim hakkı ve görevi çok önemlidir ve başkalarına verilemez.(Bkz. FC 36)

2222 Anne babalar çocuklarını Tanrı’nın çocuklarıymış gibi görmeliler ve onlara kişilermiş gibi saygı göstermelidir. Çocuklarını Tanrı’nın Yasasını yerine getirebilecek şekilde yetiştirmeliler, kendileri de Göklerdeki Baba’nın isteğine uymalılar.

2223 Anne babalar çocukların eğitiminden ilk sorumlu olan kişilerdir. Bu sorumluluğu öncelikle şefkatin, bağışın, saygının, sadakatin ve çıkar gütmeyen hizmetin yer aldığı bir yuva kurarak gösterirler. Yuva erdemlerin öğretilmesi için elverişli bir ortamdır. Burada çocuklar gerçekten özgür olmanın koşulları olan özverili olmayı, sağlıklı düşünmeyi ve kendilerine hakim olmayı öğrenirler. Anne babalar çocuklarına "fiziksel ve içgüdüsel boyutları içsel ve tinsel boyutlara"(CA 36) bağımlı kılmasını öğreteceklerdir. Çocuklarına iyi örnek olma anne babalar için çok ciddi bir sorumluluktur. Onların önünde kendi hatalarını kabul etmesini bilirlerse, onlara daha iyi yol gösterebilir ve onları daha iyi düzeltebilirler:

"Oğlunu seven insan onu sık sık döver; oğluna sıkı bir disiplin uygulayan bunun yararını görür" (Sir 30, 1-2). "Ey siz, babalar, çocuklarınızı öfkelendirmeyin. Onları Rab’bin terbiye ve öğüdüyle büyütün" (Ef 6, 4).

2224 Aile çocukları toplum sorumluluğuna ve dayanışmasına hazırlayan doğal bir ortamdır. Anne babalar çocuklarına her toplumu tehdit eden yanlış ve onur düşürücü etkilerinden sakınmalarını öğreteceklerdir.

2225 Evlilik sırrının lütfuyla anne babalar çocuklarını Hıristiyanlaştırma sorumluluğunu ve ayrıcalığını almış olurlar. Çocukları için "ilk haberciler"(LG 11. 1. CIC, can. 1246, 1) durumunda olan anne babalar onlara küçük yaştan itibaren Hıristiyanlığın ilk kurallarını öğreteceklerdir. Küçük yaştan itibaren Kilise Yaşamına katılmalarını sağlayacaklardır. Aile yaşam tarzları bütün ömür boyunca canlı bir imanın desteği ve ilk belirtisi olarak kalacak duygusal tutumları besleyebilir.

2226 Hıristiyanlık eğitimi anne babalar tarafından çocuklar daha küçükken başlatılmalıdır. Bu eğitim aile üyelerinin birbirlerine yardım ederek, İncil’e uygun bir Hıristiyan yaşam tarzı sürdürerek inançlarını geliştirmeye çalıştıklarında verilir. Aile içi din eğitimi diğer inanç öğreti biçimlerinden önce gelir, onlara eşlik eder ve onları zenginleştirir. Anne babaların görevi çocuklarına dua etmesini öğretmek ve Tanrı’nın çocuklarından ne istediğini bulmaktır.(Bkz. LG 11) Kilise Efkaristiya cemaati ve Hıristiyan ailelerin litürjik yaşamlarının merkezidir; kilise çocukların ve anne babalarının din eğitimi gördükleri özel bir yerdir.

2227 Çocuklar da kendi açılarından anne babalarının kutsallıkta gelişmelerine yardımcı olurlar.(Bkz. GS 48, 4) Hakaretler, kavgalar, haksızlıklar ve terk etmeler söz konusu olduğunda, herkes birbirini usanmadan, cömertçe karşılıklı sevginin gerektirdiği ve Mesih’in sevgisinin istediği gibi bağışlamalıdır.(Bkz. Mt 18, 21-22, Lk 17, 4)

2228 Anne babaların ilk yıllarda çocuklarına gösterdikleri özen ve sevgi çocuklarını yetiştirme ve onların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılama kaygısı olarak kendini gösterir. Çocuklar büyüdükçe aynı özen anne babayı, çocuklarını, kendi akıl ve özgürlüklerini doğru bir şekilde kullanarak eğitmeye götürür.

2229 Çocuklarının eğitiminden en önce sorumlu olan anne babaların çocuklarını kendi inançlarına uygun bir okula gönderme hakları vardır. Bu hak temeldir. Anne babaların, çocukları için mümkün olduğu kadar Hıristiyanlık eğitimi verme görevlerine katkıda bulunacak okulları seçme hakları vardır.(Bkz. GE 6) Anne babaların bu hakkını güvence altına almak ve bu hakkın hayata geçirilmesini sağlayan koşulları gerçekleştirmek kamu otoritelerinin görevidir.

2230 Rüştlerini ispat etmiş çocukların mesleklerini ve yaşam tarzlarını seçme hakkı ve görevi vardır. Bu yeni sorumlulukları anne babalarının güvenli ilişkilerinde, onlardan fikir ve öğüt isteyerek ve alarak üstleneceklerdir. Anne babalar da çocuklarını ne meslek seçiminde, ne de eş seçiminde zorlamamaya dikkat edeceklerdir. Bu geri planda kalma durumu hiçbir şekilde onlara akıllı öğütler vermeyi engellemez, özellikle de çocukları bir yuva kurmayı düşündüklerinde.

2231 Bazıları anne babalarına, ya da erkek ve kız kardeşlerine bakmak için veya bir mesleğe kendilerini daha çok adamak için ya da daha şerefli başka nedenler yüzünden evlenmezler. Bu kişiler insanlık ailesine çok büyük katkıda bulunabilir.


IV. Aile ve Tanrı’nın Egemenliği

2232 Aile bağları önemliyse de mutlak değildir. Çocuk büyüyerek insani ve tinsel özerkliğine ve olgunluğuna ulaşınca, Tanrı’dan gelen özel çağrı da daha açık ve güçlü olur. Anne babalar bu çağrıya saygı gösterecek ve onu izleme konusunda çocuklarının verecekleri cevabı destekleyeceklerdir. Hıristiyanın birinci görevinin İsa’yı izlemek olduğuna kanaat getirmek gerekir:(Bkz. Mt 16, 25) "Annesini ve babasını beni sevdiğinden çok seven, bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven, bana layık değildir" (Mt 10, 37).

2233 İsa’nın müridi olmak Tanrı’nın ailesinden olma davetini kabul etme ve onun gibi yaşama demektir: "Göklerdeki Babamın isteğini kim yerine getirirse, erkek kardeşim, kız kardeşim ve annem odur" (Mt 12, 49).
               Anne babalar çocuklarından birine Tanrı’nın yapmış olduğu ve Egemenliği aşkına Onu bakirelikte, adanmış yaşamda ya da papazlıkta izlemek olan çağrıyı şükranla ve sevinçle karşılayacak ve buna saygı göstereceklerdir.


V. Sivil toplumda otoriteler

2234 Tanrı’nın dördüncü buyruğu toplum içinde, bizim yararımıza Tanrı’dan bizim üzerimizde otorite kurma yetkisi almış olanlara saygı göstermemizi de buyuruyor. Dördüncü buyruk otorite sahiplerinin olduğu kadar otoriteye tabi olanların görevlerini de açıklıyor.


Otorite sahiplerinin görevleri

2235 Otorite uygulayanlar bunu bir hizmet olarak görmelidir. "Aranızda büyük olmak isteyen, diğerlerinin hizmetkârı olsun" (Mt 20, 26). Bir otorite uygulamasının ahlâklı olup olmadığı spesifik nesnesi, mantıklı doğası ve Tanrısal kökeniyle ölçülür. Hiç kimse doğa yasasına ve insan onuruna aykırı bir şey kuramaz ya da buyuramaz.

2236 Otorite uygulaması sorumlu ve özgür bir şekilde davranılmasını kolaylaştıracak bir haklı değerler hiyerarşisini ortaya çıkarmayı hedefler. Üstler huzur ve uyum sağlamak açısından herkesin ihtiyaçlarını ve katkılarını göz önünde bulundurarak herkese bilgelikle ve adilce davranmalıdır. Aldıkları tedbir ve koydukları kuralların kişisel çıkarları kamu çıkarıyla karşı karşıya getirecek şekilde olmamasına özen göstermelidirler.(Bkz. CA 25)

2237 Politik otoriteler insanın temel haklarına saygı göstermek zorundadırlar. İnsan haklarına saygıyı herkesin, özellikle ailelerin ve ihtiyaç içinde olanların hakkına saygı göstererek ortaya koymalıdırlar.
               Vatandaşlığa bağlı politik haklar kamu yararının gereklerine göre düzenlenmelidir. Bu haklar meşru ve uygun nedenler olmadan iktidarlar tarafından askıya alınamaz. Politik haklar topluluğun ve ulusun ortak yararı içindir.


Vatandaşların görevleri

2238 Bir otoriteye tabi olanlar üstlerini, onları yönetime getiren Tanrı’nın temsilcileri olarak görsünler:(Bkz. Rom 13, 1-2) "İnsanlar arasında yetkili kılınmış her kuruma Rab’bin adına boyun eğin. ( ... ) Özgür insanlar olarak hareket edin; ama özgürlüğünüzü kötülük yapmak için bahane etmeyin" (1 Pet 2, 13- 16). Onların dürüst işbirliği vatandaşlara insan onuruna ve kamu yararına zarar verecek gibi görünen şeyler üzerinde haklı eleştiri yapma hakkını, bazen de görevini verir.

2239 Vatandaşların görevi özgürlük, dayanışma, adalet ve gerçek ruhu içinde kamu yararı için iktidarlarla birlikte çalışmaktır. Vatan aşkı ve vatana hizmet sevgi düzeninden ve minnettarlık görevinden gelir. Meşru otoritelere boyun eğme ve kamu yararına hizmet vatandaşların politik yaşamda üzerlerine düşeni yerine getirmelerini gerektirir.

2240 Otoriteye boyun eğme ve kamu yararı sorumluluğu vergilerin ödenmesini, oy kullanma hakkını, ülkenin savunulmasını ahlâki bir görev haline getirir:

Vergi hakkı olana vergiyi, gümrük hakkı olana gümrüğü, korku hakkı olana korkuyu, saygı hakkı olana saygıyı, herkese hakkını verin (Rom 13, 7).

[Hıristiyanlar] kendi vatanlarında ikâmet eden yabancılar gibidirler. Bütün vatandaşlık görevlerini yerine getirir ve yabancılar gibi yükümlülüklerine katlanırlar ( ... ). Yerleşik yasalara uyarlar, yaşam tarzlarıyla yasaları da geçerler ( ... ). Tanrı tarafından kendilerine verilen makam öylesine soyludur ki, onlardan bu makamı almak mümkün değildir.(Diognet 5, 5. 10, 6, 10)

Havari bizden "tam bir bağlılık ve dindarlık içinde sakin ve huzurlu bir yaşam sürelim diye"(1 Tim 2, 2) otorite sahibi olan herkes ve krallar için dua ve şükranlarımızı eksik etmememizi istiyor.

2241 İyi durumda olan ulusların, ellerinden geldiğince, kendi ülkelerinde bulamayacağı yaşam koşulları ve güvence peşinde olan yabancılara kucak açmaları görevleridir. İktidarlar konuğu, onu kabul edenin koruması altına sokan doğal hakka saygı göstermeye özen göstermelidir.

Siyasi otoritelerin, sorumlu oldukları kamu yararını göz önünde bulundurarak göçmen yasasının uygulamasına, özellikle de göçmenlerin göç ettikleri ülkeye olan görevlerini yerine getirmeleri konusunda çeşitli yasal düzenlemeler yapma hakkı vardır.

2242 Vatandaşın vicdanen resmi otoritelerin buyruklarına, bu buyruklar ahlâki düzenin gereklerine, temel insan haklarına ya da İncil’in öğretisine aykırı ise uymama zorunluluğu vardır. Resmi otoritelerin taleplerine uymayı reddetme, bu talepler dürüst vicdana aykırı ise Tanrı’ya hizmet ile siyasi kurumlara hizmet arasında ayrımda haklılık oluşturur. "Sezar’ ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin" (Mt 22, 21). "İnsanlardan çok Tanrı’ya itaat etmek gerekir" (Hİ 5, 29).

Devlet otoritesi kendi sınırlarını aşarak vatandaşlarına baskı uyguladığında nesnel olarak kamu yararının gereğini yerine getirmekte tereddüt edilmemelidir. Devlet otoritesinin kötüye kullanılması halinde vatandaşların kendierinin ve diğerlerinin haklarını, doğa ve İncil yasası tarafından çizilmiş sınırlara saygı göstererek koruma hakları vardır.(GS 74, 5)

2243 Siyasi iktidar baskısına karşı silahlı direniş meşru değildir, ancak şu koşullarda geçerlidir: 1- Temel hakların devamlı, ciddi ve kesin ihlâlinde. 2- Tüm diğer çareler tükendiğinde. 3- Direniş daha da kötü bir kargaşa oluşturmuyorsa. 4- Direnişin başarı şansı varsa. 5- Daha iyi çözümler bulmak mümkün değilse.


Devlet ve Kilise

2244 Her kurum, üstü kapalı da olsa, yargı kriterlerini, değer sıralamasını ve davranış çizgisini oluştururken insanın belirli bir görünüşünden ve yazgısından esinlenir. Toplumların birçoğu kurumlarını insanın nesneler üzerindeki belirli bir salt üstünlüğüne bağlarlar. Yalnız Tanrısal olarak açınlanan Din, Yaratıcı, Kurtarıcı Tanrı’da insanın kökenini ve amacını açıkça görmüştür. Kilise siyasi iktidarların, yargılarını ve kararlarını Tanrı üzerindeki ve insan üzerindeki bu Gerçek esinine bağlamalarını ister:

Bu esinden haberleri olmayan toplumlar, bunu ya Tanrı’ya göre bağımsızlıkları adına reddederek kendi referanslarını ve amaçlarını kendilerinde ararlar ya da bir ideolojiye takılırlar. Tarihin de gösterdiği gibi, bu toplumlar iyi ve kötünün objektif bir kriterinin savunulmasını kabul etmeyerek insan ve onun kaderi üzerinde açıklanmış ya da örtülü totaliter bir rejim uygularlar.(Bkz. CA 45, 46)

2245 Kilise, yetkisi ve yükümlülüğü nedeniyle, hiçbir şekilde siyasi kurumlarla karıştırılamaz; Kilise insan kişiliğinin aşkın karakterinin koruyucusu aynı zamanda işaretidir. "Kilise vatandaşların sorumluluğuna ve siyasi özgürlüğüne saygı gösterir ve teşvik eder."(GS 76, 3)

2246 Kişinin temel hakları ya da ruhların esenliği söz konusu olduğunda, siyasi konularda bile Kilise’nin "ahlâki yargıda bulunma" görevi vardır. "Buna; değişik zaman ve durumlarda, İncil’e uygun olması ve herkesin yararına olması kaydıyla her türlü çareye başvurabilir."(GS 76, 5)

 

ÖZET

2247 "Anne ve babana saygı göster" (Tes 5, 16;Mk 7, 10).

2248 Dördüncü buyruğa göre, Tanrı Kendisinden sonra anne babalarımıza ve bizim iyiliğimiz için bizim üzerimizde otorite sahibi olan kişilere saygı göstermemizi istedi.

2249 Evlilik kurumu eşlerin birbirlerine rıza göstermeleri ve birbirleriyle yaptıkları antlaşma ile kurulur. Evlilik ve aile eşlerin mutluluğu, dünyaya çocuk getirme ve onların yetiştirilmesi amacıyla düzenlenmiştir.

2250 "Kişinin ve toplumun Hıristiyan ve insani mutluluğu evlilik ve aile kurumunun sağlıklı olmasıyla sıkı sıkıya bağlıdır."(GS 47, 1)

2251 Çocuklar anne babalarına saygı, minnet, tam bir itaat ve yardım borçludurlar. Anne babaya saygı bütün bir aile yaşamını uyumlu kılar.

2252 Anne babalar Çocuklarının dini eğitiminden, ibadetinden ve bütün erdemlerin kazanılmasından ilk sorumlu olanlardır. Çocuklarının maddi ve manevi ihtiyaçlarını mümkün olduğunca gidermek görevleridir.

2253 Anne babalar çocuklarının gönül eğilimlerine saygı göstermeli ve onları teşvik etmelidirler. Hıristiyanın birinci görevinin İsa’yı izlemek olduğunu akıllarına getirecek ve bunu öğreteceklerdir.

2254 Devlet otoritesi insanın temel haklarına ve özgürce davranma koşullarına riayet etmek zorundadır.

2255 Vatandaşların görevi özgürlük, dayanışma, adalet ve gerçek ruhuyla toplumun iyileştirilmesi için siyasi iktidarlarla birlikte çalışmaktır.

2256 Vatandaş vicdanen devlet otoritesinin buyrukları ahlâki düzenin gereklerine aykırı ise, bunlara uymak zorunda değildir. "İnsanlardan çok Tanrı’ya itaat etmek gerekir" (Hİ 5, 29).

2257 Her toplum yargılarını ve tutumunu insanın bir vizyonuna ve yazgısına göre belirler. Tanrı ve insan üzerindeki İncil ışığından mahrum toplumlar kolaylıkla totaliter toplumlar haline gelirler.

 

 

5. KONU

Beşinci emir

 

Cinayet işlemeyeceksin (Çık 20, 13)

Atalarınıza, "Adam öldürmeyeceksin. Öldüren, yargılanmayı hak edecek" denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine karşı öfkelenen her kişi yargılanmayı hak edecektir (Mt 5, 21-22).

2258 "İnsan yaşamı kutsaldır, çünkü başlangıcından beri Tanrı’nın yaratıcı eylemini taşır ve biricik sonu olan Yaratıcı ile daima özel bir ilişki içindedir. Tanrı, başlangıcından sonuna kadar yaşamın tek efendisidir: Hiç kimse hiçbir durumda masum bir insanı doğrudan yok etme hakkına sahip değildir."(CDF, instr. "Donum vitae" intr. 5)


I. İnsan yaşamına saygı

Kutsal Tarih’in tanıklığı

2259 Kutsal Kitap, Habil’in kardeşi Kain tarafından öldürülüşünün anlatıldığı bölümde,(Bkz. Yar 4, 8-12) insanlık tarihinin başlangıcından beri insanın içinde ilk günahın sonuçları olan öfke ve doyumsuzluğun olduğunu açıklıyor. İnsan benzerinin düşmanı olmuştur. Tanrı bu kardeş katilliğinin ne büyük bir alçaklık olduğunu dile getirdi: "Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana kadar geliyor. Şimdi sen toprak tarafından lanetlendin, o toprak ki kardeşinin kanını senin elinden almak için ağzını açtı" (Yar 4, 10-11).

2260 İnsanlık ile Tanrı arasındaki antlaşma insan yaşamının Tanrısal armağanlarının ve insanın öldürücü şiddetlerinin hatırlatmalarıyla örülmüştür:

Her birinizin kanının hesabını soracağım ( ... ). İnsan kanı dökenin kanı insan tarafından dökülecektir. Çünkü insan Tanrı suretinde yaratıldı (Yar 9, 5-6).

Eski Ahit’te kan daima yaşamın kutsal bir işareti olarak görüldü.(Bkz. Lev 17, 14) Bu bütün zamanlarda öğretilmelidir.

2261 Kutsal Kitap beşinci buyruğa açıklık getiriyor: "Adil kişi ile suçsuzu öldürmeyeceksin" (Çık 23, 7). İsteyerek bir suçsuzu öldürmek insan onuruna, altın kurala ve Yaratıcının kutsallığına yapılmış ağır bir suçtur. Bunu yasaklayan yasa dünyaca geçerlidir: Her yerde, her zaman herkesi bağlar.

2262 Dağdaki Vaaz’da İsa bu buyruğa değiniyor: "Öldürmeyeceksin" (Mt 5, 21), ayrıca öfkelenmeyi, kin gütmeyi ve intikam almayı da yasaklıyor. Dahası İsa müridinden öteki yanağını da çevirmesini,(Bkz. Mt 5, 22-39) düşmanını sevmesini(Bkz. Mt 5, 44) istiyor. Kendisi de kendisini savunmadı ve Petrus’tan kılıcını kınında bırakmasını istedi.(Bkz. Mt 26, 52)


Meşru müdafaa

2263 Kişilerin ve toplumların meşru müdafaası, isteyerek yapılmış cinayet sayılan suçsuzun öldürülmesini yasaklayan yasaya bir istisna oluşturmaz. "Kendini savunma eylemi beraberinde iki sonuç getirebilir: Biri kendi yaşamını korumayı, diğeri ise saldırganın ölümünü. ( ... ) Yalnızca biri istenir; diğeri ise istenmez."(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 64, 7)

2264 İnsanın kendisine olan sevgisi ahlâkın temel ilkesi olarak kalmaya devam ediyor. Kendi yaşamını koruma her insanın meşru hakkıdır. Kendi yaşamını koruyan kişi kendisine saldırana öldürücü darbe indirmek zorunda kalmış olsa bile cinayetle suçlanamaz.

Birisi kendini savunmak için gereğinden çok şiddete başvuruyorsa, bu meşru sayılamaz. Şiddeti ölçülü bir şekilde geri püskürtülmüşse bu meşrudur ( ... ) Başkasını öldürmemek için ölçülü savunma eyleminden vazgeçmek esenlik için gerekli değildir; zira insan bir yabancının yaşamından çok kendi yaşamına özen gösterir.(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 64, 7)

2265 Meşru müdafaa, başkasının yaşamından sorumlu olan kişi için bir haktan çok ciddi bir görevdir de. Kamu yararı haksız saldırganı zarar veremeyecek duruma sokmayı gerektirir. Bu bağlamda, devletin meşru kolluk kuvvetleri kendi sorumlulukları altında bulunan topluma saldıranları püskürtmek için silaha bile sarılabilir.

2266 Kamu yararının korunması, devletin insan haklarının ihlâlini ve toplu halde yaşamanın gerektirdiği temel kurallara uymayan tutumların yayılmasını engellemek için çaba göstermesini gerektirir. Meşru devlet otoritesinin işlenen suça göre ceza verme hakkı ve görevi vardır.

Cezanın amacı suçun neden olduğu bozukluğu düzeltmektir. Bu ceza suçlu tarafından isteyerek kabul edilirse kefaret değeri vardır. Cezanın, kamu düzenini ve kişilerin güvenliğini sağlamanın dışında tedavi edici özelliği de vardır: Ceza, mümkün olduğunca suçluyu ıslah edebilmelidir.

2267 Suçlunun suçu tam olarak kanıtlandığında, insanların yaşamını haksız saldırgandan etkili bir şekilde korumanın tek pratik çözümü saldırganı ölüm cezasına çarptırmak ise Kilise’nin geleneksel öğretisi buna karşı değildir.

Ancak saldırgana karşı kişilerin güvenliği kansız olarak korunabiliyor ve savunulabiliyorsa, devlet bu yöntemlere başvuracaktır, zira bu yöntemler kamu yararı için somut koşullara ve insan onuruna daha uygundur.

Günümüzde, gerçekte, suçu işleyene zarar vermeden, suçlunun pişman olma imkânını kesin bir şekilde elinden almadan suçu etkili bir şekilde önlemek için devletin elinde yeterince imkân vardır. Suçluyu kesin bir şekilde ortadan kaldırma zorunluluğunun ortaya çıktığı durumlar "son derece enderdir, hatta pratik olarak yok sayılabilir."("Evangelium vitae" 56)


Cinayet

2268 Beşinci buyruk bilerek ve doğrudan işlenen cinayeti büyük bir günah olarak yasaklar. Caniler ve cinayete bilerek katılanlar göğe intikam nağraları savurma günahı işlerler.(Bkz. Yar 4, 10)

Çocuk katilliği,(Bkz. GS 51, 3) kardeş katilliği, baba katilliği ve eş katilliği doğal bağları kırdığı için özellikle ağır suçlardır. İnsan neslini iyileştirme çalışmaları ya da kamu sağlığı, siyasi iktidarlar tarafından buyurulmuş olsa bile hiçbir cinayeti haklı kılamaz.

2269 Beşinci buyruk bir kişinin ölümüne dolaylı olarak sebep olmayı yasaklar. Ahlâk yasası ciddi bir neden olmaksızın birinin hayatını riske atmayı aynı zamanda tehlikedeki bir kişiye yardıma koşmaktan kaçınmayı yasaklar.

Toplulukların öldürücü açlığı kabul edip de buna yardım için çaba göstermemesi büyük bir suç ve rezil bir haksızlıktır. Kardeşlerini açlık içinde ölüme terk eden tefeci ve bezirgân tüccarlar dolaylı olarak cinayet işlemiş olurlar. Bunların ölümünden onlar sorumludurlar.(Bkz. Amos 8, 4-10)

İstemeyerek işlenmiş bir cinayet ahlâki açıdan o kişiye atfedilemez. Bir kişi öldürmek niyetinde olmamış olsa da, mütenasip nedenler dışında davranarak birinin ölümüne neden olmuşsa büyük bir suçla suçlanamaz.


Kürtaj

2270 İnsan hayatı döllendiği andan itibaren mutlak bir şekilde korunmalı ve ona saygı gösterilmelidir. İnsan, varlığının ilk anından itibaren kişilik haklarına sahiptir, bunların arasında masum varlıkların da ellerinden alınamayacak yaşama hakları vardır.(Bkz. CDF , instr. "Donum vitae" 1, 1)

Ana karnında sana şekil vermeden önce seni tanıdım, sen doğmadan önce de seni kutsadım (Yer 1, 5).

Gizlilik içinde oluşturulduğumda ve yerin derinliklerinde örüldüğümde kemiklerim senden saklı değildi (Mzm 139, 15).

2271 Kilise birinci yüzyıldan itibaren kürtaj yaptırmayı ahlâka aykırı bulmuştur. Bu öğreti şimdiye kadar değişmedi ve değişmeyecektir. Doğrudan bir kürtaj, kısacası bir çare ya da bir sonuç elde etmek için düşünülen kürtaj ahlâk yasasına son derece aykırıdır:

Cenini kürtajla yok etmeyeceksin ve yeni doğan bebeği öldürmeyeceksin.(Didake 2, 2, Bkz. Barnaba, ep. 19, 5, Diognet’e mektup 5, 5, Tertülyanus, apol. 9)

Yaşamın Efendisi olan Tanrı, insana soylu yaşamı koruma görevi verdi, insan bunu Tanrı’ya yaraşır biçimde yerine getirmelidir. Yaşam döllendiği andan itibaren özenle korunmalıdır: Kürtaj ve çocuk katilliği korkunç suçlardır.(GS 51. 3)

2272 Açık olarak kürtaja katılmak ciddi bir suçtur. Kilise insan yaşamına kasteden bu suçu aforozla cezalandırmaktadır. "Kürtaja girişen ve bunu başarıyla gerçekleştiren aforozla cezalandırılacaktır"(CIC, can. 1398), "Suç komisyonunun kararı gereğince"(CIC, can. 1314) ve Kilise Hukukunun(Bkz. CIC, can. 1323-1324) öngördüğü biçimde. Kilise bununla bağışlayıcılık alanını sınırlandırmak istememektedir. İşlenen suçun ciddiyetini, masum birinin öldürülmesiyle yapılmış giderilemez zararı anne babalara ve topluma göstermek istemektedir.

2273 Masum her insan bireyinin koparılıp alınamaz yaşam hakkı sivil toplumun ve onun yasasının asli bir öğesini oluşturur:

"Kişinin geri alınamaz hakları sivil toplum ve siyasi otorite tarafından tanınmalı ve bunlara saygı gösterilmelidir. İnsan hakları ne bireylere, ne anne babaya bağlıdır, hatta toplum ve Devlet tarafından verilmiş bir ödün de değildir; insan hakları insanın doğasına aittir ve soyunu aldığı yaratıcılık niteliğinden dolayı kişiden ayrılmazdır. Temel hakları arasında yaşam hakkını ve her insanın döllendiği andan itibaren ölümüne kadarki fiziksel bütünlüğüne zarar verilmeme hakkını sayabiliriz."(CDF, instr. "Donum vitae" 3)

"Pozitif bir yasa bir insan kategorisini sivil yasanın korumasından yoksun bıraktığı anda, Devlet yasa önünde herkesin eşit olma ilkesini ihlâl etmiş olur. Devlet gücünü vatandaşlarının haklarını korumak için kullanmadığı zaman, hukuk devletinin temelleri sarsılıyor demektir. ( ... ) Bir çocuk döllendiği andan itibaren korunmalı ve çocuğun yaşamına saygı gösterilmelidir; bu haklar güvence altına alınmalıdır, bu hakların ihlâli yasa tarafından uygun şekilde cezalandırılmalıdır."(CDF, instr. "Donum vitae" 3)

2274 Döllendiği andan itibaren bir kişi gibi davranılması gereken ceninin bütünlüğü korunmalı, mümkün olduğunca her insan gibi tedavi edilmeli ve iyileştirilmelidir.

"Doğum öncesi tanı ceninin ve insan fetüsün bütünlüğüne ve yaşamına saygı gösteriyorsa, cenini korumaya ve onu iyileştirmeye yönelikse ahlâki açıdan meşrudur ( ... ). Netice itibarıyla bir kürtaj olasılığını öngörüyorsa bu ciddi şekilde ahlâk yasasına aykırıdır. Bir tanı ölüm hükmüyle eşdeğerde olmamalıdır."(CDF, instr. "Donum vitae" 1, 2)

2275 "İnsan ceninine meşru müdahale ancak ceninin bütünlüğüne ve yaşamına saygı gösterilecekse ve onun için nispet kabul etmeyecek şekilde risk oluşturmayacaksa, onun iyileşmesi, sağlık koşullarının iyileştirilmesi ve kişisel yaşamını idame ettirmesi durumunda kabul edilebilir."(CDF, instr. "Donum vitae" 1, 3)
              
"Yararlanılabilecek biyolojik bir gereç olarak kullanma amacıyla insan ceninleri oluşturmak ahlâk dışıdır."(CDF, instr. "Donum vitae" 1, 5) 
              
"Kromozomlar ve genler üzerinde yapılan bazı müdahaleler tedavi amaçlı değildir; önceden belirlenecek özelliklere sahip ya da cinsiyeti belirlenen insan varlıklarının oluşumunu amaçlamaktadır. Bu manipülasyonlar insan onuruna, onun yeniden oluşturulamayacak biricik kimliğine ve bütünlüğüne aykırıdır."(CDF, instr. "Donum vitae" 1, 6)


Ötenazi

2276 Yaşam fonksiyonları dumura uğramış ya da zayıflamış kişiler özel bir itina ister. Hastalar ya da özürlü durumdaki kişiler mümkün olduğunca normal bir yaşam sürmeleri için desteklenmelidir.

2277 Yöntemler ve nedenler ne olursa olsun, doğrudan ötenazi özürlü, hasta ve ölüm döşeğindeki insanların hayatına son vermek demektir. Ötenazi ahlâki açıdan kabul edilemez.

Acıyı dindirmek amacıyla ölüme neden olan bir eylem ya da bir ihmal insan onuruna ve insanın yaratıcısı diri Tanrı’ya karşı işlenmiş ağır bir cinayettir. İyi niyetle bu yanlış karar hatasına düşmüş olmak, daima yasaklanması ve dışlanması gereken bu caniyane eylemin niteliğini değiştirmez.

2278 Beklenen sonucu verecek masraflı, tehlikeli, olağanüstü ve ölçüsüz tıbbi usullerden vazgeçmek meşru sayılabilir. Bu aşırı tedavi yüklenmesinin reddidir. Bu şekilde ölüme sebebiyet verilmemektedir; yalnız ölüm engellenememektedir. Kararlar, karar verme durumunda ise hasta tarafından, ya da vasi tarafından hastanın meşru çıkarları ve mantıklı isteğine saygı gösterilerek verilmelidir.

2279 Ölüm kaçınılmaz olsa da, hasta bir insana uygulanan tedavi yasal olarak kesilemez. Ölmek üzere olan kişinin, günlerini kısaltmak pahasına acılarını dindirecek ağrı kesiciler, hastanın ölmesi doğrudan istenmemişse, ama yalnız kaçınılmaz olarak kabul edilmişse insan onuruna ahlâki açıdan uygun düşebilir. Etkisi geçici olan tedaviler feragat sahibi kişilerin benzerini sevmesinin bir biçimini oluşturur. Bu bağlamda bunlar desteklenmelidir.


İntihar

2280 Herkes kendi yaşamından Tanrı’ya karşı sorumludur. Yaşamı insana Tanrı vermiştir. Tanrı yaşamın en yüce Efendisidir ve öyle kalmaya devam etmektedir. Tanrı’nın onuru ve ruhlarımızın esenliği için onu korumak, onu aldığımızdan dolayı minnet duymak görevimizdir. Bizler Tanrı’nın bize verdiği yaşamın sahibi değil, kâhyasıyız. Bunun üzerinde tasarruf sahibi değiliz.

2281 İntihar insanın yaşamını korumak ve sürdürmek olan doğal eğilimine ters düşmektedir. Benzerini sevme hakkına karşı işlenmiş bir suçtur. İntihar benzerini sevmeye karşı gelmektir, çünkü her zaman taahhüt altında olduğumuz aile, ulus ve insanlıkla olan dayanışma bağlarını haksız yere kırmak demektir. İntihar diri Tanrı sevgisine aykırıdır.

2282 Başkalarına örnek olma niyetiyle yapılmışsa, özellikle de gençlere, o zaman intihar bir skandala dönüşür. İntihara bilerek yardımcı olmak ahlâk yasasına aykırıdır.
               Ciddi psişik rahatsızlıklar, kaygılar ya da feleğin sillesini yeme, acı çekme ya da işkence görme korkusu intihar eden kişinin sorumluluğunu azaltabilir.

2283 İntihar ederek ölen kişilerin ebedi esenliklerinden umut kesilmemelidir. Tanrı yalnız kendisinin bildiği yollar aracılığıyla onlara esenlikli bir tövbe fırsatı yaratabilir. Kilise kendi yaşamlarına son verenler için dua eder.


II. Kişilerin onuruna saygı

Başkasının ruhuna saygı: Skandal

2284 Skandal başkasını kötülük yapmaya götüren tutum ve davranıştır. Skandal çıkaran kişi benzerinin ayartıcısı olur. Erdeme ve dürüstlüğe zarar verir; skandal çıkaran kardeşini tinsel ölüme sürükleyebilir. Skandal başkasını eylemle ya da ihmalle isteyerek günaha itiyorsa büyük bir günahtır.

2285 Skandal özellikle toplumda saygın kişiler tarafından çıkarılmış ve zayıf kişiler de bundan etkilenmişse özel bir rezalete dönüşür. Rabbimiz bu kişiler hakkında şöyle diyor: "Kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin dibine atılması kendisi için daha iyi olur"(Bkz. 1 Kor 8, 10-13) (Mt 18, 6). Skandal görevi ya da yaratılışı itibariyle başkalarını eğitme ve yetiştirme durumunda olan kişiler tarafından çıkarılmışsa daha da kaygı vericidir. İsa Yahudi vaizlerini ve Ferisileri bu bakımdan kınamaktadır: Onları kuzu postuna bürünmüş kurtlar olarak görmektedir.(Bkz. Mt 7, 15)

2286 Skandala yasa ya da kurumlar, kamu görüşü ya da moda yol açabilir.

Ahlâkın ve dini yaşamın bozulmasına ya da "Tanrı’nın buyruklarına uygun Hıristiyanca bir yaşam tarzını sürdürmeyi, isteyerek ya da istemeden imkânsız kılan toplum şartlarının oluşmasına neden olan yasaları ya da toplumsal yapıyı oluşturanlar"(XII. Pius, 1 Haziran 1841’deki konuşması) bu şekilde skandala yol açabilirler. Hile ile kamu görüşüne istediği biçimi vererek kamuyu ahlâki değerlerden uzaklaştıranlar, öğrencilerini kışkırtan öğretmenler(Bkz. Ef 6, 4, Kol 3, 21) ve hileyi, dalavereyi teşvik edici kurallar koyan işletme müdürleri de aynı kategoriye girerler.

2287 Yetkisini kötüye kullananlar skandala yol açarlar ve doğrudan ya da dolaylı bir şekilde neden oldukları kötülükten sorumludurlar. "Skandalların olması kaçınılmazdır. Ama skandala neden olan kişinin vay haline!" (Lk 17, 1).


Sağlığa saygı

2288 Yaşam ve sağlık Tanrı tarafından verilmiş değerli nimetlerdir. Bunlara kamu yararını ve başkasının ihtiyaçlarını göz önüne alarak mantıklı bir şekilde özen göstermeliyiz.
               Vatandaşların sağlık sorunu, insanların gelişip olgunluğa erişmelerini sağlayacak yaşam koşullarını elde edebilmeleri için toplumun yardımını gerektirir: Yiyecek ve giysi, konut, sağlık hizmeti, temel eğitim, iş, sosyal hizmet.

2289 Ahlâk anlayışı bedensel yaşama dikkat edilmesini istiyorsa da bunu mutlak bir değer yapmıyor. Ahlâk anlayışı her şeyi bedene kurban eden, fiziksel mükemmelliği ve sportif başarıyı putlaştıran beden kültünü uygulamaya yönelik neo-putperest bir kavrama karşıdır. Güçlüler ile zayıflar arasında yaptığı ayıklayıcı seçim, böylesi bir görüş insan ilişkilerini bozabilir.

2290 Ilımlılık erdemi her türlü aşırılıktan kaçınmayı gerektirir, aşırı yemek yemeyi, alkolü, tütünü ve ilaçları. Yolda, denizde ya da havada sarhoşken ya da hızlı araç kullanarak başkalarının ve kendilerinin hayatlarını tehlikeye atanlar büyük günah işlerler.

2291 Uyuşturucu kullanımı insan sağlığına ve yaşamına çok büyük zararlar verir. Tıbbi olarak tedavi amaçlı kullanımının dışında büyük bir suçtur. Uyuşturucunun gizli ve yasadışı yolla üretilmesi ve uyuşturucu trafiğinin gizli ve yasadışı yollarla sürdürülmesi utanç vericidir. Uyuşturucuyu üreten de satan kadar suçludur, bu uygulamalar doğrudan uyuşturucuyu teşvik ettiklerinde ahlâk yasasına ciddi şekilde aykırıdır.


Kişiye saygı ve bilimsel araştırmalar

2292 Kişiler ya da insan grupları üzerinde yapılan bilimsel, tıbbi ya da psikolojik deneyler hastaların iyileşmesine ve halk sağlığına katkıda bulunabilir.

2293 Temel bilimsel araştırma uygulamalı araştırma gibi insanın yaratılış üzerindeki beyliğinin anlamlı bir ifadesini oluşturur. Bilim ve teknik insanın hizmetinde ise ve herkesin yararına ilerlemeyi tam olarak gerçekleştiriyorsa değerli kaynaklardır; ne var ki kendiliklerinden yaşamın anlamını ve insanlığın ilerlemesini açıklayamazlar. Bilim ve teknik varlıklarını ve gelişimlerini borçlu oldukları insan için düzenlenmişlerdir; şu halde maksatlarının delilini ve sınırlarının bilincini yalnız kişide ve onun ahlâki değerlerinde bulurlar.

2294 Bilimsel araştırmaların ve uygulamalarının ahlâki açıdan yansızlığını ileri sürmek bir hayaldir. Öte yandan, yönlendirici kriterler, ne basit bir teknik etkinlikten, ne başkaların zararına birilerinin çıkarından, ne de, daha kötüsü, egemen ideolojilerden çıkabilir. Bilim ve teknik içerdikleri anlamı itibarıyla ahlâkın temel kriterlerine mutlak saygıyı gerektirmektedir. Tanrı’nın iradesi ve tasarısının öngördüğü gibi, gerçek ve bütünsel mutluluğunun, elinden alınamaz haklarının kısaca insanın hizmetinde olmalıdırlar.

2295 İnsan üzerindeki araştırmalar ya da deneyler ahlâk yasasına ve kişilerin onuruna kendiliğinden aykırı olan eylemleri meşrulaştıramaz. Deneklerin geçici rızaları böylesi eylemleri haklı çıkarmaz. İnsan üzerindeki deneyler deneğin yaşamını ya da fiziki ya da psişik durumunu çok ağır ya da kaçınılabilinir bir tehlikeye sokuyorsa ahlâki açıdan meşru değildir. İnsanlar üzerindeki deneyler deneğin ya da o deneğin üzerinde hak sahibi kişinin rızası da alınmadan yapılmışsa, bu insan onuruna aykırıdır.

2296 Organ nakli vericinin ya da verici üzerinde hak sahibi olanların tam rızası yoksa ahlâki açıdan kabul edilemez. Organ nakli vericinin maruz kaldığı fiziki ve psişik riskler ve tehlikeler alıcıda beklenen iyileştirmelerle orantılı ise övgüye değer ve ahlâk yasasına uygun olur. Bir insanın bir yerini doğrudan keserek sakat bırakmak ya da ölümüne neden olmak başka insanların ölümünü geciktirmek pahasına da olsa ahlâki açıdan kabul edilemez.


Bedenin bütünlüğüne saygı

2297 Kaçırmalar ve rehin almalarla terör estiriliyor, tehditle kurbanlar üzerinde dayanılmaz baskılar uygulanıyor. Bu olaylar ahlâki açıdan meşru sayılmazlar. Ayrım gözetmeden tehdit eden, yaralayan ve öldüren terörizm adalete ve Hıristiyan sevgisine son derece aykırıdır. İnsanın suçluları cezalandırmak, insanların itiraf etmesini sağlamak, muhalifleri korkutmak, kendi nefretini tatmin etmek için fiziki ya da ruhsal şiddet uygulayarak işkence yapması insan onuruna ve kişiye saygıya aykırıdır. Sırf tedavi amaçlı tıbben gerekli görülen ampütasyonlar, kesmeler ve sterilizasyonlar dışında gönüllü masum insanların üzerinde yapılacak uygulamalar ahlâk yasasına aykırıdır.(Bkz. DS 3722)

2298 Geçmişte meşru hükümetler tarafından yasayı ve düzeni korumak amacıyla korkunç toplu uygulamalar yapıldı, çoğu zaman Kilise yetkilileri kendi Kilise mahkemelerinde Roma Hukukunun işkence ile ilgili kanunlarını benimsemiş olmalarına rağmen bu durumu protesto etmediler. Bu can sıkıcı olayların dışında Kilise daima bağışlayıcı ve esirgeyici olmayı öğretmiştir; papaz takımına kan dökmeyi yasaklamıştır. Yakın zamanlarda, bu gibi zalimce uygulamaların kamu düzeni için ne gerekli olduğu ne de insanın yasal haklarıyla bağdaştığı ortaya çıkmıştır. Tersine, bu uygulamalar insanı bayağılaştırır. Bunların ortadan kaldırılmasına çalışılmalıdır. Hem kurbanlar için hem de cellatları için dua etmek gerekir.


Ölülere saygı

2299 Ölüm döşeğinde olanlara, huzurlu ve onurlu bir şekilde son anlarını geçirmelerine yardımcı olmak amacıyla dikkat ve özen gösterilmelidir. Yakınlarının duaları onlarla birlikte olmalıdır. Yakınları hastaların diri Tanrı’yla karşılaşmalarını hazırlayacak Kilise sırlarını uygun zamanda almalarına dikkat etmelidir.

2300 Merhumların bedenlerine diriliş imanı ve umudu ile saygı ve sevgi gösterilmelidir. Ölülerin defnedilmesi insan bedenine gösterilen bir saygıdır;(Bkz. Tob 1, 16-18) defin Kutsal Ruh’un tapınakları olan Tanrı’nın çocuklarını onurlandırır.

2301 Cesetlere otopsi yapılması, yasal işlemler ya da bilimsel araştırmalar nedeniyle ahlâki açıdan kabul edilebilir. Ölümden sonra organ bağışı yasaldır, hatta övgüye değerdir.

Kilise ölülerin yakılmasına, yakılma olayı bedenlerin dirilişi ile ilgili imanın inkârına işaret etmiyorsa izin verir.(Bkz. CIC, can. 1176, 3)

 

III. Barışı koruma

Barış

2302 Rab, "Öldürmeyeceksin" (Mt 5, 21) buyruğunu anımsatırken insanları yürek huzuruna davet etmekte ve öldürücü öfkenin ve kinin ahlâk dışılığını herkese duyurmaktadır:
               Öfke bir intikam duygusudur. "Cezalandırılması gereken birine zarar vermek amacıyla intikam almayı arzulamak yasaktır"; ama "adaleti korumak ve kusurların düzeltilmesi için"(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 158. 1, ad 3) ceza uygulamak övgüye değerdir. Öfke benzerini kasten öldürmeyi ya da ağır yaralamayı istemeye kadar götürüyorsa, o zaman tam bir sevgi eksikliği oluşmuş demektir; öfke bu durumda öldürücü günahtır. Rab diyor ki: "Kardeşine karşı öfkelenen her kişi yargılanmayı hak edecek" (Mt 5, 22).

2303 Bile bile nefret etmek sevgiye aykırıdır. İnsan nefret ettiği benzerinin kötülüğünü bile bile istiyorsa günah işliyor demektir. İnsan nefret ettiği benzerinin zarara uğramasını bile bile istiyorsa ağır günah işliyor demektir. "Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin; ancak bu şekilde göklerdeki Babanızın oğulları olabilirsiniz ... " (Mt 5, 44-45).

2304 İnsan hayatına saygı gösterilmesi ve insan hayatının gelişmesi için barış gereklidir. Barış yalnızca savaşın olmadığı, düşman kuvvetleri dengede tutmayı güvence altına alan bir ortam değildir. Barış, yeryüzünde kişilerin mülkleri korunmadan, insanlar arasında özgürce iletişim sağlanmadan, kişilerin ve halkların onurlarına saygı gösterilmeden ve insanlar arası kardeşlik sağlanmadan gerçekleşemez. Barış "düzenin huzurudur"(A. Augustinus, civ. 19, 13). Barış adaletin(Bkz. İş 32, 17) eseri, sevginin(Bkz. GS 78, 1-2) sonucudur.

2305 Dünya barışı mesihçi "barış Prensinin" (İş 9, 5), Mesih’in barışının imgesi ve meyvesidir. Mesih Haç üzerinde dökülen kanıyla, "kendi bedeninde düşmanlığı yıktı"(Bkz. Kol 1, 20-22) (Ef 2, 16), Tanrı’yla insanları barıştırdı ve Kilisesini insan soyunun bütünlüğü ile Tanrı’yla olan birliğinin sırrı yaptı. "O barışımızdır" (Ef 2, 14). İsa "Ne mutlu barışı sağlayanlara!" (Mt 5, 9) diyor.

2306 Şiddetten ve kan dökmekten vazgeçenler ve insan haklarını korumak için en acizlerin elde edebileceği savunma yöntemlerine başvuranlar, başka insanların ve toplumların haklarına zarar vermek kaydıyla İncil’deki sevgi yasasına göre davranmış olurlar. Bu da şiddete başvurmanın arkasında bıraktığı tahribat ve ölülerle ne denli ağır fiziksel ve ahlâki hasarlara neden olduğunu gösterir.(Bkz. GS 78, 5)


Savaşı engellemek

2307 Beşinci buyruk bile bile insan yaşamına son vermeyi yasaklar. Her savaş beraberinde adaletsizlik ve kötülük getirir. Kilise ısrarla herkesi, Tanrısal İyilikten bizleri bu antik savaş esaretinden kurtarması için dua etmeye ve bu konuda çalışmaya davet eder.(Bkz. GS 81, 4)

2308 Her hükümet görevlisi ve her vatandaş savaş engellemek için çalışmak zorundadır.
               "Savaş tehlikesi var oldukça ve uluslararası yetkili otoritenin savaşı önleyecek yeterli kuvveti olmadığı sürece hükümetlerin, her türlü barış girişimlerinin tükendiği durumlarda meşru müdafaa hakkını kullanmalarına engel olunamaz."(GS 79, 4)

2309 Askeri güçle yapılan bir meşru müdafaanın kesin koşulları katı biçimde incelenmelidir. Böylesi bir kararın ciddiyeti ancak aşağıdaki katı koşullar yerine getirildiği taktirde ahlâki meşruluk kazanır.
- Saldırgan tarafın ulusa ya da ulusların halklarına verdiği zarar sürekli, ağır ve kesin olduğu durumda.
- Zararı sona erdirmek için başvurulan diğer her çarenin uygulanamaz ve etkisiz olduğu durumda.
- Ciddi başarı koşullarının bir araya gelmesi durumunda.
- Silahların kullanılmasının yok edilmeye çalışılan kötü durumdan daha büyük kötülüklere ve hasarlara neden olmaması durumunda. Modern tahrip aletlerinin gücü meşru müdafaaya karar vermeden önce çok düşünmeyi gerektirir

Bu koşullar "Haklı savaş" denilen savaş doktrininde sıralanmış geleneksel öğelerdir.

Bu ahlâki meşruiyet koşullarının değerlendirilmesi kamu yararı yükümlülüğünü üzerlerine almış olanların ihtiyatlı yargısına bağlıdır.

2310 İktidarların bu gibi durumlarda vatandaşlarına ulusun savunmasında gerekli bazı yükümlülükler getirme görevi ve hakkı vardır.
               Vatanlarına hizmet için asker yaşamını seçenler halkların özgürlüğünü ve güvencesini sağlayan görevlilerdir. Görevlerini doğru şekilde yerine getirirlerse, gerçekten ülkenin yararına ve barışın korunmasına çalışmış olurlar.(Bkz. GS 79, 5)

2311 İktidarlar, vicdani nedenler yüzünden ellerine silah almayı reddedenlere karşı hakkaniyetli davranacaklardır. Bu kişiler topluma başka şekilde hizmet edebilirler.(Bkz. GS 79, 3)

2312 Kilise ve insan aklı silahlı çatışma boyunca ahlâki yasaların geçerliliğini koruduğunu ilan ederler. "Savaş kötü bir şans eseri çıktığı için savaşan her iki tarafta da her şeyin mübah sayılması gerekmez."(GS 79, 4)

2313 Savaşa katılmayanlara, yaralı askerlere ve savaş esirlerine insanca davranılmalı ve onlara saygı gösterilmelidir.
               İnsan haklarına ve evrensel ilkelere bile bile aykırı davranmak, bu yönde emirler vermek suçtur. Körü körüne itaat bu emirleri dinleyenleri haklı çıkarmaz. Bir halkın, bir ulusun ya da etnik bir azınlığın soykırımı ölümcül günah olarak kınanmalıdır.

2314 "Ayrım gözetmeksizin kentleri, bütünüyle ve sakinleriyle birlikte geniş yerleşim bölgelerini yıkmaya yönelik her savaş eylemi Tanrı’ya ve insanın kendisine karşı işlenmiş bir cinayettir. Bu anında ve tereddüt edilmeden kınanmalıdır".(GS 80, 4) Modern savaşın bir tehlikesi de, gelişmiş teknik silahları, özellikleri atom bombasını, biyolojik ya da kimyasal silahları elinde bulunduranlara böylesi cinayetleri işleme fırsatı vermesidir.

2315 Silahlanma birçokları için olası düşmanları savaşmaktan caydırmak için kullanılan paradoksal bir tutum gibi görünür. Birçokları silahlanmayı uluslar arasındaki barışı güvence altına alacak en elverişli çarelerden biri olarak görmektedir. Bu caydırma yöntemi beraberinde ağır ahlâki ihtiyatı da getirir. Dünyadaki silah satışları barışı güvence altına almaz. Savaş nedenlerini yok edeceğine onları daha da artırır. Hep yeni silahların yapılması için harcanan büyük paralar muhtaç halkların sıkıntılarına çare olmaya engel oluşturur;(Bkz. PP 53) halkların gelişmesini engeller. Aşırı silahlanma çatışma nedenlerini çoğaltır ve savaşa hazırlanma tehlikesini artırır.

2316 Silah üretimi ve silah ticareti uluslararası topluluğu ve ulusların kamu yararını ilgilendirir. Bu nedenle, bunu yasal olarak düzene sokmak hükümetlerin görevi ve hakkıdır. Kısa vadeli şahsi ya da kolektif çıkar peşinde koşmak uluslar arasında çatışma ve şiddet nedeni olacak ve uluslararası hukuk düzenini tehlikeye düşürecek girişimleri meşru kılamaz.

2317 Ekonomik ya da sosyal düzendeki aşırı eşitsizlikler ve haksızlıklar, insanlar ve uluslar arasındaki gurur, güvensizlik ve çekemezlikler barışı tehdit eder ve savaşa neden olur. Bu bozukluğu yaratan kötülükleri yenmek için yapılacak her şey barışı tesis etmeye ve savaşı engellemeye yardımcı olur:

İnsanlar günahkâr oldukları sürece, savaş tehlikesi olacaktır, bu durum İsa’nın dönüşüne kadar sürecektir. Ancak, insanlar sevgide birleşerek günahı alt ettikleri sürece şiddeti de şu sözlerin gerçekleşmesine kadar alt edeceklerdir: "Kılıçlarını saban demiri, mızraklarını da bağcı bıçağı yapacaklar. Ulus ulusa karşı kılıç çekmeyecek ve artık cengi öğrenmeyecekler"(GS 78, 6) (İş 2, 4).

 

ÖZET

2318 "Bütün canlıların ruhu ve bütün insanlığın soluğu [Tanrı’nın] elindedir" (Ey 12, 10).

2319 Bütün insan hayatı, döllendiği andan ölümüne kadar kutsaldır, çünkü insanın kendi özgür iradesi olsun istendi ve insan kutsal ve diri Tanrı’nın benzerinde ve suretinde yaratıldı.

2320 Bir insanı öldürmek insan onuruna ve Yaradan’ın kutsallığına karşı işlenmiş bir suçtur.

2321 Öldürme yasağı bir haksız saldırganı zararsız hale getirme hakkını geçersiz kılmaz. Meşru müdafaa başkalarının hayatından ve kamu iyiliğinden sorumlu kişi için ciddi bir görevdir.

2322 Çocuğun döllendiği andan itibaren yaşamaya hakkı vardır. Doğrudan kürtaj, kısacası bir amaç ya da bir çare olarak istenilen kürtaj, ahlâk yasasına ciddi şekilde aykırı "utanç verici bir uygulama"dır(GS 27, 3). Kilise insan hayatına kasteden bu davranışı aforozla cezalandırmaktadır.

2323 Döllendiği andan itibaren bir kişi olarak kabul edilmesi gereken ceninin bütünlüğü korunmalı, diğer insanlar gibi tedavi edilmeli ve iyileştirilmelidir.

2324 Kasten ötenazi, nedeni ve biçimi ne olursa olsun bir cinayettir. İnsan onuruna ve Yaratıcısı olan diri Tanrı’ya yapılan bir saygısızlıktır.

2325 İntihar adalete, umuda ve sevgiye ciddi şekilde aykırıdır. Beşinci buyruk tarafından yasaklanmıştır.

2326 Skandal, eylemiyle ya da ihmaliyle başkalarını günaha düşürüyorsa ciddi bir suç oluşturur.

2327 Savaşın meydana getirdiği kötülük ve haksızlık nedeniyle herkes savaşı engellemek için mantıki ne varsa yapmak zorundadır. Kilise, "Rab, bizleri açlıktan, salgın hastalıktan ve savaştan kurtar" diye dua eder.

2328 Kilise ve insan aklı ahlâk yasasının silahlı çatışmalarda da geçerliliğini koruduğunu söyler. Kişilerin haklarına ve evrensel kişilik ilkelerine bile bile kastetmek suçtur.

2329 "Silahlanma yarışı insanlığın ciddi bir yarasıdır, yoksullara onarılamaz biçimde zarar vermektedir."(GS 81, 3)

2330 "Ne mutlu barışı sağlayanlara, çünkü onlara Tanrı’nın çocukları denecek" (Mt 5, 9).

 

 

6. KONU

Altıncı emir

 

Zina etmeyeceksin (Çık 20, 14;Tes 5, 17).

"Zina etmeyeceksin" denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, "bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir" (Mt 5, 27-28).


I. "Tanrı insanı erkek ve kadın olarak yarattı"

2331 "Tanrı sevgidir. Kendisinde sevgi birliği gizi içinde yaşar. Tanrı insanı kendi suretinde yaratarak, erkekle kadının insan doğasına gönül eğilimini ve sevgiye ve birliğe ilişkin yetenek ve sorumluluğu kattı".(FC 11)

"Tanrı insanı erkek ve kadın olmak üzere kendi suretinde yarattı" (Yar 1, 27); "Verimli olun ve çoğalın" (Yar 1, 28); "Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara ‘insan’ adını verdi" (Yar 5, 1-2).

2332 Cinsellik beden ve ruhun birliğinde insanın bütün yanlarını etkiler. Özellikle de duygusal yaşamındaki olayların bütününü, aşk yapma ve üreme yeteneğini ve daha genel anlamda başkasıyla birleşme bağı kurma yeteneğine sahip olmayı içerir.

2333 İster erkek ister dişi olsun her insan kendi cinsel kimliğini tanımalı ve kabul etmelidir. Cinsler arasındaki fiziksel, ahlâki ve ruhsal farklılık ve tamamlayıcılık evlilik mutluluğuna ve aile yaşamının yolunda gitmesine bağlıdır. Çiftlerin ve toplumun ahengi kısmen farklı cinsler arasındaki bütünleşmenin, ihtiyaçların ve karşılıklı desteklerin nasıl olduğuna bağlıdır.

2334 "Tanrı insan varlığını erkek ve dişi yaratarak kişisel onuru erkeğe de kadına da eşit olarak verir."(FC 22, Bkz. GS 49, 2) "İnsan bir kişidir, bu erkek ve kadın için aynı oranda geçerlidir; çünkü her ikisi de kişisel Tanrı’nın suretinde ve benzerinde yaratıldılar."(MD 6)

2335 İki cinsiyetin her biri, farklı bir şekilde olsa da, Tanrı’ nın şefkatli sevgisinin ve gücünün imgesi olan aynı onura sahiptir. Erkekle kadının evlilikte birleşmesi Yaradan’ın üretkenliğini ve cömertliğini bir bakıma bedende yansıtmaktır: "Adam anasını babasını bırakıp karısına bağlanacak ve ikisi tek beden olacak" (Yar 2, 24). Bu birleşmeden bütün bir insan nesli doğar.(Bkz. Yar 4, 1-2.25-26, 5, 1)

2336 İsa yaratılışı ilk durumundaki arılığına sokmaya geldi. Dağdaki Vaaz’da Tanrı tasarısını kesin bir şekilde yorumluyor: "Zina etmeyeceksin denildiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir" (Mt 5, 27-28). İnsan Tanrı’nın birleştirdiğini ayırmamalı.(Bkz. Mt 19, 6)
               Kilise Geleneği altıncı buyruğu insan cinselliğini bütünüyle içinde toplayan bir buyruk olarak görmüştür.


II. İffetli olma çağrısı

2337 İffet cinselliğin kişideki başarılmış bütünleşmesi demektir, aynı zamanda da insanın bedensel ve ruhsal varlığındaki iç birliğidir. İnsanın maddi ve biyolojik dünyaya ait olduğunu ifade eden cinsellik kişiden kişiye olan ilişkide kadınla erkeğin zamansal olarak sınırsız ve karşılıklı olarak tamamen kendilerini vermede bütünleştiğinde gerçekten insani ve kişisel olur.

İffet erdemi kişinin bütünlüğünü ve tüm verişi kapsar.

 

Kişinin namusluluğu (bütünlüğü)

2338 İffetli kişi kendisine verilmiş olan sevgi ve yaşam güçlerinin bütünlüğünü korur. Bu bütünlük kişinin birliğini garanti altına alır, onu yaralayabilecek her türlü tutuma karşı durur. Ne iki yaşama ne de iki dile tahammül eder.(Bkz. Mt 5, 37)

2339 İffet insan özgürlüğü pedagojisi olan insanın kendine hakim olmayı öğrenme dönemidir. Alternatifi bellidir: İnsan ya tutkularına söz geçirecek ve huzuru elde edecektir, ya da onlar tarafından köleleştirilecek ve mutsuz olacaktır.(Bkz. Sir 1, 22) "İnsan onuru insanın içgüdülerinin etkisi altında kalmadan ya da dıştan bir zorlama olmadan bilinçli bir şekilde ve özgürce kişisel bir kanı ile belirlenmiş bir seçim yapmasını gerektirir. İnsan bu onura tutkuların köleliğinden kurtulduğunda, amacı için iyiliği özgürce seçtiğinde ve bunu elde etmek için ustalıkla çareler bulmaya çalıştığında ulaşır."(GS 17)

2340 Vaftizindeki sözlere sadık kalmak ve ayartmalara direnmek isteyen bunların çarelerini bulmaya çalışacaktır: Kendini tanıma, karşılaşılan durumlara uydurulan bir çileyi uygulama, Tanrı buyruklarına itaat ahlâki erdemleri uygulamaya koyma ve duaya sadık kalma. "İffetlilik kendimizi dağıtarak yitirdiğimiz birliğe bizi yeniden toplayarak getirir."(A. Augustinus, itiraf. 10, 29)

2341 İffetlilik erdemi temel itidal erdemine bağlıdır, insan duygularının iştahlarını ve tutkularını mantıklı bir çerçeve içine sokmaya çalışır.

2342 Kendine hakim olmayı öğrenmek uzun bir zaman ve çabayı gerektirir. İnsan hiçbir zaman onu tamamen elde ettiğini düşünmemeli. Yaşamın bütün devrelerinde yeniden çaba gösterilmesini gerektirir.(Bkz. Tit 2, 1-6) Bazı devrelerde özellikle kişiliğin oluşmaya başladığı devrelerde, çocuklukta ve ergenlikte daha yoğun bir çaba gerektirir.

2343 İffetlilik kusurla ve çoğu zaman da günahla damgalanmış derecelerden geçen gelişme yasalarını tanır. "Erdemli ve iffetli insan gün be gün özgürce yaptığı sayısız seçimlerle kendisini oluşturur. Bir gelişimin evrelerini izleyerek ahlâki iyiliği bilir, sever ve gerçekleştirir."(FC 34)

2344 İffetlilik kişisel bir görevdir; kültürel bir çabayı da gerektirir, çünkü "kişinin ilerlemesi ile toplumun gelişmesi arasında karşılıklı bağımlılık mevcuttur"(GS 25, 1). İffetlilik doğal olarak kişilik haklarına saygı gösterilmesini, özellikle de insan yaşamının tinsel ve ahlâki boyutlarına saygı gösteren bir eğitimi ve bir bilgilendirmeyi içermektedir.

2345 İffetlilik ahlâki bir erdemdir. Aynı zamanda Tanrı’nın bir armağanı, bir lütfudur, tinsel bir çalışmanın meyvesidir.(Bkz. Gal 5, 22) Kutsal Ruh Vaftiz suyuyla yeniden doğmasını sağladığı kişiye Mesih’in(Bkz. 1 Yu 3, 3) temizliğini örnek alacak gücü verir.


Kendini bütünüyle verme

2346 Sevgi bütün erdemlerin modelidir. Onun etkisi altında iffet, kendini verme okulu gibi görünür. Nefsine hakim olma kendini vermeye göre düzenlenmiştir. İffet, iffetli olmaya çalışanı benzerinin nezdinde Tanrı’nın şefkat ve sadakatinin tanığı yapar.

2347 İffetlilik erdemi dostlukta gelişir. Bizi kendi dostları(Bkz. Yu 15, 15) olarak seçmiş, bize kendisini tamamen vermiş ve bizleri kendi Tanrısal durumuna katmış Kişiyi nasıl örnek almamız ve Onu nasıl izlememiz gerektiğini gösterir. İffetlilik ölümsüzlük vaadidir.
               İffetlilik özellikle hemcinsle olan dostlukta kendini ifade eder. Aynı cinsiyetli ya da farklı cinsiyetli kişiler arasında gelişen dostluk herkes için bir iyiliktir. Ruhsal birliğe götürür.


İffetliliğin değişik biçimleri

2348 Her vaftiz olmuş kişi iffetli olmaya çağrılmıştır. Hıristiyan her türlü iffetliliğin modeli olan "Mesih’i giyinmiştir" (Gal 3, 27). Mesih’e inanan herkes kendi özel yaşamında iffetli bir yaşam sürdürmeye çağrılmıştır. Hıristiyan Vaftizi sırasında duygusal yaşamında iffetli olmaya söz vermiştir.

2349 "İffetlilik kişileri değişik yaşam tarzlarına göre geliştirmelidir. Bazıları bakirelikle ya da kendilerini bölünmemiş bir yürekle daha kolay bir şekilde Tanrı’ya adamak gibi seçkin bir durumla Tanrı uğruna bekârlığa adamakla; bazıları da evli ya da bekâr olsunlar cinsel işlerde ahlâk yasasına bağlılıkla."(CDF, decl. "Persona humana" 11) Evli kişiler evlilik içinde iffetli yaşamaya çağrılmışlardır; ötekiler ise kendilerini tutarak (cinsel eğilimlerde) iffetli yaşarlar:

İffetlilik erdeminin üç biçimi vardır: Biri evlilerde, biri dullarda, bir diğeri de bakirelikte. Diğerlerini dışlayarak herhangi birini övmüyoruz. Kilise’nin bu konudaki disiplini zengindir.(A. Ambrosius, vid. 23)

2350 Nişanlılar cinsel eğilimlerde kendilerini tutarak iffetli olmaya çağrılmışlardır. Bu sınama devresini, umut içinde birbirlerine saygı göstermeyi ve birbirlerine sadık kalmayı, Tanrı tarafından birbirlerine armağan edildiklerini öğrendikleri bir zaman olarak görmelidirler. Aşklarını göstermeyi evliliğe saklayacaklardır. İffette gelişmek için birbirlerine yardımcı olacaklardır.


İffete aykırı durumlar

2351 Şehvet düşkünlüğü cinsel zevke aşırı bir eğilim duyma ya da bozuk bir arzudur. Seks dünyaya çocuk getirme ve sevgiyle birleşme amacından uzak sırf zevk verdiği için aranıyorsa o zaman ahlâki açıdan bozuk bir davranıştır.

2352 Mastürbasyon cinsel zevk almak için cinsel organların isteyerek uyarılmasıdır. "Kilise Yetkili Kurulu’nun değişmeyen geleneğinin çizgisinde olduğu kadar inanlıların ahlâk anlayışı da tereddütsüz bir biçimde belirtildiği gibi mastürbasyon esasen bozuk bir eylemdir." "Nedeni ne olursa olsun normal evlilik ilişkileri dışında cinsel yetilerin kasten kullanılması esas itibarıyla amacına aykırı düşer." "Ahlâk düzeni içinde kabul edilen insan neslinin devamı amacıyla, karşılıklı olarak kendini vermenin bütünlüğünde, gerçek bir sevgi bağlamında gerçekleşen cinsel ilişki hariç cinselliği verdiği zevk için aramak ahlâka aykırıdır."(CDF, decl. "Persona humana" 9)
               Bireylerin ahlâki yükümlülükleri hakkında dengeli bir yargıya varabilmek ve bireylerin ruhlarından sorumlu kişileri yönlendirmek amacıyla, ahlâki suçluluğu azaltıcı hatta tümüyle ortadan kaldırıcı patolojik olgunlaşma eksikliği, edinilmiş alışkanlıkların gücü, korku hali ya da diğer psişik ya da sosyal etkenler göz önünde bulundurulacaktır.

2353 Fuhuş özgür bir kadınla özgür bir erkeğin evlilik dışında cinsel ilişkiye girmesi demektir. Fuhuş eşlerin mutluluğuna olduğu kadar çocukların meydana getirilmesi ve eğitimi için doğal olarak düzenlenmiş insan cinselliğine ve kişilerin onuruna da tamamen aykırıdır. Bundan başka gençleri yoldan çıkarması bakımından da ciddi bir skandaldır.

2354 Pornografi partnerlerin mahremiyetinde olması gereken gerçek ya da kurgusal cinsel eylemleri bilerek üçüncü şahıslara sergilemekten ibarettir. Pornografi iffete aykırıdır, çünkü eşlerin kendilerini birbirlerine verdikleri mahrem karı koca ilişkilerinin doğasını bozar. Buna katılanların (oyuncu, iş adamı, halk) onurunu ağır bir şekilde zedeler; çünkü herkes bir başkası için ilkel bir zevk aracı ve meşru olmayan istifade aracı haline gelmiş olur. Pornografi kişileri sanal bir dünyanın hayallerine sokar. Pornografi ağır bir suçtur. Hükümet yetkilileri pornografik malzemelerin üretimini ve dağıtımını yasaklamalıdırlar.

2355 Fahişelik cinsel zevk aracına indirgenen fahişelik yapan kişinin onurunu zedeler. Bunun için para ödeyen de kendisi açısından büyük günah işlemiş olur: Vaftizinin kendisini içine soktuğu iffetlilikle bağlarını kopartır, aynı zamanda Kutsal Ruh’un tapınağı olan bedenini kirletmiş olur.(Bkz. 1 Kor 6, 15-20) Fahişelik toplumsal bir yaradır. Genellikle kadınları vurur, ama erkekleri çocukları ya da ergenlik çağında olan gençleri de vurduğu olur (bu son iki durumda günaha bir de skandal eklenir). Fahişelik yapmak büyük bir günah ise de, yoksulluk, şantaj ve toplumsal baskı fahişeliğin suç olarak addedilmesini azaltabilir.

2356 Tecavüz bir kişinin cinsel mahremiyetine şiddet kullanarak zorla girmek demektir. Adalete ve sevgiye zarar getirir. Tecavüz herkesin saygısına, özgürlüğüne, fiziksel ve ahlâki bütünlüğüne yapılmış bir saldırıdır. Tecavüz kurbanı ömrü boyunca etkisinden kurtulamayacağı ciddi bir zarara uğratabilir. Tecavüz daima çok kötü bir eylem olarak görülmüştür. Ebeveynler tarafından (ensest) ya da eğitmenler tarafından kendilerine emanet edilen çocuklara karşı yapılmışsa tecavüz daha da kötüdür.


İffet ve eşcinsellik

2357 Eşcinsellik yalnızca aynı cinsten kişilere karşı baskın bir cinsel çekim hisseden erkekler ya da kadınlar arasındaki ilişkiye denir. Değişik çağlarda ve kültürlerde değişik biçimlere bürünmüştür. Psişik nedeni tam olarak açıklanamamıştır. Kilise geleneği, bunu ciddi bir sapıklık(Bkz. Yar 19, 1-29, Rom 1, 24-27, 1 Kor 6, 10, 1 Tim 1, 10) olarak gören Kutsal Kitaba dayanarak, eşcinsel davranışların özünde bozuk davranışlar olduğunu söyler.(CDF, decl. "Persona humana" 8) Eşcinsellik doğa yasasına aykırıdır, çünkü yeni hayatlar vermeye yönelik cinselliğin önünü kapatır. Son derece ihtiyaç ve zaruret arzeden gerçek cinsellik ve duygusallıktan ileri gelmez. Hiç bir şekilde tasvip edilemez.

2358 Eşcinsel eğilimlere sahip hatırı sayılır sayıda kadın ve erkek vardır. Bu durumlarını kendileri seçmiş değillerdir; çoğunluğu için bu bir denemedir. Bu kişilere saygıyla, güzellikle ve şefkatle yaklaşılmalıdır. Onlara karşı ayrımcılık gözetmekten kaçınılmalıdır. Bu kişiler Tanrı’nın iradesini kendi yaşamlarında gerçekleştirmeye çağrılmışlardır, Hıristiyanlarsa durumlarının getirdiği sıkıntılarını Rab’bin Haçtaki kurbanıyla birleştirebilirler.

2359 Eşcinsel kişiler iffetli olmaya çağrılmışlardır. İçsel özgürlüğü sağlayan nefse hakim olma erdemleri aracılığıyla, kimi zaman çıkar gütmeyen bir dostluğun desteğiyle, duayla ve Kilise sırlarının yardımıyla, derece derece ve kesin olarak Hıristiyanlık mükemmelliğine yaklaşabilirler ve yaklaşmalıdırlar.


III. Eşler arasındaki aşk

2360 Cinsellik erkekle kadının evlilikteki aşkına göre düzenlenmiştir. Evlilikte eşlerin tensel yakınlığı tinsel birliğin bir işareti ve teminatıdır. Vaftiz edilmiş olanlar arasındaki evlilik bağları Kilise sırrı ile kutlulaştırılmıştır.

2361 "Erkekle kadının kendilerini birbirlerine yalnız karı kocaya özgü eylemler aracılığıyla verdiği cinsellik yalnızca biyolojik bir şey değil, aynı zamanda insanın özünü ilgilendiren bir şeydir. Cinsellik erkekle kadının verdikleri ölünceye kadar birbirlerini sevme sözünün ayrılmaz bir parçasıysa gerçekten insana yaraşır bir şekilde gerçekleşir."(FC 11)

Tobyas yataktan kalktı ve Sara’ya şöyle dedi: "Kalk, bacım! Sen ve ben Tanrı’ya dua etmeliyiz; Tanrı’dan bizi bağışlamasını ve korumasını dilemeliyiz." Sara ayağa kalktı ve Tanrı’nın onları koruması için birlikte dua ettiler. Tobyas duasına şöyle başladı: "Ey atalarımın Tanrı’sı, sen kutsalsın ( ... ). Adem’i sen yarattın, ona yardımcı olması ve onu desteklemesi için eşi Havva’yı sen yarattın; ikisinden insan soyu doğdu. Sen şöyle dedin: ‘Erkeğin yalnız kalması iyi değildir; ona benzeyen bir eş yaratalım.’ Ben kız kardeşimi cinsel istek nedeniyle almıyorum; onu içtenlikle alıyorum. Bize karşı sevecen davran, ona ve bana acı, birlikte yaşlanmamızı sağla!" Hep birlikte "Amin! Amin!" diyerek yatmaya gittiler (Tob 8, 4-9).

2362 "Eşler tarafından mahrem ve iffetli birleşmeyi gerçekleştiren eylemler ahlâk bakımından onurlu eylemlerdir. Gerçekten insani bir biçimde yaşanmışsa, her ikisi de sevinç ve minnet içinde zenginleştiği bu kendilerini karşılıklı olarak verişi destekler ve beyan ederler."(GS 49, 2) Cinsellik sevinç ve zevk kaynağıdır:

Eşlerin bu soyu devam ettirme işlevinde gerek bedenlerinde gerek ruhlarında bir zevk ve tatmin bulmalarını Yaradan’ın kendisi ( ... ) istedi. Öyleyse, eşler bu zevki aramakla ve bunu tatmakla kötü bir şey yapmış olmazlar. Yaradan’ın kendileri için çizmiş olduğu şeyi kabul etmiş olurlar. Ama yine de, eşler aşırıya kaçmadan belirli sınırlar içinde kalmasını bilmelidirler.(XII. Pius, 29 Ekim 1951’deki söylevi)

2363 Eşlerin birleşmesiyle evliliğin çift amacı gerçekleşmiş olur: Eşlerin mutluluğu ve soyu devam ettirmesi. Evliliğin bu iki anlamı ya da değeri çiftin tinsel yaşamını bozmadan ya da ailenin geleceğini ve evliliği tehlikeye sokmadan ayrılamaz.
               Kadınla erkek arasındaki evlilik aşkı sadakat ve üretkenlik gibi iki misli yükümlülük altındadır.


Eşlerin sadakati

2364 "Yaradan tarafından kurulmuş ve kendine özgü yasalarla donatılmış evli çiftler arasındaki sevgi ve yaşam birliği eşlerin yaptığı bir sözleşmeye yani kişisel ve bozulamaz rızalarına dayanır."(GS 48, 1) Eşlerin her ikisi de kendilerini tam ve kesin olarak birbirlerine verirler. Artık onlar iki değil, bir tek bedendir. Eşler arasında özgürce yapılan sözleşme birlik içinde bozulmadan kalma zorunluluğunu getirir.(CIC, can. 1056) "Tanrı’nın birleştirdiğini, insan ayırmamalı"(Bkz. Mt 19, 1-12, 1 Kor 7, 10-11) (Mk 10, 9).

2365 Sadakat verilen sözde durulacağını ifade eder. Tanrı sadıktır. Evlilik sırrı erkekle kadını Mesih’in Kilisesi’ne olan sadakate sokar. Evlilikteki iffetle de eşler dünyaya karşı bu gizi onamış olurlar.

A. Yuhanna Krisostomos genç evli kocalara şu sözleri eşlerine söylemelerini öneriyor: "Seni kollarımın arasına aldım, seni hayatımdan çok seviyorum. Şimdiki hayat hiçbir şeydir, en büyük hayalim gelecekte bizim için ayrılmış olan hayatta seninle hiç ayrılmamaktır ( ... ). Senin sevgin benim için her şeyden önemlidir, benim için seninle aynı düşünceleri paylaşmamaktan daha acı bir şey yoktur."(Hom. in Epf. 20, 8)


Evlilikte dölleyicilik

2366 Üretkenlik bir armağandır, evliliğin bir amacıdır, çünkü evlilik aşkı doğal olarak üretken olmaya yöneliktir. Çocuk eşlerin karşılıklı aşkına dışardan gelip eklenmez; çocuk bu karşılıklı olarak kendilerini birbirlerine vermenin sonucunda ortaya çıkar, bunun bir meyvesi ve bir gerçekleşmesidir. "Yaşamın tarafını tutan"(FC 30) Kilise de "evlilikle ilgili her eylemin yaşam iletmeye açık kalması gerektiğini"(HV 11) öğretmektedir. "Birçok kez Kilise Yetkili Kurulu tarafından ortaya konan bu doktrin, Tanrı’nın istediği gibi bu bağın bozulmazlığı ve insanın kendi inisiyatifi ile bozamayacağı birleşme ve çocuk dünyaya getirmeden(HV 12, Bkz. XI. Pius, gen. "Casti connubii") oluşan iki evlilik eylemi ne dayanır."

2367 Yeni canlar dünyaya getirmeye çağrılan eşler bu davranışlarıyla Tanrı’nın babalığına ve yaratıcılığına katılmış olurlar.(Bkz. Ef 3, 14, Mt 23, 9) "Kendilerine düşen yaşam iletme ve eğitmen olma görevlerinde (bunu kendi görevi olarak görmek gerekir) eşler yaratıcı Tanrı’nın işbirlikçileri ve yorumcuları konumunda olduklarını bilirler. Bir insan ve Hıristiyan olarak görevlerinin sorumluluğunu üstleneceklerdir."(GS 50, 2)

2368 Bu sorumluluğun özel bir yanı da doğum kontrolü ile ilgilidir. Eşler haklı nedenlerden dolayı çocuklarını uzun aralıklarla doğurmak isteyebilirler. Bu isteğin bencillikten değil de baba olmanın getirdiği haklı sorumluluktan kaynaklanıp kaynaklanmadığını eşler kendileri değerlendirmelidir. Bundan başka kendi davranışlarını ahlâkın getirdiği yansız kriterlere göre düzenleyeceklerdir:

Evlilikteki aşk ile yaşam iletme sorumluluğunu birbiriyle bağdaştırma söz konusu olduğunda, ahlâklı davranış yalnız dürüst bir niyete ve nedenlerin değerlendirilmesine bağlı değildir, ama insanın doğasından ve davranışlarından çıkan yansız kriterlere göre belirlenmelidir, bu kriterler, gerçek aşk bağlamında, eşlerin kendilerini karşılıklı olarak birbirlerine tam olarak vermelerine ve çocuk yapmalarına saygılı olmalıdır; İffetlilik erdemi evlilikte dürüst bir yürekle uygulanmıyorsa bu kriterlerin uygulanması imkânsızdır.(GS 51, 3)

2369 "Evlilik ilişkisinin iki önemli noktası olan cinsel birleşme ile çocuk yapmaya riayet edilirse o zaman evlilik ilişkisi karşılıklı gerçek aşka anlamını veren ve insanın en yüce görevi olan anne babalığa terfi etmesini seğlamış olur."(HV 12)

2370 Belli sürelerde yinelenen cinsel perhiz, kendini-gözlemeye ve ay içindeki döllenmeye uygun olmayan dönemlerden(Bkz. HV 16) yararlanmaya dayalı doğum kontrol yöntemleri ahlâkın yansız kriterlerine uygundur. Bu yöntemler eşlerin bedenlerine saygıda kusur etmez, eşlerin birbirlerine olan şefkatini yüreklendirir ve gerçek özgürlük eğitimini teşvik eder. Buna karşılık, "gerek cinsel ilişki olacağını düşünerek, gerek cinsel ilişki sırasında, gerek doğal sonuçlarının gelişiminde, döllenmeyi imkânsız kılacak bir çare ya da amaç olarak önerilen her doğum kontrolü"(HV 14) kötüdür:

Eşlerin kendilerini tam olarak birbirlerine vermemesi demek olan gebeliği önleme, eşlerin kendilerini birbirlerine tam ve karşılıklı olarak vermesini doğal olarak ifade eden anlatımın karşısına nesnel olarak çelişkili bir anlatım çıkarır. Bu yalnızca yaşama açık olmayı aktif biçimde reddetmek değil, aynı zamanda kişinin bütünüyle özverili olmasına dayanan karı koca aşkının içsel gerçeğinin çarpıtılmasıdır da. Bu insanbilimsel ve ahlâki fark, gebeliği önleme ve doğal gebe kalma devrelerinden kaçınma arasında kişinin ve insan cinselliğinin birbirinin yerini alamaz iki kavramıyla ilgilidir.(FC 32)

2371 "Zaten herkes iyi bilmektedir ki, insan yaşamı ve yaşamı iletme yükümlülüğü bu dünya ufkuyla sınırlı değildir. Bu dünyada ne tam boyutlarını, ne tam anlamlarını bulurlar, her zaman insanların ebedi yazgısıyla ilgilidirler."(GS 51, 4)

2372 Devlet vatandaşlarının rahatından sorumludur. Bu nedenle de, nüfus planlamasını yönlendirme hakkıdır. Bunu yansız ve saygılı bir bilgilendirme yoluna giderek yapabilir, otoriter ve zorlayıcı yolla değil. Yasal olarak, çocuk dünyaya getirmekten ve çocuklarının eğitiminden birinci derecede sorumlu olan eşlerin inisiyatifine karışamaz.(Bkz. HV 23, PP 37) Ahlâka aykırı nüfus planlama yöntemlerini desteklemeye hakkı yoktur.


Çocuklar bir armağandır

2373 Kutsal Kitap ve Kilise’nin geleneksel uygulaması çok çocuklu aileleri Tanrı’nın nimetinin bir işareti ve anne babanın üretkenliğinin işareti olarak görmektedir.(Bkz. GS 50, 2)

2374 Kısır olduklarını öğrenen eşlerin üzüntüsü büyüktür. Abram Tanrı’ya, "Bana ne verebilirsin?" diye sordu (Yar 15, 2). Rahel kocası Yakup’a, "Bana çocuk ver, yoksa öleceğim" dedi (Yar 30, 1).

2375 Kısırlığı önleyici araştırmalar "insanın ve onun koparılıp alınamaz haklarının, gerçek ve tam mutluluğunun hizmetinde ve Tanrı’nın tasarısına ve iradesine uygun olması şartıyla"(CDF, instr. "Donum vitae" intr. 2) desteklenmelidir.

2376 Eşlerin arasına üçüncü yabancı bir şahsın girmesini sağlayan böylece aile bütünlüğünü bozan teknikler (sperm ya da yumurta bağışlama, kiralık annelik) ahlâka son derece aykırıdır. Bu teknikler (türe dışı yapay tohumlama ve dölleme) çocuğun bildiği ve evlilik bağıyla birleşmiş bir anne ve bir babadan doğma hakkını zedeler. "Eşlerin ikisinin de bir diğerinden anne ya da baba olma hakkını"(CDF, instr. "Donum vitae" intr. 2, 1) da zedeler.

2377 Bu teknikler (türe dışı yapay tohumlama ve dölleme) eşlerin içinde uygulandığında belki pek ahlâka aykırı görünmüyor olabilirler, ama yine de ahlâk açısından kabul edilemezler. Seks ilişkisini dölleme eyleminden ayırırlar. Çocuğun varlığını meydana getiren temel eylemi, artık iki kişinin kendilerini birbirlerine verdiği eylem olmaktan çıkarır, "ceninin yaşamını ve kimliğini doktorların ve biyoloji uzmanlarının eline bırakır ve insanın kökeni ve kaderi üzerinde tekniğin söz sahibi olmasını sağlar. Böylesi bir egemenlik özünde çocuklara ve anne babalara ortak olması gereken eşitliğe ve insan haysiyetine aykırıdır".(Bkz. CDF, instr. "Donum vitae" intr. 2, 5) "Çocuk dünyaya getirme evlilik ilişkisinin meyvesi, kısacası eşlerin birleşmesinin kendine özgü edimi olarak istenmediğinde ahlâki açıdan kusurludur. ( ... ) Yalnız karı koca ilişkilerinden ibaret olan bağa saygı ve insan varlığının bütünlüğüne saygı insan haysiyetine yaraşır bir döllenmeye izin verir."(CDF, instr. "Donum vitae" intr. 2, 4)

2378 Çocuk bir ceza değil bir armağandır. "Evliliğin en büyük armağanı" bir insan varlığıdır. Çocuk bir mal olarak görülemez, tersi durumda bu, çocuk üzerinde sözde "hak iddia etmeye" kadar götürür. Bu alanda gerçek haklara yalnız çocuk sahiptir: "Anne babasının cinsel aşkının özgün meyvesi olma ve döllendiği andan itibaren bir kişi olarak saygı görme hakkı."(CDF, instr. "Donum vitae" intr. 2, 8)

2379 İncil fiziksel kısırlığın mutlak bir kötülük olmadığını söylüyor. Eşler doktorların da çare bulamadıkları kısırlıklarını her türlü tinsel üretkenliğin kaynağı olan Rab’bin Haçıyla birleştireceklerdir. Çocuk sahibi olma duygularını terk edilmiş çocukları evlat edinerek ya da başkaları için titizlik isteyen işler yaparak giderebilirler.


IV. Evlilik onuruna karşı işlenen günahlar

2380 Zina. Bu sözcük eşlerin sadakatsizliğini ifade eder. İki partnerden en azından biri evliyse ve geçici de olsa cinsel ilişkiye girmişlerse, zina yapmış olurlar. Mesih zinayı arzu halindeyken bile mahkûm ediyor.(Bkz. Mt 5, 27-28) Yeni Antlaşma’nın altıncı buyruğu zinayı tamamen yasaklar.(Bkz. Mt 5, 32,19, 6, Mk 10, 11, 1 Kor 6, 9-10) Peygamberler zinayı büyük bir günah olarak teşhir ederler. Zinada puta taparlık günahının sembolünü görürler.(Bkz. Hoş 2, 7, Yer 5, 7, 13, 27)

2381 Zina bir haksızlıktır. Zina yapan kişi yükümlülüklerini yerine getirmiyor demektir. Evlilik sözleşmesi denilen bağı yaralamakta, diğer eşin hakkını zarara uğratmakta, evlilik kurumunu zedelemekte ve evliliğin temelini oluşturan sözleşmeyi ihlâl etmektedir. Sürekli bir anne babaya ihtiyacı olan çocukların ve insan soyunun selametini tehlikeye düşürmektedir.


Boşanma

2382 Rab İsa Yaratıcı’nın evliliğin bozulmazlığına dair başlangıçtaki niyeti üzerinde durdu.(Bkz. Mt 5, 31-32, 19, 3-9, Mk 10, 9, Lk 16, 18,1 Kor 7, 10-11) (Tevrat) Şeriatında bulunan toleransları geçersiz kıldı.(Bkz. Mt 19, 7-9)
               Hıristiyan Katolikler arasında "kıyılmış Kilise nikahı, ölüm dışında hiçbir insani güç ve nedenle bozulamaz"(CIC, can. 1141).

2383 Eşlerin evliliği bozmadan ayrı yaşamaları Kilise Hukukunun(Bkz. CIC, can. 1151-1155) öngördüğü bazı durumlarda meşru sayılabilir.

Resmi boşanma bazı yasal hakları, çocukların ihtiyacını ya da anadan ve babadan kalan malları güvence altına almak için tek çare ise, o zaman buna ahlâka aykırı olmamak şartıyla izin verilebilir.

2384 Boşanma doğa yasasına karşı işlenmiş ciddi bir suçtur. Boşanma eşler arasında ölünceye dek birlikte yaşamak üzere yapılmış olan sözleşmenin ihlâli demektir. Boşanma evlilik sırrının işareti olan esenlik antlaşmasına hakarettir. Yeni bir ilişkiye girme medeni kanunla kabul edilmiş olsa da, kopuşu daha da pekiştirir: Yeniden evlenen eş açıkça ve sürekli zina durumunda sayılır:

Koca karısından ayrıldıktan sonra başka bir kadınla ilişkiye girerse eşini aldatmış duruma düşer, çünkü bu kadınla zina yapmış olmaktadır; onunla oturan kadın da zina yapmış olur, çünkü başkasının kocasıyla ilişkiye girmiştir.(A. Basilios, moral. Regle 73)

2385 Boşanma bir aile biriminde ve toplumda oluşturduğu bozukluk nedeniyle de ahlâk dışıdır. Bu bozukluk ciddi zararları da beraberinde getirir: Kendilerini terk edilmiş bulan eşler; anne babalarının ayrılması nedeniyle sarsılan ve çoğu zaman ikisinin arasında kalan çocuklar; yaygınlaşması nedeniyle gerçek toplumsal bir yaradır.

2386 Eşlerden biri resmi boşanmanın masum kurbanı olabilir. Bu durumda ahlâk yasasına karşı gelmiş sayılmaz. Evlilik sırrına dürüstçe sadık kalmak için çaba gösteren eşle, Kilise Hukukunca geçerli sayılan bir evliliği kendi hatalarıyla yıkan eş arasında çok büyük bir fark vardır.(Bkz. FC 84)


Evlilik onuruna karşı işlenen diğer günahlar

2387 İncil’e göre yaşamak isteyen kişinin yıllar boyunca evlilik yaşamını paylaştığı bir ya da daha fazla kadından ayrılmak zorunda kalmasının yarattığı dram anlaşılırdır. Bununla birlikte çokeşlilik ahlâk yasasıyla bağdaşmaz. Evlilik birlikteliğine kökten karşıdır: Nitekim, "başlangıçta bize açınlanan Tanrı tasarısını doğrudan reddeder; evlilikte kendilerini birbirlerine tam bir aşkla veren, bu açıdan tek ve kendine özgü olan kadınla erkeğin haysiyet bakımından eşitliğine karşıdır".(FC 19, Bkz. GS 47, 2) Eskiden birçok kadını olan bir Hıristiyan, kadınlarından ve çocuklarından sorumludur ve onların bakımını üstlenmek zorundadır.

2388 Ensest, evliliğin mümkün olmadığı yakın akrabalar arasındaki cinsel ilişkiye denir.(Bkz. Lev 18, 7-20) Havari Paulus özellikle bu ağır suçu kınamaktadır: "Gerçekte aranızda cinsel ahlâksızlık olduğu söyleniyor ( ... ). Şöyle ki aranızdan birisi babasının karısıyla yaşıyormuş! ( ... ) Rabbimiz İsa’nın adıyla ( ... ) bedeninin yok olması için bu adamı Şeytan’a teslim edelim ... "(1 Kor 5, 1, 4-5) Ensest, aile ilişkilerini bozar ve hayvanlığa doğru gidişi gösterir.

2389 Erişkinler tarafından kendilerine emanet edilen çocuklara ya da ergin olanlara cinsel tacizleri de ensest kapsamına alabiliriz. Burada, kendilerinden sorumlu eğitmenin bir tecavüzünün izini bütün ömürleri boyunca taşıyacak olan gençlerin fiziksel ve ahlâki bütünlüğüne saldırılmışsa suç ikiye katlanmaktadır.

2390 Özgür birliktelik, ilişkilerini resmileştirmek istemeyen bir kadınla erkeğin cinsel birlikteliklerine denir.

"Özgür aşk" yaşama ifadesi aldatıcıdır: Bu, kişilerin birbirlerine karşı sorumluluk yüklenmedikleri bir birlikteliktir, bu davranışlarıyla da birbirlerine, kendilerine ve geleceğe olan güven eksikliğini gösterirler.

Bu "ilişki" ifadesi değişik durumları gösterir: Nikâhsız karı kocalık, evliliği olduğu şekliyle red, uzun süreli taahhüt altına girmeme.(Bkz. FC 81) Bütün bu durumlar evlilik onuruna karşı işlenmiş günahlardır; aile kavramını zayıflatırlar; sadakatin anlamını zayıflatırlar. Ahlâk yasasına aykırıdırlar: Seks ilişkisi yalnız evlilikte olmalıdır; bunun dışında her zaman ağır bir günahtır ve kutsal Komünyon almayı engeller.

2391 Günümüzde birçok kimse evlenme niyetiyle bir çeşit deneme evliliği yapıyor. Evlilik niyetiyle de olsa önceden cinsel ilişkiye girmek "bir erkekle bir kadının arasındaki ilişkilerin dürüstlüğünü ve sadakatini garanti altına alamaz, onları özellikle fantezi ve kaprislere karşı koruyamaz".(CDF "Persona humada" karar. 7) Cinsel ilişki ancak erkekle kadın arasında geçerli bir aile düzeni kurulduğunda ahlâki açıdan meşru sayılır. İnsan aşkı "deneme" evliliğini hoş göremez. İnsan aşkı kişiler arasında kesin ve tam bir verişi gerektirir.(Bkz. FC 80)

ÖZET

2392 "Sevgi her insanın temel ve doğal gönül eğilimidir."(FC 11)

2393 İnsanı kadın ve erkek biçiminde yaratarak Tanrı her ikisine de aynı kişilik haysiyetini verir. Kadın ve erkek kendi cinsel kimliklerini tanımalı ve kabul etmelidir.

2394 Mesih iffetlilik modelidir. Her Hıristiyan kendi yaşam tarzına göre iffetli bir yaşam sürmeye çağrılmıştır.

2395 İffetlilik cinsiyetin kişiyle bütünleşmiş olduğunu gösterir. Kişisel olarak nefse hakim olmayı öğrenmeyi içerir.

2396 İffete karşı olan günahlar arasında mastürbasyonu, fuhuşu, pornografiyi ve eşcinsel yaşamı sayabiliriz.

2397 Eşlerin özgürce imzaladıkları evlilik sözleşmesi sadık bir aşkı kapsar. Bu sözleşme evliliğin bozulmamasını zorunlu kılar.

2398 Doğurganlık bir nimet, bir armağandır, evliliğin amacıdır. Eşler yaşam vererek Tanrı’nın baba olma özelliğine katılırlar.

2399 Doğum kontrolü annelik, babalık sorumluluğunun bir biçimidir. Ahlâki açıdan kabul edilemez çarelere (doğrudan kısırlaştırma ya da hamileliği önleyici tedbirlere) başvurmak eşlerin iyi niyetinin meşruluğunu haklı çıkarmaz.

2400 Zina ve boşanma, çokeşlilik ve serbest ilişki evlilik onuruna karşı işlenmiş günahlardır.

 

 

7. KONU

Yedinci emir

 

"Çalmayacaksın" (Çık 20, 15; Tes 5, 19;Mt 19, 18).

2401 Yedinci emir benzerinin malını haksız yere almayı ve alıkoymayı yasaklar ve her ne biçimde olursa olsun benzerinin malına zarar vermeyi yasaklar. İnsanların emeğinin ürünlerinin ve dünyevi mal mülkün yönetiminde adalet ve sevgiyi zorunlu kılar. Kamu yararı için özel mülkiyet hakkına, mal mülkün evrensel kullanımına saygıyı gerekli kılar. Hıristiyan, hayatında bu dünya malını Tanrı’ya ve kardeş sevgisine göre düzenlemeye çabalar.

 

I. Her insanın yeryüzü mal ve mülkünü kullanma  ve özel mülkiyet hakkı

2402 Başlangıçta, yeryüzünü ve kaynaklarını, bunlara özen göstersin, çalışmasıyla bunlara egemen olsun ve ürünlerinden yararlansın diye insanlığın ortak yönetimine verdi.(Bkz. Yar 1, 26-29) Yaratılışın bütün malları insan ırkına tahsis edilmiştir. Bununla birlikte toprak şiddet tehdidi altında ve kıtlığa maruz insan yaşamını güvence altına almak amacıyla insanlar arasında bölüştürülmüştür. İnsanların özgürlüğünü ve onurunu garanti altına alması, her bir kişinin kendi temel ihtiyaçlarını ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olması amacıyla mal mülke sahip çıkma meşrudur. İnsanlar arası doğal bir dayanışmayı mümkün kılmalıdır.

2403 Emekle elde edilen, ya da başkasından miras ya da armağan yoluyla edinilen özel mülkiyet hakkı başlangıçta toprağın bütün insanlara verilmiş olma hakkını geçersiz kılmaz. Her ne kadar kamu yaşam düzeyinin yükselmesi özel mülkiyet hakkına ve onun kullanımına saygıyı zorunlu kılsa da, yeryüzü malının bütün insanlar tarafından kullanılması hakkı en önemli hak olarak kalmaya devam eder.

2404 "İnsan meşru olarak sahip olduğu ve kullandığı mal mülkünü yalnız kendisine aitmiş gibi görmemeli, bunları başkalarıyla ortak malıymış gibi görmeli: Bu anlamda yalnız kendine değil, başkalarına da yardımcı olabilir."(GS 69, 1) Bir mala sahip olmak mal sahibini, bu malın meyve vermesini sağlayan ve meyvelerini başta yakınlarına olmak üzere başkalarına ileten İlahi Takdirin bir yöneticisi durumuna sokar.

2405 Üretim mallarının -maddi ya da maddi olmayan- tarım, sanayi, yetenek ya da sanat ürünleri gibi ürünlerin çok sayıda kişiye yararlı olabilmesi, için bunlara sahip olanların özenini gerektirir. Mal sahipleri bu malların önemli bir bölümünü konuklara, hastalara ve yoksullara ayırarak kullanımında ya da tüketiminde ölçülü davranmalıdır.

2406 Siyasi iktidarın, kamu yararı için mülkiyet hakkının meşru icrasını düzenleme görevi ve hakkı vardır.(Bkz. GS 71, 4, SRS 42, CA 40, 48)


II. İnsanlara ve onların mal ve mülküne saygı

2407 Ekonomik açıdan insan onuruna saygı, bu dünya malına bağlılığı azaltmak için itidal erdeminin; benzerinin haklarını korumak ve ona hakkı olanı vermek için hakkaniyet erdeminin; dayanışmada altın kuralı izleyerek "yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul olan" Rab’bin cömertliğini örnek alınarak icra edilmesini zorunlu kılar (2 Kor 8, 9).


Başkalarının mal mülküne saygı

2408 Yedinci buyruk hırsızlığı, kısacası başkasının malını, malın sahibinin rızası olmadan gasp etmeyi yasaklar. Rıza gösterildiğinin varsayıldığı ya da rıza göstermemenin akla ve malların evrensel kullanımı hakkına aykırı olduğu durumlarda hırsızlık söz konusu olamaz. Bu, zorunlu ihtiyaç maddelerine (yiyecek, barınak, giyecek ... ) hemen ulaşmanın tek yolunun başkalarının mallarına el koyma ve onları kullanma olduğu apaçık ve ivedi gereklilik durumudur.(Bkz. GS 69, 1)

2409 Her şeye rağmen başkasının malını haksız yere almak ve tutmak yedinci buyruğa aykırıdır: Şu halde, geçici bir süre için verilen ya da kayıp malları kasten tutma; ticarette hile yapma,(Bkz. Tes 25, 13-16) haksız bedel ödeme,(Bkz. 24, 14-15, Yk 5, 4) başkasının cahilliğinden ya da sıkıntısından yararlanarak fiyatları arttırma(Bkz. Amos 8, 4-6) bu sınıfa girer.

Bunlar ahlâka aykırıdır; başkalarının zararından çıkar sağlamak amacıyla malların değeri üzerinde suni olarak yapılan spekülasyon; hukuka göre karar almak zorunda olanların yargısını saptıracak şekilde etkide bulunma; bir kamu kuruluşunun malına sahip çıkma ve özel olarak kullanma; kötü yapılan çalışmalar, vergi kaçırmalar, sahte çek ve fatura, aşırı harcamalar, savurganlık. Özel ya da kamu malına kasten zarar vermek ahlâk yasasına aykırıdır ve tazminini gerektirir.

2410 Verilen sözler tutulmalıdır, taahhüt altına girilen işte ahlâki açıdan doğru olduğu oranda yapılan kontratlara harfiyen uyulmalıdır. Sosyal ve ekonomik yaşamın önemli bir bölümü kişiler arasında yapılan maddi ya da ahlâki kontratlara bağlıdır. Alış ya da satışa dair ticari kontratlar, kira kontratları ya da iş sözleşmeleri. Her sözleşme tasdik edilmeli ve iyi niyetle yerine getirilmelidir.

2411 Sözleşmeler, insanlar arasındaki değişim ilişkilerini insan haklarına tam riayet içinde düzenleyen ve eşit hakları gözeten mübadele adaletine tabidir. Mübadele adaleti kişiyi tamamen bağlar. Mal mülk haklarını korumayı, borçları ödemeyi ve özgürce yapılan sözleşmelerin gereğini yapmayı zorunlu kılar. Mübadele adaleti olmadan başka hiçbir adalet olamaz.

Mübadele adaleti vatandaşın topluma olan hakkaniyet yükümlülüğüyle ilgili yasal adaletten ve vatandaşların verdiği vergilere ve ihtiyaçlarına göre toplumun yükümlülüklerini düzenleyen dağıtım adaleti’nden farklıdır.

2412 Adil mübadele gereğince, yapılan haksızlığın giderilmesi, sahibinden çalınan malın karşılığının verilmesini zorunlu kılar:

İsa "Bir kimseden haksız bir şekilde bir şey aldıysam, dört katını geri vereceğim" diyen Zakay’ı bu taahhüdünden dolayı kutsuyor (Lk 19, 8). Dolaylı ya da dolaysız bir biçimde başkasının malına el koyan biri, bu malı geri vermeli veya ayni ya da nakdi olarak karşılığını ödemelidir, eğer el konulan mal kaybolmuşsa sahibinin normal olarak elde edeceği yararlar ve meyvaları da göz önünde tutarak tür ve cins olarak bu malın aynını vermek zorundadır. Hırsızlığa öyle ya da böyle katılmış olanlar ya da bundan bilerek yarar sağlayanlar, (örneğin çalmayı buyuranlar, ya da yardım edenler, ya da yataklık edenler) da bu hırsızlığa katıldıkları oranda zararı ödemek zorundadırlar.

2413 Şans oyunları (iskambil oyunları, vb.) ya da bahisler kendiliklerinden adalete aykırı değildirler. Kişinin kendi ihtiyaçlarını ve başkaların ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olandan yoksun bıraktığı zaman ahlâki açıdan kabul edilemez olurlar. Kumar tutkusunun ciddi bir şekilde köleliğe düşürme tehlikesi vardır. Haksız yere bahse girmek ya da kumarda hile yapmak vahim bir durumdur, en azından verilen zarar öylesine az olsun ki, zarara uğrayan onu mantıken önemli saymasın.

2414 Yedinci buyruk, hangi nedenle olursa olsun, ister bencil ya da ideolojik nedenle, ister çıkarcı ya da totaliter nedenle, insanları köleleşmeye götüren, insan onurunun değerini bilmeyen, bir mal gibi satan, satın alan ve mübadele eden eylemleri ya da girişimleri yasaklar. İnsanları zorla çıkarlarına alet etmek veya onlardan faydalanmak ya da insan onuruna ve insanın temel haklarına karşı işlenmiş bir günahtır. Paulus bir Hıristiyan efendiye Hıristiyan kölesine "bir köle gibi değil de bir kardeş gibi ( ... ), Rab’de bir insan gibi" davranmasını buyuruyordu (Filim 16).


Yaratılışın bütünlüğüne saygı

2415 Yedinci buyruk yaratılışın bütünlüğüne saygıyı gerektirir. Hayvanlar, bitkiler ve cansız varlıklar gibi doğal olarak geçmiş, şimdiki ve gelecek insanlığın ortak yararı içindir.(Bkz. Yar 1, 28-31) Dünyanın hayvansal, bitkisel ve madensel kaynaklarının kullanımı ahlâki zorunluluklara saygıdan ayrı tutulamaz. Yaradan tarafından insana bağışlanan cansız varlıklardan ve öteki canlılardan üstün olma durumu mutlak değildir; gelecek kuşaklarınki dahil benzerinin yaşamına, duyulan kaygıyla sınırlanır; yaratılışın bütünlüğüne dinsel bir saygıyı gerekli kılar.(CA 37-38)

2416 Hayvanlar da Tanrı’nın yaratıklarıdır. Tanrı onların üzerine inayeti ile titrer.(Bkz. Mt 6, 26) Hayvanlar yalnız varlıklarıyla Tanrı’yı yüceltir ve Ona şükranlarını sunarlar.(Bkz. Dan 3, 57-58) Onun için insanlar da onlara iyi davranmalıdır. Assisili Françesco ve Philippe Neri gibi azizlerin hayvanlara karşı nasıl incelikli davrandıklarını anımsayın.

2417 Tanrı hayvanları kendi suretinde yarattığı insanın egemenliğine bırakmıştır.(Bkz. Yar 2, 19-20,9, 1-4) Şu halde hayvanları besin ve giyim malzemesi olarak kullanmak meşrudur. İnsana çalışmalarında ve boş zamanlarında yardımcı olsun diye hayvanlar evcilleştirilebilir. Mantıki sınırlar içinde kaldığı sürece hayvan üzerinde yapılan tıbbi ve bilimsel deneyler ahlâki açıdan kabul edilebilir uygulamalardır, zira insan yaşamını tedavi etmeye ve kurtarmaya yardımcı olmaktadır.

2418 Hayvanlara gereksiz yere acı çektirmek ve onların canını almak insan onuruna aykırıdır. Öte yandan, öncelikle insanların sefaletini önlemek için kullanılması gereken büyük miktarda paraların hayvanların yararına kullanılması da doğru değildir. Hayvanları sevebiliriz; yalnız insanlara gösterilmesi gereken sevgiyi hayvanlara yönlendirmemeliyiz.


III. Kilise’nin sosyal öğretisi

2419 "Hıristiyan vahyi sosyal yaşamın yasalarını daha derinden anlamaya götürür."(GS 23, 1) Kilise insan hakkındaki bütün gerçeği İncil’den alır. İncil’i bildirme misyonunu gerçekleştirdiğinde, Mesih adına insanın kişilerden oluşan topluluktaki onurunu ve görevini doğrular; ona Tanrısal bilgeliğe uygun barış ve adaletin gereklerini öğretir.

2420 Kilise sosyal ve ekonomik meselelerde "kişinin temel hakları ya da ruhların esenliği söz konusu olduğunda"(GS 76, 5) ahlâki bir yargıda bulunur. Ahlâki düzendeki misyonu siyasi otoritelerden farklıdır. Kilise, nihai sonumuz yüce İyiliğe varışı düzenlemeleri nedeniyle, kamu iyiliğini ilgilendiren dünyevi hususlarla ilgilenir. Dünya nimetleri ve sosyo-ekonomik ilişkilerde doğru ideolojiyi yaymaya çabalar.

2421 Kilise’nin sosyal öğretisi İncil’in tüketim mallarının üretimi için yeni yapılanmaları, yeni toplum, devlet ve otorite kavramı, yeni mülkiyet ve emek biçimleri getiren modern endüstri toplumuyla yüz yüze geldiği XIX. yüzyılda gelişti. Kilise öğretisinin ekonomik ve sosyal alanlardaki gelişimi, Kilise öğretisinin kalıcı değerini aynı zamanda hep canlı ve etken olan Geleneğinin gerçek anlamını doğrulamaktadır.(Bkz. CA 3)

2422 Kilise’nin sosyal öğretisi Mesih İsa’nın söylediği bütün sözler ışığında, Kutsal Ruh’un yardımıyla Kilise tarihi boyunca oluşan olayları yorumladıkça oluşan bir doktrin strüktüründen ibarettir.(Bkz. SRS 1, 41) Bu öğreti inanlıların davranışı üzerinde etki yaptığı oranda iyi niyetli insanlar tarafından daha kabul edilebilir olur.

2423 Kilise’nin sosyal öğretisi düşünce ilkelerini belirler; yargılama kriterlerini ortaya çıkarır; eylemin yönünü saptar:

Tümüyle ekonomik etkenlerle belirlenmiş sosyal ilişkiler içeren her sistem insan ferdinin doğasına ve davranışlarına ters düşer.(Bkz. CA 24)

2424 Ekonomik etkinliği kârın tekelci kuralı ve nihai sonu olarak gören bir teori ahlâki açıdan kabul edilemez. Gem vurulmamış para hırsı kötü sonuçlar oluşturmakta gecikmez. Toplum düzenini bozan sayısız anlaşmazlıklardan biri de budur.(Bkz. GS 63, 3, LE 7, CA 35)

"İnsanın ve grupların temel haklarını üretimin kolektif organizasyonuna feda eden bir sistem" insan onuruna aykırıdır.(GS 65) Kâr amacıyla kişileri sırf üretim aracı seviyesine indirgeyen her uygulama insanı köleleştirir, paraya tapmaya götürür ve ateizmin yayılmasına katkıda bulunur. "Hem Tanrı’ya hem Mammon’a [paraya] tapamazsınız" (Mt 6, 24; Lk 16, 13).

2425 Kilise, modern zamanlarda "Komünizm" ya da "Sosyalizm" ile bağdaşmış Tanrı tanımaz ve totaliter ideolojileri reddetmiştir. Öte yandan, Kilise "Kapitalizm" uygulamasında bireyciliği ve piyasa yasasının insan emeği üzerindeki mutlak önceliğini tanımamaktadır.(Bkz. CA 10, 13, 44) Ekonominin yalnızca merkezi bir planlama ile düzenlenmesi temelde sosyal bağları bozar; yalnızca piyasa yasası ile düzenlenmesi ise sosyal adaletsizliktir, "zira bu yolla tatmin edilemeyecek sayısız insan ihtiyacı bulunmaktadır"(CA 34). Kamu yararı için haklı bir değer hiyerarşisine göre makul bir piyasa ve ekonomik girişim düzenlemesi salık verilmelidir.


IV. Ekonomik yaşam ve sosyal adalet

2426 Ekonomik yaşamın gelişmesi ve üretimin artması insanların ihtiyaçlarını karşılamak içindir. Ekonomik yaşam yalnız üretim mallarını çoğaltma ve kârı ya da gücü arttırma amacı gütmez; önce kişilere, bütünüyle insana ve bütün insan topluluğuna hizmet verecek şekilde düzenlenmiştir. Kendine özgü yöntemlerle işleyen ekonomik yaşam, Tanrı’nın insan üzerindeki tasarısına yanıt vermek için sosyal adalet gereği ahlâki düzen sınırları içinde faaliyet göstermelidir.(Bkz. GS 64)

2427 İnsan emeği doğrudan Tanrı’nın suretinde yaratılan kişilerden doğar. Bu kişiler yeryüzüne egemen olarak yaratılış eserini hep birlikte sürdürmeye çağrılmışlardır.(Bkz. Yar 1, 28, GS 34, CA 31) Şu halde çalışma bir görevdir: "Çalışmak istemeyen, yemek de yemesin"(Bkz. 1 Sel 4, 11) (2 Sel 3, 10). Emek Yaradan’ın armağanlarını ve alınmış yetenekleri onurlandırır. Kurtarıcı niteliği de olabilir. Golgota’da haça gerilen Nasıralı marangoz İsa ile birlikte çalışma zahmetine giren insan(Bkz. Yar 3, 14-19) bir bakıma Tanrı’nın Oğlunun kurtarıcı Eserine katılmış olur. İnsan kendisinden gerçekleştirmesi istenen faaliyette her gün Haçını taşıyarak Mesih’in müridi olduğunu gösterir.(Bkz. LE 27) Emek Mesih’in Ruhunda dünyevi realitelerin bir canlanması ve bir kutlulaşma aracı olabilir.

2428 Kişi işte doğasında bulunan yeteneklerden bazılarını gösterir ve gerçekleştirir. İşin başlıca değeri, işi yapan ve gerçekleştiren insanın kendisinden gelir. İş insan için yaratılmıştır, insan iş için değil.(Bkz. LE 6)

Her bir kişi yaptığı işle kendisinin ve yakınlarının yaşamını idame ettirebilmeli ve cemiyete hizmet verebilmelidir.

2429 Her bir kişinin ekonomik inisiyatif hakkı vardır, her bir kişi herkese daha çok katkıda bulunmak ve çabalarının haklı meyvelerini toplamak için kendi yeteneklerinden meşru bir şekilde yararlanacaktır. Resmi otoritelerin kamu yararını göz önünde bulundurarak yaptığı mevzuata uymaya özen gösterecektir.(Bkz. CA 32, 3)

2430 Ekonomik yaşam çoğu zaman birbiriyle çatışan çıkarları ortaya çıkarır. Bir takım çatışmaların su yüzüne çıkması bu şekilde açıklanabilir.(Bkz. LE 11) Bütün sosyal tarafların haklarına riayet eden pazarlık ile bunlar azaltılmaya çalışılacaktır: İşveren temsilcileri, ücretli temsilcileri, örneğin sendika kuruluşları ve gerekirse hükümet yetkilileri.

2431 Devletin sorumluluğu. "Ekonomik yaşam, özellikle de piyasa ekonomisi, kurumsal, hukuki ve siyasi bir boşlukta oluşamaz. Tersine sabit bir paranın tedavülü ve uzman bir halk hizmetinin yanında mülkiyetin ve bireysel özgürlüğün garanti altına alınmasını gerekli kılar. Devletin esas görevi çalışanların emeklerinin meyvesini alabilmesi ve işlerini gerektiği gibi ve dürüstçe yerine getirebilmesi için bu garantileri vermektir. ( ... ) Ekonomik alanda insan haklarına uyulup uyulmadığını kontrol etmek devletin görevidir; ancak bu alanda asıl sorumluluk devlete değil de toplumu oluşturan bireylere, değişik grup ve örgütlenmelere düşer."(CA 48)

2432 İşverenin sorumluluğu toplum karşısında yaptıklarının ekonomik ve ekolojik sonuçlarından firmaların sorumlu olmasını gerektirir.(Bkz. CA 37) Yalnız kârı arttırmayı değil, kişilerin iyiliğini de düşünmek zorundadırlar. Kâr da önemlidir. Çünkü teşebbüslerin geleceğini güvence altına alan yatırımların gerçekleşmesini sağlar. İşi garanti eder.

2433 Kadın erkek, sağlıklı sakat, yerli yabancı ayrımı gözetmeksizin, haksızlık yapmaksızın herkes işe ve meslek hayatına alınmalıdır.(Bkz. LE 19, 22-23) Toplum da vatandaşlarına durumlarına uygun bir iş edinmelerinde ve bir yere girmelerinde yardımcı olmalıdır.(Bkz. CA 48)

2434 Haklı ücret emeğin meşru meyvasıdır. Ücret ödememek ya da ücreti geciktirmek büyük bir haksızlıktır.(Bkz. Lev 19, 13, Tes 24, 14-15, Yak 5, 4) Dengeli bir ücret saptanması için her bir kişinin gerek ihtiyaçları gerek yaptığı iş göz önüne alınmalıdır. "Bireyin yeteneği ve görevi, işverenin durumu ve kamu yararı göz önünde bulundurularak saptanan emeğin karşılığı insanın ve yakınlarının maddi, sosyal, kültürel ve tinsel alanda insana yaraşır bir yaşam sürdürmelerine yetecek kadar olmalıdır."(GS 67, 2) Tarafların uzlaşması yüksek ücreti ahlâki açıdan haklı göstermeye yetmez.

2435 Grev, makul bir yarar elde etmek için kaçınılmaz hatta gerekli bir çare olarak görünüyorsa ahlâki açıdan meşrudur. Grev, içine şiddet karışırsa veya doğrudan iş koşullarına yönelik olmayan ya da kamu yararına ters düşen hedeflere doğru yönlendirilirse ahlâki açıdan kabul edilemez.

2436 Resmi otoriteler tarafından belirlenmiş sosyal güvenlik yardımlarının ödenmemesi haksızlıktır.

İşten çıkarılarak işsiz kalan kişinin onuru zedelenir, hatta yaşam dengesini yitirebilir. Uğradığı kişisel zararın dışında yuvası da sayısız tehlikelere maruz kalmış olur.(Bkz. LE 18)


V. Uluslararası dayanışma ve adalet

2437 Uluslararası alanda, ekonomik gelir ve kaynak eşitsizliği uluslar arasında gerçek bir "uçurum"(SRS 14) oluşturacak boyutlardadır. Bir yandan gelişme imkânlarına sahip ve gelişen uluslar, öte yandan sürekli borçlanan uluslar.

2438 Günümüzde "sosyal soruna dünya çapında boyut"(SRS 9) kazandıran dini, siyasi, ekonomik ve mali kökenli değişik nedenler vardır. Politikaları karşılıklı olarak bağımlı olan uluslar arasında dayanışma zorunludur. Az gelişmiş ülkelerin gelişmesini engelleyecek "ters mekanizmaların" önünü almak söz konusu olduğunda dayanışma daha da kaçınılmazdır.(Bkz. SRS 17, 45) Uluslar arasındaki çok haksız ticari ilişkilerin, usulsüz ve aşırı faizli(Bkz. CA 35) finans sistemlerinin, silahlanma yarışının yerine "öncelikleri ve değer ölçülerini yeniden tanımlayarak"(CA 28) ahlâki, kültürel ve ekonomik gelişmeyi hedefleyecek şekilde kaynakları seferber eden ortak bir çaba koymak gerekir.

2439 Zengin ülkelerin kendi başına gelişim sağlayamayan ya da tarihi trajik olaylar nedeniyle bunu gerçekleştiremeyen ülkelere karşı ciddi ahlâki yükümlülükleri vardır. Bu bir dayanışma ve sevgi görevidir; zengin ülkelerin refahı, bedeli dürüstçe ödenmemiş fakir ülke kaynaklarının kullanımından geliyorsa, bu aynı zamanda hakkaniyetli bir zorunluluktur da.

2440 Örneğin doğal felâketler ve salgın hastalıklar nedeniyle oluşan olağanüstü acil durumlara yapılacak yardıma doğrudan yardım denir. Ne var ki yoksunluk durumunda olanların sürekli olarak ihtiyaçlarını karşılamak ve ciddi zararları onarmak yeterli değildir. Uluslararası finansal ve ekonomik kurumları az gelişmiş ülkelerle daha dengeli ilişkiler gerçekleştirebilmeleri için reforme etmek gerekir.(Bkz. SRS 16) Gelişmeye ve bağımsız olmaya çalışan yoksul ülkelerin çabaları desteklenmelidir.(Bkz. CA 26) Bu doktrin özellikle tarım alanında uygulanmalıdır. Köylüler, özellikle dünyanın üçte birinde yoksul bir kitle oluşturur.

2441 Tanrı kavramını ve kendini tanımayı geliştirmek bütün insan toplumunun gelişmesinin temelini oluşturur. Bu gelişme maddi olanakları arttırır ve bunları insanın ve özgürlüğünün hizmetine sunar. Yoksulluğu azaltır ve ekonomik istismarı önler. Kültürel kimliklere saygıyı ve üstün olana açıklığı arttırır.(Bkz. SRS 32, CA 51)

2442 Siyasi yapılanmada ve sosyal yaşam organizasyonunda doğrudan müdahale etmek Kilise din adamlarına düşmez. Bu görev kendi inisiyatifleriyle diğer vatandaşlar ile birlikte hareket eden laik inanlıların görevinin bir parçasıdır. Sosyal etkinlikleri birçok somut yol içerebilir. Sosyal etkinlik daima kamu yararı için ve İncil’in mesajına ve Kilise’nin öğretisine uygun olmalıdır. "Dünyevi realiteleri Hıristiyanca bir gayretle canlandırmak ve bu yolda barış ve adalet için çalışmak"(SRS 47, bkz. SRS 42) laik inanlıların bir görevidir.


VI. Yoksulları sevmek

2443 Tanrı yoksullara yardım edenleri kutsal kılar ve yoksullara yardımdan kaçınanları da mahkûm eder: "Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyenden yüz çevirmeyin" (Mt 5, 42). "Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin" (Mt 10, 8). Mesih İsa kendi sevgili kullarını yoksullara yaptıklarından tanıyacaktır.(Bkz. Mt 25, 31-36) "İncil yoksullara bildirildiğinde"(Bkz. Lk 4, 18) (Mt 11, 5), bu Mesih’in mevcudiyetinin işareti olacaktır.

2444 "Kilise’nin yoksullara olan sevgisi sağlam geleneğinin bir parçasıdır."(CA 57) İncil’deki gerçek mutluluklardan,(Lk 6, 20-22) İsa’nın yoksulluğundan(Bkz. Mt 8, 20) ve yoksullara gösterdiği ilgiden(Bkz. Mk 12, 41-44) esinlenmiştir. Yoksulları sevmek, "ihtiyaç içinde olana yardım edebilmek" (Ef 4, 28) çalışmak için bir nedendir. Söz konusu olan yalnız maddi yoksulluk değildir, kültürel ve dinsel yoksulluğun sayısız biçimini de içerir.(Bkz. CA 57)

2445 Yoksul sevgisi zenginliklere aşırı düşkünlük ve bunların bencilce kullanımı ile bağdaşmaz:

Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek olan felâketlerden dolayı feryat ederek ağlayın. Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir. Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Bunların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecektir. Son günlerde servetinize servet kattınız. Bakın, ekinlerinizi biçmiş olan işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor. Orakçıların feryadı, her şeye egemen olan Rab’bin kulağına erişti. Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz. Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz (Yak 5, 1-6).

2446 A.Yuhanna Krisostomos bu görevi şu etkileyici sözlerle anımsatıyor: "Yoksulların payına düşeni ödememek onlardan çalmak ve onların yaşamını almak demektir. Sahip olduğumuz kendi malımız değil, onların malıdır."(Laz. 1, 6) "Yoksula hakkı olanı sevgi armağanı olarak sunmamak için önce adaletin gereklerini yerine getirmek gerekir"(AA 8):

Yoksullara gerekli olan şeyleri verdiğimizde, onlara cömertlik yapmış sayılmayız, sadece onlara onların olanı vermiş oluruz. Hayır işinden çok, burada, bir adalet görevini yerine getirmiş oluruz.(A. Büyük Gregorius, past. 3, 21)

2447 Hayır işleri benzerimize maddi ve ruhsal ihtiyaçlarında yardımcı olduğumuz sevgi eylemleridir.(Bkz. İş 58, 6-7, İbr 13, 3) Eğitmek, öğüt vermek, teselli etmek, cesaretlendirmek, bağışlamak ve sabırla katlanmak; bunlar ruhsal hayır işleridir. Maddi hayır işleri ise, özellikle açları doyurmak, evsiz barksız olanlara ev bulmak, giysileri yırtık pırtık olanları giydirmek, hastaları ve tutukluları ziyaret etmek, ölüleri defnetmekten ibarettir.(Bkz. Mt 25, 31-46) Bu davranışlar arasında yoksullara sadaka vermek(Bkz. Tob. 4, 5-11, Sir 17, 22) kardeş sevgisinin başlıca tanıklıklarından biridir: Bu aynı zamanda Tanrı’nın hoşuna giden bir adalet uygulamasıdır da:(Bkz. Mt 6, 2-4)

İki mintanı olan, birini hiç mintanı olmayana versin; yiyeceği olan da bunu hiç yiyeceği olmayanla paylaşsın (Lk 3, 11). Kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olacaktır (Lk 11, 41). Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, sizden biri ona, "Esenlikle git, ısınmanı ve doymanı dilerim" derse, ama bedenin ihtiyacı olanı vermezse, bu neye yarar?(Bkz. 1 Yu 3, 17) (Yak 2, 15-16).

2448 "Maddi yoksunluk, haksızlık ve zulüm, fiziksel ve psişik hastalık, son olarak da ölüm gibi değişik biçimleriyle ortaya çıkan insan sefaleti asli günahtan beri bir esenlik ihtiyacı içinde bulunan insanın içinde bulunduğu doğuştan gelen zavallılığının bir işaretidir. İşte bunun için insanın sefil durumuna acıyan Kurtarıcı Mesih bu sefaleti üzerine almak ve ‘kardeşlerinin en küçükleriyle’ özdeşleşmek istedi. İşte bunun için Kilise sevgisini tercihen sefaletin ezdiği insanlara göstermiş ve başlangıçtan beri durmadan gücü tükenen birçok üyesinin yardımına koşmaya, onları korumaya ve onları kurtarmaya çalışmıştır. Bunu da her zaman ve her yerde vazgeçilmez sayısız hayır işleri aracılığıyla gerçekleştirmiştir."(CDF, instr. "Libertatis conscientia" 68)

2449 Eski Ahit’te bütün hukuki tedbirler (hasat artığı başakları ve bağ bozumundan kalan salkımları toplama hakkı, gündelikle çalışan işçinin ücretini ödeme, ürün vergisini ödeme zorunluluğu, borç bağışlama yılı, rehin alma ve faiz alma yasağı) Tesniye Kitabındaki davete cevap vermektedir: "Kuşkusuz bu ülkede fakir eksik olmayacaktır; bunun için ben ‘Mutlaka ülkendeki fakire, hakire ve kardeşine elini uzatacaksın,’ diye buyuruyorum" (Tes 15, 11). İsa da bu sözleri kendi sözleri kılıyor: "Her zaman aranızda yoksullar olacaktır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım" (Yu 12, 8). Bu sözler eskiden peygamberlerin, "Çünkü onlar yoksulları gümüş karşılığı ve ihtiyaçları olan bir çift çarığa satın alıyorlar ... " (Amos 8, 6) şeklindeki keskin sözlerini hükümsüz kılmıyor, ama kendi varlığını kardeşleri olan yoksulların varlığında kabul etmemizi istiyor:(Bkz. Mt 25, 40)

Limalı Azize Rosa,(Vita) hastaları ve yoksulları evinde tutmasından dolayı annesi tarafından azarlandığı gün ona şöyle dedi: "Hastalara ve yoksullara hizmet ettiğimizde İsa’ya hizmet etmiş oluruz. Benzerimize yardım etmekten usanmamalıyız, çünkü aslında onlarda İsa’ya hizmet ediyoruz."

 


ÖZET

2450 "Çalmayacaksın" (Tes 5, 19). "Ne hırsızlar, ne açgözlüler ( ... ) ne eşkıyalar Tanrı’nın Egemenliğini miras alacaklardır" (1 Kor 6, 10).

2451 Yedinci buyruk insan emeği ürünlerinin ve dünya mallarının idaresinde adil ve sevgiyle davranılmasını buyurur.

2452 Yaratılışın malları bütün insanlığa tahsis edilmiştir. Özel mülkiyet hakkı mülkün herkese ait olmasını hükümsüz kılmaz.

2453 Yedinci buyruk hırsızlığı yasaklar. Hırsızlık başkasının malına sahibinin rızasını almadan el koymaktır.

2454 Başkasının malını her ne şekilde olursa olsun haksız şekilde alıp kullanmak yedinci buyruğa aykırıdır. Yapılan haksızlığın onarılması gerekir. Mübadele adaleti çalınan malın geri verilmesini öngörür.

2455 Ahlâk yasası insanları köleleştiren, insanları satın alıp satan ve onları mal gibi kullanan çıkarcı ya da totaliter amaçlara hizmet eden eylemleri yasaklar.

2456 Yaradan tarafından insana bağışlanan dünyanın hayvan, bitki ve yeraltı kaynakları üzerindeki egemenliği gelecek kuşaklara olan görevimizden ve ahlâki zorunluluklara saygıdan ayrılamaz.

2457 Hayvanlar, onlara lütufkâr davranması gereken insanların idaresine emanet edilmiştir. İnsanın ihtiyaçlarına hizmet edebilirler.

2458 Kilise, Ruhların esenliği ya da insanın temel hakları söz konusu olduğunda ekonomik ve sosyal konularda yargıda bulunabilir. Kilise insanların dünyevi kamu yararını, bunların nihai akıbetimiz olan yüce İyiliğe göre düzenlenmesi bakımından düşünür.

2459 İnsan bütün sosyal ve ekonomik yaşamın sorumlusu, merkezi ve amacıdır. Sosyal sorunun temel noktası Tanrı tarafından herkes için yaratılan nimetlerin adalete uygun olarak ve sevginin yardımıyla herkese ulaşmasıdır.

2460 İnsandan çıkan ve insana geri dönen emeğe esas değerini, insanın kendisi verir. İnsan çalışmasıyla yaratılış eserine katılır. Mesih’le birleştirilmiş çalışma kurtarıcı olabilir.

2461 Gerçek gelişme bütün insana dair gelişmedir. Önemli olan görevine yani Tanrı çağrısına cevap verebilecek şekilde her bir insanın kapasitesini geliştirmektir.(Bkz. CA 29)

2462 Fakirlere verilen sadaka kardeş sevgisini gösterir: Bu aynı zamanda Tanrı’nın hoşuna giden adil bir davranıştır.

2463 Ekmeksiz, evsiz, yeri yurdu olmayan birçok insanda, meselde adı geçen aç kalmış dilenci Lazarus’u nasıl görmeyiz?(Lk 17, 19-31) Nasıl İsa’nın "Benim için de yapmamış oldunuz" sözünü duymayız? (Mt 25, 45).

 

 

8. KONU

Sekizinci emir

Benzerine karşı yalan tanıklıkta bulunmayacaksın! (Çık 20, 16).

Atalarınıza, "Yalan yere yemin etme, ama Rab’be ettiğin yeminleri tut" denildiğini duydunuz (Mt 5, 33).

2464 Sekizinci buyruk başkalarıyla olan ilişkilerde gerçeği çarpıtmayı yasaklar. Bu ahlâki buyruk hakikatin kendisi olan ve hakikati isteyen Tanrısının tanığı olmak isteyen kutsal halkın eğiliminden ileri gelir. Gerçeğe sözle ya da davranışla yapılan saldırılar ahlâk çizgisinde gitmeyi reddetmek demektir: Bu saldırılar Tanrı’ya karşı yapılmış başlıca sadakatsizliklerdir, bu bağlamda, antlaşmanın temellerini çökertirler.


I. Gerçekte yaşamak

2465 Eski Ahit Tanrı’nın her gerçeğin kaynağı olduğuna tanıklık eder. Onun Sözü gerçektir.(Bkz. Mes 8, 7, 2 Sam 7, 28) Kutsal Yasası gerçektir.(Bkz. Mzm 119, 142) "Sadakati çağlar boyunca sürer"(Bkz. Lk 1, 50) (Mzm 119, 90). Tanrı’nın "Özü sözü bir" (Rom 3, 4) olduğundan Halkının üyeleri gerçek içinde yaşamaya çağrılmışlardır.(Bkz. Mzm 119, 30)

2466 Tanrı’nın gerçeği tam olarak Mesih İsa’da ortaya çıktı. "Lütuf ve gerçekle dolu olan" (Yu 1, 14) "dünyanın nuru" olarak geldi (Yu 8, 12). O Gerçektir.(Bkz. Yu 14, 6) "Ona iman eden kimse karanlıkta kalmaz" (Yu 12, 46). İsa’nın sözünü tutan gerçekten İsa’nın müridi olacak; kutlulaştıran ve "özgür kılan gerçeği" (Yu 8, 32) bilecektir.(Bkz. Yu 17, 17) İsa’yı izlemek, Baba’nın onun adıyla(Bkz. Yu 14, 26) gönderdiği ve "bütünüyle gerçeğe götüren" (Yu 16, 13) "gerçek Ruhu"yla (Yu 14, 17) yaşamak demektir. İsa müritlerinde hiçbir koşul tanımayan gerçek sevgisini, "Konuşmalarınızda evet’iniz evet, hayır’ınız hayır olsun" (Mt 5, 37) diyerek öğretiyordu.

2467 İnsan doğal olarak gerçeğe yönelir. Onu saymak ve doğrulamak zorundadır: "Bütün insanlar onurları gereğince, kişi olmaları nedeniyle ( ... ) doğaları ve ahlâki sorumlulukları gereği, gerçeği ararlar; özellikle de dinsel gerçeği. Gerçeği tanır tanımaz bütün yaşamlarını gerçeğin gereklerine uydurmak için yeniden düzenleme ihtiyacı duyarlar."(DH 2)

2468 Gerçek, sözlerde ya da davranışlarda doğruluk, içtenlik ya da açık yüreklilik demektir. Gerçek ya da doğruluk kişinin ikiyüzlülükten, riyadan ve yalandan kaçınarak davranışlarında dürüst olmasını ve konuşmalarında doğruyu söylemesini gerektirir.

2469 "İnsanlar karşılıklı olarak birbirlerine karşı güven duymasalardı, kısacası her biri gerçeği belirtmemiş olsaydı birlikte yaşayamazlardı."(A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 109, 3, ad 1) Gerçeğin belirgin niteliği başkasına hakkı olanı vermektir. Doğruluk söylenmesi gerekenle gizlide kalması gerekenin hakkına riayet eder. Doğruluk dürüstlük ve sıkı ağızlılık gerektirir. "Gerçekten bir insan bir başkasına dürüstçe gerçeği göstermekle mükelleftir."(A. Aquinolu Thomas., s. th. 2-2, 109, 3)

2470 Mesih’in müridi "gerçekte yaşamayı", kısacası Efendisini örnek alarak sade bir yaşam sürmeyi kabul eder; böylece gerçekte kalır. "Onunla birlikteyiz dediğimiz halde karanlıklarda yürürsek yalan söylemiş ve gerçeğe uymamış oluruz" (1 Yu 1, 6).


II. "Gerçeğe tanıklık etmek"

2471 Mesih, Pilatus’un karşısında "dünyaya gerçeğe tanıklık etmek üzere geldiğini" söyledi (Yu 18, 37). Hıristiyan "Rab’be tanıklık etmekten utanmamalı" (2 Tim 1, 8). İnancın belirtilmesi gereken durumlarda Hıristiyanın inancını, Aziz Paulus’ un yargıçların önünde gösterdiği gibi apaçık göstermesi gerekir. "Gerek Tanrı önünde, gerek insanlar önünde vicdanı temiz tutmaya özen göstermeli" (Hİ 24, 16).

2472 Kilise’nin yaşamına katılmaya çağıran görev Hıristiyanları İncil’in tanıkları olmaya ve onun gereklerini yerine getirmeye iter. Bu tanıklık imanın sözle ve davranışlarla aktarımıdır. Tanıklık gerçeği tesis eden ya da onu bilinir kılan bir adalet eylemidir.(Bkz. Mt 18, 16)

Hıristiyanların tümü yaşadıkları her yerde örnek yaşantılarıyla ve sözlerinin tanıklığıyla Vaftizle bürünmüş oldukları yeni insanı ve güçlendirme sırrı ile onları güçlendiren Kutsal Ruh’un gücünü belirtmekle mükelleftir.(AG 11)

2473 Dinşehitliği imanın gerçeği uğruna yapılan en yüce tanıklıktır; ölüme kadar giden bir tanıklığı gösterir. Dinşehidi sevgiyle bağlı olduğu ölmüş ve dirilmiş Mesih’e tanıklık eder. Hıristiyan öğretisinin ve imanın gerçek olduğuna tanıklık eder. Ölümü Hıristiyanca metanetle karşılar. "Bırakın hayvanların yiyeceği olayım. Onlar sayesinde Tanrı’ya ulaşmam mümkün olacak."(Antakyalı Ignatius, rom 4, 1)

2474 Kilise büyük bir özenle imanları için ölüme kadar gidenlerin öykülerini bir araya getirmiştir. Bunlara Dinşehitlerinin işleri denir. Bunlar kanla yazılmış Gerçeğin arşivini oluşturur:

 

Ne bu çağın krallıkları ne de bu dünyanın çekiciliği benim işime yarar. Benim için, ölerek Mesih İsa’yla birleşmek dünyanın dört bir yanına egemen olmaktan daha iyidir. Aradığım, bizler uğruna ölen Kişidir; bizler için dirilen Kişiyi istiyorum. Doğumum yakındır ... (Antakyalı Ignatius,Rom 6, 1-2)

Dinşehitlerinin arasına beni layık gördüğün, bu güne ve bu saate beni layık gördüğün için Sana şükrediyorum ( ... ). Gerçeğin ve sadakatin Tanrısı, Sen sözünü tuttun. Bu lütuf için ve her şey için, senin sevgili Oğlun yüce ve ebedi Baş Rahip Mesih İsa aracılığıyla Sana şükrediyor, Seni yüceltiyor ve Seni övüyorum. Seninle ve Ruh’la birlikte olan Onun aracılığıyla şimdi ve çağlar boyunca övgüler Senin olsun. Amin.(A. Polykarpos, mart. 14, 2-3)


III. Gerçeğe karşı kabahatler

2475 Mesih’in müritleri "gerçekten gelen doğruluk ve kutsallıkta Tanrı’nın benzerliğine göre yaratılmış yeni insanı giyindiler" (Ef 4, 24). "Yalanı bırakarak" (Ef 4, 25) "her kötülüğü, her hile ve ikiyüzlülüğü, kıskançlıkların ve iftiraların her türlüsünü bir yana bıraktılar" (1 Pet 2, 1).

2476 Yalan yere tanıklık ve yalan yere yemin etme. Gerçeğe aykırı bir şahadet kamuya açık bir şekilde yapılırsa özellikle ağır olur. Bir mahkeme önünde yapıldığında yalancı şahitlik olur.(Bkz. Mes 19, 9) Yemin altında yapılırsa yalan yere and içme olur. Bu davranışlar gerek bir masumun mahkûm edilmesine, gerek bir suçlunun temize çıkmasına ya da sanığın cezasının artmasına neden olur.(Bkz. Mes 18, 5) Bunlar mahkemeye ve yargıçların alacağı kararın hakkaniyetine ciddi şekilde gölge düşürür.

2477 Kişilerin onuruna saygı, kişilere haksız şekilde zarar verebilecek her türlü tutum ve sözü yasaklar;(Bkz. CIC, can. 220)

- Açıkça söylenmemiş olsa da yeterli temel dayanaktan yoksun olarak benzerini bir ahlâki hatasından dolayı pek düşünüp taşınmadan yargılamak;
- Geçerli objektif bir neden olmadan bir başkasının kusur ve hatalarının, bundan haberi olmayan kişilere söylenmesi, dedikodu yapmak;(Bkz. Sir 21, 28)
- İftira atarak gerçeğe aykırı sözlerle başkalarının onuruna leke sürmek ve onlar hakkında başkalarının yanlış yargıda bulunmasına neden olmak, insanı suçlu kılar.

2478 Düşünüp taşınmadan yargılamamak için her kişi benzerinin düşüncelerini, sözlerini ve davranışlarını mümkün olduğunca iyiye yormaya özen göstermelidir.

Her iyi Hıristiyan benzerinin sözünü mahkûm etmektense güvenilir görmeye çalışmalıdır. Güvenilir göremiyorsa ona bunu başka nasıl anlayabileceğini sorsun; kötü bir şey olarak anladıysa onu sevgiyle ıslah etsin; bu da yeterli değilse onu iyi anlamak için her türlü çareye başvurup kurtulmasını sağlamaya çalışsın.(A. Loyolalı Ignatius, ex. Spir. 22)

2479 Dedikodu yapma ve iftira atma benzerinin onurunu ve saygınlığını yok eder. Toplumda herkesin adının, ününün ve saygınlığının bir namusu vardır. Namus insan onuruna verilmiş bir sosyal tanıklıktır. Şu halde dedikodu ve iftira adalet ve sevgi erdemlerini yaralar.

2480 Dalkavukluk, şakşakçılık ya yaltaklanma amacıyla söylenen her söz ya da yapılan her davranış başkasını kötü icraatında ve kötü davranışında destekler ve cesaretlendirir. Şakşakçılık kötülüklerin ve büyük günahların suç ortağı ise büyük bir suçtur. Hizmet etme arzusu ya da arkadaşlık ikiyüzlülüğü haklı çıkarmaz. Şakşakçılık yalnızca hoş görünmek arzusuyla bir kötülüğü önlemek, bir ihtiyacı gizlemek, meşru bir çıkar elde etmek amacıyla yapılıyorsa hafif günah sayılır.

2481 Övünme ya da yüksekten atma gerçeğe karşı bir suçtur. Birinin şu ya da bu durumunu kötü bir şekilde karikatürize ederek küçümsemeye yönelik alay da suçtur.

2482 "Yalan, aldatma amacıyla gerçek dışı bir şeyi söylemektir."(A. Augustinus, mend. 4, 5) Rab yalanın şeytanın bir marifeti olduğunu bildiriyor: "Sizin babanız şeytandır ( ... ) onda gerçek yoktur: O yalancıdır ve yalanın babasıdır, bu nedenle yalan söylemesi doğaldır" (Yu 8, 44).

2483 Yalan gerçeğe karşı yapılmış en doğrudan kabahattir. Yalan söylemek, gerçeği bilmeye hakkı olanı hataya düşürmek amacıyla gerçeğe aykırı söz söyleme ya da davranışta bulunma demektir. İnsanın gerçekle ve benzeriyle olan ilişkisini zedeleme yoluyla yalan insanın Rab’le olan temel ilişkisine ve Ona verdiği söze karşı gelmiş olur.

2484 Yalanın vahim olması çarpıttığı gerçeğe, koşullara, yalanı söyleyenin niyetine, yalana maruz kalanın uğradığı zarara bağlıdır. Yalan, kendi başına hafif bir günah ise de sevgi ve adalet erdemlerine ciddi olarak zarar verdiğinde ölümcül olur.

2485 Yalan doğası gereği kınanacak bir şeydir. Bilinen bir gerçeği başkalarına iletme görevi olan söze yapılan bir saygısızlıktır. Gerçeğe aykırı sözlerle başkalarını bilerek yanıltmak adalete ve sevgiye aykırı bir davranıştır. Aldatma gerçekten saptırılan kişileri büyük zarara uğratıyorsa suç daha büyüktür.

2486 Yalan (doğruluk erdemine bir tecavüz olduğundan) başkasına uygulanan gerçek bir şiddet eylemidir. Her türlü karar ve yargılama şartı olan bilme yeteneğini hedef alır. Yalan zihinlerde nifak tohumunu ve bunun yol açacağı kötülükleri bulundurur. Yalan her cemiyet için kötü bir şeydir; insanlar arasındaki güveni sarsar ve sosyal ilişkiler dokusunu yırtar.

2487 Adalete ve gerçeğe karşı işlenmiş her suçun, suçu yapan bağışlanmış olsa bile, onarılması gerekir. Bir hatanın açıkça düzeltilmesi mümkün değilse, gizlice düzeltilmelidir; zarara uğrayanın zararı doğrudan karşılanamıyorsa, o kişi sevgi adına moralman tatmin edilmelidir. Bu özür dileme görevi başkasının onuruna karşı kusur işlendiğinde de geçerlidir. Manevi ve hatta maddi olan bu onarım, verilmiş zarara göre ayarlanmalıdır. Bu bir vicdan borcudur.


IV. Gerçeğe saygı

2488 Gerçeği iletme hakkı kayıtsız şartsız değildir. Herkesin kendi yaşamını İncil’in kardeş sevgisi buyruğuna uydurması gerekir. Somut durumlarda, gerçeği öğrenmek isteyene bunu açıklamanın doğru olup olmadığı değerlendirilmelidir.

2489 Her türlü bilgi ve haber talebi her zaman gerçeğe duyulan saygı ve insan sevgisine göre cevaplandırılmalıdır. Başkasının güvenliği ve iyiliği, özel yaşama saygı, kamu yararı bilinmemesi gereken şey konusunda susmak ya da ağzı sıkı olmak için yeterli nedenlerdir. Skandala yol açmamak için çoğu zaman ağız sıkılığı gerekir. Hiç kimse hakkı olmayana gerçeği açıklamak zorunda değildir.(Bkz. Sir 27, 16, Mes 25, 9-10)

2490 Günah çıkartma sırasında söylenenler sır olarak kalır, hiçbir nedenle açıklanamaz. "Günah çıkartmada söylenenler kesinlikle açıklanmazdır; bunun içindir ki günah çıkartıcının tövbe eden kişiye her ne pahasına olursa olsun, sözle ya da başka bir şekilde, nedeni ne olursa olsun ihanet etmesi kesinlikle söz konusu olamaz."(CIC, can. 983, 1)

2491 Mesleki sırlar -örneğin politikacılar, askerler, doktorlar, hukukçular tarafından gizli tutulması gereken- ya da gizli tutulması koşuluyla söylenen bilgiler, bilginin gizli kalmasının bilgiyi verene ve bilgiyi alana ya da üçüncü bir kişiye çok büyük zararlar vermesi durumunda ve bu zararların ancak bilginin açığa çıkması ile engellenebildiği bazı istisnai durumlar dışında gizli tutulmalıdır..

2492 Herkes insanların özel hayatıyla ilgili konularda ihtiyatlı olmak zorundadır. Bu bilgileri aktaranlar kamu yararının gerekleri ve insanların özel hayat hakları arasındaki dengeyi iyi korumalıdırlar. Bir siyasinin ya da bürokratın özel hayatına burnunu sokarak bilgi edinmek onların mahremiyetine ve özgürlüğüne halel getirdiği oranda kınanacak bir davranıştır.


V. Toplumsal iletişim yollarının kullanımı

2493 Modern toplumda, kitle iletişim araçlarının eğitim ve öğretimde ve kültürel ilerlemede, bilgilenmede çok büyük rolü vardır. Bu rol, teknik ilerlemeler, yeni iletişim araçlarının bolluğu ve çeşitliliği, kamuoyu üzerindeki etkisi nedeniyle büyümektedir.

2494 Medya tarafından iletilen bilgiler kamu yararının hizmetindedir.(Bkz. IM 11) Toplumun gerçeğe, özgürlüğe, adalete ve dayanışmaya dayalı bir bilgilenme hakkı vardır.

Bu hakkın doğru kullanımı -adalet ve sevgi sınırları içinde- iletişimin içeriğinin doğru ve tam olmasını gerektirir. Biçim olarak da dürüstçe ve uygun bir şekilde ulaştırılmış olmalıdır, kısacası haber alma ve yayma konusunda ahlâk yasalarına, insan haklarına ve onuruna riayet edilmelidir.(IM 5)

2495 "Toplumun tüm üyelerinin de bu alanda kendilerine düşen gerçek ve adalet görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Sağlıklı kamu görüşünün oluşması ve bunun iletimine katkıda bulunmak için toplumsal iletişim yollarını kullanacaklardır."(IM 8) Dayanışma, başkasını tanıma ve ona saygı göstermeyi destekleyen düşüncelerin serbestçe dolaşımının, doğru ve adil iletişiminin bir sonucu gibi görülür.

2496 Kitle iletişim araçları (özellikle mass medya) kullanıcıda bir çeşit pasiflik doğurabilir, kısacası bu sonuncuları söylenenlere ya da gösterilenlere pek aldırmayan kişiler durumuna getirebilir. Kullanıcılar medyayı itidale ve disipline davet etmelidirler. Kötü intibalara karşı daha kolayca direnebilmek için aydınlanmış ve dürüst bir vicdan oluşturmalıdırlar.

2497 Basın sorumluları görevleri nedeniyle, bilginin yayılmasında gerçeğe hizmet etmek ve sevgiye aykırı davranmamak zorundadırlar. Olayların türü ve kişilere karşı eleştirilerde aynı eşit kaygıyla saygı göstermeye çaba göstereceklerdir. Kara çalmaya yeltenmeyeceklerdir.

2498 "Kamu yararı nedeniyle hükümet yetkililerine özel görevler düşmektedir. Hükümet yetkilileri doğru ve haklı haberi korumak ve savunmak zorundadır."(IM 12) Yasalar çıkararak ve bu yasaların işlerliğini kontrol ederek hükümet yetkilileri medyanın kötüye alet edilerek "halkın örf ve adetlerine ve toplumsal ilerlemeye ciddi zararlar gelmemesini garanti edeceklerdir"(IM 12). Kişinin özel hayatına ve şerefine tecavüzü cezalandıracaklardır. Kamunun genel iyiliğini ilgilendiren ya da halkın endişelerine cevap verebilecek bilgileri zamanında ve doğru bir şekilde vereceklerdir. Medya aracılığıyla yanlış bilgiler vererek kamuoyu oluşturma çabasını hiçbir şey haklı çıkaramaz. Hükümet tarafından yapılacak bu türden müdahaleler bireylerin ya da grupların özgürlüğüne halel getirmemelidir.

2499 Ahlâki yargılar, gerçeği sistemli bir biçimde tahrif eden, medya aracılığıyla siyasi bir görüşü egemen kılan, kamu davalarında sanıkları ve tanıkları "kullanarak" ve zorbalıklarını "aykırı görüş" olarak kabul ettikleri her şeyi baskı altında tutarak ve önleyerek koruduklarını sanan totaliter devletlerin bu musibetini mahkûm etmelidir.


VI. Gerçek, güzellik ve dinsel sanat

2500 İyilik yapma tinsel zevk ve ahlâki güzellikle beraber gider. Aynı şekilde gerçek, tinsel güzelliğin görkemi ve sevincini içerir. Gerçek kendiliğinden güzeldir. Sözün gerçeği yaratılmış ve yaratılmamış realite bilgisinin rasyonel ifadesidir. Bu akla sahip insan için gereklidir. Ancak gerçek başka tamamlayıcı insani ifade biçimleri de bulabilir, özellikle de kapsadığı sözle anlatılamaz şeyi dile getirmek söz konusu olduğunda: İnsan yüreğinin derinlikleri, ruhun yücelikleri, Tanrı’nın gizi. Gerçek sözleriyle insana kendini açınlamadan önce Tanrı sözünün, Bilgeliğinin eseri olan yaratılışın evrensel diliyle kendini ona açınlar: Çocuğun da bilim adamının da keşfettiği Kozmosun düzeni ve ahengi, "yaratılışın görkem ve güzelliği yaradanına benzerliğinden gelir" (Bil 13, 5), "çünkü onları, güzelliğin amiri yarattı" (Bil 13, 3).

[Bilgelik] Tanrı’nın gücünün bir nefesidir, Herşeye Kadir Tanrı’ nın yüceliğinin arınmış bir yayılışıdır; çünkü arılaşmamış bir öğenin bilgelikte yeri yoktur. Bilgelik ölümsüz ışığın bir yansıması olduğu için Tanrı’nın işlerinin lekesiz bir aynası, iyiliğinin simgesidir (Bil 7, 25-26). [Bilgelik] kuşkusuz güneşten daha görkemlidir; tüm takım yıldızlarını gölgede bırakır; ışıkla karşılaştırılırsa, o üstündür; çünkü ışıktan sonra gece gelir, ama kötülük bilgeliği hiçbir zaman yenemez (Bil 7, 29-30). Onun güzelliğine vuruldum (Bil 8, 2).

2501 "Tanrı’nın suretinde yaratılan" (Yar 1, 26) insan sanatsal eserlerinin güzelliğiyle Yaratıcı Tanrı’yla olan ilişkisinin gerçeğini de ifade eder. Nitekim sanat, sadece insana özgü bir ifade biçimidir; bütün canlı varlıklarda ortak olan yaşamsal gereksinimleri aramanın ötesinde insan varlığının iç zenginliğinin serbestçe dışavurumudur. Yaradan tarafından bahşedilen bir yetenekten ve insanın kendi çabasından ortaya çıkan sanat, bir realite gerçeğine erişilebilir bir duyma ve görme dilinde biçim vermek için beceriyle(Bkz. Bil 7, 17) bilgiyi birleştiren pratik bir bilgelik biçimidir. Sanat böylece varlıkların sevgisiyle ve gerçekle esinlendiği ölçüde yaratılmış olanda Tanrı’nın etkinliğiyle belirli bir benzeşme gösterir. Öteki insani etkinlikler gibi sanat da mutlak amacını kendi içinde taşımaz, ama insanın nihai akıbetine göre düzenlenmiş ve daha bir yüceltilmiştir.(Bkz. VII. Pius’un 3 Eylül 1950 ve 25 Aralık 1955 tarihli konuşmaları)

2502 Dini sanat, tarzı ile kendine özgü yönelime uyuyorsa gerçek ve güzeldir: "Tanrılığın bütün doluluğunun bedence oturduğu" (Kol 2, 9) gerçek ve sevginin her şeyin üstünde olan görünmez güzelliği, "Tanrı’nın yüceliğinin parıltısı ve Onun varlığının öz görünümü" (İbr 1, 3) olan, Mesih’te belirdiği Tanrı’nın aşkın gizini imanla ve tapınmayla anmak ve yüceltmek. Bu tinsel güzellik Çok Kutsal bakire Meryem Ana’da, meleklerde ve azizlerde yansır. Gerçek dini sanat insanı tapınmaya, duaya, Yaratıcı ve Kurtarıcı, Kutsal ve Kutlulaştırıcı Tanrı sevgisine yöneltir.

2503 İşte bunun içindir ki, episkoposlar özel olarak ya da vekilleri aracılığıyla, eski ve yeni dini sanatın her biçimiyle uygulanmasını teşvik etmeli, aynı dini titizlikle de litürjiden ve kült yapılarından imanın gerçeğine ve dini sanatın otantik güzelliğine uygun olmayan her şeyi uzaklaştırmalıdır.(Bkz. SC 122-127)

 

ÖZET

2504 "Benzerine karşı yalancı tanıklıkta bulunmayacaksın" (Çık 20, 16). Mesih’in müritleri "gerçekten gelen doğruluk ve kutsallıkta Tanrı’nın benzerliğine göre yaratılmış yeni yaratılışı giyindiler" (Ef 4, 24).

2505 Gerçek ya da doğruluk kişinin iki yüzlülükten, riyadan ve yalandan kaçınarak davranışlarında dürüst olmasını ve konuşmalarında doğruyu söylemesini gerektirir.

2506 Hıristiyan sözle ve davranışlarıyla "Rab’be tanıklık etmekten utanmamalı" (2 Tim 1, 8). Dinşehitliği imanın gerçeği uğruna yapılan en yüce tanıklıktır.

2507 Kişilerin onuruna ve şerefine saygı, kişiler hakkında dedikodu yapılmasına ve kişilere iftira atılmasına meydan verecek her türlü tutum ve sözü yasaklar.

2508 Yalan aldatma amacıyla gerçeği öğrenmeye hakkı olana gerçek dışı bir şey söylemektir.

2509 Gerçeğe aykırılıkla ilgili bir kabahat onarım gerektirir.

2510 Altın kural somut durumlarda gerçeği öğrenmek isteyene gerçeği açıklamanın uygun olup olmadığına karar vermede yardımcı olur.

2511 "Günah çıkartmada söylenenler kesinlikle açıklanmaz."(CIC, can. 983, 1) Mesleki sırlar saklanmalıdır. Başkasına zarar verecek sırlar açıklanmamalıdır.

2512 Toplumun gerçeğe, özgürlüğe ve adalete dayalı bilgiyi öğrenmeye hakkı vardır. Kitle iletişim araçlarının kullanımında disiplin ve ölçü getirilmesi uygun olur.

2513 Güzel sanatlar, özellikle de dini sanat, "doğası gereği, insan yapıtlarında bir bakıma Tanrı’nın sonsuz güzelliğini ifade etmeyi amaçlar ve insan ruhlarını mümkün olduğu kadar Tanrı’ya doğru döndürmekten başka amaçları yokmuş gibi kendilerini Tanrı’yı övmeye ve Onu yüceltmeye adarlar".(SC 122)

 

 

9. KONU

Dokuzuncu emir

 

Benzerinin evine göz dikmeyeceksin. Benzerinin ne karısına, ne kölesine, ne cariyesine, ne öküzüne, ne eşeğine, ne de herhangi bir şeyine göz dikeceksin! (Çık 20, 17).

Bir kadına bakıp onu arzulayan her adam, zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir (Mt 5, 28).

2514 Havari Yuhanna açgözlülüğü ya da şehveti üç çeşit olarak belirliyor: Tenin istekleri, göz zevki ve yaşamın verdiği gurur.(Bkz. 1 Yu 2, 16) Katolik din eğitimi geleneğine göre, dokuzuncu buyruk tensel isteği; onuncu buyruk da başkasının malına göz koymayı yasaklar.

2515 Sözcüğün köksel anlamına göre "dünya istekleri" her türlü ateşli insan hevesini belirtir. Hıristiyan teolojisi buna ayrıntılı bir anlam veriyor: İnsan aklına ters düşen şehvani hevesin eğilimi anlamını veriyor. Havari Paulus bunu "ten"in "ruh"a karşı sürdürdüğü isyanla özdeşleştiriyor.(Bkz. Gal 5, 16- 17. 24,Ef 2, 3) Bu isyan asli günahtaki itaatsizlikten geliyor (Yar 3, 11). Kendiliğinden bir hata olmamasına rağmen insanın ahlâki yeteneklerinin düzenini bozarak günah işlemesine neden olur.(Bkz. Trento Kon: DS 1515)

2516 Beden ve ruhtan oluşmuş insanda "ruh"la "beden" arasında bir çeşit eğilimler mücadelesi sürmektedir, kısacası bir çeşit gerilim mevcuttur. Bu mücadele, nitekim, günahın bir mirası, günahın bir sonucu aynı zamanda bir teyittir. Bu günlük tinsel mücadelenin bir parçasıdır:

Havari için mesele, tinsel ruhuyla insanın sübjektif kişiliğini ve doğasını oluşturan bedeni hor görmek ve mahkûm etmek değildir; tersine, daha çok ahlâki açıdan iyi ya da kötü işleri, dahası yerleşmiş davranışları -erdem ve kötülükleri- itaatin ürününe (birinci durumda) ya da tersine Kutsal Ruh’un kurtarıcı eylemine direnmeye (ikinci durumda) göre inceliyor. İşte bu nedenle havari şöyle yazıyor: "Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruh’un izinde yürüyelim"(II Jean Paul, DeV 55) (Gal 5, 25).


I. Yüreğin arınması

2517 Yürek insanın ahlâki kişiliğinin merkezidir: "Kötü düşünceler, cinayet, zina, ahlâksızlıklar hep yürekten kaynaklanır" (Mt 15, 19). Tensel isteğe karşı mücadele yüreğin arındırılmasından ve itidalden geçer:

Sadelikte ve masumlukta kalırsan insanların yaşamındaki yıkıcı kötülüğü bilmeyen küçük çocuklar gibi olursun.(Hermas, mand. 2, 1)

2518 Altıncı gerçek mutluluk şartı şöyle diyor: "Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Onlar Tanrı’yı görecekler." "Yüreği temiz" ifadesi kişilerin akıllarını ve iradelerini özellikle üç alanda (sevgi;(Bkz. 1 Tim 4, 3-9,2 Tim 2, 22) iffet ya da cinsel arılık;(Bkz. 1 Sel 4, 7, Kol 3, 5, Ef 4, 19) gerçek aşkı ve imanda sağlamlık(Bkz. Tit 1, 15,1 Tim 1, 3-4, 2 Tim 2, 23-26)) Tanrı Kutsallığının gereklerine uydurmalıdır. Yürek, beden ve iman arılığı arasında bir bağ mevcuttur:

"İnanç İlkelerine inanarak "Tanrı’ya itaat etsinler; Tanrı’ya itaat ederek iyi yaşasınlar; iyi yaşayarak yüreklerini arındırsınlar ve yüreklerini arındırarak inandıkları şeyi anlasınlar diye"(A. Augustinus, fid. Et symb. 10, 25) inanlıların İnanç İlkelerine inanmaları gerekir.

2519 "Temiz yüreklilere" Tanrı’yı yüz yüze görmek ve Ona benzer olmak vadedilmiştir.(Bkz. 1 Kor 13, 12, 1Yu 3, 2) Yürek temizliği Tanrı’yı görmenin vazgeçilmez koşuludur. Yürek temizliği bugünden itibaren bize Tanrı’ya göre görmeyi, başkasını bir "benzer" olarak kabul etmeyi sağlar; insan bedenini, bizimkini ve benzerimizinkini Tanrısal güzelliğin bir tecellisi olan Kutsal Ruh’un tapınağı olarak görmeyi sağlar.


II. Arılık için mücadele

2520 Vaftiz, vaftiz olan kişinin tüm günahlarından arınmasını sağlar. Ne var ki vaftiz olan kişi tenin isteklerine ve bozuk isteklere karşı mücadele vermeyi sürdürmek zorundadır. Tanrı’nın lütfu sayesinde bunu başarır:

- İffet erdemi ve armağanı ile, çünkü iffet dürüst ve bölünmemiş bir yürekle sevmeyi mümkün kılar;
- İnsanın gerçek akıbetini amaçlamaktan ibaret olan niyet temizliği ile: Vaftiz olan kişi tasavvur sadeliğiyle her şeyde Tanrı’nın iradesini bulmaya ve gerçekleştirmeye çalışır;(Bkz. Rom 12, 2, Kol 1, 10)
- Dışsal ve içsel bakış temizliği ile; duyguları ve hayalgücünü kontrol altına almakla; Tanrı buyruklarının yolundan çevirmeye yönelik temiz olmayan düşüncelere itibar etmemekle: "Görünüş sağduyudan yoksun kişilerde tutku uyandırır" (Bil 15, 5);
- Dua ile:

Bir insanın kendi gücüyle cinsel perhizi başarabileceğini sanıyor, ancak bu gücün bende bulunmadığını düşünüyordum. ( ... ) Tanrı tarafından verilmedikçe hiç kimsenin cinsel perhiz tutamayacağını bilemeyecek kadar aptaldım. Bunu, yürekten çıkan yakarışlarımla senden dilemiş ve kaygılarımı sağlam bir imanla sana havale etmiş olsaydım bunu bana verirdin.(A. Augustinus, itir. 6, 11, 20)

2521 Arılık utanmayı gerektirir. Bu itidali tamamlayan bir parçadır. Utanma kişinin mahremiyetini korur. Gizlide kalması gerekeni açığa çıkarmayı reddi belirtir. İnceliğini doğruladığı iffete göre düzenlenmiştir. Kişilerin onuruna ve onların birlikteliklerine uygun bakış ve davranışlara rehberlik eder.

2522 Utanma kişilerin gizlerini ve aşklarını korur. Aşk ilişkilerinde itidale ve sabra davet eder; kadın ile erkeğin kendi aralarındaki kesin taahhüde ve karşılıklı olarak kendilerini birbirlerine verme koşullarını yerine getirmelerini ister. Utanma gösterişsizliktir. Giysi seçimine tesir eder. Sessiz kalır ya da kötü bir merak riski ortaya çıktığı yerde geri çekilir. Ağız sıkılığına bürünür.

2523 Bedenin olduğu kadar duyguların da bir utanması vardır. Örneğin, bazı reklamlarda insan bedeninin bizi röntgenci durumuna düşürürcesine gösterilmesini protesto eder, ya da kimi medyanın mahrem şeyleri sergilemede çok ileri gittiğini düşünür. Utanma egemen ideolojilerin baskısına ve modanın istediklerine direnen bir yaşam tarzı esinler.

2524 Utanmanın büründüğü biçimler bir kültürden diğerine değişiklik gösterir. Bununla birlikte, her yerde insana özgü bir tinsel onur önsezisi olarak kalır. Kişinin bilincinin uyanmasıyla ortaya çıkar. Çocuklara ve ergenlik çağındakilere utanmayı öğretmek, kişiye saygıyı uyandırmak demektir.

2525 Hıristiyan arılığı bir sosyal ortam arılığını gerektirir. Kitle iletişim araçlarından verdiği her haberde saygılı ve ölçülü olmasını ister. Yürek arılığı yaygın erotizmden kurtarır, röntgenciliği ve yanılsamaları destekleyen gösterileri uzaklaştırır.

2526 Ahlâki müsaadekârlık denilen şey insan özgürlüğünün yanlış bir kavramına dayanır. Özgürlüğün gelişmesi ahlâk yasası tarafından eğitilmesine bağlıdır. Eğitimden sorumlu kişilerden gençlere gerçeğin saygılı dersini, yürek niteliklerinin ve insanın tinsel ve ahlâki onurunun eğitimini vermelerini istemek gerekir.

2527 "Mesih’in İyi Haberi düşmüş insanın yaşamını ve kültürünü sürekli olarak yeniler. Günahın sürekli ayartmasından gelen kötülükler ve yanlışlarla mücadele eder ve onları uzaklaştırır. Durmaksızın halkların ahlâklarını arındırır ve yükseltir. Yukardan gelen lütuflarla her halkı ve her çağın kendine özgü yeteneklerini ve tinsel niteliklerini içten zenginleştirir. Onları Mesih’te(GS 58, 4) güçlendirir, yeniler ve eksiklerini giderir."

 


ÖZET

2528 "Bir kadına arzuyla bakan her adam zaten yüreğinde o kadınla zina etmiştir" (Mt 5, 28).

2529 Dokuzuncu buyruk insanı tensel ya da dünyevi isteklere karşı uyarır.

2530 Tensel isteklere karşı mücadele yüreğin arındırılmasından ve itidalden geçer.

2531 Yürek temizliği Tanrı’yı görmemizi sağlar. Yürek temizliği şimdiden her şeyi Tanrı’ya göre görmemizi sağlar.

2532 Yürek temizliği duayı, iffetli olmayı, temiz niyetli olmayı ve temiz bakmayı gerektirir.

2533 Yürek temizliği sabır, terbiye ve sağduyu olan utanmayı gerektirir. Utanma kişinin mahremiyetini korur.

 

 

10. KONU

Onuncu emir

 

Benzerinin hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin (Çık 20, 17). Ne evine, ne tarlasına, ne kölesine ne cariyesine, ne öküzüne ne eşeğine, ne de herhangi bir şeyine göz dikeceksin (Tes 5, 21).

Hazinen nerede ise, yüreğin de orada olacak (Mt 6, 21).

2534 Onuncu buyruk ten isteklerine dayalı dokuzuncu buyruğu iki bölüme ayırıp genişletir. Yedinci buyruğun yasakladığı hırsızlığın, vurgunun ve dalaverenin temelini oluşturan başkasının malına göz koymayı yasaklar.(Bkz. 1 Yu 2, 16) "Göz zevki" de beşinci buyruk tarafından yasaklanmış şiddete ve haksızlığa yol açar.(Bkz. Mika 2, 2) Açgözlülük fuhuş gibi kökünü Kutsal Yasanın ilk üç buyruğuyla yasaklanmış putperestlikte bulur.(Bkz. Bil 14, 12) Onuncu buyruk yürek niyetiyle ilgilidir; dokuzuncu buyrukla birlikte yasanın bütün buyruklarını özetler.


I. Aşırı istek bozukluğu

2535 İştah/istek bize sahip olmadığımız hoş şeyleri arzulatır. Aç olunca yemek yemeyi istemek, ya da soğuk olduğunda ısınmayı istemek gibi. Bu istekler kendi içinde iyidir; ama çoğu zaman mantıklı sınırlar içinde kalmayıp bizleri bizim olmayanı, başkasına ait olanı ya da başkasının hakkı olanı arzulamaya iter.

2536 Onuncu buyruk açgözlülüğü ve dünya mallarına ölçüsüz bir şekilde sahip olma arzusunu yasaklar; zenginliklere ve sağladığı güce sahip olma tutkusundan doğan dizginlenmemiş servet tutkusunu yasaklar. Benzerinin sahip olduğu dünya malına zarar verebilecek bir haksızlık yapma arzusunu da yasaklar:

Kutsal Yasa, "Göz dikmeyeceksin" demekle, isteklerimizi bize ait olmayandan uzaklaştırmamızı istiyor. Çünkü başkasının malına duyulan açlık büyüktür, sonsuzdur ve hiçbir zaman dindirilemez, Kitapta şöyle yazar: "Cimri hiçbir zaman paraya doymayacaktır"(Catech. R. 3, 37) (Sir 5, 9).

2537 Başkasına ait şeyleri haklı yollarla elde etmeyi istemek bu buyruğu ihlâl etmek anlamına gelmez. Geleneksel din eğitimi gerçekçi bir şekilde "hangi insanın en çok kendi açgözlülük ayıbıyla mücadele etmesi" ve "bu buyruğa en çok riayet etmesi için teşvik edilmesi gerektiğini" belirtir:

Malların pahalanmasını ya da kıtlığı, en çok alıp satanın yalnız kendileri olmadığını üzüntüyle gören tüccarlar/satıcılar ister, çünkü bu onlara mallarını daha pahalıya satmayı ve daha düşük fiyattan almayı sağlayacaktır; benzerlerine gerek mal satarak gerek onlardan satın alarak kazanç elde edip, onların sefalet içinde kalmasını arzulayanlar günah işlemiş olurlar. Aynı şekilde insanların hasta olmasını isteyen doktorlar; çok sayıda önemli dava ve yargılama oluşmasını isteyen hukuk adamları da günah işlemiş olurlar.(Catech. R. 3, 37)

2538 Onuncu buyruk çekememezliğin de insan yüreğinden atılmasını ister. Peygamber Natan, Kral Davud’un tövbe etmesini sağlamak için ona tek bir dişi kuzusu olan yoksul bir adamın öyküsünü anlattı. Yoksul adam kuzusuna kızı gibi bakıyordu, zengin adam ise büyük sayılardaki sürülerine rağmen yoksul adamı çekemiyordu ve sonunda onun kuzusunu çaldı.(Bkz. 2 Sam 12, 1-4) Çekememezliğin çok kötü sonuçları olabilir.(Bkz. Yar 4, 3-7, 1 Kr 21, 1-29) Ölüm dünyaya şeytanın çekememezliği yüzünden girdi (Bil 2, 24):

Birbirimizle mücadele ediyoruz, çekememezlik bizi birbirimize karşı silahlandırıyor ( ... ). Herkes Mesih’in bedenini yıkmak için üzerine böyle çullanırsa sonumuz ne olur? Mesih’in bedenini ceset haline getirmekle meşgulüz. ( ... ) Aynı organizmanın üyeleri olduğumuzu söylüyoruz ve yırtıcı hayvanlar gibi kendi kendimizi yemeye çalışıyoruz.(A. Yuhanna Krisostomos, hom. in 2 Cor. 28, 3-4)

2539 Çekememezlik başlıca günahlardan biridir. Başkasının malı karşısında duyulan üzüntüyü ve o mala itidalsiz bir istekle sahip olmayı (haksız bir şekilde olsa da) belirtir. Çekememezlik yüzünden benzerinin kötülüğünü isteyen kişi ölümcül günah işlemiş olur:

A. Augustinus çekememezliği "en âlâ şeytani günah"(Catech 4, 8) olarak görüyordu. "Çekememezlikten kin, dedikoduculuk, iftira, benzerinin uğradığı felaketten sevinç, refahından hoşnutsuzluk duyma doğar."(A. Büyük Gregorius, mor. 31, 45)

2540 Çekememezlik üzüntü biçimlerinden biri ve sevginin bir çeşit reddidir; vaftiz olmuş kişi buna karşı iyi niyetle mücadele etmelidir. Çekememezlik çoğu zaman gururdan kaynaklanır; vaftiz olmuş kişi kendini alçakgönüllülük içinde yaşamaya alıştırmalıdır:

Yüceltilmiş Tanrı’yı kendiniz aracılığıyla mı görmek istiyorsunuz? Öyleyse, kardeşinizin başarılarına sevinin, o zaman Tanrı sizin aracılığınızla yüceltilmiş olacaktır. Denildiğine göre Tanrı, kulunun başkalarının başarılarından dolayı sevinerek kendi çekememezliğini yenmesini bilmesiyle yüceltilir.(A. Yuhanna Krisostomos, hom. in Rom. 7, 3)


II. Kutsal Ruh’un istekleri

2541 Kutsal Yasa ve lütuf düzeni insan yüreğini çekememezlikten ve açgözlülükten kurtarır: Bu düzen insan yüreğinin Yüce İyiliği istemesini sağlar; onu insan yüreğini tatmin eden Kutsal Ruh’un istekleriyle eğitir.
               Vaatler Tanrısı, insanı, Cennette iken "meyvesi yenilebilen, seyredilmesi zevk veren, bilgelik kazanmak için çekici olan" (Yar 3, 6) şeyin ayartıcılığına karşı uyarmıştı.

2542 İsrail’e emanet edilen Kutsal Yasa hiçbir zaman ona tabi olanları aklamaya yetmemiştir; hatta "açgözlülüğün"(Bkz. Rom 7, 7) aracı olmuştur. İstemekle yapmak arasındaki mesafe(Bkz. Rom 7, 10) "akıl yasası" olan Tanrı yasası ile "bedenimin üyelerinde bulunan günah yasasına beni tutsak kılan" (Rom 7, 23) başka bir yasa arasındaki uyuşmazlık noktalarını belirtir.

2543 "Şimdi Tanrı’nın Kutsal Yasa dışında insanı nasıl aklayacağı açıklanmıştır. Kutsal Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. Mesih İsa’ya iman edenlerin tümünün aklanmasıdır bu" (Rom 3, 21-22). Bundan böyle Mesih İsa’ya ait olanlar, "bedeni tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir" (Gal 5, 24); Kutsal Ruh tarafından yönlendirilirler(Bkz. Rom 8. 14) ve Kutsal Ruh’un isteklerini izlerler.(Bkz. Rom 8, 27)


III. Yürek yoksulluğu

2544 İsa müritlerine Kendisi ve İncil uğruna(Bkz. Mk 8, 35) "varını yoğunu gözden çıkaran" (Lk 14, 33) kişinin onun müridi olabileceğini söylüyor. İsa acılarını çekmeden az önce onlara Kudüs’te yaşayan, fakirliğinden karnını doyurmak üzere ayırdığı paranın tümünü veren yoksul dul kadın örneğini anlattı.(Bkz. Lk 21, 4) Göklerin Egemenliğine girmenin koşulu zenginliklere bağlanmama buyruğunun yerine getirilmesidir.

2545 Mesih’e inanan herkes "dünya mallarının kullanımı ve İncil’deki yoksulluk ruhuna aykırı olan zenginliklere bağlılığın, sevgi yetkinliği yolunu izlemelerini engellememesi için bunlara olan ilgilerini ayarlamalıdırlar."(LG 42)

2546 "Ne mutlu yoksulluk ruhuna sahip olanlara" (Mt 5, 3). Gerçek mutluluk koşulları huzur, güzellik, lütuf ve neşeyi açığa çıkarır. İsa Tanrı’nın Egemenliğine dahil olan yoksulların sevincini kutlar:(Bkz. Lk 6, 20)

Kelâm [yani Mesih] "yoksulluk ruhunun" bir insan ruhunun rızasıyla alçakgönüllü olması ve dünya nimetlerine sırt çevirmesi demek olduğunu söylüyor. Havari de Tanrı yoksulluğuna örnek olarak "Bizim için yoksul oldu"yu(A. Nissalı Gregorius, beat. 1) (2 Kor 8, 9) gösteriyor.

2547 Rab zenginlerin haline acıyor, çünkü onları zenginliklerinin bolluğunda tesellilerini almış olarak görüyor (Lk 6, 24). "Gururlu kişi dünyevi krallıkları, yoksulluk ruhuna sahip kişi de Göklerin Egemenliğini arar."(A. Augustinus, serm. Dom. 1, 1, 3) Kendini Baba’nın İlahi Takdirine teslim etme bizi yarın kaygısından kurtarır.(Bkz. Mt 6, 25-34) Tanrı’ya güven yoksullara ahret mutluluğu sağlar. Onlar Tanrı’ yı göreceklerdir.


IV. "Tanrı’yı görmek istiyorum"

2548 Gerçek mutluluk arzusu Tanrı’nın mutluluğunda ve görüntüsünde gerçekleşebilmek için insanı bu dünyanın mallarına aşırı düşkünlükten kurtarır. "Tanrı’yı görme vaadi her türlü mutluluğu aşar. Kutsal Kitapta görmek sahip olmak demektir. Tanrı’yı görmek hayal edilebilecek her tür zenginliğe sahip olmak demektir."(A. Nissalı Gregorius, beat. 6)

2549 Kutsal halka yukardan gelecek lütufla, Tanrı’nın vadettiği nimetleri elde etmek için mücadele etme kalıyor. Tanrı’yı seyretmek ve Tanrı’ya sahip olmak için Mesih’e inananlar tutku ve arzularını kırmaya çalışır ve Tanrı’nın yardımı ile güç ve zevkin çekiciliğine galip gelirler.

2550 Yetkinlik yolunda Kutsal Ruh ve Gelin onları duyanları(Bkz. Ap 22, 17) Tanrı’yla yetkin birleşmeye çağırır:

Gerçek mutluluk oradadır; hiç kimse orada yanlışlıkla ya da pohpohlanarak övülmeyecektir; gerçek onur ne onu hak edenlerden esirgenecek ne de ona layık olmayanlara verilecektir; çünkü hak etmeyen hiç kimse, ancak hak edenlerin bulunduğu yere girmeyi istemeyecek. Orada hiç kimsenin ne kendisi ne de başkaları tarafından direnmeyle karşılaşmayacağı gerçek huzur olacaktır. Erdemin ödülü, erdemi veren ve mümkün olan en büyük ödül olan Tanrı’nın kendisi olacaktır: "Ben onların Tanrısı, onlar da benim halkım olacak" (Lev 26, 12) ... Bu havarinin söylediği, "Tanrı herkeste her şey olsun"la (1 Kor 15, 28) aynı anlamdadır. Arzularımızın amacı Bizzat Kendisi olacaktır. Onu ebediyen seyredeceğiz, doyasıya seveceğiz, bıkmadan öveceğiz. Bu armağan, bu eğilim, bu uğraş, ebedi yaşamın kendisi gibi herkeste ortak olacaktır.(A. Augustinus, civ. 22, 30)

 


ÖZET

2551 "Hazinen nerede ise, yüreğin de orada olacaktır" (Mt 6, 21).

2552 Onuncu buyruk zenginliklere olan aşırı düşkünlükten ve bu zenginliklerin getirdiği güçten doğan aşırı açgözlülüğü yasaklar.

2553 Çekememezlik başkasının sahip olduklarından dolayı duyulan üzüntü ve onun sahip olduklarına sahip olma arzusudur. Bu başlıca günahlardan biridir.

2554 Vaftiz olmuş kişi kendisini Tanrı’nın İlahi Takdirine alçakgönüllülükle, iyi niyetle teslim ederek çekememezlikle mücadele eder.

2555 Mesih’e inananlar "bedenlerini tutku ve arzularıyla çarmıha germişlerdir" (Gal 5, 24); onlara Kutsal Ruh yol gösterir, onlar da Kutsal Ruh’un isteklerini izlerler.

2556 Zenginliklerden kopma Göklerin Egemenliğine girmek için zorunludur. "Ne mutlu yoksulluk ruhuna sahip olanlara."

2557 İnsan özlemle, "Tanrı’yı görmek istiyorum" der. Tanrı susuzluğu ebedi yaşam suyuyla giderilir.