Hıristiyanlık inancının açıklaması (ikrarı)

              


İKİNCİ ANABÖLÜM

              Hıristiyanlık inancının açıklaması (ikrarı)

 

185 "İnanıyorum" diyen, "İnandığımız şeye katıldığını" belirtir. İman birliği, herkes için kuralcı ve herkesi aynı imanda birleştirici ortak bir iman dilinin varlığını gerektirir.

186 Havarilerin Kilisesi başlangıcından beri, kendi imanını kısa ve kurallı formüllerle ifade etmiş ve aktarmıştır. (Bkz. Rom 10,9; 1 Kor 15,3-5 vb) Kilise kısa bir süre içinde, özellikle Vaftiz olacak adaylar için, imanının temel öğelerini tane tane belirtmiş ve organik bir halde özetlemek istemiştir:

Bu iman sentezi insanların görüşlerine göre değil de, biricik iman öğretisini tam olarak vermek için Kutsal Kitabın içinden en önemli yerler derlenerek hazırlanmıştır. Yaban hardal tohumu nasıl ki, küçücük tohumunda çok sayıda dal içeriyorsa, aynı şekilde imanın özeti de birkaç sözle Eski ve Yeni Ahit’in içindeki gerçek dindarlık bilgisinin tümünü içermektedir. (Kudüslü Kirillos, catech. İll. 5, 12) 

187 Bu iman sentezlerine "iman açıklamaları" denir, çünkü bunlar Hıristiyanların inançlarını özetler. Bunlara ilk sözleri "İnanıyorum"la başladığı için "Credo" da denir. Bunlara aynı zamanda "inanç ilkeleri (sembolleri)" de denir.

188 Yunanca symbolon kelimesi minnet ifadesi olarak sunulan parçalanmış bir nesnenin yarısı anlamına gelir (örneğin bir mühür). Parçalanan kısımlar birleştirilerek taşıyıcının kimliği saptanır. İnanç ilkeleri inanlılar arasındaki minnet, duygu ve düşünce birliğinin ifadesidir. Symbolon aynı zamanda bir özet, bir derleme, bir koleksiyon demektir. İman Özeti imanın temel gerçeklerinin derlenmesinden ibarettir. Din dersinin temel ve ilk kaynakçasını oluşturur.

189 İlk "iman beyanı" Vaftiz sırasında yapılır. "İnanç İlkeleri" öncelikle vaftiz inanç ilkeleridir. Zira kişi "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına Vaftiz edilir" (Mt 28, 9), Vaftiz sırasında tane tane söylenen iman gerçekleri Kutsal Üçlü-Birlik’in üç Kişisi kaynak referans alınarak söylenir.

190 İnanç İlkeleri üç bölüme ayrılır: "Önce Üçlü-Birlik’in birinci Kişisi ve onun şahane eseri yaratılış; sonra Üçlü-Birlik’ in ikinci Kişisi ve Onun insanları kurtarışı; son olarak da kutlulaşmamızın ana kaynağı ve temeli olan üçüncü Tanrısal Kişi söz konusu edilir." (Catech. R1, 1, 3) "Bunlar vaftiz mührümüzün üç bölümünü oluşturur." (Aziz. İreneus, dem 100)

191 "Bu üç bölüm her ne kadar birbiriyle bağıntılı ise de, aynı zamanda birbirinden farklıdır. Çoğu zaman Kilise Babalarınca kullanılan bir karşılaştırmaya göre bunlara konular diyeceğiz. Nitekim, kol ya da bacaklarımızda, ayırt eden onları ayıran ve ayırt eden eklemler olduğu gibi, aynı şekilde, bu iman açıklamasında, özel ve farklı bir biçimde inanmamız gereken gerçeklere yerinde ve haklı olarak konu diyeceğiz." (Catech. R 1, 1, 4) Antik bir geleneğe göre, A. Ambrosius’un da doğruladığı gibi, Credo’da havarilerin sayısı ile havarilerden gelen imanın bütününü simgeleyen on iki konu bulunması adet haline gelmiştir. (Bkz. Symb. 8)

192 Yüzyıllar boyunca, farklı devirlerin ihtiyaçlarına yanıt veren inanç ilkeleri ya da açıklamaların sayısı çoktu: Farklı havarisel ve eski Kiliselerin İnanç İlkeleri Formülü, (Bkz. DS 1-64) A. Athanasius’un Quicumque İnanç İlkeleri Formülü, (Bkz. DS 75-76) bazı Konsillerin inanç ilkeleri formülleri (Toledo; (DS 525-541) Latran; (DS 800-802) Lyon; (DS 851-861) Trento (DS 1862-1870)) ya da bazı Papalarınki, örneğin Fides Damasi gibi (Bkz. DS 71-72) ya da VI. Paul’ün "Tanrı Halkının Credosu" [SPF] (1968).

193 Kilise yaşamının farklı evrelerinde hiçbir inanç ilkeleri formülü geçerliliği kalmamış ve boş olarak nitelendirilemez. Bunların hepsi yapılmış olan farklı özetler aracılığıyla günümüzde her zamanki imanımıza erişmeye ve onu derinleştirmeye yardımcı olur.
               İnanç ilkeleri formülleri arasında iki tanesinin Kilise yaşamında çok özel bir yeri vardır:

194 Havarilerin İnanç İlkeleri Formülü, haklı olarak havarilerin imanının sadık bir özeti olarak kabul edildiğinden böyle adlandırılmıştır. Roma Kilisesi’nin en eski vaftiz inanç ilkeleri özetidir. Üstünlüğü şundan ileri gelir: "Havarilerin en önde geleni olan Petrus’un başkanlığını yapmış olduğu ve ortak inancı dile getirmiş olduğu Roma Kilisesi’nin kabul ettiği inanç ilkeleri formülüdür." (Aziz. Ambrosius, symb. 7)

195 İznik-İstanbul İnanç İlkeleri Formülü’nün üstünlüğü ilk iki ökümenik Konsil (325 ve 381 tarihli toplantısında) alınmış kararlardan sonra çıkmış olmasıdır. Bugün bile hâlâ Doğu ve Batı’daki büyük Kiliselerin ortak inanç ilkeleridir.

196 İman konusundaki açıklamamız, Havarilerin İnanç İlkeleri Formülü’nün yani "en eski Roma din el kitabı" doğrultusunda olacaktır. Bununla birlikte açıklamamızı çoğu zaman daha açık ve daha ayrıntılı olan İznik-İstanbul İnanç İlkeleri Formülü’ne yapılan göndermelerle tamamlayacağız.

197 Vaftiz olduğumuz gün tüm yaşamımız "doktrinin kuralına emanet edildiğinde" (Rom 6, 17), yaşam veren imanımızın ilkelerini kabul etmiş oluruz. Credo’yu imanla söylemek, Tanrı Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’la duygu ve düşünce birliğine girmek, aynı zamanda bize imanı aktaran ve bağrında inandığımız tüm Kilise’yle duygu ve düşünce birliğine girmek demektir:

Bu İnanç İlkeleri tinsel damgadır, yüreğimizin meditasyonudur, daima hazır durumdaki korumadır, kuşkusuz, ruhumuzun hazinesidir. (Aziz. Ambrosius, symb. 1)

 

Credo

Hıristiyanlık İnanç İlkeleri Formülü

İznik- İstanbul İnanç İlkeleri Formülü

Görünen ve görünmeyen varlıkların Yaradanı, yeri ve göğü yaratan Herşeye Kadir Tanrı Baba’ya inanıyorum. Tanrı’nın biricik Oğlu tek Rab ve ezelde Baba’dan doğmuş olan Mesih İsa’ya inanıyorum. O Tanrı’dan gelen Tanrı, Nur’dan Nur, Gerçek Tanrı’dan Gerçek Tanrı’dır. Yaratılmış olmayıp, Baba ile aynı özdedir ve her şey onun aracılığıyla yaratılmıştır. Biz insanlar ve bizim kurtuluşumuz için gökten inmiş, Kutsal Ruh’un kudretiyle vücut bulmuş Bakire Meryem’den doğmuştur. Pontius Pilatus döneminde bizler uğruna çarmıha gerilmiş, acı çekerek ölmüş, gömülmüş ve Kutsal Kitaplarda yazıldığı gibi üçüncü gün sonra dirilmiş ve göğe çıkmıştır. Baba’nın sağında oturmaktadır. Dirileri ve ölüleri yargılamak amacıyla şanla yeniden gelecek ve hükümdarlığının sonu gelmeyecektir. Peygamberlerin ağzıyla konuşmuş olan Baba ve Oğul’dan çıkıp, Baba ve Oğul ile birlikte tapılan ve yüceltilen, hayatın kaynağı ve Rab olan Kutsal Ruh’a inanıyorum. Havarilere dayanan, Katolik (Evrensel) ve Kutsal olan tek Kilise’ye inanıyorum. Vaftiz olunarak günahların bağışlanacağını kabul ediyorum. Ölülerin dirilişini ve ebedi hayatı bekliyorum. Amin.

Havarilerin İnanç İlkeleri Formülü

Yeri ve göğü yaratan, her şeye gücü yeten Tanrı Baba’ya inanıyorum. Kutsal Ruh’un kudretiyle vücut bulmuş ve Bakire Meryem’den doğmuş Pontius Pilatus döneminde çarmıha gerilmiş, ölmüş ve gömülmüş, ölüler diyarına inmiş ve üçüncü gün ölüler arasından dirilmiş ve göğe çıkmış, Herşeye Kadir Tanrı Baba’nın sağında oturan, dirileri ve ölüleri yargılamak amacıyla yeniden gelecek biricik Oğlu Rabbimiz Mesih İsa’ya inanıyorum. Kutsal Ruh’a inanıyorum. Katolik (Evrensel) kutsal Kilise’ye, azizlerin birliğine, günahların bağışlanacağına, bedenin dirileceğine ve ebedi yaşama inanıyorum. Amin. 

              .........

 

                 BİRİNCİ BÖLÜM

               Tanrı Baba’ya inanıyorum

198 İman beyanımız Tanrı’yla başlar, zira Tanrı her şeyin "İlk ve Sonuncusu" (İş 44, 6), Başlangıcı ve Sonu’dur. Credo Tanrı Baba ile başlar, zira Baba Kutsal Üçlü-Birlik’in Birinci Tanrısal Kişisi’dir; İnanç İlkelerimiz yerin ve göğün yaratılışı ile başlar, zira yaratılış Tanrı’nın bütün eserlerinin başlangıcını ve temelini oluşturur.

 

1. KONU

"Yerin ve göğün Yaradanı Herşeye Kadir Tanrı Baba’ya inanıyorum"

 

I. PARAGRAF

Tanrı’ya inanıyorum

199 "Tanrı’ya inanıyorum": İman beyanının bu ilk doğrulaması aynı zamanda en temel olanıdır. İnanç İlkelerinin tümü Tanrı’dan söz eder, dünyadan ve insandan söz ediyorsa, bunu Tanrı’ya göre yapar. Credo’nun konularının hepsi, bütün emirler nasıl birinci emri açıkça bildiriyorsa aynı şekilde birinci konuyla ilişkilidir. Öteki konular bizim Tanrı’yı, Onun kendisini insanlara derece derece açınladığı gibi anlamasına daha çok yardımcı olmak içindir. "İnanlılar önce Tanrı’ya inandıklarını beyan ederler." (Catech. R. 1, 2, 2)

 

I. "Tek bir Tanrı’ya inanıyorum"

200 İznik-İstanbul İnanç İlkeleri Formülü bu sözlerle başlar. Tanrı’nın tekliğine olan inancın kökü Eski Antlaşma’daki Tanrısal Vahye dayanır, Tanrı’nın tekliği, onun kadar önemli olan Tanrı’nın varlığı ile ayrılmaz bir bütün oluşturur. Tanrı Tektir: Tek bir Tanrı vardır: "Hıristiyanlık inancı, özü bakımından, tözü bakımından, doğası gereği tek bir Tanrı olduğunu söyler." (Age)

201 Tanrı seçtiği İsrail halkına Tek olduğunu açınladı: "Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek olan Rab’dir. Tanrımız Rab’bi tüm yüreğinle, tüm varlığınla, tüm gücünle seveceksin" (Tes 6, 4-5). Tanrı, peygamberleri aracılığıyla İsrail’i ve tüm ulusları Tek olan Kendisine dönmeye çağırır: "Ey dünyanın en uzak köşelerinde olanlar, hepiniz Bana yöneliniz ki kurtulasınız, zira Ben Tanrı’yım, başkası da yoktur ( ... ). Evet, her diz Benim önümde çökecek, her dil ‘Güç ve hak ancak Tanrı’dadır’ diyerek Benimle ant içecek" (Bkz. Fil 2, 10-11) (İş 45, 22-24).

202 İsa’nın kendisi de Tanrı’nın "tek Rab" olduğunu ve Onu insanın "tüm yüreğiyle, tüm canıyla, tüm aklıyla ve tüm gücüyle sevmesi" (Bkz Mk 12,29-30) gerektiğini söylüyor. İsa aynı zamanda Kendisinin de "Rab" (Bkz. Mk 12,35-37) olduğunu belirtiyor. İsa’nın Rab olduğunu söylemek Hıristiyan inancına özgü bir şeydir. Bu Tanrı’nın Tek olduğuna olan inanca ters düşmez. "Rab olan ve yaşam veren" Kutsal Ruh’a inanmak tek Tanrı’da hiçbir bölünme getirmez:

Engin ve değişmez, anlaşılmaz, Herşeye Kadir ve sözle anlatılamaz Baba, Oğul ve Kutsal Ruh: Üç Kişisi, ama bir tek Özü, bir tek tözü ya da mutlak yalın Doğası olan bir tek gerçek Tanrı olduğuna kesin olarak inanıyor ve bunun doğru olduğunu açıkça söylüyoruz. (IV. Latran Kon: DS 800)

 

II. Tanrı adını açınlıyor

203 Tanrı kendi İsrail halkına adını bildirerek kendisini açınladı. Ad kişinin özünü, kimliğini ve yaşamın anlamını ifade eder. Tanrı’nın bir adı vardır. Tanrı anonim bir güç değildir. Adını söylemek, kendini başkalarına tanıtmak demektir; şahsen adla çağrılabilmek, daha yakından tanınabilmek, erişilebilir kılınarak kendini bir bakıma vermek demektir.

204 Tanrı halkına derece derece ve farklı adlarla kendisini açınladı, Mısır’dan Çıkış’ın ve Sina’daki antlaşmanın eşiğindeyken Tanrı’nın Musa’ya yanar çalılıkta adını söylemesi Eski ve Yeni Antlaşma’daki temel vahyi ortaya çıkaran olaydır.

Diri Tanrı

205 Tanrı Musa’yı kül olmadan, yanan bir çalılığın ortasından çağırarak ona "Ben atalarının, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım" (Çık 3, 6) dedi. Tanrı ataların Tanrısıdır, yolculukları sırasında onlara kılavuzluk ederek onları çağıran Kişidir. Tanrı onları ve onlara verdiği sözü unutmayan sadık ve merhamet duyan Tanrı’dır; onların soyundan gelenleri esaretten kurtarmaya geliyor. Tanrı zaman ve mekânın ötesinde Herşeye Kadir gücünü bu tasarısını gerçekleştirmek amacıyla ortaya koymayı isteyen ve bunu yapabilecek Kişidir.

"Ben Var Olan’ım"

Musa Tanrı’ya şöyle dedi: "İsrail oğullarını bulup onlara ‘Atalarınızın Tanrısı beni size gönderdi’ dersem, ama onlar da bana ‘Onun adı nedir?’ diye sorarlarsa, onlara ne diyeyim?". Tanrı Musa’ya şöyle dedi: "Ben Var Olan’ım", sonra ekledi "İsrail oğullarına beni sizlere ‘Var Olan’ gönderdi diyeceksin". ( ... ) Adım böylece kuşaktan kuşağa daima anılacaktır. (Çık 3, 13-15).

206 Tanrı kendi gizemli YAHVE adını, "Ben Var Olan’ım" ya da "Ben Var Olan Kişi’yim" ya da "Ben Var olan Ben’im" olarak açınlayarak kim olduğunu ve hangi adla çağrılması gerektiğini belirtmiş oldu. Tanrı’nın bu gizemli adı Tanrı gibi gizdir. Bu ad gerek açınlanmış bir ad gerekse söylenmemiş bir ad olduğundan, bu şekliyle kavrayabileceğimiz ya da söyleyebileceğimiz her şeyin sonsuz derecede üstünde olan Tanrı’nın ne olduğunu en iyi biçimde ifade etmektedir: Tanrı "saklı bir Tanrı’dır" (İş 45, 15), adı sözle ifade edilemez, (Bkz. Hak 13,18) Tanrı insanlara yakın olmuş Olan’dır.

207 Tanrı adını açınlayarak aynı zamanda geçmişte ["Ben atalarınızın Tanrısı’yım" (Çık 3, 6)] geçerli olduğu gibi gelecekte ["Seninle birlikte olacağım" (Çık 3, 12)] geçerli olan sadakatini de belirtmiş olmaktadır. Kimliğini "Ben’im" diye açınlayan Tanrı bu davranışı ile halkını kurtarmak amacıyla daima onun yanında olduğunu açınlamaktadır.

208 Tanrı’nın gizemli ve çekici varlığı karşısında insan kendi küçüklüğünün farkına varıyor. Yanar çalılığın önünde Musa çarıklarını çıkartıp Tanrı’nın Kutsallığı karşısında yüzünü örtüyor.(Çık 3,5-6) Üç kez kutsal olan Tanrı’nın Yüceliği karşısında İşaya şöyle diyor: "Vay başıma gelen, mahvoldum! Zira ben dudakları murdar olan biriyim" (İş 6, 5). İsa’nın yaptığı mucizeler karşısında Petrus da şöyle haykırıyor: "Rab, benden uzaklaş, zira ben günahkâr biriyim" (Lk 5, 8). Tanrı kutsal olduğundan Kendi önünde günahkâr olduğunu açıklayan insanı bağışlayabilir: "Öfkeme kapılmayacağım ( ... ) zira ben insan değil Tanrı’yım, ortanda Kutsal’ım" (Hoş 11, 9). Havari Yuhanna aynı şekilde şöyle diyecektir: "Yüreğimiz bizi suçlarsa, Tanrı’nın önünde yüreğimizi yatıştıracağız, çünkü Tanrı yüreğimizden büyüktür ve Tanrı her şeyi bilir" (1 Yu 3, 19-20).

209 İsrail halkı kutsallığına duydukları saygıdan dolayı Tanrı’nın adını ağza almazlar. Kutsal Kitabın okunuşu sırasında açınlanmış Tanrı adı yerine "Rab" (Adonay, Yunanca Kyrios) adı kullanılır. İsa’ nın Tanrılığı da sevinç çığlıkları arasında "İsa Rab’dir" sözleriyle dile getirilir.

 

"Merhamet ve sevecenlik Tanrısı"

210 Tanrı’yı bırakıp altın öküze (Bkz Çık 32) tapmaya başlayan İsrail’in bu günahından sonra, Tanrı, Musa aracılığıyla sadık olmayan halkın arasında yürümeyi kabul ederek sevgisini gösterdi. (Bkz Çık 33,12-17) Yüceliğini görmek isteyen Musa’ya Tanrı şöyle yanıt veriyor: "Ben bütün iyiliğimi senin önüne sereceğim ve ‘YAHVE’ nin adını senin önünde ilan edeceğim": "YAHVE, YAHVE, merhamet ve sevecenlik Tanrısı, geç öfkelenen, inayeti ve sadakati çok olan’dır" (Çık 34, 5-6). Musa o zaman Rab’bi, bağışlayan bir Tanrı olarak kabul eder. (Bkz Çık 34,9)

211 "Ben’im" ya da "Odur" Tanrısal adları, insanların günah sadakatsizliklerine ve hak ettikleri cezaya karşın "inayetini binlere saklayan" (Çık 34, 7) Tanrı’nın sadakatini ifade eder. Tanrı "merhameti bol" (Ef 2, 4) biri olduğunu öz Oğlunu vererek açınladı. İsa hayatını bizleri günahtan kurtarmak için vererek Tanrısal adı Kendisinin taşıdığını belirtti: "İnsanoğlu’ nu yerden yukarı kaldırdığınız zaman benim "O Kişi" olduğumu anlayacaksınız" (Yu 8, 28).

 

Tanrı tek VAROLAN’dır

212 Yüzyıllar boyunca İsrail inancı Tanrı adı açınlamasındaki zenginlikleri açmak ve derinlemesine incelemek fırsatını buldu. Tanrı tektir, Ondan başka Tanrı yoktur. (Bkz İş 44,6) Dünyayı ve tarihi aşar. Yeri ve göğü yaratan Odur: "Onlar yok olacak, ama Sen kalacaksın; hepsi bir giysi gibi eskiyecek ( ... ) ama Sen aynı kalacaksın, senin yıllarının sonu yoktur" (Mzm 102, 27-28). Onda "ne bir değişme, ne de gölge salan bir dönüş vardır" (Yak 1, 17). O her zaman için "var Olan’dır", işte bu şekilde O gerek Kendisine gerekse verdiği sözlere sadık kalır.

213 Sözle ifade edilemez "Ben Var Olan’ım" adının açınlaması tek Tanrı’nın VAROLDUĞU’nu içermektedir. Kutsal Kitabın Yetmiş kişilik Çevirmenler Kurulu tarafından çevirisi ve daha sonra Kilise Geleneği Tanrı adını İşte bu anlamda anladı: Tanrı her türlü yetkinliğin ve Varlığın başlangıcı ve sonu olmayan tamlığıdır. Oysa her yaratık varlığını ve elindekileri Ondan alır, varlığının aynısı olan tek Odur ve O Kendiliğinden Var Olan her şeydir.

 

III. Tanrı "Var Olan Kişi"dir, Tanrı Gerçek ve Sevgi’dir

214 "Var Olan Kişi" olan Tanrı İsrail’e "inayet ve sadakat bakımından zengin Kişi olarak kendisini açınlar" (Çık 34, 6). Bu iki terim Tanrı adının zenginliklerini çok yoğun bir biçimde ifade etmektedir. Tanrı tüm eserlerinde teveccühünü, iyiliğini, inayetini, sevgisini gösterdiği gibi sadakatini, sebatını, gerçeğini de gösterir. "Sevgin ve gerçeğin için adını yüceltirim" (Bkz. Mzm 85,11) (Mzm 138, 2). Tanrı Gerçek’tir, çünkü "Tanrı nurdur, Onda hiç karanlık yoktur" (1 Yu 1, 5); havari Yuhanna’nın dediği gibi Tanrı "Sevgi"dir (1 Yuh 4, 8).

 

Tanrı Gerçek’tir

215 "Senin sözünün ilkesi gerçektir; Senin adaletinin kararları ebedidir" (Mzm 119, 160). "Evet, Rab Tanrım, Sen Tanrı’ sın, sözlerin gerçektir" (2 Sam 7, 28); onun içindir ki Tanrı’ nın verdiği sözler hep gerçekleşir. (Bkz. Tes 7,9) Tanrı Gerçeğin kendisidir, sözleri yanıltamazlar. Onun içindir ki onun sözünün doğruluğuna ve sadakatine her konuda güvenilebilir. İnsanın günahının ve düşüşünün başlangıcı, ayartıcının bir yalanı üzerine Tanrı sözüne, tevecühüne ve sadakatine duyulan kuşku olmuştur.

216 Yaratılış düzenini ayarlayan ve dünyayı yöneten Tanrı gerçeği ve Onun bilgeliğidir. (Bkz. Bil 13,1-9) Tanrı yeri ve göğü (Bkz. Mzm 115,15) tek başına yarattı, yaratılmış her şeyle Kendisi arasındaki ilişki hakkında bilgiyi de ancak O verebilir. (Bkz. Bil 7, 17-21)

217 Tanrı kendini açınladığı zaman da gerçektir: Tanrı’dan gelen öğreti "bir gerçek doktrinidir" (Mal 2, 6). Tanrı Gerçeğe tanıklık etmesi için Oğlunu dünyaya gönderdi (Yu 18, 37): Biliyoruz ki, Tanrı’nın Oğlu gelmiş ve gerçek Olan’ı tanımamız için bize anlama gücünü vermiştir (Bkz. Yu 17, 3) (1 Yu 5, 20).

 

Tanrı Sevgi’dir

218 İsrail, tarihi boyunca, Tanrı’nın tüm halklar arasından onu seçmesinin ve kendisini ona açınlamasının bir tek nedeni olduğunu keşfetti: Karşılık beklemeyen sevgisi. (Bkz. Tes 4, 37; 7, 8; 10, 15) İsrail, peygamberleri sayesinde, Tanrı’nın kendisini kurtarmaya (Bkz. İş 43,1-7) ve kendisinin günahlarını ve sadakatsizliklerini bağışlamaya sürekli devam ettiğini anladı. (Bkz. Hoş 2)

219 Tanrı’nın İsrail’e duyduğu sevgi bir babanın oğluna duyduğu sevgiyle kıyaslanabilir (Hoş 11, 1). Bu sevgi bir annenin çocuklarına duyduğu sevgiden daha güçlüdür. (Bkz İş 49, 14-15) Tanrı halkını bir kocanın sevgili eşini sevmesinden daha çok sever; (Bkz İş 62, 4-5) bu sevgi en kötü sadakatsizliklerin bile üstesinden gelecektir; (Bkz. Hez 16; Hoş 11) bu sevgi Tanrı’ya en değerli armağanını verdirecektir: "Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi" (Yu 3, 16).

220 Tanrı sevgisi "ebedi"dir (İş 54, 8): "Dağlar yerinden oynayabilir, tepeler sarsılabilir, ama Sana olan sevgim bitmeyecektir" (İş 54, 10). "Seni ebedi bir sevgiyle sevdim; bundan dolayı inayetle Seni kendime çektim" (Yer 31, 3).

221 Havari Yuhanna daha ilerde şunu diyecektir: "Tanrı Sevgi’dir" (1 Yu 4, 8. 16): Tanrı’nın Varlığı Sevgidir. Zamanı geldiğinde Tanrı biricik Oğlunu ve Sevgi Ruhunu göndererek en gizli sırrını açınlamış oldu. (Bkz. 1 Kor 2,7-12; Ef 3, 9-12) Tanrı’nın Kendisi ebedi bir sevgi alışverişi içindedir: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh, bizim de buna katılmamızı sağladı.

 

IV. Tek Tanrı’ya olan inancın önemi

222 Tek Tanrı’ya inanmak ve Onu tüm varlığıyla sevmek tüm yaşamımız için çok büyük sonuçlar getirir:

223 Bu Tanrı’nın büyüklüğünü ve yüceliğini tanımak demektir: "Evet, Tanrı bütün bilgimizi aşacak kadar büyüktür" (Ey 36, 26). Bu nedenle ilk olarak Tanrı’ya hizmet edilmelidir. (Aziz. Jeanne d’Arc, dictum)

224 Bu şükran içinde yaşamak demektir: Tanrı tekse, bizdeki her şey ve sahip olduğumuz her şey Ondan gelmektedir: "Ondan almadığın ne var ki?" (1 Kor 4, 7). "Rab’bin bana yaptığı iyilikleri nasıl ödeyeceğim?" (Mzm 116, 12).

225 Bu tüm insanların gerçek onurunu ve birliğini tanımaktır: Herkes "Tanrı’nın suretinde ve benzeyişinde yaratıldı" (Yar 1, 26).

226 Bu yaratılmış şeylerden iyice yararlanmak demektir: Tek Tanrı’ya inanmak bizleri O olmayan her şeyden, bu bizi Ona yaklaştırdığı oranda yararlanmaya, Ondan uzaklaştırdığı oranda da kopmaya yöneltir. (Bkz. Mt 5,29-30; 16, 24; 19, 23-24)

Tanrım ve Rabbim, Seni benden uzaklaştıran her şeyi benden al. Tanrım ve Rabbim, Seni bana yaklaştıran her şeyi bana ver. Tanrım ve Rabbim, beni benden kurtar ki, kendimi Sana verebileyim. (Aziz. Nicolas de Flüe, dua)

 

227 Bu her durumda Tanrı’ya güvenmek demektir, felâketler içinde bile Avilalı Azize Teresa’nın bir duası bunu çok güzel anlatıyor:

Hiçbir şey seni huzursuz kılmasın / Hiçbir şey seni korkutmasın
Her şey geçiyor / Tanrı değişmeden kalır
Sabreden her şeyi elde eder / Tanrı’ya sahip olanın
Hiçbir eksiği yoktur / yalnızca Tanrı ona yeter. (Poes. 30)

ÖZET

228 "Dinle İsrail, Tanrımız olan Rab, Tek Rab’dir ... " (Tes 6, 4; Mk 12, 29) "Yüce Varlığın doğal olarak tek olması, yani eşsiz olması gerekir. ( ... ) Tanrı tek değilse, Tanrı değildir." (Tertülyanus, marc. 1, 3-4. A. Augustinus, serm. 52, 6, 16)

229 Tanrı’ya olan inancımız, bizlerin ilk başlangıcımız ve nihai akıbetimiz olan Tanrı’ya dönmemizi sağlar, hiçbir şeyi Onun yerine koymamayı ve hiçbir şeyi Ona tercih etmemeyi gerektirir.

230 Tanrı kendisini açınlayarak sözle anlatılamaz giz olarak kalmaya devam eder; "Onu anlamış olsaydın, o zaman Tanrı Tanrı olmazdı." (Aziz. Augustinus. serm 52, 6, 16)

231 İnandığımız Tanrı kendisini var olan Kişi olarak açınladı; Kendisini "inayet ve sadakat" bakımından zengin olarak tanıttı (Çık 34, 6). Onun Varlığı Gerçek ve Sevgi’dir.

 

 

II. PARAGRAF

 Baba

I. "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına"

232 Hıristiyanlar "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına" vaftiz edilirler (Mt 28, 19). Vaftiz olmadan önce adaylara Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’a inanıp inanmadıkları sorulur, onlar da "inanıyorum" diye yanıt verirler: "Bütün Hıristiyanların inancı Kutsal Üçlü-Birlik’e (Aziz. Arslı Cesaire, symb) dayanır."

233 Hıristiyanlar Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz olurlar, bunların adlarına (Bkz. 552’ de papa Vigilus’un 8 manseyonu: DS 415) vaftiz olmazlar; çünkü Herşeye Kadir Baba ve onun biricik Oğlu ve Kutsal Ruh bir tek Tanrı’dır: Çok Kutsal Üçlü-Birlik.

234 Çok Kutsal Üçlü-Birlik gizi, Hıristiyan yaşam ve imanının temel gizidir. Üçlü-Birlik Tanrı’nın Kendisindeki gizidir. Şu halde Üçlü-Birlik imanın tüm öteki gizlerinin kaynağı, onları aydınlatan ışıktır. "İman gerçekleri hiyerarşisinde" (DCG 43) en temel ve en önemli öğretidir. "Tüm esenlik tarihi tek ve gerçek Tanrı’nın, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un kendisini açınladığı, günahtan uzaklaşan insanları kendisiyle barıştıran ve birleştiren yol ve yöntemlerin tarihinden başka bir şey değildir." (DCG 47)

235 Bu paragrafta Kutsal Üçlü-Birlik gizinin (I) hangi biçimde açınlandığı, Kilise’nin bu giz üzerindeki iman doktrinini nasıl kaleme aldığı (II), son olarak da, Oğul ve Kutsal Ruh’un Tanrısal görevleri aracılığıyla Tanrı Baba’nın nasıl, yaratılış, insanların kurtarılışı ve kutlulaştırma ile ilgili lütufkâr tasarısını gerçekleştirdiği (III) kısaca gözler önüne serilecektir.

236 Kilise Babaları Theologia ile Oikonomia terimlerini ayırt ederler, birinci terimle Tanrı-Üçlü-Birlik’in öz yaşamının gizini, ikinci terimle de Tanrı’nın Kendisini açınladığı ve yaşam ilettiği tüm eserlerini anlarlar. Theologia bize Oikonomia aracılığıyla açınlandı; buna karşılık tüm Oikonomia’yı da Theologia açıklar. Tanrı’nın eserleri Onun Kendisinde ne olduğunu açınlar; buna karşılık, öz Varlığı’nın gizi tüm eserlerin kavrayışını aydınlatır. Örnekseme yoluyla, insanlar arasında bu böyledir. Kişi eyleminde kendisini gösterir, bir kişiyi daha iyi tanıdıkça, onun eylemini daha iyi anlarız.

237 Üçlü-Birlik tam anlamıyla bir iman gizidir, "Tanrı’da saklı gizlerden biridir, yukardan açınlanmamış olsaydı bilinmeyecekti." (APF 16) Tanrı kuşkusuz kendi üçlü varlığının izlerini eseri olan yaratılışta ve Eski Ahit’teki Vahyinde bıraktı. Ama Kutsal Üçlü-Birlik gibi Varlığı’nın özünün gizine sadece akıl yoluyla ve hatta Tanrı’nın Oğlunun cisimleşmesinden ve Kutsal Ruh’un misyonundan önceki İsrail inancıyla ulaşmak mümkün değildir.

 

II. Tanrı’nın Üçlü-Birlik olarak açınlanması

Oğul tarafından açınlanan Baba

238 Tanrı’ya "Baba" olarak yakarılması birçok dinde bilinen bir şeydir. Tanrısallık çoğu zaman "tanrıların ve insanların babası" olarak kabul edilir. İsrail’de, Tanrı dünyanın Yaradanı ve Baba olarak bilinir. (Bkz. Tes 32,6;Mal 2,10) Tanrı "ilk-doğan oğlu" İsrail’e armağan ettiği Kutsal Yasa ve onunla yaptığı antlaşma yüzünden de Baba’dır (Çık 4, 22). Tanrı İsrail kralının Babası olarak çağrılır. (Bkz. 2 Sam 7,14) Tanrı özellikle kendisinin sevgi dolu himayesinde bulunan yetimlerin, dulların ve "yoksulların Babası"dır. (Bkz Mzm 68, 6)

239 İman dili Tanrı’yı Baba olarak adlandırarak, özellikle iki görünümünü belirtir: Tanrı her şeyin başlangıcı ve aşkın otoritedir; aynı zamanda tüm çocuklarının üzerine titreyen sevgi dolu iyiliktir. Tanrı’nın bu babaca şefkati Tanrı’nın içtenliğini gösterir, Tanrı ile yaratığı arasındaki yakınlığı daha çok gösteren analık (Bkz. İş 66,13;Mzm 131,2) imajı ile de ifade edilebilir. İman dili İnsan için bir bakıma Tanrı’nın ilk temsilcileri olan ebeveynlerin tecrübelerine başvurur. Ama bu tecrübe bize ebeveynlerin yanılabilir olduğunu söylemektedir, ebeveynler o halde analık ve babalık imajlarını bozabilirler. Şurasını anımsatmakta yarar vardır, Tanrı cinsler arası farklılıkları aşar. Tanrı ne erkektir, ne kadın, Tanrı Tanrı’dır. Tanrı insani analık ve babalığı, (Bkz. Mzm 27,10) onların kaynağı ve ölçüsü (Bkz. Ef 3,14;İş 49,15) olmasına karşın aşar: Hiç kimse Tanrı kadar baba değildir.

240 İsa Tanrı’nın işitilmemiş bir anlamda "Baba" olduğunu açınladı: Tanrı sadece Yaradan olarak değil biricik Oğlu ile olan ilişkisinde ebediyen Baba’dır, karşılıklı olarak Oğul da Babası ile olan ilişkisinden dolayı Oğul’dur: "Oğul’u Baba’dan başka kimse tanımaz, Oğul’dan ve Oğul’un Baba’yı tanıtmayı dilediği kişilerden başkası da Baba’yı tanımaz" (Mt 11, 27).

241 Onun içindir ki havariler İsa’nın "başlangıçta Tanrı’nın yanında olan ve Tanrı olan Kelâm" (Yu 1, 1), "görünmeyen Tanrı’nın görüntüsü" (Kol 1, 15), "Tanrı’nın yüceliğinin parıltısı ve Onun varlığının öz görünümü" (İbr 1, 3) olduğunu söylerler.

242 Onlardan sonra, havarilerin geleneğini izleyen Kilise 325 yılındaki ilk ökümenik İznik Konsili’nde Oğul’un Baba ile "aynı özde" olduğunu kabul etti. 381’de İstanbul’da toplanan ikinci ökümenik Konsil, İznik’teki İnanç İlkeleri’nde yer alan bu ifadeyi koruyarak şöyle açıkladı: "Tanrı’nın biricik Oğlu, ezelde Baba’dan doğmuş, nurdan gelen nur, gerçek Tanrı’ dan gelen gerçek Tanrı, yaratılmış olmayıp, Baba ile aynı özdedir." (DS 150)

Kutsal Ruh’la açınlanan Baba ve Oğul

243 İsa Paskalyası’ndan önce bir "başka Parakletos"u (Tesellici), Kutsal Ruh’u göndereceğini bildirdi. Yaratılıştan beri (Bkz. Yar 1,2) iş başında olan, eskiden "peygamberler aracılığıyla konuşan" (İznik-İstanbul Credo’su) Kutsal Ruh, bundan böyle havarileri eğitmek (Bkz. Yu 14,26) ve onları "tüm gerçeğe yöneltmek" (Yu 16, 13) amacıyla onların yanında ve içinde (Bkz. Yu 14,17) olacaktır.

244 Kutsal Ruh’un ebedi başlangıcı, dünya görevinde açınlanmaktadır. Kutsal Ruh havarilere ve Kilise’ye, Baba tarafından Oğul adına olduğu gibi, bir kez Babası’nın yanına döndükten sonra (Bkz. Yu 14,26; 15, 26; 16, 14) şahsen Oğul tarafından da gönderilir. İsa’nın yüceltilmesinden sonra (Bkz. Yu 7,39) Kutsal Ruh’un gönderilmesi Kutsal Üçlü-Birlik gizini tam olarak açınlamaktadır.

245 Kutsal Ruh’la ilgili havarilerden gelen inanç ilkesi 381’ de İstanbul’daki ikinci ökümenik Konsil’de açıklandı: "Hayatın kaynağı ve Rab olan Kutsal Ruh’a inanıyoruz; Kutsal Ruh Baba’dan gelir." (DS 150) Kilise bununla Baba’nın "Tanrılıktaki her şeyin kaynağı ve başlangıcı olduğunu" (638’deki VI. Toledo Kon: DS 490) kabul eder. Bununla birlikte Kutsal Ruh’un ebedi başlangıcı Oğul’un başlangıcı ile bağıntılıdır: "Üçlü-Birlik’in Üçüncü Kişisi olan Kutsal Ruh Tanrı’dır, Baba ve Oğul ile birdir ve Onlara eşittir, Onlarla aynı özde ve aynı doğadandır. ( ... ) Bununla birlikte, Kutsal Ruh sadece Baba’nın Ruhu değil, ama Baba ve Oğul’un Ruhu’dur" (675’teki XI. Toledo Kon: DS 527) denir. İstanbul Konsili Credosu şöyle der: "Ona Baba ve Oğul ile birlikte aynı şekilde tapılır ve O aynı şekilde yüceltilir." (DS 150)

246 Credo’nun Latin geleneği Kutsal Ruh’un "Baba ve Oğul’ dan (filioque) geldiğini" söyler. 1438’deki Floransa Konsili bu konuya açıklık getirmiştir: "Kutsal Ruh özünü ve varlığını hem Baba’dan hem Oğul’dan alır ve ezelden beri bir tek Ana Kaynaktan ve bir tek spirasyon hem Birinden hem de Ötekinden gelir ... Baba, Baba olma özelliği dışında sahip olduğu her şeyi, bizzat Kendisi biricik Oğluna, Onu doğurarak verir, Kutsal Ruh’un Oğul’dan gelmesini de, Oğul Kendisini ezelden beri doğuran Babası’ndan ezelden beri alır." (DS 1300-1301)

247 Filioque sözcüğü 381’deki İstanbul Konsili’nde açıklanan İnanç İlkeleri’nde yer almıyordu. Papa S. Leon, bunu eski Latin ve İskenderiye geleneklerine dayanarak, henüz Roma 381’deki İnanç İlkelerini 451’deki Kadıköy Konsili’nde tanıyıp kabul etmeden önce 447’de (Bkz. DS 284) dogmatik olarak ilan etmişti. Bu ifadenin Credo’ya girerek Latin litürjisinde kullanılması yavaş yavaş olmuştur (VIII. ve IX. yüzyıllar arası). Latin litürjisi ile İznik-İstanbul Credosu’na filioque sözcüğünün eklenmesi bugün bile Ortodoks Kiliseleri ile bir ayrılık nedenidir.

248 Doğu geleneği öncelikle Baba’nın Kutsal Ruh’a göre birinci kaynak niteliği üzerinde durur. Kutsal Ruh’un "Baba’dan çıktığını" (Yu 15, 26) aynı zamanda Kutsal Ruh’un Oğul aracılığıyla Baba’dan çıktığını (Bkz. AG 2) söyler. Batı geleneği ise önce Baba ile Oğul’un aynı özde olduklarını söyleyerek Kutsal Ruh’un Baba’dan ve Oğul’dan (filioque) geldiğini söyler. Bunu da "haklı ve mantıklı bir biçimde" (1439’daki Floransa Kon: DS 1302) ifade eder, çünkü Tanrısal kişilerin aynı özde olmalarındaki ebedi düzeni Baba’nın "başlangıcı olmayan başlangıç" (DS 1331) olarak Kutsal Ruh’un ilk kaynağı olmasını kapsar, ama aynı zamanda biricik Oğul’un Babası olarak, Onunla birlikte "Kutsal Ruh’un geldiği biricik ana kaynak"tır. (1274.’deki II. Lyon Kon: DS 850) Bu yerinde tamamlayıcı bilgi, katılaştırılmazsa belirtilen aynı giz gerçeğinde ifade edilen inanç benzerliğine dokunmaz.

 

III. İman doktrininde Kutsal Üçlü-Birlik

Üçlük Birlik dogmasının oluşması

249 Kutsal Üçlü-Birlik’in açınlanan gerçeği Hıristiyanlığın daha başından beri, özellikle de Vaftiz aracılığıyla yaşayan imanın köklerinde bulunuyordu. Bu inanç ifadesi vaftiz inancı kuralında, Kilise’nin duasında, din eğitiminde ve vaazda açıkça belirtilmektedir. Bu açık ifadeler esinleme tanıklıkları olarak havarilerin yazılarında, daha sonra da liturjilerde görülmektedir: "Rab Mesih İsa’nın lütfu, Tanrı’nın sevgisi ve Kutsal Ruh’un beraberliği hepinizle birlikte olsun" (Bkz. 1 Kor 12,4-6; Ef 4,4-6) (2 Kor 13, 13).

250 İlk yüzyıllar boyunca, Kilise gerek Üçlü-Birlik’e olan inanç anlayışını derinleştirmek gerek onu deforme edecek yanlış fikirlere karşı savunmak amacıyla bu inancını daha açık bir şekilde dile getirmeye çalıştı. Bu çalışma, Kilise babalarının dinbilimsel çalışmalarının yardımı ve Hıristiyan halkının inanç anlayışıyla desteklenen eskiden toplanmış Konsillerin görevleri arasında yer alıyordu.

251 Üçlü-Birlik dogmasının kaleme alınması amacıyla Kilise felsefe kökenli kavramlardan oluşan özel bir terminoloji geliştirmek zorunda kaldı: "Töz", "kişi" ya da "hipostaz", "ilişki" vb. Böyle davranarak imanı insan bilgeliğine tabi kılmadı, ancak bundan böyle insan aklıyla kavrayabileceğimizin çok ötesinde olan sözle anlatılamaz bir gizi belirtmeye çalışan bu terimlere işitilmemiş, yeni bir anlam kazandırdı. (APF 2)

252 Kilise "töz" terimini (bazen "öz" ya da "doğası") Tanrı varlığını tekliğinde belirtmek için; "kişi" ya da "hipostaz" terimini de Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un kendi aralarındaki gerçek farklılıklarını belirtmek için; "ilişki" terimini de aralarındaki farklılığın birbirlerine olan göndermelerde yattığını göstermek için kullanmaktadır.


Kutsal Üçlü-Birlik dogması

253 Üçlü-Birlik tektir. Biz üç tanrı olduğunu değil, ama tek bir Tanrı’da üç kişi olduğunu söylüyoruz: "Eşözlü Üçlü-Birlik." (553’teki II. İstanbul Kon: DS 421) Tanrı’daki kişiler biricik tanrısallığı kendi aralarında paylaşmış değiller ama her biri tamamen Tanrı’dır: "Baba aynen Oğul gibi, Oğul aynen Baba gibi, Baba ve Oğul aynen Kutsal Ruh gibi bu gerçeğin kendisidirler, yani doğaları gereği tek Tanrı’dırlar." (675’teki XI. Toledo Kon: DS 530) "Her üç kişi de Tanrısal doğa, öz ve töz’dür." (1215’teki IV. Latran Kon: DS 804)

254 Tanrı’daki kişiler gerçekten birbirlerinden farklıdırlar. "Tanrı tektir ama yalnız değildir." (Fides Damasi: DS 71) "Baba", "Oğul", "Kutsal Ruh" sadece Tanrı varlığının kiplerini belirten adlar değillerdir, zira kendi aralarında gerçekten farklıdırlar: "Oğul olan kişi Baba değildir, Baba olan kişi de Oğul değildir, Kutsal Ruh olan kişi de ne Baba’dır ne Oğul." (675’teki XI. Toledo Kon: DS 530) Temellerinden gelen ilişkiler yüzünden birbirlerinden farklıdırlar: "Doğuran Baba’dır, Oğul doğan’dır, Kutsal Ruh gelen’dir." (1215’teki IV. Latran Kon: DS 804) Tanrı tekliği Üçlük’tür.

255 Tanrısal kişiler birbirlerine göre görecelidir. Çünkü Tanrı tekliğini bölmezler, kişilerin kendi aralarındaki gerçek farklılığın kaynağı sadece birbirlerine ilişkin ilişkileridir: "Kişilerin öznel adlarında, Baba Oğul’a ilişkindir, Oğul Baba’ya ilişkindir, Kutsal Ruh da her ikisine; bu üç kişiden ilişkiler göz önüne alınarak söz edildiğinde, bir tek öze ya da doğaya (675’teki XI. Toledo Kon: DS 528) inanılır." Nitekim, "ilişkide karşıtlık görülmeyen yerde (onlarda) her şey birdir" (1442’teki Floransa Kon: DS 1330). "Bu birlik nedeniyle, Baba bütünüyle Oğul’ dadır, bütünüyle Kutsal Ruh’tadır; Oğul bütünüyle Baba’dadır, bütünüyle Kutsal Ruh’tadır; Kutsal Ruh bütünüyle Baba’dadır, bütünüyle Oğul’dadır." (1442’teki Floransa Kon: DS 1331)

256 İstanbul’daki Hıristiyan adaylarına "Tanrıbilimci" olarak anılan Nazianzlı Aziz Gregorius şu Üçlü-Birlik imanını emanet ediyor:

Her şeyden önce, Baba, oğul ve Kutsal Ruh’a olan inancımı, yani bu iyi mirası benim için koruyun. Her türlü zevki horgörmemi ve her türlü zorluklara katlanmamı sağlayan bu inanç için yaşadım ve mücadele ettim ve bununla öleceğim. Bugün bu inanç mirasını size emanet ediyorum. Bu inançla sizi şimdi suya sokup çıkaracağım. Bunu size yaşamınızın önderi ve yoldaşı olarak veriyorum. Size, Üçte Bir olarak var olan ve Üç’ü farklı bir biçimde içeren tek bir Tanrısallığı ve Gücü veriyorum. Töz ya da doğa aykırılığı olmayan, yükselten bir yüksek derecesi, alçaltan bir alçak derecesi olmayan Tanrılık. ( ... ) Bu üç sonsuzun sonsuz doğal uyumu. Her biri kendiliğinden göz önüne alınırsa tamamen Tanrı’dır ( ... ) Üçü birlikte göz önüne alınırsa Tanrı’dır ( ... ) Daha Birliği düşünmeye başlamadan Üçlük-Birlik görkeminde beni yıkıyor. Üçlü-Birlik’i düşünmeye daha başlamadan birlik yeniden içimi kaplıyor ... (Or. 40, 41)


IV. Tanrı’nın yapıtları ve Üçlü-Birlik’e ait misyonlar

257 "Ey Üçlü-Birlik’in çokmutlu nuru, Ey esas Birlik!" (LH, hymne de vépres) Tanrı sonsuz mutluluk, ölümsüz yaşam, sönmeyen ışıktır. Tanrı Sevgidir: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh. Tanrı mutlu yaşamının yüceliğini özgürce aktarmak istiyor. Tanrı’nın dünya daha yaratılmadan önce sevgili Oğlunda oluşturduğu, Mesih İsa aracılığıyla evlatları olalım diye bizi önceden belirlediği (Ef 1, 4-5) yani "evlat olma Ruhu" sayesinde (Rom 8, 15) Oğlunun suretini yeniden oluşturmak amacıyla yazdığı (Rom 8, 29) "lütufkâr tasarısı" işte budur (Ef 1, 9). Bu tasarı Üçlü-Birlik’e ait sevgiden hemen doğan "yüzyıllar öncesinden verilmiş bir lütuftur" (2 Tim 1, 9-10). Bu lütuf tüm yaratılış eserine, düşüşten sonraki tüm esenlik tarihine, Kilise misyonunun sürdürdüğü Oğul ve Kutsal Ruh’un misyonlarında yayılmaktadır. (Bkz. AG 2-9)

258 Tanrı’nın bütün tasarısı üç Tanrısal kişinin ortak eseridir. Bir tek ve aynı doğaya sahip olduğu gibi, Üçlü-Birlik’in çalışması da tek ve aynıdır. (Bkz. 553’teki II.İstanbul Kon: DS 421) "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh yaratıkların üç ana kaynağı değil, biricik ana kaynağıdır." (1442’deki Floransa Kon: DS 1331) Bununla birlikte, her Tanrısal kişi ortak eseri kendi kişisel özelliğine göre yapmaktadır. Kilise, Yeni Antlaşma’ya (Bkz. 1 Kor 8,6) dayanarak "her şeyin bir Tanrı ve Baba sayesinde var olduğu, her şeyin bir Rab Mesih İsa için yaratıldığı, her şeyin bir Kutsal Ruh’ta olduğu" (II. İstanbul Kon: DS 421) bilinir. Özellikle Kutsal Ruh’un armağanı ve Oğulun cisimlenmesinin Tanrısal misyonları, Tanrısal kişilerin özelliklerini ortaya çıkarır.

259 Aynı zamanda kişisel ve ortak olan tüm Tanrı tasarısı Tanrısal kişilerin özelliklerini ve onların doğasını tanıtır. Tüm Hıristiyan yaşamı da Tanrısal kişilerin her biriyle, onları hiçbir suretle ayırmadan, birlik içinde olmak demektir. Baba’yı yücelten kişi, bunu Kutsal Ruh’ta Oğul aracılığıyla yapar; Mesih’i izleyen kişi, bunu Baba onu çektiği (Bkz. Yu 6,44) ve Kutsal Ruh onu devindirdiği (Bkz. Rom 8,14) için yapar.

 

260 Tüm Tanrı tasarısının nihai akıbeti, yaratıkların Çokmutlu Üçlü-Birlik’in tam birliğine girmesidir. (Bkz. Yu 17,21-23) Ama Çok Kutsal Üçlü-Birlik şimdiden bizim içimizde oturacaktır: "Beni seven sözüme uyacaktır, Babam da onu sevecektir, ona geleceğiz ve onu kendi konutumuz yapacağız" (Yu 14, 23):

Ey Tanrım, taptığım Üçlü-Birlik, kendimi tamamen unutmama yardımcı ol ki, ruhum şimdiden sanki sonsuz yaşamdaymış gibi, hareketsiz ve sakin bir şekilde sende yerleşebilsin! Ey benim değişmez olanım, hiçbir şey huzurumu bozmasın ve beni senden ayırmasın, ancak geçen her dakika beni senin gizinin derinliklerine daha çok götürsün! Ruhumu yatıştır, onu cennetin, hoşnut kıldığın konutun ve dinlence yerin haline getir; orada seni hiçbir zaman yalnız bırakmayayım, orada tüm benliğimle, tam inançla senin yaratıcı faaliyetine kendimi vereyim. (Çokmutlu Elisabeth de la Trinité’nin duası)


               ÖZET

261 Çok Kutsal Üçlü-Birlik gizi Hıristiyan yaşamı ve imanının temel gizidir. Bunun bilgisini bize ancak Tanrı kendisini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak açınlayarak verebilir.

262 Tanrı’nın Oğlunun cisimlenmesi Tanrı’nın ebedi Baba olduğunu, Oğul’un Baba ile aynı özde olduğunu açınlar, kısacası Tanrı Onda ve Onunla birlikte aynı tek Tanrı’dır.

263 Baba tarafından Oğul adına (Bkz. Yu 14,26) ve Baba’nın yanındaki Oğul tarafından gönderilen Kutsal Ruh’un misyonu (Yu 15, 26) onlarla birlikte aynı tek Tanrı olduğunu açınlar. "Ona Baba ve Oğul ile birlikte aynı şekilde tapılır ve O aynı şekilde yüceltilir."

264 "Kutsal Ruh ilk ana kaynak olan Baba’dan gelir, Baba’nın Oğul’a olan ebedi armağanıyla, Baba ve Oğul’dan birlikte gelir." (Aziz. Augustinus, trin. 15,26, 47)

265 Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına Vaftiz olarak bu dünyada imanın karanlıkları içinde, ölümden sonra da ebedi nurda Çokmutlu Üçlü-Birlik’in yaşamını paylaşmaya davet edilmiş olduk. (Bkz. APF 9)

266 "Hıristiyan Katolik inancı, Üçlü-Birlik’te tek Tanrı’ya ve tek Tanrı’da Üçlü-Birlik’e, kişileri karıştırmadan ve kişileri cevherden ayırmadan inanmaktan ibarettir: Çünkü Baba’nın kişiliği ayrıdır, Oğul’un kişiliği ayrıdır, Kutsal Ruh’un kişiliği ayrıdır; ama Baba’nın, Oğul’un ve Kutsal Ruh’un Tanrılıkları bir, yücelikleri eşit ve krallıkları sonsuza dek ortaktır." (Symbolum "Quicumque")

267 Oldukları ile ayrılmaz olan Tanrısal kişiler, yaptıkları ile de ayrılmazlar. Ancak biricik Tanrısal çalışmada her biri Üçlü-Birlik’te kendilerine özgü şeyi ortaya çıkarırlar, özellikle Oğulun cisimlenmesinde ve Kutsal Ruh’un armağanındaki Tanrısal misyonlarda.


               III. PARAGRAF

               Herşeye Kadir

268 İnanç İlkelerinde Tanrı’nın Tanrısal niteliklerinden yalnızca Herşeye Kadirliği belirtilmiştir: Bunu söylemek yaşamımız için çok önemlidir. Bunun evrensel olduğuna inanıyoruz, zira her şeyi yaratan (Bkz Yar 1,1; Yu 1,3) Tanrı aynı zamanda her şeyi yönetebilir ve her şeyi yapabilir; sevgi doludur, çünkü Tanrı Babamızdır; (Bkz. Mt 6,9) gizemlidir, çünkü "güçsüzlükte tamamlandığında" (2 Kor 12, 9) onu ancak iman ayırt edebilir. (Bkz. 1. Kor 1,18)

"O istediği her şeyi yapar" (Mzm 115, 3)

269 Kutsal Yazılar Tanrı’nın evrensel gücünü birçok kez dile getirirler. Tanrı’nın gücüne "Yakup’un Gücü" (Yar 49, 24; İş 1, 24), "orduların Rab’bi", "Güçlü, Yaman" (Mzm 24, 8-10) denir. Tanrı yer ve gökte Herşeye Kadirse (Mzm 135, 6), onları yarattığı içindir. Onun için imkânsız yoktur (Bkz. Yer 32, 17; Lk 1,37) ve eserini istediği gibi düzenler; (Bkz. Yer 27, 5) O düzenlemiş olduğu evrenin Rab’bidir, evren de tamamen Onun emrindedir; O tarihin Efendisidir; O yürekleri ve olayları istediği gibi yönetendir: (Bkz. Es 4, 17b; Mes 21, 1; Tob 13, 2) "Yüce gücün daima emrindedir, kim kolunun gücüne karşı gelebilir?" (Bil 11, 21).

"Herkese acırsın, çünkü Sen her şeyi yapabilirsin" (Bil 11, 23)

270 Tanrı Herşeye Kadir Baba’dır. Kadirliği ve babalığı karşılıklı olarak birbirlerini aydınlatır. Nitekim, babalık Herşeye Kadirliğini bizim ihtiyaçlarımıza gösterdiği özen biçimiyle gösterir; (Bkz. Mt 6, 32) Herşeye Kadir Rab "Size Baba olacağım, sizler de benim oğullarım ve kızlarım olacaksınız" (2 Kor 6, 18), diyerek bizi evlatlığa kabul ettiğini belirtir; sonsuz merhametiyle, gücünü günahları özgürce bağışlayarak gösterir.

271 Tanrı’nın Herşeye Kadirliği hiçbir surette keyfi değildir: "Tanrı’da güç ve öz, irade ve akıl, bilgelik ve adalet tek ve aynı şeydir, öyle ki Tanrı iradesinde ya da Tanrı’nın bilge aklında olan her şey Tanrısal gücünde de olur." (Aziz. Aquinolu Thomas, s. th. 1, 25, 5, ad 1)

Tanrı’nın görünüşteki güçsüzlüğünün gizi

272 Tanrı Baba’nın Herşeye Kadirliğine olan inanç, kötülük ve acı tecrübesiyle denemeye tabi tutulabilir. Tanrı kimi zaman yokmuş ve kötülüğe engel olmaktan acizmiş gibi görünür. Oysa, Tanrı Baba Kendi Herşeye Kadirliğini, en gizemli biçimde kötülüğü yenmiş olduğunu isteyerek alçalmasında ve Oğlunun dirilişinde gösterdi. Böylece, haça gerilmiş Mesih "Tanrı’nın gücü ve Tanrı’nın bilgeliğidir. Çünkü Tanrı’nın çılgınlığı insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı’nın zayıflığı insan gücünden daha güçlüdür" (1 Kor 1, 24-25). Tanrı Baba gücünün kudretinin aldığı görünümü biz inanlılar için Mesih’in Dirilişi’nde ve yüceltilmesinde gösterdi" (Ef 1, 19-22).

273 Tanrı’nın Herşeye Kadirliği’nin gizemli yollarına yalnızca iman girebilir. Bu iman Mesih’in gücünü üzerine çekebilmek için kendi güçsüzlükleriyle övünür. (Bkz. 2. Kor 12, 9; Fil 4, 13) Bu iman konusunda Meryem Ana örnek bir model oluşturur. Meryem Ana "Tanrı için her şeyin mümkün olduğuna inandı" (Lk 1, 37). Meryem Ana, "Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı, Onun adı kutsaldır", (Lk 1, 49) diyerek Rab’bi yüceltti.

274 "Tanrı için hiçbir şeyin imkânsız olmadığı inancını ruhlarımıza derinden kazımak kadar hiçbir şey umudumuzu ve inancımızı pekiştirmez. Çünkü aklımızda yalnızca Tanrı’nın Herşeye Kadirliği düşüncesi bulunuyorsa, Credo’nun daha sonra bize sunacağı, en büyük, en anlaşılmaz, doğa yasalarının en üstündeki her şeyi aklımız hiç tereddüt etmeden ve kolayca bunları kabul edecektir." (Catech. R. 1, 2, 13)


               ÖZET

275 Adil kişi Eyüp ile birlikte "Sen Herşeye Kadirsin: Düşündüğün her şeyi gerçekleştirebilirsin" (Ey 42, 2) diyebiliriz.

276 Kilise, duasını Kutsal Kitap’a sadık kalarak, Tanrı için imkânsız bir şey yoktur’a kesin inanarak "Herşeye Kadir ve ebedi Tanrı’ya sunar" ("omnipotens sempiterne Deus ... ") (Yar 18, 14;Lk 1, 37; Mt 19, 26).

277 Tanrı Herşeye Kadirliği’ni bizleri günahlarımızdan döndürerek ve bizleri lütfuyla dostluğuna almakla gösterir: "Tanrı gücünü en iyi şekilde sen sabrettiğin ve acıdığın zaman gösterir ... " (MR, 26. Pazar yayarına)

278 Baba’nın bizi yarattığına, Oğul’un bizi kurtardığına, Kutsal Ruh’un bizi kutlulaştırdığına inanmadan Tanrı sevgisinin Herşeye Kadir olduğuna nasıl inanabiliriz?

 


IV. PARAGRAF

Yaradan

279 "Başlangıçta, Tanrı yeri ve göğü yarattı" (Yar 1, 1). Bu ulvi sözler Kutsal Kitabın başında yer alır. İnanç İlkeleri Formülü bu sözleri yeniden ele alarak, "görünen ve görünmeyen evreni", "yeri ve göğü yaratan" Herşeye Kadir Tanrı Baba’ya inandığını dile getirir. Şu halde önce Yaradan’dan sonra yaratılıştan, en son olarak da Mesih İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olarak gelip bizleri ayağa kaldırdığı günaha düşüşten söz edeceğiz.

280 Yaratılış Mesih İsa’da yücelim noktasına ulaşan "Tanrı’ nın bütün kurtarış tasarılarının" temeli, "esenlik tarihinin başlangıcı"dır. (DCG 51) Buna karşılık Mesih’in gizi yaratılış gizini aydınlatan kesin ışıktır; "Başlangıçta Tanrı yeri ve göğü yarattı" (Yar 1, 1) sözüne göre sonu açınlamaktadır: Ta başlangıçtan beri Tanrı Mesih’te yeni yaratılışı öngörmektedir. (Bkz. Rom 8, 18-23)

281 Bu nedenle Paskalya Gecesi yapılan okumalar, Mesih’teki yeni yaratılışın kutlaması, yaratılış öyküsüyle başlar; bu, Bizans litürjisinde, büyük bayramların arifesinde her zaman birinci okumayı oluşturur. Eskilerin tanıklıklarına göre, Hıristiyan adaylarının vaftize hazırlanmalarında aynı yol izlenir. (Bkz. Ethérie, pereg. 46; Aziz. Austinus, catech. 3, 5)


I. Yaratılış üzerine din görüşü

282 Yaratılış üzerine din görüşü çok önemlidir. Bu insan ve Hıristiyan yaşamının temelleri ile ilgilidir: Çünkü değişik zamanlarda yaşayan insanların her zaman kendilerine sorduğu "Nereden geliyoruz?" "Nereye gideceğiz?" "Kökenimiz nedir?" "Sonumuz ne olacak?" "Var olan her şey nereden geliyor ve nereye gidecek?" gibi basit sorulara yaratılış üzerine Hıristiyan dini görüşü açıklık getirmektedir. Başlangıç ve sonla ilgili iki soru birbirinden ayrılmazlar. Bunlar yaşamımızın anlamı ve yönlendirilmesi ve davranışımız konusunda sonuca götüren sorulardır.

283 Dünyanın ve insanlığın başlangıcı üzerine yapılan sayısız bilimsel araştırma kozmosun yaşı ve boyutları, canlıların nasıl oluştuğu, insanın yeryüzünde nasıl belirdiği üzerinde bizi epey bilgilendirdi. Bu buluşlar Yaradan’ın büyüklüğüne daha çok hayran olmamızı, eserlerinden dolayı ve bilim adamlarına ve araştırmacılara verdiği bilgelik ve akıl için Ona daha çok şükretmemizi gerektiriyor. Bu kişiler Süleyman ile birlikte şöyle diyebilirler: "Tüm varlıklarla ilgili bilgiyi bana veren Tanrı’dır, dünyanın nasıl kurulduğunu, öğelerin niteliklerini bana O öğretti ( ... ) çünkü onları yaratan Bilgelik bu konuda bana bilgi verdi" (Bil 7, 17-21).

284 Bu araştırmalara duyulan büyük ilgi, doğal bilimlere özgü alanı aşan başka bir düzendeki bir soru ile iyice desteklenir. Söz konusu yalnızca kozmosun maddi olarak ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını, ya da insanın ne zaman ortaya çıktığını bilmek değil, ama böylesi bir başlangıcın anlamını keşfetmektir: Bir rastlantıyla mı, kör bir yazgıyla mı, anonim bir gereklilikten mi, yoksa iyi ve akıllı Tanrı denen aşkın bir Varlık tarafından mı yönetildiğidir. Dünya Tanrı’ nın iyiliği ve bilgeliğinden geliyorsa, öyleyse neden kötülük var? Kötülük nereden geliyor? Bunun sorumlusu kim? Bundan kurtulmak mümkün mü?

285 Hıristiyanlık yaratılış sorunu karşısında daha başlangıçtan beri kendi görüşünden farklı sorularla karşılaştırıldı. Böylelikle eski din ve kültürlerde yaratılış ile ilgili sayısız mitler görülür. Bazı filozoflar her şeyin Tanrı olduğunu belirtmiş olduklarından onlara göre dünya Tanrı’dır, ya da dünyanın evrimi, Tanrı’nın evrimidir (panteizm); başkaları da dünya Tanrı’nın, bu kaynaktan çıkıp yeniden ona dönen zorunlu bir türemesidir dediler; daha başkaları, sürekli birbirleriyle mücadele halindeki iki ebedi ana kaynağın İyilik ve Kötülük, Işık ve Karanlığın (düalizm, manikeizm) varlığını ileri sürdüler; bu kavramların bazılarına göre, bir düşüş sonucu ortaya çıkan dünya (en azından maddi dünya) kötüdür, şu halde dünya reddedilmeli ya da aşılmalıdır (gnos); başkaları dünyanın Tanrı tarafından yaratıldığını kabul ederler, ama aynen bir saatçinin saatini yaptıktan sonra onu kendi haline bıraktığı gibi (deizm); başkaları da dünyanın aşkın bir başlangıcı olduğunu hiçbir şekilde kabul etmezler, onlara göre dünya daima var olan maddenin bir tür oyunudur (materyalizm). Bütün bu kurgulara girişilmesi yaratılış sorununun evrensel ve sürekli gündemde kalan bir sorun olduğunu kanıtlamaktadır. Bunu araştırmak insana düşer.

286 Kuşkusuz insan aklı yaratılış sorununa bir cevap bulacak yeteneğe sahiptir. Nitekim, her ne kadar bu bilgi hata ile bozulmuş ve karartılmış olsa bile insan aklının (Bkz. DS 3026) yardımıyla Yaradan Tanrı’nın varlığı, Tanrı’nın eserlerine bakılarak kesinlikle bulunabilir. Onun içindir ki, iman bu gerçeğin kavranılabilir olmasında yardıma gelerek aklı aydınlatmaktadır: "İman sayesinde dünyaların Tanrı’nın bir sözüyle yaratıldığını, görülen şeylerin görülmeyenlerce oluşturulduğunu biliyoruz" (İbr 11, 3).

287 Yaratılış gerçeği insan yaşamı için çok önemlidir. Tanrı müşfikliğinde, Halkına bu konuda esenlikli ne varsa her şeyi açınladı. Her insanın Yaradan’dan aldığı (Bkz. Hİ 17, 24-29; Rom 1, 19-20) doğal bilgisi ötesinde, Tanrı İsrail’e yaratılış gizini derece derece açınladı. Ataları seçmiş olan O, İsrail’i Mısır’dan çıkardı, İsrail’i seçerek, ona biçim vererek yarattı, (Bkz. İş 43, 1) O kendisini yeryüzündeki bütün halkların sahibi, "yeri ve göğü" tek başına yaratan biri olarak açınlamaktadır (Mzm 115, 15; 124, 8; 134, 3).

288 Şu halde yaratılış vahyi ile Tanrı’nın Halkı ile yapmış olduğu tek antlaşmanın gerçekleşmesi ve vahyi birbirinden ayrılamaz. Yaratılış bu antlaşma için atılacak ilk adım olarak, Herşeye Kadir Tanrı’nın sevgisinin evrensel göstergesi olarak açınlandı. (Bkz. Yar 15, 5; Yer 3, 19-26) Yaratılış gerçeği peygamberlerin bildirilerinde daha kesin bir belirginlikle, (Bkz. İş 44, 24) litürjideki mezmurların terennümünde, (Bkz. Mzm 104) seçilmiş Halkın bilgelik konusundaki düşünüşlerinde (Bkz. Mes 8. 22-31) de ifade ediliyor.

289 Kutsal Yazı’da yaratılışla ilgili yazılmış olanlar arasında, Yaratılış Kitabı’nın ilk üç bölümünün önemli bir yeri vardır. Edebi açıdan bu metinlerin değişik kaynakları olabilir. Esinlenmiş yazarlar bu metinleri, yaratılış gerçeklerini, yaratılışın başlangıcı ve sonunun Tanrı’da olduğunu, Tanrı’nın düzeni ve iyiliği, insanın görevi, son olarak da günahın dramı ve esenlik umudunu ulvi anlatımlarıyla ifade etmek amacıyla Kutsal Kitabın başına, koymuşlardır. Mesih’in ışığı altında, Kutsal Yazı’nın bütünlüğünde ve Kilise’nin canlı Geleneğinde okunduğunda bu sözler yaratılışın başlangıcı ile ilgili gizlerin temel kaynağını oluştururlar: Yaratılış, düşüş, esenlik vaadi.


II. Yaratılış - Kutsal Üçlü-Birlik’in eseri

290 "Başlangıçta, Tanrı yeri ve göğü yarattı": Kutsal Kitabın bu ilk sözlerinde üç şey belirtilmek isteniyor: Tanrı kendisinin dışında var olan her şeyin bir başlangıcı olmasını istedi. Yalnız Tanrı yaradandır ("yaratmak" fiilinin İbranice karşılığı olan bara’nın öznesi daima Tanrı’dır.) Var olan her şeyin bütünlüğü ("yer ve gök" ile ifade ediliyor) ona varlık veren Kişi’ye bağlıdır.

291 "Başlangıçta Söz vardı ( ... ) ve Söz Tanrı idi. ( ... ) Her şey Onun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey Onsuz olmadı." (Yu 1, 1-3). İncil Tanrı’nın her şeyi, Ebedi Kelâm’ı, sevgili Oğlu aracılığıyla yarattığını açınlıyor. Nitekim yerde ve gökte ( ... ) yaratılmış her şey Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmıştır. Her şeyden önce var olan Odur ve her şey varlığını Onda sürdürmektedir (Kol 1. 16-17). Kilise’nin imanı aynı şekilde Kutsal Ruh’un yaratıcı etkinliğini de kesin olarak doğrulamaktadır: Kutsal Ruh "yaşam vericidir" (İznik-İstanbul İnanç İlkelerie Formülü), "Yaratıcı Ruh’tur" (Veni, Creator Spritus), "her iyiliğin kaynağıdır" (Bizans litürjisi, Pentekost arifesi).

292 Eski Ahit’te ileri sürülen, Yeni Antlaşma’da açınlanmış olan, Oğul ve Ruh’un Baba’nınkiyle ayrılmaz bir bütün oluşturan yaratıcı etkinliği (Bkz. Mzm 33, 6; 104, 30; Yar 1, 2- 3) Kilise’nin din ilkelerinde açıkça belirtilmiştir: "Bir tek Tanrı vardır ( ... ): Tanrı Baba’dır, Tanrı Tanrı’dır, Tanrı Yaradan’dır, Tanrı Sahip’tir, Tanrı Düzenleyici’dir. Tanrı her şeyi Kendiliğinden yaptı, kısacası ‘elleri’ (A. İrenus, haer. 2, 30, 9) gibi olan Kelâm’ı ve Bilgeliği aracılığıyla", "Oğlu ve Ruhu aracılığıyla" (Age., 4, 20, 1) yaptı. Yaratılış Kutsal Üçlü-Birlik’in ortak eseridir.


III. "Dünya Tanrı’nın yüceliği için yaratıldı"

293 "Dünya Tanrı’nın yüceliği için yaratıldı." (I. Vatikan Kon: DS 3025) Bu temel gerçeği Kutsal Yazılar ve Gelenek durmadan öğretir ve anar. A. Bonaventura diyor ki, Tanrı her şeyi "Yüceliğini artırmak için değil, bu Yüceliği göstermek ve aktarmak için yarattı." (Sent. 2, 1, 2, 2, 1) Çünkü Tanrı’nın yaratmak için iyiliğinden ve sevgisinden başka nedeni yoktur: "Sevgi anahtarı sayesinde eli varlıkları yarattı." (Aziz. Aquinolu Thomas, sent, 2, prol) Birinci Vatikan Konsili şu açıklamayı yapıyor:

İyiliğinde ve herşeye kadir kudretiyle, kendi mutluluğunu artırmak ya da yetkinleşmek için değil, ama yetkinliğini yaratıklarına ihsan ettiği iyilikler aracılığıyla göstermek için, bu gerçek Tanrı, en özgür tasarısının bütünlüğünde, zamanın başlangıcında, maddi ve tinsel her yaratığı hiçten yarattı. (DS 3002) 

294 Tanrı’nın iyiliğini göstermek ve aktarmak amacıyla dünya yaratıldı. Tanrı’nın Yüceliği bu sayede gerçekleşiyor. "Mesih İsa sayesinde Tanrı’nın evlatları olabilmemiz için kendi tasarısında bizleri önceden belirledi" (Ef 1, 5-6): "Çünkü Tanrı’nın Yüceliği, canlı insandır, insanın yaşamı ise Tanrı’yı görmektir: Yaratılış aracılığıyla Tanrı’nın vahyi yeryüzünde yaşayan varlıkların hepsine yaşam veriyorsa, Baba’nın Kelâm aracılığıyla kendini göstermesi Tanrı’yı görenlere ne kadar çok yaşam verecektir." (Aziz. İrenus, haer. 4, 20, 7) Yaratılışın nihai akıbeti her varlığın Yaradanı’nın hem kendi yüceliğini hem bizim mutluluğumuzu sağlayarak (AG 2) en sonunda "herkeste her şey" (1 Kor 15, 28) olacaktır.

 

IV. Yaratılış gizi

Tanrı bilgeliği ve sevgisi aracılığıyla yaratır

295 Tanrı’nın dünyayı bilgeliğine göre yarattığına inanıyoruz. (Bkz. Bil 9, 9) Bu herhangi bir zorunluluğun, kör yazgının ya da rastlantının sonucu değildir. Bunun, yaratıklarının kendi varlığına, bilgeliğine ve iyiliğine katılmalarını isteyen Tanrı’nın özgür iradesinden geldiğine inanıyoruz: "Çünkü her şeyi Sen yarattın, hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu" (Ap 4, 11). "Ey Rab, yapıtların ne çok ve büyük! bunların hepsini bilgeliğinle yaptın" (Mzm 104, 24). "Rab herkese karşı iyidir, Onun sevgisi tüm yaratıkları sarar" (Mzm 145, 9).


Tanrı "hiçten" yarattı

296 Tanrı’nın yaratmak için ne herhangi bir yardıma ne de daha önce var olan bir şeye gereksinmesi vardır. (Bkz. Vatikan Kon: DS 3022) Yaratılış Tanrısal cevherin zorunlu bir yayılması da değildir. (Bkz. Vatikan Kon: DS 3023-3024) Tanrı özgürce "hiçten" (DS 800; 3025) yaratır:

Tanrı eğer daha önceden de var olan bir maddeden dünyayı biçimlendirmişse bunda herhangi bir olağandışılık yoktur? Zanaatçı, kendisine bir malzeme verildiğinde, ondan istediğini yapar. Oysa Tanrı’nın gücü özellikle yapmak istediği şeyi yoktan var ettiğinde kendisini gösterir. (Antakyalı Aziz. Teofilos, autol., 2, 4)

297 Evrenin hiçten yaratılışı inancı Kutsal Kitap’ta vaat ve umut dolu bir gerçek gibi doğrulanıyor. Yedi oğlu olan bir anne çocuklarını dinşehidi olmaları için yüreklendiriyor:

Rahmimde nasıl oluştuğunuzu bilmiyorum; size yaşam ve soluk veren ben değildim; her birinizi oluşturan elementleri ben düzenlemedim. İnsan soyunun ortaya çıkmasını sağlayan ve her şeyin başlangıcı olan, dünyayı Yaradan, Onun yasaları uğruna kendi yaşamınızı hiçe saydığınızda bağışlaması ile gerçekten size yeniden soluk ve yaşam verecektir ( ... ). Sana yalvarıyorum, evladım, dünyaya ve göklere bak; onların içindeki her şeye bak ve ortada hiçbir şey yokken Tanrı’nın onları yarattığını kabul et ve insan soyunun da aynı biçimde yaratıldığını bil. (2 Mak 7, 22-23. 28).

298 "Ölülere yaşam veren ve var olmayanı hiçlikten varlığa çağıran" (Rom 4, 17) Tanrı hiçten yaratabildiğine göre, Kutsal Ruh aracılığıyla günahkârlara, içlerinde temiz bir yürek yaratarak ruhlarına (Bkz. Mzm 51, 12) ve ölmüş olanları dirilterek bedenlerine yaşam verebilir. Tanrı madem ki, Sözüyle, karanlıklardan ışığı çıkardıysa, (Bkz. Yar 1, 3) imanı olmayanlara da iman ışığını verebilir.(Bkz. Kor 4, 6)

Tanrı düzenli ve iyi bir dünya yarattı

299 Tanrı bilgelikle yaratmışsa, yaratılış düzenlidir: "Her şey ölçüsü, sayısı ve ağırlığı ile düzenlenmiştir" (Bil 11, 20). Tanrı’yla kişisel bir ilişki içine girmeye çağrılan Tanrı’nın suretinde yaratılan insana (Yar 1, 26) sunulan ve onun eline bırakılan yaratılış "Tanrı’nın görünmeyen sureti olan ebedi Kelâm"da (Kol 1, 15) ve Onun aracılığı ile yaratıldı. Aklımız Tanrısal Anlık’a katılarak, kuşkusuz pek büyük çaba harcamadan ve Yaradan’ın ve yarattıklarının (Bkz. Ey 42, 3) huzurunda saygı ve alçakgönüllülük ruhuyla Tanrı’nın yarattığı evrenle (Bkz Mzm 19, 2-5) ne demek istediğini anlayabilir. Tanrısal iyilikten çıkan yaratılış, bu iyiliğe katılır ("Ve Tanrı bunun iyi ( ... ) çok iyi olduğunu gördü": Yar 1, 4. 10. 12. 18.21. 31). Çünkü yaratılış insana sunulan Tanrı’ nın istediği bir lütuf, insana emanet edilen ve ayrılan bir mirastır. Kilise, birçok kez, fiziki dünya dahil yaratılışı savunmak zorunda kalmıştır. (Bkz. DS 286; 255-463; 800; 1333; 3002)

Tanrı yaratılışı aşar ve onda mevcuttur

300 Tanrı yapıtlarının hepsinden sonsuz derece büyüktür: "Görkemin göklerin de üstündedir" (Bkz. Sir 43, 28) (Mzm 8, 2) "büyüklüğün sınırsızdır" (Mzm 145, 3). Ama O, var olan her şeyin ilk nedeni, yüce ve özgür bir Yaradan olduğu için yaratıklarının en derinlerinde bulunur: "Onda yaşıyor ve deviniyoruz; ve Onda varız" (Hİ 17, 28). A. Augustinus’un sözlerine göre Tanrı "içimizde varlığımızın en derinlerinde ve en üst bölgelerindedir" (Aziz. Augustinus, itiraf., 3, 6, 11).

Tanrı yaratılışı korumakta ve taşımaktadır

301 Tanrı evreni yarattıktan sonra yaratığını kendi haline bırakmaz. Yaratığına yalnızca varlık ve yaşamı vermekle kalmaz, ama onu varlığında her an korur, ona devinim verir ve onu bitimine taşır. Bu Yaradan’a olan tam bağımlılığı kabul etmek bir bilgelik ve özgürlük, sevinç ve güven kaynağıdır:

Evet, Sen var olan her şeyi seversin, yarattığın hiçbir şeyden tiksinti duymazsın; çünkü herhangi bir şeyden nefret etseydin, o şeyi yaratmazdın. Sen istememiş olsaydın bir şey nasıl varlığını sürdürebilirdi? Sen ortaya çıkmasına neden olmasaydın, bir şey nasıl korunurdu? Yaşamı seven Rabbim, sen her şeyi esirgeyensin; çünkü her şey senindir (Bil 11, 24-26).


V. Tanrı tasarısını gerçekleştiriyor: İlahi takdir

302 Yaratılışın kendine özgü yetkinliği ve iyiliği vardır, ancak yaratılış Tanrı’nın ellerinden tamamlanmış olarak çıkmadı. Tanrı onu ulaşılması gerektiğini düşündüğü daha üstün bir yetkinliğe doğru bir ilerleme halinde yarattı ("in statu viæ"). Tanrı yarattığı evrenini yaptığı düzenlemeler aracılığıyla bu yetkinliğe doğru götürür. Bu düzenlemelere İlahi takdir denir:

Tanrı takdiri ile "dünyanın bir ucundan öbür ucuna kadar gücünü göstererek, her şeyin iyi işlemesini sağlayarak" (Bil 8, 1) yaratmış olduğu her şeyi korur ve yönetir. Çünkü Tanrı’nın "gözleri önünde her şey çıplak ve açıktır" (İbr 4, 13), hatta yaratıkların özgün davranışlarının oluşturacakları bile. (I. Vatikan Kon: DS 3003)

303 Kutsal Kitabın tanıklığı geneldir: İlahi takdirin ilgisi somut ve dolaysızdır, dünyanın ve tarihin en küçük şeyinden tutun da en büyük olayına kadar her şeye ilgi gösterir, Kutsal kitaplar olayların seyrinde üzerlerine basa basa Tanrı’nın mutlak egemenliğini doğrularlar: "Tanrımız, yerde ve gökte istediği her şeyi yapar" (Mzm 115, 3); İsa da şöyle diyor: "Açtığını kimse kapatamayacak, kapadığını da kimse açamayacaktır" (Ap 3, 7); "İnsanın yüreğinde çok düşünce vardır, yalnızca Tanrı’nın tasarısı gerçekleşecektir" (Mes 19, 21).

304 Kutsal Kitabın başlıca yazarı olan Kutsal Ruh’un, çoğu zaman ikincil nedenlerden söz etmeden eylemleri Tanrı’ya mal ettiğini görüyoruz. Bu ilkel "bir konuşma biçimi" değil ama Tanrı’nın dünya ve tarih üzerindeki mutlak üstünlüğünü ve Beyliğini derin bir biçimde anımsatmak (Bkz. İş 10, 5-15; 45, 5-7; Tes 32, 39; Sir 11, 14) ve bu şekilde Ona olan güveni eğitmektir amaç. Mezmurlar bu güveni veren en büyük okuldur. (Bkz. Mzm 22, 32,35, 103, 138)

305 İsa çocuklarının en küçük ihtiyacını bile dikkate alan göksel Baba’nın takdirine bir evlat güveni duyulmasını istiyor: "Ne yiyeceğiz?, ne içeceğiz? ya da ne giyeceğiz? diyerek kaygılanmayın ( ... ). Göksel Babanız bütün bunlara ihtiyacınız olduğunu bilir. Siz her şeyden önce Tanrı’nın Egemenliğini ve doğruluğunu arayın, o zaman bütün bunlar size fazlasıyla verilecektir" (Bkz. Mt 10, 29-31) (Mt 6, 31-33).


İlahi takdir ve ikincil nedenler

306 Tanrı kendi tasarısının yüce Efendisidir. Ama tasarısını gerçekleştirmek için yaratıkların yardımından da yararlanır. Bu bir zayıflık değil, Herşeye Kadir Tanrı’nın iyiliği ve yüceliğinin işaretidir. Çünkü Tanrı yaratıklarına yalnızca var olmalarını değil, kendi başlarına hareket etme onurunu da verir, ayrıca birbirlerinin ilke ve nedenleri olarak tasarısını gerçekleşmesinde katkıları olmasını da ister.

307 Hatta Tanrı insanlara yeryüzünü egemenliği altına alma ve idare etme sorumluluğunu vererek kendi ilahi takdirine özgürce katılabilmelerini sağlar. (Bkz. Yar 1, 26-28) Tanrı böylelikle yaratılış eserini tamamlayabilmek, ondaki uyumsuzluğu gidermek üzere insanlara kendisinin ve benzerlerinin iyiliği için akıllı ve özgür nedenleri olma özelliğini verir. Çoğu zaman Tanrısal iradenin bilinçsiz işbirlikçileri olan insanlar Tanrı tasarısına davranışlarıyla, dualarıyla, hatta çektikleri acılarıyla bile bile dahil olabilirler. (Bkz. Kol 1, 24) İşte o zaman tamamen Tanrı’nın ve Onun Egemenliğinin (Bkz. Kol 4, 11) işbirlikçileri olurlar (1 Kor 3, 9; 1 Sel 3, 2).

308 Bu gerçek, Yaradan Tanrı’ya duyulan inançtan ayrılmazdır: Her şeyde etkin olan Tanrı yaratıklarında da etkindir. Tanrı ikincil nedenler aracılığıyla ve onlarda etkinlik gösteren ilk nedendir: "Çünkü kendisini hoşnut eden şeyi hem istemeniz, hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır" (Bkz 1 Kor 12, 6) (Fil 2, 13). Bu gerçek insan onurunu alçaltacağı yerde yükseltti. Tanrı’nın iyiliği, bilgeliği ve gücü sayesinde hiçlikten çıkarılan insan, ana kaynağından koparılırsa hiçbir şey yapamaz, çünkü "Yaradansız yaratık yok olmaya mahkûmdur" (GS 36, 3); Tanrı lütfunun yardımı olmadan da kendi nihai akıbetine erişemez. (Bkz. Mt 19, 26, Yu 15, 5,Fil 4, 13)


İlahi takdir ve kötülüğün rezaleti

309 Tanrı Herşeye Kadir ise, iyi ve düzenli bir dünyanın Yaradanı ise, bütün yaratıkların bakımını üstlenir, o zaman kötülük neden vardır? Kaçınılmaz olduğu kadar ivedi, gizemli olduğu kadar acı olan bu soruya alel acele verilen hiçbir cevap yeterli olmayacaktır. Bu soruya Hıristiyanlık inancının bütünü alınarak cevap verilebilir: Yaratılışın iyi bir şey olması, günahın dramı, insanın önüne antlaşmalarıyla, Oğlunun kurtarıcı Cisimlenmesiyle, Kutsal Ruh’un armağanıyla, Kilise’nin bir araya gelmesiyle, Kilise sırlarının gücüyle, Tanrı’nın sabırlı sevgisiyle özgür yaratıklara yaptığı, özgür yaratıkların önceden kabul edebildikleri gibi, korkunç bir gizemle, önceden kaçınabilecekleri, mutlu bir yaşama davetiyle yapılan çağrıyla gelen Hıristiyanlık muştusunda, Kötülük sorununa bir yanıt oluşturmayan tek bir nokta yoktur.

310 Neden Tanrı içinde hiçbir kötülüğün bulunmadığı mükemmel bir dünya yaratmadı? Tanrı sonsuz gücüyle her zaman daha iyi şeyler yaratabilir. (Bkz. A. Aquinolu Thomas, s. th. 1, 25, 6) Bununla birlikte Tanrı sonsuz iyiliği ve bilgeliğinde, nihai mükemmelliğine doğru "ilerleme durumunda" olan bir dünya yaratmayı uygun gördü. Bu evrim Tanrı tasarısında bazı varlıkların ortaya çıkmasını, bazılarının ortadan kalkmasını, en mükemmelinin en az mükemmeliğiyle birlikte olmasını, doğanın inşası ile yıkımını içermektedir. Yaratılış mükemmelliğe ulaşana dek fiziksel iyiliğin yanı sıra fiziksel kötülük de var olacaktır. (Bkz. A. Aquinolu Thomas s. gent. 3, 71)

311 Akıllı ve özgür yaratıklar olan insanlar ve melekler, özgür seçim ve tercihlerine göre kendi nihai kaderlerine doğru yol alacaklardır. Doğru yoldan ayrılabilirler. Nitekim günah işlediler. Böylelikle ahlâki kötülük dünyaya girmiş oldu, ortak bir ölçüsü olmaya fiziksel kötülükten daha ciddi olarak. Tanrı hiçbir şekilde ne dolaylı ne de dolaysız olarak ahlâki kötülüğün nedenidir. (Bkz. A. Augustinus lib. 1, 1, 1; A. Aquinolu Thomas, s. th. 1-2,79, 1) Tanrı yarattığı yaratığın özgürlüğüne saygı duyduğundan buna izin vermekte ve gizemli bir biçimde bundan iyilik çıkarmasını bilmektedir:

Çünkü Herşeye Kadir ( ... ) olarak sonsuz derece iyi olduğundan herhangi bir kötülüğün eserlerinde kalmasına izin vermeyecektir ve kötülükten iyilik çıkarmasını bilecek kadar iyi ve güçlüdür. (A. Augustinus, enchir. 11, 3)

312 Zamanla, Tanrı’nın herşeye kadir inayetinde yaratıkları tarafından yapılan bir kötülükten, hatta ahlâki kötülükten bir iyilik çıkarmasını bildiğini görebiliriz: Yusuf, kardeşlerine, "beni buraya siz değil Tanrı gönderdi; ( ... ) bana yapmayı planladığınız kötülüğü, İlahi takdir kalabalık bir halkın yaşamını kurtarmak için iyiliğe dönüştürdü" (Bkz. Tob 2, 12-18 vulg) dedi (Yar 45, 8; 50, 20). Şimdiye dek işlenmiş en büyük ahlâki kötülükten, yani bütün insanların günahlarının neden olduğu Tanrı’nın Oğlunun reddi ve katledilmesinden, Tanrı, ihsanının bolluğu sayesinde (Bkz. Rom 5, 20) iyiliklerin en büyüğünü çıkardı: Mesih’in yüceltilmesi ve bizim Kurtuluşumuz. böylece kötülük bir iyiliğe dönüşmüş oldu.

313 "Her şey Tanrı’yı sevenlerin yararına gelişir" (Rom 8, 28). Azizlerin tanıklıkları bu gerçeği doğruluyor:

Cenovalı Azize Katerina "başlarına gelenlerden dolayı kızanlara ve isyan edenlere" şunu anımsatıyor: "Her şey sevgiden gelir, her şey insanın esenliğine göre düzenlenmiştir, Tanrı her şeyi yalnızca bu amaç için yapar." (Dial. 4, 138)

A. Thomas More dinşehidi olmadan önce kızını şu şekilde teselli ediyor: "Tanrı’nın istemediği hiçbir şey olamaz. O, bize ne kadar kötü görünürse görünsün, bizim için en iyi olanı ister." (Mektup)

Norveçli Bayan Julian da: "Tanrının lütfu sayesinde, imana sıkıca sarılmak ve her şeyin iyi olacağına inanmak gerektiğini öğrendim ... Böyle davranırsan her şeyin iyiye gittiğini göreceksin." ("Thou shalt see thyself that all MANNER of thing shall be well.") (Rev. 32)

314 Tanrı’nın dünyanın ve tarihin Efendisi olduğuna kesin inanıyoruz. Ancak inayetinin yolları çoğu kez bizler için bilinmezdir. Ancak sonunda, kısmi olarak bilme durumumuz son bulduğunda, Tanrı’yı "yüz yüze" gördüğümüzde (1 Kor 13, 12), yolları tam olarak bileceğiz, onların sayesinde, hatta günah ve kötülüğün dramları arasından, Tanrı, yaratısını, yaratmış olduğu yer ve göğün amacı olan kusursuz Sept (Bkz. Yar 2,2) dinginliğine kadar götürecektir.

ÖZET

315 Tanrı dünya ile insanı yaratmakla herşeye kadir sevgisi ve bilgeliğinin ilk ve evrensel kanıtını, nihayetini Mesih’teki yeni yaratılışta bulan "iyiniyetli tasarısının" ilk muştusunu sundu.

316 Her ne kadar yaratılış eseri özellikle Baba’ya mal edilmiş olsa da, yaratılışın görünmeyen ve biricik kaynağının Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olduğu imanın bir gerçeğidir.

317 Tanrı evreni özgürce, doğrudan, hiçbir yardım olmadan yarattı.

318 Hiçbir yaratığın kelimenin gerçek anlamıyla yaratmak için gerekli sonsuz gücü yoktur, yani hiç var olmayan bir şeyi hiçten yaratmak gibi bir gücü yoktur. (Bkz. DS 3624)

319 Tanrı yüceliğini göstermek ve iletmek için dünyayı yarattı. Tanrı yaratıklarının kendi gerçeğine, iyiliğine ve güzelliğine katılmalarını istedi, Tanrı’nın yaratıkları yaratma yüceliğinin nedeni budur.

320 Evreni yaratan Tanrı, onun varlığını Kelâm’ı aracılığıyla sürdürmesini sağlar, "Oğul kudretli sözüyle ve yaşam veren Yaratıcı Ruhuyla her şeyin sürmesini sağlar" (İbr 1, 3).

321 İlahi takdir, bütün yaratıkları nihai akıbetlerine sevgi ve bilgelikle götüren Tanrı’nın düzenlemeleridir.

322 Mesih bizim, evlatları olarak göksel Babamızın inayetine sığınmamızı istiyor. (Bkz. Mt 6, 26-34) Havari Petrus aynı fikri şu şekilde ifade ediyor: "Bütün kaygılarınızı Ona yükleyin, çünkü O sizi kayıracaktır" (Bkz. Mzm 55, 23) (1 Pet 5, 7).

323 İlahi takdir yaratıkların hareketleriyle de hareket eder. İnsanlara Tanrı özgürce kendi tasarılarında işbirliği yapmalarını sağlar.

324 Dünyadaki fiziksel kötülük ile ahlâki kötülüğe izin verilmesi Tanrı’nın kötülüğü yenmek için Oğlu Mesih İsa’nın ölümü ve dirilişi ile açıkladığı bir gizdir. İman bize Tanrı’nın ancak ebedi yaşamda tam olarak öğrenebileceğimiz yollarla kötülükten iyilik çıkarmamış olsa kötülüğe izin vermeyeceğini kesin olarak söylemektedir.


 
V. PARAGRAF

Yer ve gök

325 Havarilerin İnanç İlkeleri Formülü Tanrı’nın "yerin ve göğün Yaradanı" olduğunu söylerken İznik-İstanbul Konsili buna daha da açıklık getirerek " ... görünen ve görünmeyen evrenin yaradanı" der.

326 Kutsal Kitap’ta "yer ve gök" ifadesi şu anlama gelmektedir: Var olan her şey, tüm yaratılış. Aynı zamanda yaratılışın içindeki yeri göğü bağlayan ve ayıran bağı da belirtir: "Yer" bu insanların dünyasıdır. (Bkz. Mzm. 115, 16) "Gök" ya da "gökler" gökkubbeyi (Bkz. Mzm 19, 2) belirtebildiği gibi Tanrı’nın özel "yeri" de olabilir: "Göklerdeki Babamız" (Bkz. Mzm 115, 16) (Mt 5, 16), buna göre ahret mutluluğu olduğu gibi "cennet" de olabilir. "Gök" ya da "cennet", son olarak da, Tanrı’yı çevreleyen tinsel yaratıkların -meleklerin- yerini belirtir.

327 Dördüncü Latran Konsili’ndeki İnanç İlkeleri bildirisinde Tanrı "zamanın başlangıcından beri, tinsel ve maddi yaratıkların her birini, yani melekleri ve dünyayı yoktan yarattı; sonra da her ikisinden aldığı ruh ve bedenden oluşan insanı yarattı" (DS 800, bkz. DS 3002 ve APF 8).

 

I. Melekler

Meleklerin varlığı - bir iman gerçeği

328 Kutsal Kitap, bir iman gerçeği olan bedensiz tinsel varlıkları melek olarak adlandırıyor. Kutsal Kitabın tanıklığı Geleneğin oybirliği kadar nettir.

Melekler kimlerdir?

329 Augustinus melekler hakkında şöyle diyor: "Melek" doğayı değil işlevi belirtir. Sen meleklerin doğasını nasıl tanımlamalı diye soruyorsun? Tek kelimeyle ruh’tur. İşlevini soruyorsun? Melek’tir; olduğu şey olarak bir ruhtur, yaptığı şey açısından melektir. (Mzm 103, 1, 15) "Melekler bütün varlıklarıyla Tanrı’nın uşakları ve kullarıdır. Sürekli olarak göklerdeki Baba’nın yüzünü seyrettiklerinden (Mt 18, 10), Onun sözlerini dinleyen ve Onun buyruklarını yerine getiren varlıklardır" (Mzm 103, 20).

330 Tamamen tinsel varlıklar olduklarından sırf akıl ve iradeden oluşmuşlardır: Melekler kişisel (Bkz. XII. Pius: DS 3891) ve ölümsüz (Bkz. Lk 20, 36) varlıklardır. Yetkinlikte gözle görülür bütün varlıkları aşarlar. Yüceliklerinin parlaklığı bunun kanıtıdır. (Bkz. Dan 10, 9-12)

Mesih "bütün melekleriyle birlikte"

331 Mesih, Melekler dünyasının merkezidir. Melekler Ona aittir. "İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince ... " (Mt 25, 31). Melekler Mesih’e aittir, çünkü Onun aracılığıyla ve Onun için yaratılmışlardır: "Nitekim gökte ve yeryüzünde, görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar, her şey Onda yaratıldı; her şey Onun aracılığıyla ve Onda yaratılmıştır" (Kol 1, 16). Onları esenlik tasarısının habercileri yaptığı için onlar daha çok Ona aittirler: "Bütün melekler, kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek amacıyla gönderilen görevli ruhlar değil midir?" (İbr 1, 14).

332 Onlar yaratılışın başlangıcında ve esenlik tarihi boyunca, uzaktan ya da yakından bu esenliği bildirerek ve Tanrı tasarısının gerçekleşmesine yardım ederek (Bkz. Ey 38, 7, Melekler Tanrı’nın oğulları olarak çağrılıyor) hep burada oldular: Yeryüzü cennetini kapattılar, (Bkz. Yar 3, 24) Lut’u korudular, (Bkz. Yar 19) Agar ve çocuğunu kurtardılar, (Bkz. Yar 21, 17) İbrahim’in elini tuttular, (Bkz. Yar 22, 11) yasa onların sayesinde iletildi, (Bkz Hİ 7, 53) Tanrı halkına yol gösterdiler, (Bkz. Çık 23, 20-23) doğumları (Bkz. Hak 13) ve gönül eğilimlerini bildirdiler, (Bkz. Hak 6, 11-24, İş 6, 6) peygamberlerin yanında oldular, (Bkz. 1 Kr 19, 5) bunlar yaptıklarından birkaç örnek sadece. Son olarak da Cebrail Melek, Vaftizci Yahya ile İsa’nın doğumunu bildirdi. (Bkz. Lk 1, 11, 26)

333 Cisimlenmiş Kelâm’ın insan olarak doğumundan Göğe Çıkışına kadar ki yaşamı meleklerin hizmeti ve tapınışı ile çevriliydi. Tanrı "İlk-doğanı dünyaya getirdiğinde, ‘Tanrı’nın meleklerinin Ona tapınmalarını’ istedi" (İbr 1, 6). Mesih’in doğuşundaki övgü dolu ezgiler Kilise’de çınlamaya hep devam etti: "Tanrı’ya şükürler olsun ... " (Lk 2, 14). İsa’nın çocukluğunu korudular, (Bkz. Mt 1, 20, 2, 13. 19) İsa’ya çölde hizmet ettiler, (Bkz. Mk 1, 12; Mt4, 11) can çekişirken onu güçlendirdiler, (Bkz. Lk 22, 43) eskiden İsrail’i (Bkz. Mt 26, 53) düşmanların (Bkz. 2 Mak 10, 29-30; 11, 8) elinden kurtardıkları gibi İsa’yı da düşmanlarının elinden kurtarabilirlerdi. Mesih’in doğumunu (Bkz. Lk 2, 8-14) ve dirilişini (Bkz. Mk 16, 5-7) bildirerek İyi Haberi yayan yine meleklerdir (Lk 2, 10). Mesih’in döneceğini bildiren (Bkz. Hİ 1,10-11) melekler, Onun dönüşünde, kıyamet günü yargılamasında hizmet için hazır bulunacaklardır. (Bkz. Mt 13, 41;24; 31; Lk12, 8-9)


Kilise yaşamında melekler

334 Kilise meleklerin güçlü ve gizemli yardımlarından hep yararlanmıştır. (Bkz. Hİ 5, 18-20, 8, 26-29, 10, 3-8; 12; 6-11; 27, 23-25)

335 Kilise litürjisinde meleklerine katılarak üç kez kutsal olan Tanrı’ya tapınır; (MR "Sanctus") meleklerin katılımı için yakarır [Roma litürjisinde Supplices te rogamus ... ya da ölüler için okunan İn paradisum deducant te angeli ... de, ya da özellikle bazı meleklerin (Mikail, Cebrail, Rafael, koruyu melekler) anısına Bizans litürjisindeki "Kerübinler İlahisinde"].

336 Çocukluktan (Bkz. Mt 18, 10) ölüme (Bkz. Lk 16, 22) kadar insan yaşamı meleklerin koruyuculuğu (Bkz. Mzm 34, 8; 91, 10-13) ve aracılığı (tavassut) (Bkz. Ey 33, 23-24; Zek 1,12; Tob 12, 12) ile çevrelenmiştir. "Her inanlının yanı başında kendisini koruyan ve kendisine yol gösteren bir meleği vardır." (A. Basilios, eun. 3, 1) Hıristiyan yaşamı, bu dünyadan itibaren, iman içinde, Tanrı’yla birlik olarak, insanların ve meleklerin topluluğuna katılır.


II. Görünür dünya

337 Görünür dünyayı bütün zenginliğiyle, bütün çeşitliliğiyle, ve düzeniyle Tanrı’nın kendisi yarattı. Kutsal Kitap Tanrı’nın sembolik olarak altı iş gününde dünyayı yarattığını ve yedinci günü dinlendiğini yazar (Yar 1, 1-2, 4). Kutsal metin, yaratılış hakkında esenliğimiz  (Bkz. DV 11) için Tanrı tarafından açınlanmış Tanrı’nın Yüceliği (LG 36) olan yaratılışın derin niteliğini, değerini, sonunu bilmeyi sağlayan gerçekleri öğretir:

338 Varlığını Yaratıcı Tanrı’ya borçlu olmayan hiçbir şey yoktur. Dünya Tanrı’nın sözüyle yoktan çıkarılınca var oldu; var olan her varlık, her tür, bütün insanlık bu tarihi temel olayda kök salar: Bu, dünyanın oluştuğu, zamanın başladığı yaratılıştır. (Bkz. A. Augustinus, gen man. 1,2, 4)

339 Her varlık kendi öz iyiliğine ve yetkinliğine sahiptir. "Altı günlük" işlerin herbirinde şöyle deniyor: "Ve Tanrı bunun iyi bir şey olduğunu gördü." "Her şey yaratılış gereğince kendilerine özgü düzen ve yasaları ile kendilerine özgü eşsizlikler, gerçekler, dayanıklılıklara göre düzenlenmiştir." (GS 36; 2) Kendilerine özgü varlıklarıyla olması istenen çeşitli varlıkların her biri kendine göre Tanrı’nın sonsuz iyilik ve bilgeliğinden bir ışın yansıtmaktadır. İşte bunun için insan Yaradan’ı hor gören ve insanlar ve çevresi için zararlı sonuçlar doğuracak nesnelerin kötü kullanımından kaçınmak için her yaratığın kendine özgü iyiliğine saygı göstermek zorundadır.

340 Yaratıkların birbirine bağlı olmalarını Tanrı istedi. Güneş ve ay, dağ selvisi ve küçük çiçek, kartal ve serçe: Sayısız çeşitlilik ve eşitsizlik manzarası hiçbir yaratığın kendi kendine yetemeyeceği anlamını verir. Karşılıklı olarak birbirlerini tamamlamak için, birbirlerinin hizmetinde, birbirlerine bağımlı olarak varlıklarını sürdürebilirler.

341 Evrenin güzelliği: Yaratılmış dünyanın düzeni ve ahengi varlıkların çeşitliliğinin ve aralarındaki ilişkilerin bir sonucudur. İnsan bunları derece derece doğa yasaları olarak keşfeder. Bunlar ilim adamlarını hayranlık içinde bırakırlar. Evrenin güzelliği Yaradan’ın sonsuz güzelliğini yansıtır. Bu güzellik insan aklı ve iradesine, boyun eğmeyi ve saygıyı esinlemelidir.

342 Varlıkların hiyerarşisi en az mükemmelden en çok mükemmele giden "altı gün" düzeniyle ifade edildi. Tanrı tüm yaratıklarını sever, (Bkz. Mzm 145, 9) hiçbirini, hatta serçeleri bile unutmaz. Ama yine de İsa şöyle diyor: "Siz birçok serçeden daha değerlisiniz" (Lk 12, 6-7), ya da; "Bir insan bir koyundan daha değerlidir" (Mt 12, 12).

343 İnsan yaratılışın doruk noktasıdır. Esinlenmiş metinde açıkça insanın yaratılışının öteki yaratıklardan farklı bir şekilde olduğu ifade edilmektedir. (Bkz. Yar 1, 26)

344 Tüm yaratıklar arasında hepsinin Yaradanı aynı olduğu için bir dayanışma vardır. Hepsi Onun yüceliğine göre düzenlenmiştir:

Tanrım, tüm yaratıklarından dolayı,
bize gün ışığını verdiğin
kardeş Güneş için özellikle
Şükürler olsun sana;
Güneş güzeldir büyük bir görkemle parlamaktadır,
Yücelerden yücesi Seni anlatmaktadır bize ...
Tanrım,
çok yararlı ve gösterişsiz,
çok değerli ve çok temiz kız kardeş su için
Şükürler olsun Sana ...
Tanrım,
bizi bağrına basan ve besleyen,
çeşitli meyve, rengârenk çiçekler ve otlar veren
kız kardeşimiz toprak ana için Sana şükürler olsun ...
Tanrı’ya şükredin, Ona hamdedin,
Alçakgönüllülükle kulluk edin Ona. (A. Assisili Françesco, cant)

345 Sept - "altı iş günü" sonu. Kutsal metnin yazdığına göre Tanrı yapmakta olduğu işi yedinci gün bitirdi ve böylece yer ve gök bütün öğeleriyle tamamlandı ve Tanrı yedinci gün işi bırakıp dinlendi, Onu kutsal bir gün saydı (Yar 2, 1-3). Bu esinlenmiş sözler esenlikli zengin öğretiler içermektedir:

346 Tanrı dünyanın kuruluşundan beri değişmeyen yasalar ve bir temel koymuştur, (Bkz. İbr 4, 3-4) inanlı bunlara güvenle dayanabilir, bunlar Tanrı’yla antlaşmasındaki sarsılmaz sadakatinin işareti ve güvencesi olacaktır. (Bkz. Yer 31, 35-37; 33, 19-26) İnsan da kendi açısından bu temele sadık kalmalı ve Yaradan’ın dünyada kayıtlı yasalarına saygı göstermelidir.

347 Yaratılış, Sept yani Tanrı kültü ve tapınması göz önüne alınarak yapıldı. Kült yaratılış düzeninin içinde vardır. (Bkz. Yar. 1, 14) "Hiçbir şeyi Tanrı kültüne yeğ tutmayın" diyor A. Benoît’nın kuralı. Bununla insanın ne yapması gerektiğini doğru bir şekilde gösteriyor.

348 Sept İsrail yasasının temelini oluşturur. Emirleri yerine getirmek yaratılış eserinde ifade edilen Tanrı’nın irade ve bilgeliğine uyum sağlamak demektir.

349 Sekizinci gün. Ancak bizler için yeni bir gün doğdu: İsa’ nın Diriliş günü. Yedinci gün ilk yaratılışı tamamlar. Sekizinci günde yeni yaratılış başlar. Böylece, yaratılış eserinin en büyük eseri olan kurtuluş doruk noktasına varır. İlk yaratılış anlamını ve doruk noktasını görkemi ilkini aşan Mesih’ teki yeni yaratılışta bulur. (Bkz. MR, Paskalya Arifesi 24; ilk okumadan sonraki dua)

ÖZET

350 Melekler Tanrı’yı durmadan yücelten ve kurtarıcı tasarılarını başka yaratıklara uygulayan tinsel yaratıklardır: "Melekler bizlere yararlı olacak her şeyde yardımcı olurlar." (A. Aquinolu Thomas, s. th. 1, 114, 3, ad 3)

351 Melekler Rableri Mesih’in etrafındadırlar. Melekler Mesih’e, özellikle insanları kurtarma misyonunun gerçekleşmesinde hizmet ederler.

352 Kilise kendi yeryüzü yolculuğunda kendisine yardımcı olan ve insanı koruyan meleklere büyük saygı gösterir.

353 Tanrı yaratıkların çeşitli olmasını ve hepsinin kendine özgü iyi nitelikli bir oluşu, bir düzeni, birbirlerine bağlılığı olsun istedi. Tanrı tüm maddi yaratıkları insanın yararı için yarattı. İnsan ve onun aracılığıyla tüm yaratılış Tanrı’yı Yüceltmek için yaratıldı.

354 Yaratılışta yazılmış yasalar ve eşyanın tabiatından türeyen ilişki, bir bilgelik ilkesi ve bir ahlâk temelidir.

 


VI. PARAGRAF

İnsan

355 "Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. Tanrı insanları erkek ve dişi olarak yarattı" (Yar 1, 27). İnsanın yaratılıştaki yeri tektir; İnsan "Tanrı suretinde yaratıldı" (I); kendi doğal yapısında tinsel dünya ile fiziksel dünyayı birleştirir (II); insan "erkek ve kadın" olarak yaratıldı (III); Tanrı insana sevgisini gösterdi (IV).


I. "Tanrı’nın suretinde"

356 Gözle görülür yaratıklar arasında yalnızca insan, Yaradan’ını tanımak ve sevmek yeteneğine sahiptir; (DS 12, 3) insan "Tanrı’nın kendisi için istediği tek yaratıktır" (GS 24, 3); bilgi ve sevgisiyle yalnızca insan Tanrı’nın yaşamını paylaşmaya çağrılmıştır. İnsan bu son için yaratılmıştır, onurunun da temel nedeni budur:

İnsanı böylesine büyük bir onur sahibi kılmana neden nedir? Yaratığında Kendine paha biçilmez sevginle baktın ve ona tutuldun; çünkü onu sevgiyle yarattın, ebedi İyiliğini tatma yeteneğini ona Senin sevgin verdi. (Siennalı Catherina, dial. 4, 13)

357 Tanrı suretinde olduğu için insan bireyinin kişi onuru vardır: İnsan yanlızca bir şey değil, aynı zamanda biridir de. Kendisini tanıyabilir, kendisine egemen olabilir ve özgürce kendisini vererek başka insanlarla duygu ve düşünce birliğine girebilir, insan Tanrı’nın lütfu sayesinde, Yaradan ile bir antlaşma yapmaya ve Ona hiç kimsenin onun adına veremeyeceği bir iman ve sevgi cevabı vermeye çağrılmıştır.

358 Tanrı her şeyi insan için yarattı, (Bkz. GS 12, 1; 24, 3, 39, 1) ancak insan Tanrı’yı sevmek ve Ona kulluk etmek için ve tüm yaratılışı Tanrı’ya sunmak için yaratıldı:

Varlık alan hangi yaratık böylesine bir saygınlıkla donatılmıştır? Tanrı’nın gözünde tüm yaratılıştan daha değerli, büyük ve şahane canlı kişi insandır: Gök, yer ve deniz ve yaratılışın tümü, onun için vardır, Tanrı onun esenliğine çok önem verir, bu yüzden onun için Oğlunu bile esirgemedi. Çünkü Tanrı insanı Kendisine kadar çıkartıp sağında oturtmak için durmadan her şeyi yapıyor. (A. Yuhanna Krisostomos, ser, in gen. 2, 1) 

359 "Nitekim, insanın gizi ancak cisimlenmiş Kelâm’ın gizinde gerçekten aydınlanabilir" (GS 22, 1)

Havari Paulus, iki insanın, yani Adem ve Mesih’in insan türünü başlattıklarını bize bildirmiştir ... Paulus’un dediğine göre ilk insan Adem yaşam almış bir insan olarak yaratılmıştır; sonuncusu ise yaşam veren tinsel bir varlıktır. İlki sonuncusu tarafından yaratıldı, kendisini yaşatan ruhu ondan aldı ... Bu, ilkini, adını alarak ve rolünü üstlenerek şekillendiren ve ona kendi imgesini basan ikinci Adem’dir. Bir ilk Adem ve bir son Adem vardır: İlkinin bir başlangıcı vardır, sonuncusunun sonu yoktur. Nitekim bu sonuncusu gerçekten ilk olandır. "Ben Oyum, ilk ben’im, son da ben’im." (A. Petrus Krisologus, ser. 117)

360 İnsan türü ilk topluluğun sayesinde bir birlik oluşturur. Çünkü Tanrı "tüm ulusları bir tek insandan türetti" (Bkz. Tob 8,6) (Hİ 17, 26):

İnsanın Tanrı tarafından yaratılmış olması; herkesin aynı şekilde bir maddi vücutla ve tinsel bir ruhla aynı insan tabiatıyla oluşmuş olması; insanın dünyadaki misyonu ve dolaysız sonu; barınak konusundaki birliği: toprak, doğası gereği hak ettiği yaşamını geliştirmek ve sürdürmek amacıyla kullanabileceği nimetleri; insanın doğaüstü sonu: herkesin yönelmesi gereken Tanrı; bu sona ulaşmak için kullanılan çareler; ( ... ) Herkesin kurtulmasının Mesih’in aracılığına bağlı olması. İşte insanın kaderi. (XII. Pius, enc. "summi pontifactus"; bkz. NA 1) 

361 "Bu sevgi ve insan dayanışması yasası" (7. Age) kişilerin, kültürlerin ve halkların zengin çeşitliliğini ihmal etmeden, tüm insanların gerçekten kardeş oldukları inancını verir.


II. "Ruh ve bedende bir"

362 Tanrı suretinde yaratılmış olan insan hem bedensel hem de tinsel bir varlıktır. Kutsal Kitap bu gerçeği simgesel bir dille ifade eder: "Tanrı insanı topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece insan yaşayan varlık oldu" (Yar 2, 7). Öyleyse insan Tanrı tarafından bütünüyle istenmiş oldu.

363 Ruh terimi Kutsal Kitap’ta çoğu zaman insan yaşamını (Bkz. Mt 16, 25-26; Yu 15, 13) ya da insan kişiliğini belirtir. (Bkz. Hİ 2, 41) Ama aynı zamanda insanda onu özellikle Tanrı’nın sureti yapan en mahrem (Bkz. Mt 26, 38; Yu 12, 27) ve en değerli şeyi (Bkz.Mt 10, 28; 2 Mak 6, 30) belirtir: "Ruh" insandaki tinsel ana kaynak demektir.

364 İnsanın bedeni "Tanrı’nın sureti" onuruna katılır: Beden tinsel ruhla can aldığı için insan bedenidir ve insan kişiliğinin kaderi, bütünüyle Mesih’in Bedeni’nde Ruh’un Tapınağı (Bkz. 1 Kor 6, 19-20, 15, 44-45) olmaktır:

Beden ve ruh yaşayan insanı meydana getirir. Maddi öğelerden yaratılan insan tüm maddi gerçekleri kendisinde toplar ve bu gerçekler özgürce Yaradanı överler. Bu nedenle insanın bedensel yaşamını küçümsemesi yasaktır. Tersine insanın Tanrı tarafından yaratılan ve son günde diriltilecek olan bedenine saygı göstermesi gerekir. (GS 14, 1)

365 Ruhla beden arasındaki birlik öylesine derindir ki ruh bedenin bir "biçimi" olarak göz önüne alınmalıdır; (Bkz. 1312’deki Viyana Kon: DS 902) yani maddeden oluşan beden tinsel ruh sayesinde canlı bir insan bedeni olur; insanda can ve madde, birleşmiş iki değişik doğa değildir, ama onların birleşmeleri tek insan doğasını oluşturur.

366 Kilise her tinsel ruhun Tanrı tarafından hemen yaratıldığını söyler (Bkz. XII. Pius’un enc. "Humani generis", 1950: DS 3896; SPF 8) -ruh anne baba tarafından oluşturulmuş değildir- Kilise aynı zamanda ruhun ölümsüz olduğunu söyler: (Bkz. 1513’teki V. Latran Kon: DS 1440) Ruh ölüm anında vücuttan çıktığı sırada yok olmaz, kıyamet günü diriliş sırasında yeniden bedenle birleşecektir.

367 Kimi zaman ruhun candan ayırt edilmesi gerekir. Paulus "Tümüyle kutsal kılınmamız ve Ruhumuzun, canımızın ve bedenimizin Rabbimiz Mesih İsa’nın gelişinde eksiksiz ve kusursuz olarak kalması için" dua ediyor (1 Sel 5, 23). Kilise farklılığın ruhta bir ikilik yaratmadığını öğretmektedir. (870’teki IV. İstanbul Kon: DS 657) "Can"ın insanın yaratılışından beri doğaüstü akıbeti (I. Vatikan Kon: DS 3005, bkz. GS 22, 5) için yaratıldığını, ruhu da bedelsizce Tanrı ile birleşmeye yükseltilebileceğini belirtir. (Bkz. XII Pius’un enc. "Humani generis" 1950 DS: 3891)

368 Kilise’nin tinsel geleneği, insanın Tanrı’nın tarafını tutup tutmayacağına karar verecek olan, (Bkz. Tes 6,5, 29, 3, İş 29,13, Hez 36, 26; Mt 6, 21, Lk 8, 15. Rom 5, 5) Kutsal Kitap’ın dediği anlamda "insanın içi" olan "yürek" üzerinde de durur.


III. "Tanrı insanı erkek ve dişi olarak yarattı"

Tanrı tarafından istenen eşitlik ve farklılık

369 Erkek ve kadın yaratılmışlardır, kısacası Tanrı tarafından istenmişlerdir: Bir yandan insan kişiler olarak, öte yandan, karşılıklı kadın ve erkek varlıklarıyla tamamen eşittirler. "Erkek olmak", "kadın olmak" Tanrı tarafından istenilen iyi bir gerçektir: Erkek ve kadının doğrudan yaradanları olan Tanrı’dan gelen, yitirilmez bir onurları vardır. (Bkz. Yar 2, 7. 22) Erkek ve kadın aynı onurla "Tanrı suretinde" yaratılmışlardır. Kendi "erkek-varlık" ve "kadın-varlık"larında Yaradan’ın iyiliği ve bilgeliğini yansıtmaktadırlar.

370 Tanrı hiçbir şekilde insan suretinde değildir. Tanrı ne erkek ne de kadındır. Tanrı hiçbir cinsiyet farkı olmayan saf ruhtur. Ancak erkek ve kadının "yetkinlikleri" Tanrı’nın yetkinliğinden bir şeyleri yansıtır: Bir annenin, (Bkz. İş 49, 14-15, 66, 13, Mzm 131, 2-3) bir babanın ve eşlerin yetkinliklerini. (Bkz. Hoş 11, 1-4, Yer 3, 4-19)

"Biri öteki için" - "ikide birlik"

371 Birlikte yaratılan erkek ve kadının, Tanrı tarafından birbirleri için olmaları istendi. Tanrı’nın Sözü bunu kutsal metindeki değişik çizgilerde anlatmaktadır. "Erkeğin yalnız kalması iyi değildir. Ona uygun bir yardımcı yaratacağım" (Yar 2, 18). Hayvanların hiçbiri insana göre değildi (Yar 2, 19-20). Tanrı Adem’in kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. Adem bunun üzerine, "İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik, etimden alınmış ettir" (Yar 2, 23) diyerek sevinç ve mutluluğunu dile getirdi. Erkek kadını aynı insanlığın bir başka "beni" olarak görür.

372 Erkekle kadın birbirleri için yaratılmıştır: Tanrı onları "yarım" ya da "eksik" yarattığı için değil de birlikte olmaları için, onları insan olarak eşit olduklarından (kemiklerimden alınmış kemik) birbirlerine yardımcı olabilmeleri ve erkek ve dişi olarak birbirlerini tamamlayabilmeleri için yarattı. Evlilikte Tanrı onları insan soyunu devam ettirebilmeleri için "bir tek beden olacak şekilde birleştirir" (Yar 2, 24). "Üretken olun, çoğalın ve yeryüzünü doldurun" (Yar 1, 28). Erkek ve kadın eşler ve anne baba olarak kendilerinden sonra gelenlere insan yaşamını ileterek eşit bir şekilde Yaradanın eserine katılmış olurlar. (Bkz. GS 50, 1)

373 Tanrı’nın tasarısında erkek ve kadının Tanrı’nın yönetim görevlileri olarak yeryüzünü denetimleri altına alma görevleri de vardır. Bu egemenlik yasası kuralı olmayan yıkıcı bir yönetim olmamalıdır. Var olan her şeyi seven Yaradanın suretinde (Bil 11, 24) erkek ve kadın öteki varlıklara karşı İlahi takdire katılmaya çağrılmışlardır. Tanrı’nın onlara emanet ettiği dünya sorumluluğu işte budur.

IV. Cennetteki insan

374 Yaratılan ilk insan yalnız iyi değil, aynı zamanda Yaradanı ile dost; kendi ve çevresindeki yalnızca Mesih’teki yeni yaratılışın yüceliği ile geçilen yaratılışla uyum içinde olacak şekilde yaratılmıştı.

375 Kilise, Kutsal Kitap dilinin sembolizmini Yeni Antlaşma ve Gelenek’in ışığında gerçeklikle yorumlayarak ilk atalarımız Adem ile Havva’nın "kutsallık ve mutluluk durumu" (Trento Kon: DS1511) içinde yaratıldığını söyler. Bu ilk azizlik durumu Tanrısal yaşama katılımdı. (LG 2)

376 İnsan yaşamının bütün boyutları bu lütfun ışıldamasıyla doluydu. İnsan Tanrı’nın yakınlığında kaldığı sürece ne ölecek, (Bkz. Yar 2, 17;3, 19) ne de acı çekecekti. (Bkz. Yar 3. 16) İnsanın kendiyle uyumu, kadın erkek arasındaki uyum, (Bkz. Yar 2, 25) son olarak da ilk çiftin "ilk mutluluk" olarak adlandırılan tüm yaratılışla olan uyumu.

377 Tanrı’nın başlangıçtan beri insana bağışlamış olduğu dünyayı denetim altına alması, her şeyden önce insanın kendine hakim olmasıyla gerçekleşir. İnsan tüm varlığında uyum içinde ve bozulmamış idi, çünkü insan kendisini duyuların zevklerine, yeryüzü nimetlerine duyulan aşırı istek ve aklın buyurularına karşı kanıtlamaya bağımlı kılan üçlü dünya isteklerine (Bkz. 1 Yu 2, 16) bağımlı değildi.

378 Tanrı’nın insanı bahçeye koyması, onun Tanrı’yla yakınlığının işaretidir.(Bkz. Yar 2, 8) İnsan "bahçeye bakması ve onu işlemesi için" orada bulunuyordu (Yar 2, 15): Çalışma bir ceza değildir, (Bkz. Yar 3, 17-18) erkekle kadının görünen yaratılışın yetkinleştirilmesi için Tanrı’yla işbirliği yapmasıdır.

379 Tanrı’nın tasarısında insan için öngörülen bu ilk mutluluk uyumu ilk atalarımızın işleyeceği günahla bozulacaktır.

ÖZET

380 "Tanrım, Yaradanı olan Sana hizmet ederek yaratılışa egemen olsun diye insanı kendi suretinde yarattın ve evreni ona emanet ettin." (MR IV. Efkaristiya duası IV, 118)

381 İnsan, Mesih "Birçok erkek kardeş ve kız kardeş arasında ilk doğan olsun" (Bkz. Ef 1, 3-6; Rom 8, 29) diye insan olan, görünmez "Tanrı sureti olan" (Kol 1, 15) Tanrı’nın Oğlunun suretini yeniden oluşturulmak üzere yaratılmıştır.

382 İnsan "bir beden ve ruhtan oluşmuştur" (GS 14, 1). İman doktrini ölümsüz ve tinsel ruhun Tanrı tarafından hemen yaratıldığını söyler.

383 "Tanrı insanı yalnız olsun diye yaratmadı: Başlangıçtan beri ‘İnsanı erkek ve dişi yarattı’ (Yar 1, 27); erkekle kadının birlikteliği insanlar arası birliğin ilk biçimini oluşturur." (GS 12, 4)

384 Vahiy bize erkekle kadının günahtan önceki ilk kutsallık ve mutluluk durumunu tanıtır: Cennetteki mutluluklarının nedeni Tanrı’yla olan dostluklarıydı.

 


VII. PARAGRAF

İnsanın düşüşü

385 Tanrı sonsuz derecede iyidir ve tüm eserleri de iyidir. Bununla birlikte, hiç kimse -yaratıkların kendi öz sınırlarına bağlıymış gibi görünen- acıdan, doğa felâketlerinden, özellikle de ahlâki kötülük sorunundan kaçamaz. Kötülük nereden geliyor? "Kötülüğün nereden geldiğini arıyor ve bunun çözümünü bulamıyordum" diyor Augustinus, (İtiraf. 7, 11) ve bu zahmetli arayış ancak diri Tanrı’ya dönüşünde bir çıkış yolu bulacaktır. Çünkü "kötülük gizi" (2 Sel 2, 7) ancak "dindarlık gizi"nin (1 Tim 3, 16) ışığı altında aydınlatılabilir. Tanrı sevgisinin Mesih’te açınlanması, gerek kötülüğün büyüklüğünü gerekse lütfun bolluğunu ortaya çıkardı. (Bkz. Rom 5, 20) Şu halde kötülüğün kaynağına, iman gözümüzü kötülüğü yenen tek Kişiye dikerek yaklaşmamamız gerekir. (Bkz. Lk 11, 21-22; Yu 16, 11; 1 Yu 3, 8)

I. Günahın terk ettiği yere lütuf dolup taştı

Günah gerçeği

386 İnsanlık tarihinde günah bir gerçektir: Günahı yok saymak ya da bu karanlık gerçeğe başka adlar takmak boşunadır. Günahın ne olduğunu anlayabilmek için, önce insanın Tanrı’yla olan derin bağını kabul etmek gerekir, çünkü bu bağlantı olmadan, sürekli olarak insan yaşamı ve tarih üzerindeki ağırlığı hissedilen günah kötülüğü, Tanrı’ya karşı koyma ve red biçimindeki gerçek kimliğiyle ortaya çıkarılamaz.

387 Günah gerçeği, özellikle de başlangıçtaki günah, ancak Tanrısal Vahyin ışığı altında aydınlatılabilir. Bize verdiği Tanrı bilgisi olmadan günahı açıkça bilmek mümkün değildir, günahı yalnızca bir gelişim hatası, psikolojik bir zayıflık, bir yanlış, yetersiz toplumsal bir yapının zorunlu sonucu, vb. olarak açıklama hatasına düşülebilir. Ancak Tanrı’nın insan üzerindeki tasarısını bilerek günahın, Kendisini ve birbirlerini karşılıklı sevebilmeleri için yaratmış olduğu varlıklara verdiği özgürlüğün kötüye kullanılmasından başka bir şey olmadığı anlaşılabilir.


İlk (asli) günah - imanın temel bir gerçeği

388 Vahyin derece derece gelmesi ile günah gerçeği de aydınlanmış oldu. Her ne kadar Eski Ahit’teki Tanrı Halkı, insanlık durumunun acısına Yaratılış kitabında anlatılan insanın düşüş öyküsü ışığında yaklaştıysa da, bu öykünün yalnızca Mesih İsa’nın Dirilişi ve Ölümü’nün (Bkz. Rom, 5, 12-21) ışığında ortaya çıkan en son anlamına ulaşamazdı. Adem’i günahın kaynağı kabul edebilmek için Mesih’in nurun kaynağı olduğunu bilmemiz gerekir. Dirilmiş Mesih tarafından gönderilen, günah konusunda dünyanın suçluluğunu göstermek (Yu 16, 8) için gelen, insanların kurtarıcısını açınlayan Ruh-Paraklites’tir.

389 İlk günahla ilgili doktrin adeta Yeni Antlaşma’nın "ters yüzü"dür. İsa bütün insanların kurtarıcısıdır, herkesin esenliğe ihtiyacı vardır ve esenlik Mesih’in sayesinde herkese sunulmuştur. Mesih’in anlamının bilincinde olan Kilise (Bkz. 1 Kor 2,16) Mesih’ in gizine zarar getirmeden ilk günahla ilgili vahye dokunulamayacağını çok iyi bilir.

İnsanın düşüşü ile ilgili anlatıyı okumak için

390 İnsanın düşüşü ile ilgili anlatıda (Yar 3) imgesel bir dil kullanılmış, ancak, insanlık tarihinin başlangıcında olmuş bir olguya, çok önemli bir olaya değinilmiştir. (Bkz. GS 13, 1) Vahiyle biliyoruz ki bütün insanlık tarihi ilk atalarımızın özgürce işlemiş olduğu ilk günahla damgalanmıştır. (Bkz. Trento Kon: DS 1513; XII Pius: DS 3897; VI. Paul, 11 Temmuz 1966’daki söylev)


II. Meleklerin düşüşü

391 İlk atalarımızın itaatsizliğinin arkasında Tanrı’ya ters düşen, (Bkz. Yar 3, 1-5) hasetlikten onların ölüme düşmelerine neden olan ayartıcı bir ses vardır. (Bkz. Bil 2, 24) Kilise’nin Kutsal Kitap’ı ve Gelenek’i bu varlığı İblis ya da Şeytan olarak adlandırılan düşmüş bir melek olarak görür. (Bkz. Yu 8, 44; Ap 12, 9) Kilise’nin öğretisine göre İblis önceleri Tanrı tarafından yaratılmış iyi bir melekti. "İblis ve öteki şeytanlar Tanrı tarafından kuşkusuz iyi olarak yaratıldılar, ama daha sonra kendi hatalarından dolayı düştüler." (1215’teki IV. Latran Kon: DS 800)

392 Kutsal Kitap bu meleklerin bir günahından söz eder. (Bkz. 2 Pet 2, 4) Bu "düşüş", bu yaratılmış ruhların radikal ve geri alınmayacak bir biçimde Tanrı’yı ve Onun Egemenliğini reddeden özgür tercihleridir. Bu başkaldırının bir yansımasını ayartıcının ilk atalarımıza söylediği şu sözlerde buluruz: "Tanrı gibi olacaksınız" (Yar 3, 5). Şeytan "başlangıçtan beri günahkârdır" (1 Yu 3, 8), "yalanın babasıdır" (Yu 8, 44).

393 Bu meleklerin günahlarının bağışlanamaz olması, Tanrı’ nın sonsuz mağfiretinin bir hatası değil, onların seçiminin geri alınamayacak niteliğindendir. "Düşüşten sonra onlar için pişmanlık olamaz, aynen insanlar için ölümden sonra pişmanlık olamayacağı gibi." (A. Samlı Yuhanna, f. o. 2, 4)

394 Kutsal Kitap İsa’yı Babasından (Bkz. Mt 4, 1-11) aldığı görevinden döndürmeye çalışan ve İsa’nın "başlangıçtan beri katil" (Yu 8, 44) olarak adlandırdığı kişinin zararlı etkisini doğruluyor. "Tanrı’nın Oğlu, İblis’in yaptıklarına son vermek için ortaya çıktı" (1 Yu 3, 8). İblis’in yaptıklarının en kötüsü insanı Tanrı’ya itaatsizliğe düşüren yalancı ayartması oldu.

395 İblis’in gücü yine de sonsuz değildir. O yalnızca bir yaratıktır, gücü katıksız bir ruh olmasından gelmektedir, ama altı üstü bir yaratıktır: Tanrı’nın Egemenliğinin gelmesine engel olamaz. Her ne kadar İblis dünyada Tanrı’ya ve Mesih İsa’daki Egemenliğine duyduğu nefretle karşı eylem içindeyse de -ve eylemleri- her birey ve toplum için tinsel tabiatta ve hatta dolaysız olarak da fiziksel açıdan çok ciddi zararlara neden oluyorsa da, bu eylem insanlık tarihini ve dünyayı tatlılıkla ve güçle yöneten İlahi Takdirin izni ile olmaktadır. Şeytani eyleme Tanrı tarafından izin verilmesi büyük bir gizdir, "Tanrı her şeyi Kendisini sevenlerin iyiliğine katkısı olsun diye yapar" (Rom 8, 28).

III. İlk (asli) günah

Özgürlüğün denenmesi

396 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı ve onu dost edindi. Tinsel bir yaratık olan insan bu arkadaşlığı ancak Tanrı’ya özgürce boyun eğme biçiminde yaşayabilir. İnsanın iyiyle kötüyü bilme ağacından yemesi yasaklanmıştır, "çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün" (Yar 2, 17). "İyiyi ve kötüyü bilme ağacı" (Yar 2, 17) simgesel olarak insanın bir yaratık olarak özgürce kabul edip güvenle saygı göstermesi ve aşmaması gereken sınırı belirler. İnsan Yaradan’ına bağlıdır; insan, özgürlüğün kullanımını düzenleyen ahlâki normlara ve yaratılış yasalarına tabidir.

İnsanın ilk günahı

397 Şeytan tarafından ayartılan insan, Yaradan’ına duyduğu güveni yüreğinde yok etti (Bkz. Yar. 3, 1-11) ve özgürlüğünü kötüye kullanarak, Tanrı’nın buyruğuna karşı geldi. İnsanın ilk günahı budur. (Bkz. Rom 5, 19) Daha sonraki her günah Tanrı’ya karşı yapılmış bir itaatsizlik ve Onun iyiliğine karşı duyulan bir güvensizlik olacaktır.

398 Bu günahı işleyerek insan kendisini Tanrı’ya yeğlemiştir, böyle davranarak Tanrı’yı hor gördüğünü göstermiştir: Tanrı’yla kendisi arasında, yaratılmışlık durumunun icaplarına karşı ve kendi iyiliğine karşı seçim yapmıştır. Kutsallık durumu içinde yaratılan insan yücelikte Tanrı tarafından tamamen "tanrılaştırılmak" üzere yaratılmıştı. Şeytanın ayartması sonucunda "Tanrı gibi olmak istemiş" (Bkz. Yar 3, 5), ama bunu "Tanrı olmadan, Tanrı’dan önce ve Tanrı’ya göre olmadan" (Maximus, ambig) istemiştir.

399 Kutsal Kitap bu ilk itaatsizliğin dramatik sonuçlarını gösteriyor. Adem ile Havva ilk kutsallık halini hemen kaybederler. (Bkz. Rom 3, 23) Kafalarında oluşturdukları yanlış bir Tanrı imajından, (Bkz. Yar. 3, 9-10) kendi imtiyazlarını kıskanan bir Tanrı’dan korkarlar. (Bkz. Yar 3, 5)

400 Mutluluk içinde yaşadıkları uyum bozulmuştur; ruhun beden üzerindeki tinsel yeteneklerinin üstünlüğü kırılmıştır; (Bkz.Yar 3; 7) erkekle kadının birliği gerilimlere (Bkz. Yar 3, 11-13) tabidir; erkekle kadının ilişkileri doyumsuzluk ve birbirlerine üstünlük taslama izleri taşır. (Bkz. Yar. 3, 16) Yaratılışla olan uyum bozulmuştur: Gözle görülür yaratılış, insana yabancı ve düşman olmuştur. (Bkz Yar 3, 17, 19) İnsan yüzünden, yaratılış çürümeye (Rom 8, 20) tabi kılınmıştır. Sonuçta, itaatsizlik (Bkz Yar. 2, 17) durumunda açıkça bildirilen sonuç gerçekleşecektir: İnsan "Yaratılmış olduğu toprağa geri dönecektir" (Yar 3, 19). Böylece ölüm insanlık tarihine girmiş oldu. (Bkz. Rom. 5, 12)

401 Bu ilk günahtan beri dünya gerçek bir günah istilasına uğradı: Kain’in, kardeşi Habil’i öldürmesi; (Bkz. Yar. 4, 3-15) günahtan sonra genel bir yozlaşma; (Bkz. Yar. 6, 5-12; Rom 1, 18-32) aynı şekilde, İsrail tarihinde, günah sıkça ortaya çıkar, özellikle de Tanrı’nın antlaşmasına ve Musa’ nın Yasası’na uymamakla ortaya çıkan sadakatsizlikte; Mesih’in Kurtarışından sonra da, Hıristiyanlar arasında günah sayısız biçimlerde kendini göstermiştir. (Bkz. 1 Kor. 1-6, Ap 2-39 Kilise’nin Kutsal Kitap’ı ve Gelenek’i insanlık tarihinde günahın varlığını ve evrenselliğini sürekli olarak anımsatmaktadır.

Tanrısal vahyin bize gösterdiğini tecrübelerimiz doğrulamaktadır. Çünkü insan, yüreğinin içine bakarsa, kendinin, iyi olan Yaradanından gelemeyecek sayısız kötülüklerle dolu olduğunu ve kötülüğe eğilimli olduğunu keşfedecektir. Tanrı’yı yaradanı olarak kabul etmeyen insan, sırf bu yüzden, kendisini nihai akıbetine yönlendiren düzeni bozmuş olur, aynı zamanda da, gerek kendisiyle gerek öteki insanlar ve tüm yaratılışla olan ilişkilerini kesmiş olur. (GS 13, 1)


Adem’in günahının insanlığa getirdiği sonuçlar

402 Adem’in günahı tüm insan soyuna geçmiştir. Paulus şöyle diyor: "Bir adamın söz dinlemezliği yüzünden birçoğu (yani bütün insanlar) günahkâr kılındı" (Rom 5, 19): "Aynı şekilde günah bir insanla, ölüm de günah yoluyla dünyaya girdi, böylece bütün insanlar ölümlü oldu, çünkü hepsi günah işledi ... " (Rom 5, 12). Havari Paulus günahın ve ölümün evrenselliğinin karşısına Mesih’teki esenliğin evrenselliğini çıkarıyor: "İşte, tek bir suç bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir kişinin (Mesih’in) doğruluk eylemi bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı" (Rom 5, 18).

403 Havari Paulus’un ardından Kilise daima insanları ezen büyük zavallılığın ve onların kötüye ve ölüme olan eğilimlerinin Adem’in günahı ile olan bağları dikkate almadan anlaşılamıyacağını ve bize aktarmış oldukları hepimizin "ruhun ölümü" (Bkz. Trento Kon: DS 1512) olan günaha bulaşmış olarak doğduğumuzu öğretmiştir. Bu kesin iman gerçeği yüzünden Kilise günahların bağışlanması için, hatta şahsen günah işlememiş olan küçük bebeklere bile Vaftiz’i verir. (Bkz. Trento Kon: DS 1514) 

404 Adem’in günahı nasıl onun soyundan gelenlere bulaştı? Bütün insan soyu Adem’de aynen "tek bir insanın tek bir vücudu gibidir" (A. Aquinolu Thomas, mal. 4, 1). İnsan soyunun bu birliği sayesinde bütün insanlar Adem’in günahı ile doğarlar ve bütün insanlar Mesih’te aklanırlar. Bununla birlikte, ilk günahın insanlara aktarımı tamamen anlayamayacağımız bir gizdir. Ancak vahiy aracılığıyla biliyoruz ki, Adem kutsallık ve mutlu durumunu yalnız kendisi için değil, bütün insanlık için almıştı: Ayartıcıya kanarak Adem ile Havva kişisel bir günah işlerler, ne var ki bu günah insan doğasını kirleterek onu düşmüş bir duruma sokar. (Bkz.Trento Kon: DS 1511-1512) Bu günah bütün insanlığa yayılacaktır, yani kutsallıktan ve ilk mutluluktan yoksun insan doğası kuşaktan kuşağa aktarılacaktır. Onun içindir ki, ilk günaha örneksemeli biçimde "günah" denir: Bu "işlenmiş" değil "edinilmiş" bir günahtır, bir eylem değil bir durumdur.

405 Herkes ilk günahla doğmasına karşın, (Trento Kon: DS 1513) ilk günah, Adem’ in soyundan gelen hiç kimsede bir kişisel hata niteliğinde değildir. Bu, kutsallık ve ilk mutluluk durumundan yoksun olmak demektir, insan doğası tamamen bozulmuş değildir. İnsan doğasının kendi öz doğal güçleri yaralanmış, bilgisizliğin, acının ve ölümün etkisi altına girmiş ve günaha eğilimli olmuştur (bu kötülüğe eğilimli olmaya "ten istekleri" ya da "dünya istekleri" denir). Vaftiz Mesih’in nurlu yaşamını vererek insanın ilk günahını siler ve insanı Tanrı’ya döndürür, ancak günahla insan doğasında ortaya çıkmış zayıflıklar ve kötüye olan eğilim insanda kalmaya devam eder ve insanda tinsel bir mücadeleye neden olur.

406 İlk günahın kuşaktan kuşağa insanlara aktarılması ile ilgili Kilise doktrini özellikle V. yüzyılda kesinleşti, özellikle de Augustinus’un düşünceleri ile. Bu düşünceler Pelagianizme karşı ve XVI. yüzyıldaki Protestan Reformu’na karşı kullanıldı. Pelage, insanın doğal gücü ve özgür iradesiyle, Tanrı’nın lütfuna sığınmadan ahlâklı iyi bir yaşam sürebileceğini iddia ediyordu; bu şekilde Adem’in günahının etkisini kötü bir örneğe indirgemiş oluyordu. İlk reformcu Protestanlar, tersine, insanın ilk başlardaki günah sayesinde köklü bir biçimde baştan çıktığını ve özgürlüğünün sıfırlandığını öğretiyorlardı; her insana kalıtsal olarak kalan günahı baş edilemez kötülüğe olan eğilimle (concupiscentia) bir tutmaktaydılar. Kilise özellikle 529’daki (Bkz. DS 371-372) ikinci Orange ve 1546’daki (Bkz. DS 1510-1516) Trento Konsillerinde ilk günahla ilgili kararlara dayanarak bu konuda kararını vermiştir.


Zorlu bir savaş ...

407 Mesih’in insanlığı kurtarması doktrinine bağlı ilk günah doktrini insanın dünyadaki durumu ve dünyadaki etkinliği üzerine net bir fikir verir. İlk ataların günahı sayesinde, insan her ne kadar özgür kalmış olsa da, şeytan onun üzerinde bir çeşit üstünlük elde etti. İlk günah insanı "ölüm gücünü elinde bulunduranın yani şeytanın" (Trento Kon: DS 1511; bkz. İbr 2, 14) etkisi altına sokar. İnsanın yaralanmış ve kötülüğe eğilimli bir doğası olduğunu göz ardı etmek, eğitim, politika, toplumsal eylemler, (Bkz. Ca 25) örf ve adetler alanında ciddi hatalara düşmeye neden olur.

408 İnsanların ilk günahı ve yaptıkları, kişisel günahların yarattığı sonuçlar bütününde dünyayı günahkâr bir duruma getirir. Havari Yuhanna ifadesinde "dünyanın günahlı" (Yu 1, 29) olduğunu belirtiyor. Bu ifadeyle insanların günahlarının ürünü olan toplumsal yapılar ve toplulukların durumlarının kişiler üzerinde olumsuz etkisi olacağı belirtilmek istenir. (Bkz. RP 16)

409 "Kötü olanın denetimi altındaki" (Bkz. 1 Pet 5, 8) (1 Yu 5, 19) dünyanın bu dramatik durumu insan yaşamını bir savaşa dönüştürür:

Bütün insanlık tarihi boyunca karanlık güçlere karşı zorlu bir savaş sürmüştür; başlangıçla başlamış olan, Rab’bin söylediği gibi, son güne kadar sürecek bir savaş söz konusudur. Bu savaşa girmiş olan insanın doğru olanı yapmak için sürekli mücadele etmesi gerekmektedir; insan büyük çabalar sonunda, ancak Tanrı’nın ihsanı ile içsel birliğini gerçekleştirebilmektedir. (GS 37, 2)


IV. "İnsanı ölümün pençesine bırakmadın"

410 İnsan düşüşten sonra Tanrı tarafından terk edilmedi. Tersine, Tanrı insanı çağırmakta (Bkz Yar 3, 9) ve ona gizemli bir biçimde kötülüğe karşı zaferini ve düşüşünden kalkışını bildirmektedir. (Bkz. Yar 3, 15) Yaratılış kitabındaki bu bölüm, kurtarıcı Mesih ilk kez, yılanla Kadın arasındaki savaşı ve Kadının soyundan gelecek birinin son zaferini bildirdiği için "İncil öncesi" bölüm olarak adlandırılmıştır.

411 Hıristiyanlık geleneği bu bölümde "Haç üzerinde ölüme bile boyun eğen" (Bkz. 1 Kor 15, 21-22. 45) (Fil 2, 8) "yeni Adem’in" Adem’in itaatsizliğini (Bkz. Rom 5, 19-20) fazlasıyla gidermesini bildiren bir haber olarak görmektedir. Öte yandan, Kilise Babaları ve yazarları "incilöncesi" bölümde belirtilen kadında Mesih’in annesi Meryem’i "yeni Havva" olarak görmektedirler. Meryem Mesih tarafından günaha karşı kazanılan zaferden eşsiz bir biçimde yararlanan ilk kişidir: Meryem ilk günahın (Bkz. IX. Pius: DS 2803) tüm pisliklerinden korunmuştur, ve yeryüzündeki yaşamı boyunca Tanrı’nın özel bir lütfu sayesinde, hiçbir günah işlememiştir. (Bkz. Trento Kon: DS 1573)

412 Tanrı ilk insanın günah işlemesine neden engel olmamıştır? Büyük Leon buna şu şekilde yanıt veriyor: "Mesih’in eşsiz lütfu şeytanın hırsının bizden koparıp aldığından daha iyilerini vermiştir." (Serm. 73, 4) Aquinolu Thomas da şöyle diyor: "İnsan doğası günahtan sonra daha yüksek bir sona hazırlanmıştır, bunun tersini gösteren herhangi bir şey yoktur. Tanrı kötülüklere, onlardan daha büyük iyilikler çıkarmak için izin vermektedir." Paulus da şunu ekliyor: "Günahın çoğaldığı yerde, Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı" (Rom 5, 20). Exultet ilahisinde şu ifade yer alıyor: "Böylesine ve bu kadar büyük bir Kurtarıcıya layık olduğun için ne mutlu sana ey hata." (S. s. th. 3, 1, 3, ad 3)

ÖZET

413 "Tanrı ölümü yaratmadı, Tanrı canlıların yitirilmesinden mutluluk duymaz ( ... ). Ölüm şeytanın hırsı yüzünden dünyaya girdi" (Bil 1, 13; 2, 24).

414 İblis ya da şeytan ve öteki şeytanlar Tanrı’ya hizmet etmeyi ve Onun tasarısını özgürce reddettikleri için düşmüş meleklerdir. Tanrı’yı karşılarına almaları kesin bir

415 "Tanrı tarafından kutsal bir konuma getirilen, insanlık tarihinin başında Kötü tarafından ayartılan insan, özgürlüğünü kötüye kullanarak Tanrı’ya karşı gelmiş ve kendi sonuna Tanrı’ sız ulaşmak istemiştir." (GS, 1)

416 Adem günahıyla ilk insan olarak Tanrı’dan almış olduğu kutsallık ve mutluluk durumunu yalnız kendisi için değil, bütün insanlık için yitirmiş oldu.

417 Adem ve Havva kendi soyundan gelenlere ilk günahlarından dolayı yaralanmış, kutsallık ve mutluluktan yoksun bir insan doğasını miras bıraktılar. Bu yoksunluğa "ilk günah" denir.

418 İlk günahın sonucu olarak insan doğası güçlerini yitirmiş, bilgisizliğe, acıya ve ölümün egemenliği altına girmiş ve günaha eğilimli hale gelmiştir ( bu eğilim "ten ya da dünya istekleri" olarak adlandırılır).

419 "Trento Konsili’ne göre ilk günahın insan doğasına ‘öykünme ile değil de üreme yoluyla’ aktarıldığını ve böylece bunun her insanda bulunduğunu biliyoruz." (VI. Paul, APF, 16)

420 Mesih Tarafından günaha karşı kazanılan zafer "günahın bizden aldıklarından daha iyilerini bize vermiştir: Günahın çoğaldığı yerde Tanrı’nın lütfu daha da çoğaldı" (Rom 5, 20).

421 "Hıristiyan inancına göre bu dünya Tanrı sevgisi ile yaratıldı ve Onun sayesinde ayakta duruyor; dünya kuşkusuz günahın esaretine düştü, ancak Mesih, Haçı ve Dirilişi ile Kötü’ nün gücünü etkisiz kıldı ve dünyayı onun elinden kurtardı ... " (GS, 2, 2)