İnsanın Tanrı’ya yanıtı

               ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

               İnsanın Tanrı’ya yanıtı

142 "Görünmeyen Tanrı, engin sevgisinden insanlara dostları gibi hitap etmekte ve onları kendisiyle duygu ve düşünce birliğine girmeye davet etmekte ve onları bu birliğe kabul etmek için konuşmaktadır." (DV2) Bu davete uygun yanıt iman’dır.

143 İnsan imanla aklını ve iradesini tamamen Tanrı’ya tabi kılar. İnsan bütün varlığıyla Açınlayıcı Tanrı’ya rızasını gösterir. (Bkz.DV5) Kutsal Kitap insanın, kendisini açınlayan Tanrı’ya verdiği yanıta "iman itaati" der. (Bkz. Rom 1,5;16,26)

 

               1. KONU

               İnanıyorum

I. İman itaati

144 İmanda itaat (ob-audire) duyulmuş sözü özgürce benimsemek demektir, zira doğruluğu Gerçeğin kendisi olan Tanrı tarafından garanti edilmiştir. İbrahim, Kutsal Kitap’ta bu itaate gösterilen bir örnektir. Meryem Ana ise bu itaati gerçekleştiren en mükemmel örnektir.

İbrahim - "inanlıların babası"

145 İbranilere Mektup, ataların imanına büyük övgüler düzerken, özellikle İbrahim’in imanı üzerinde duruyor: "İman sayesinde İbrahim, miras olarak alacağı ülkeye gitmek üzere çağrıldığı zaman Tanrı’nın sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola koyuldu" (Bkz. Yar 12,1-4) (İbr 11, 8). Vadedilen Topraklarda iman sayesinde yabancı bir gezgin gibi yaşadı. (Bkz.Yar 23,4) İman sayesinde, Sara da vaat edildiği üzere gebe kaldı. Son olarak İbrahim iman sayesinde biricik oğlunu kurban olarak sundu. (Bkz.İbr 11,17)

146 İbrahim, İbranilere Mektup’ta belirtilen iman tanımını bu şekilde gerçekleştiriyor: "İman, umut edilen şeylere güvenmektir, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır" (İbr 11, 1). "İbrahim Tanrı’ya iman etti ve böylece aklanmış sayıldı" (Bkz. Yar 15,6) (Rom 4, 3). Bu "güçlü iman" sayesinde (Rom 4, 20) İbrahim "iman edeceklerin hepsinin babası oldu" (Yar 15, 5) (Rom 4, 11. 18).

147 Eski Ahit, bu imanla belirtilen tanıklıklar bakımından zengindir. İbranilere Mektup, Ataların iyi tanıklıklarını gösteren örnek imanlarını övüyor (İbr 11, 2. 39). Ama yine de "Tanrı bizler için daha iyi bir yargı öngörmekteydi": "Yetkinliğe götüren imanımızın önderi" (İbr 11, 40; 12, 2) Oğlu İsa’ya inanma lütfu.

Meryem Ana - "Ne mutlu inanmış olana"

148 Meryem Ana iman itaatini en yetkin biçimde somutlaştıran kişidir. Meryem Ana, melek Cebrail’in kendisine getirdiği müjdeyi ve vaadi "Tanrı’nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur"a (Bkz. Yar 18,14) (Lk 1, 37) iman ederek kabul etti ve "Ben Rab’bin kuluyum, bana dediğin gibi olsun" diyerek rızasını gösterdi (Lk 1, 38). Elizabet onu şu sözlerle selamladı: "Rab’bin söylediği sözlerin gerçekleşeceğine inanan kadına ne mutlu" (Lk 1, 45). İşte bu inancı yüzünden tüm kuşaklar onu kutsanmış sayacaklar. (Bkz.Lk 1,48)

149 Tüm yaşamı boyunca ve hatta son denemede, (Bkz.Lk 2,35) oğlu İsa Haç üzerinde ölürken bile Meryem Ana’nın imanı sarsılmadı. Meryem Ana Tanrı sözünün gerçekleşeceğine olan inancını hiç yitirmedi. İşte bunun için, Kilise imanın en arı biçiminin Meryem Ana’da gerçekleştiğine inanıyor.

II. "Kime inandığımı biliyorum" (2 Tim 1, 12)

Tek Tanrı’ya inanmak

150 İman öncelikle insanın Tanrı’yı kişisel olarak benimsemesidir; aynı zamanda, bundan ayrılmaz olarak, Tanrı’nın açınladığı her gerçeğe özgürce rıza göstermektir. Hıristiyan imanı, Tanrı’yı kişisel olarak benimseme ve Onun açınladığı gerçeğe rıza gösterme demektir, bu, bir kişiye gösterilen imandan farklı bir şeydir. Tanrı’ya tamamen güvenmek ve Onun söylediği şeye kesin olarak inanmak iyi ve doğru bir şeydir. Böylesi bir imanı bir yaratığa duymak boş ve yanlış olur. (Bkz. Yer 17,5 6;Mzm 40, 5)

Tanrı’nın Oğlu Mesih İsa’ya inanmak

151 Hıristiyan için, Tanrı’ya inanmakla, Tanrı’nın göndermiş olduğu ve kendisinden tamamen hoşnut olduğu sevgili Oğluna inanmak ayrılmaz bir bütün oluşturur (Mk 1, 11); Tanrı Kendisini dinlememizi söyledi. (Bkz.Mk 9,7) İsa da havarilerine şöyle dedi: "Tanrı’ya inanın, bana da inanın" (Yu 14, 1). Mesih İsa’ya inanabiliriz, çünkü O Kendisi Tanrı’dır, cisimlenmiş Kelâm’dır: "Tanrı’yı hiç kimse hiçbir zaman görmemiştir; Tanrı’yı, Baba’nın bağrında bulunan ve kendisi Tanrı olan biricik Oğul tanıttı" (Yu 1, 18). Çünkü "Baba’yı O görmüştür" (Yu 6, 46), yalnız O tanımış, Onu açınlayabilecek de tek Odur. (Bkz.Mt 11,27)

Kutsal Ruh’a inanmak

152 Ruh’unu benimsemeden Mesih İsa’ya inanılamaz. İsa’ nın kim olduğunu insanlara açınlayan Kutsal Ruh’tur. Çünkü "Kutsal Ruh’un etkisi olmadan hiç kimse ‘İsa Rab’dir’ diyemez" (1 Kor 12, 3). Ruh "her şeyi, Tanrı’ya ilişkin derinlikleri bile araştırır ( ... ) Tanrı’ya ilişkin konuları da Tanrı Ruhu’ndan başka kimse bilemez" (1 Kor, 10-11). Yalnız Tanrı Tanrı’yı tamamen tanıyabilir. Kutsal Ruh’a Tanrı olduğu için inanıyoruz.

Kilise, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olan tek Tanrı’ya inancını durmadan resmen beyan etmektedir.

III. İmanın nitelikleri

İman bir lütuftur

153 Havari Petrus İsa’nın yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğunu söylediğinde, İsa Petrus’a bu sırrı ona "açanın insan (et ve kan) değil, Göklerdeki Babası" olduğunu açıklıyor (Bkz. Gal 1, 15; Mt 11, 25) (Mt 16, 17). İman Tanrı’nın bir armağanıdır, Onun tarafından insanın içine işleyen doğaüstü bir erdemdir. "İnsanın bu imanı gösterebilmesi için Tanrı’nın yardımına ve ince lütfuna olduğu kadar, Kutsal Ruh’un içsel yardımlarına da ihtiyacı vardır. Kutsal Ruh insan yüreğini etkileyerek, onun Tanrı’ya dönmesini, zihnin gözlerini açarak herkesin gerçeği benimseyip ona inanmasını sağlar." (DV 5)

İman insana özgü bir eylemdir

154 İnsanın ancak Kutsal Ruh’un içsel yardımları ve lütfuyla inanması mümkündür. İnanmak aynı zamanda insana özgü bir eylemdir de. İnsanın Tanrı’ya güvenmesi ve Onun tarafından açınlanan gerçekleri benimsemesi, ne insan özgürlüğüne ne de insan aklına ters düşer. İnsanlar arası ilişkilerde de başka kişilerin kendi niyetleri ve kendileri hakkında söylediklerine inanmak ve onların karşılıklı duygu ve düşünce birliğine girmek için verdikleri sözlere güvenmek (örneğin, bir erkekle bir kadının evlendiklerinde olduğu gibi) insan onuruna ters düşmez. Öyleyse, "aklımızı ve irademizi, vahiy indiren Tanrı’ya imanla tam olarak tabi kılmamız ve bu şekilde Onunla samimi ilişki içine girmemiz" (I. Vatikan Kon: DS 3008) insan onurumuza hiç ters düşmez.

155 İmanda, insan aklı ve iradesi tanrısal lütufla işbirliği yapar: "İnanmak, Tanrısal gerçeği, Tanrı’nın lütfuyla harekete geçirilen iradenin buyruğu altında benimseyen aklın bir eylemidir." (A. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 2, 9; bkz. I. Vatikan Kon: DS: 3010)

İman ve akıl

156 İnanmanın nedeni açınlanan gerçeklerin doğal aklımıza anlaşılır ve gerçek olarak görünmeleri değildir. İnanıyorsak bu, "ne kendisini ne de bizi kandıramayacak ve vahiy indiren Tanrı’nın yetkisi yüzündendir". "Ama yine de imanımızın akla uygun olabilmesi için, Tanrı, Vahyinin dışsal kanıtlarına Kutsal Ruh’un içsel yardımlarının eşlik etmesini istedi." (Age. DS 3009) İşte bu nedenle Mesih’in ve azizlerin mucizeleri, (Bkz. Mk 16, 20; İbr 2, 4) Kilise’nin kutsallığı, propagandası ve peygamberlikleri, verimliliği ve oturmuşluğu; "bütün bunlar Vahyin herkesin aklına uydurulmuş bazı işaretleri ve imanın benimsenmesinin ‘hiç de aklın körükörüne yaptığı bir hareket’ olmadığını gösteren ‘inanılır gerekçeler’dir" (I.Vatikan Kon: DS 3008-3010).

157 İman kesindir, her türlü insani bilgiden daha kesindir, çünkü temeli yalan söyleyemeyen Tanrı’nın Sözü’ne dayanmaktadır. Kuşkusuz, açınlanan gerçekler insan aklına ve tecrübesine karanlık gelebilir, ama "Tanrısal ışığın sağladığı inanç doğal insan aklınınkinden daha büyüktür" (Aziz. Aquinolu Thomas, s.th. 2-2, 171, 5, obj.3). "On bin zorluk bir tek kuşku etmez." ( Newman, apol)

158 "İman anlamayı arar" (Aziz. Anselmo, prosl. proem): İnanlının iman ettiği Kişiyi tanımayı arzulaması ve o kişinin açınladığı şeyi daha iyi anlamaya çalışması imanın özünden gelir; daha derin bir bilgi gittikçe daha çok büyüyen bir sevgiyle daha büyük bir imanı da beraberinde getirir. İman sayesinde "yüreğin gözleri" Vahyin içerdiklerine, kısacası Tanrı tasarısı ve iman gizlerinin bütünlüğü üzerinde ve kendi aralarında ve açınlanan gizin merkezi olan Mesih’le olan bağlarının daha iyi anlaşılabilmesi için açılır. "Oysa, Vahyi daha anlaşılır kılmak için, Kutsal Ruh armağanlarıyla imanı durmadan daha yetkin kılmaya çalışır." (DV 5) A. Augustinus şöyle diyor: "Anlamak için inanıyorum ve daha iyi inanmak için anlıyorum." (Ser.43, 7, 9)

159 İman ve bilim. "İman akıldan üstün olduğu halde, aralarında hiçbir zaman gerçek bir uyumsuzluk söz konusu olamaz. Madem ki, gizleri açınlayan ve imanı veren aynı Tanrı insan ruhuna akıl yeteneğini verdi, bu nedenle ne Tanrı kendisini yadsıyabilir, ne de gerçek gerçeğe karşı durabilir." (I.Vatikan Kon: DS 3017) "Bunun içindir ki bilginin bütün alanlarında yöntemli araştırma, gerçekten bilimsel bir şekilde sürdürülmüşse ve ahlâki normları izlemişse, hiçbir zaman gerçek anlamda imana karşı olamaz: Din dışı gerçekler ve imanın gerçekleri köklerini aynı Tanrı’da bulur. Üstelik alçakgönüllülükle ve ısrarla nesnelerin sırlarını bulmaya çalışan kişi, bilincinde olmasa bile, varlıkları destekleyen ve onların varlıklarını sürdürmelerini sağlayan Tanrı eliyle bir bakıma yönlendirilir." (GS 36, 2 )

İman özgürlüğü

160 İmanın insana özgü olabilmesi için, "insanın Tanrı’ya isteyerek yanıt vermesi gerekir; öyleyse, hiç kimse kendisine rağmen iman etmesi için zorlanmamalıdır. İman eyleminin doğası gereği istemli bir niteliği vardır" ( DH 10: bkz. CIC, can. 748, 2). "Kuşkusuz, Tanrı insanı kendisine ruhta ve gerçekte hizmet etmesi için çağırmaktadır; bu çağrı insanı vicdanen bağlasa bile, onu zorlamaz. ( ... ) Bu en yüksek noktasıyla Mesih İsa’da göründü." (DH 11) Nitekim, Mesih İsa insanları imana ve din değiştirmeye davet etti, ama hiçbir zaman zorlamadı. "Gerçeğe tanıklık etti, ama kendisine karşı çıkanlara bunu zorla kabul ettirmeye kalkmadı. Onun Krallığı tüm insanları Kendisine çeken Haça gerilen İsa’nın sevgisi sayesinde yayılmaktadır ." (DH 11)

İmanın gerekliliği

161 Mesih İsa’ya ve Onu esenliğimiz için Gönderene inanmak esenliği elde etmemiz için gereklidir. (Bkz. Mk 16,16; Yu 3,36; 6,40 e.a) "Çünkü iman olmadan ( ... ) Tanrı’yı hoşnut etmek imkânsızdır (İbr 11, 6), onsuz Tanrı’nın çocukları olunamaz, onsuz hiç kimse aklanamaz ve sonuna kadar dayanan (Mt 10, 22; 24, 13) ebedi yaşamı elde edecektir." (I.Vatikan Kon: DS 3012; bkz Trento Kon: DS 1532) 

İmanda sebat

162 İman Tanrı’nın insana karşılıksız verdiği bir armağandır. Bu eşsiz armağanı yitirebiliriz; Paulus Timoteus’u uyararak, "Bazıları temiz vicdanı bir yana itmekle iman konusunda battılar, sen imana ve iyi vicdana sahip olarak savaşların en iyisini sürdür ve kazan" (1 Tim 1, 18-19). Sonuna kadar imanda yaşamak, gelişmek ve sebat etmek için, imanı Tanrı Sözüyle beslememiz; Tanrı’ya imanımızı çoğaltması için yakarmamız gerekir; (Bkz. Mk 9,24; Lk 17,5,22,32) iman sevgiyle etkin olmalı (Bkz. Yak 2,14-26) (Gal 5, 6), umutla (Bkz. Rom 15, 13) taşınmalı ve Kilise’nin imanına yerleştirilmelidir.

İman - ebedi yaşamın başlangıcı

163 İman bizlere bu dünyadaki ilerlememizin amacı olan Tanrı vizyonunun nurunu ve sevincini sanki önceden tattırır. Bizler o zaman Tanrı’yı yüz yüze (1 Kor 13, 12) olduğu gibi göreceğiz (1 Yu 3, 2). Şu halde iman ebedi yaşamın başlangıcıdır:

İmanımızın kutsandığını tasarladığımızda, aynadaki yansıması gibi, imanımızın bir gün sahip olacağımızı garanti ettiği harika şeylere şimdiden sahipmişiz gibi görüyoruz. (Aziz.Basilios, spir. 15, 36; bkz.  Aziz. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 4, 1)

164 Şimdi ise (Tanrı’nın) açık vizyonunda değil de imana dayanarak yaşamaktayız (2 Kor 5, 7), ve Tanrı’yı bir aynadaki silik, kusurlu görüntüsü, ( ... ) ile tanımaktayız (1 Kor 13, 12). İnandığı Kişi’de aydınlanacak olan iman çoğu zaman zifiri karanlıktır. Denemeye tabi olabilir. İçinde yaşadığımız dünya imanın bize gösterdiğinden çoğu zaman çok uzaktır; yaşanan kötülük ve acılar, haksızlıklar ve ölüm İyi Haber’in tersini gösteriyor gibi görünebilir; imanı sarsabilir ve bu nedenle de bir ayartmaya dönüşebilir.

165 İşte böyle zamanlarda imanın tanıklarına yönelmemiz gerekir: İbrahim "umutsuz durumdayken umutla" iman etti (Rom 4, 18); Meryem Ana, "iman yolculuğunda" (LG 58) Oğlunun acılarını içinde duyarak Onun mezarına, "imanın gecesine" (II Jean Paul, RM 18) kadar gitti; "bizi çevreleyen onca tanık kalabalığı olduğuna göre, biz de her yükten ve bizi kolayca kuşatan günahtan sıyrılıp gözümüzü imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsa’ya dikerek bize sunulan yarışta durmadan koşmalıyız" (İbr 12, 1-2).

 

               2. KONU

               İnanıyoruz

166 İman kişisel bir eylemdir: İnsanın açınlanan Tanrı girişimine özgürce verdiği yanıttır. Ancak iman tek başına yapılmış bir eylem değildir. Hiç kimse tek başına yaşayamadığı gibi tek başına da inanamaz. Hiç kimse kendi yaşamını kendisi vermediği gibi kendi imanını da kendi veremez. Nasıl ki inanan kişi imanını başkasından almışsa, aynı şekilde imanını başkasına aktarmalıdır. İsa’ya ve insanlara olan sevgimiz bizleri başkalarına imanımızdan söz etmeye iter. Her inanan, inanlılar zincirinin bir halkasıdır. Başkalarının imanı tarafından taşınmadan inanamam, ayrıca imanımla, başkalarının imanını taşımaya yardımcı olmaktayım.

167 "İnanıyorum" (Havarilerin İnaç İlkeleri Formülü): Her inanlı tarafından, özellikle de vaftiz sırasında, şahsen beyan edilen Kilise inancıdır. "Biz inanıyoruz" (İznik-İstanbul İnaç İlkeleri Formülü. Yunanca orijinal haliyle): Konsil’de toplanan episkoposların ya da genel olarak inanlıların litürjik toplantılarında dile getirdiği Kilise inancıdır. "İnanıyorum": Bu aynı zamanda imanıyla Tanrı’ya yanıt veren ve bize "İnanıyorum" ve "İnanıyoruz"u öğreten Anamız Kilise’dir.

I. "Rab, Senin Kilisenin imanına bak"

168 Önce inanan Kilise’dir, böylece benim inancımı taşır, besler ve destekler. Önce Kilise her yerde Rab’bi açıkça söyler ("Kutsal Kilise bütün evrende Sen’in Rab olduğunu resmen beyan eder"), bunu Te Deum da terennüm edelim, onunla birlikte ve onda, bizler de açıkça "İnanıyorum", "İnanıyoruz" diyoruz. İmanı ve Vaftiz’le kazandığımız Mesih’teki yeni yaşamı Kilise aracılığıyla alırız. Romanum Rituale’de papaz vaftiz olacak adaya şöyle sorar: "Tanrı’nın Kilisesinden ne istiyorsun?" Yanıt: "İman." -"Peki iman sana ne verecek?" -"Ebedi yaşamı." ( OBA) 

169 Esenlik sadece Tanrı’dan gelir; iman yaşamını Kilise aracılığıyla aldığımızdan, Kilise bizim Anamız olur: "Kilise’yi esenliğimizi sağlayan olarak değil de yeni doğuşumuzu gerçekleştiren anne olarak görürüz." (Faustus (Riezli), spir. 1, 2) Kilise Anamız olduğu kadar imanımızın eğiticisidir de.

II. İmanın dili

170 Bizler formüllere değil, ama onların ifade ettikleri gerçeklere ve imanın "dokunmamıza" izin verdiklerine inanıyoruz. "İnanlının iman eylemi ifadeye takılıp kalmaz, (dile getirdiği) gerçeğin içindedir." (Aziz. Aquinolu Thomas, s. th. 2-2, 1, 2, ad 2) Bununla birlikte, bu gerçeklere, imanın dile getirilişi yardımıyla yaklaşırız. Bu dile getiriliş imanı aktarmaya ve ifade etmeye, imanı cemaat içinde törenle kutlamaya, onu benimsemeye ve onu gittikçe daha çok yaşamaya neden olur.

171 "Gerçeğin temel direği ve destekçisi olan Kilise" (1 Tim 3, 15) "kutsallara ilk ve son kez emanet edilmiş iman"ı (Yah 1, 3) sadakatle korur. Mesih’in Sözleri’nin anısını akılda tutan Kilise’dir. Havarilerin inancını kuşaktan kuşağa aktaran yine Kilise’dir. Çocuklarιna konuşmayı öğreten, bununla an­lamayı ve iletişim kurmayı öğreten bir anne gibi Anamız Kilise, imanı anlamamız ve bizleri iman yaşamına sokmak için bize iman dilini öğretir.

III. Bir tek iman

172 Yüzyıllar boyunca, onca dil, kültür, halk ve ulus arasında Kilise Rab İsa’dan aldığı, bir tek vaftizle aktarılan, tüm insanların bir tek Tanrısı ve Babası olduğuna olan sağlam ve içten inancı temelinde biricik imanını durmadan dile getirme­ye devam etmektedir (Bkz. Ef 4,4-6). Lyonlu Ireneus tanık olduğu bu inan­cı şöyle ifade ediyor:

173 "Gerçekten, Kilise, dünyanın dört bir yanına dağılmış olmasına karşın havarilerden ve onların öğrencilerinden almış olduğu imanı (...) sanki tek bir evin içinde oturuyormuş gibi özenle korumakta, bir tek yürek ve bir tek ruha sahipmiş gibi ona inanmakta, onu vazetmekte, bir tek ağıza sahipmiş gibi ortak bir sesle onları aktarmakta ve öğretmektedir." (Haer. 1,10, 1-2)

174 "Zira, dünyada konuşulan birçok dil olmasına karşın, Geleneğin içeriği tek ve aynıdır. Ne Almanya’daki Kiliselerin, ne de İberya yarımadasındakilerin, ne Keltlilerin, ne Doğu’ dakilerin, ne Mısır’dakilerin, ne Libya’dakilerin ne de dünyan­ın göbeğindekilerin başka bir inancı ve başka bir Geleneği vardır..." (Age.)  "Kilise’nin müjdesi doğrudur, sağlamdır, zira onda bütün dünyada bir tek esenlik yolu ortaya çıkmaktadır."

175 "Kilise’den aldığımız bu imanı özenle koruyoruz, zira, durmadan Tanrı’nın Ruhunun etkisiyle şahane bir vazoya ko­nulmuş böylesine yüksek değerdeki bir miras, içinde bulunuğu vazoyu da gençleştirir."(Age., 3, 24, 1)

ÖZET

176 İman, insanın bütünüyle açınlanan Tanrı’ya kişisel olarak katılımıdır. İman Tanrı’nın sözleri ve davranışıyla Kendisi hak­kında yapmış olduğu Vahyi gerek akli gerek iradi olarak be­nimsemektir.

177 "İnanmak"ın şu halde çift kaynakçası vardır: Kişiye ve ger­çeğe; gerçeği doğrulayan kişiye güven.

178 Tanrı; Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan başka birine inanma­mamız gerekir.

179 İman Tanrı’nın doğaüstü bir armağanıdır. İnanmak için insanın Kutsal Ruh’un içten yardımlarına ihtiyacı vardır.

180 "inanmak" insan kişiliğinin onuruna yakışır bilinçli ve öz­gürce yapılmış bir insani eylemdir.

181 "İnanmak’ bir kilise eylemidir. Kilise’nin imanı bizim ima­nımızdan önce gelir, imanımızı taşır ve besler. Kilise tüm inan­lıların anasıdır. "Anası Kilise olmayanın Babası Tanrı olamaz." (Cyprianus, unit. eccl)

182 "Yazılı ya da aktarılan Tanrı sözünün içerdiği her şeye i­nanırız, Kilise bunlara Tanrısal vahiy olarak inanmamızı öne­rır. "’  (APF 20)

183 İman esenlik için gereklidir. Rab İsa’nın kendisi "İman e­dip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecektir" (Mk 16, 16) dedi.

184 "İman öbür dünyadaki mutluluğu tatma umududur."  (Aziz. Aquinolu Thomas, comp. 1, 2)