Menu
E-mail E-mail
.

İNANCIMIZ

 

İNANCIMIZ

 

GiriÅŸ 

Denilebilir ki din insanların kendi hayatındaki sorulara verdiği bir cevaptır. Din yaşama ve yaşamı oluşturan Allah’a karşı bireyin kişisel, zihinsel ve ruhsal tavrını belirlemesidir. Yeryüzü’ne baktığınızda yüzlerce din görebilirsiniz. Hangi coğrafyada hangi koşullarda olursa olsun, insanlar bir inanç sistemi içerisinde yaşamaya çalışmaktadır. Din bir inanç sistemi olarak ele alındığında, hemen hemen her bireyin hayatında farklı bir şekilde olsa da görülmektedir. Dinin bu derece yaygın oluşu insan denen varlığın aslında dindar bir varlık olduğuna işaret etmektedir. İnanma arzusuna ve eylemlerine baktığımızda insanın dindar bir varlık olduğunu söylemek yanlış sayılmaz.

Ancak din kavramının ne anlama geldiğini göz ardı etmemek gerekir. Sözlük anlamıyla din: insanüstü bir varlık ile insan arasındaki ruhsal ve fiziksel ilişkilerin bütününe karşılık gelen inanç sistemidir. Semavi açıdansa: Allah ile onun yarattığı insan arasındaki ilişkileri düzenlemek amacıyla, vahiy yoluyla iletilmiş bilgiler sistemidir. Bu bilgiler bazen bizzat Allah tarafından bazen de melekler aracılığıyla ya da peygamberler vasıtasıyla insanlığa ulaştırılmıştır.

Dinlerin oluşumu ve ortaya çıkışı konusunda tarih içinde farklı görüşler bulunmaktadır: Bunlardan ilki Freud ve Marx gibi olgucu filozofların temsil ettiği psiko-sosyal görüştür. Bu ekole göre din insanların kendilerini tatmin etme isteğinden doğmuş, insan ürünü olan, yapay bir inanış sistemidir. Yine bu ekole göre insanlar, yaşamın zorlukları karşısında sığınacak bir güç aramışlardır. Önce bir toteme sonra doğadaki güçlere (Güneş, Ay, Fırtına vb) daha sonrada tüm güçlerin hepsini kendinde toplayan tüm haksızlıkları ortadan kaldıracak, insanın acılarını dindirip ona mutluluk verecek olan evrensel bir Tanrı inancına doğru tarih içinde gelişen bir inanç sistemine sahip olmuşlardır. Bu anlayışa göre Tanrı’yı da dinleri de insanlar oluşturmuştur.

 

Diğer taraftan din nedir? Dinin kaynağı nedir? Sorusuna cevaben ikinci bir görüş olarak, farklı içeriklerle ifade edilmiş olsalar da, kaynağında her şeyin yaratıcısı Allah olan Vahiyci görüşler bulunmaktadır. Yeryüzünde yüzlerce dinin ve inanış sisteminin olması, insan ve Yaradan arasındaki bağın kopmaz bir biçimde devam ettiğini göstermesi açısından olumlu bir haldir. Öte taraftan dinler arasındaki rekabet ve çatışmalar, bireylerin aklında düşünsel çatışmalar yaratmakta, zihin bulanıklığına neden olmakta, birey ve Yaradan ilişkisine zarar vermektedir. Bazen insanların Allah’tan kopmasının ve onu arayıp tanımanın yararsız bir uğraş olduğu düşünmesinin bir nedenin de bu sözde dindarlık ve kör bir bağnazlık olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ön yargılardan uzak bir şekilde ilk soruya cevap vermeye, dini doğru bir şekilde algılamaya çalışalım. Madem pek çok din var. Hangisinin doğru olduğunu nerden bileceğiz? Bu soruya farklı şekillerde cevap verilebilir. Mesela birkaç örnek:

Şu an içinde yaşadığım toplumun, ailemin dini doğru dindir.

Hayatımı kolaylaştıran doğru dindir.

İşime gelen doğru dindir.

Her şeye rağmen gerçeğe dayanan doğru dindir.

Kurucusu kusursuz bir peygamber olan doÄŸru dindir.

Kutsal Kitabı doğru olan doğru dindir.

Bana sorumluluk yüklemeyen doğru dindir.

Tüm dinler özde aynıdır hepsi doğrudur.

Fark etmez hepsi uydurmadır.

Önceki dinler ve kitaplar bozulduğu için, en son geldiği söylenen doğru dindir.

Tüm vahiylerin değişmediğini ve bu vahiylerin birbiriyle uyumlu olduğunu söyleyen doğru dindir.

Belki sizin cevabınız da bunlardan biridir. Ancak bu sorulara temelde iki farklı tutumla cevap verilebilir: Ya güvene dayalı, ya da mantığa dayalı tutum.

Bu soruları takiben şu sorulara da cevap bulmalısınız: Dinler neye hizmet ederler? İşlerimde başarılı olmama mı, yoksa Allah’ın benden istediği gibi yaşamama mı? Görüldüğü gibi doğruyu arama sürecinde, dindar bir varlık olan insanı, önemli bir araştırma çabası beklemektedir. Bu araştırma sürecinde bizler için önemli bir soru daha bizi beklemektedir. Acaba Hıristiyanlık bir din midir? Din teriminin tanımına bakacak olursak: Bir yanıyla bir inanç sistemi olduğu, Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlediği için dindir. Ancak İsa Mesih biz zavallı insanların bir dinleri olsun diye işkence görüp ölüme razı olmamıştır. Bir inanç sisteminin içinde kaybolmak için bizi bulup kurtarmamıştır. Allah bizi İsa Mesih’in benzerliğinde kendi öz varlığında, sonsuzlara dek sevgide yaşamak için O’nu bize göndermiştir. Allah bizleri kul olmaktan öte sevgili olmak için var etmiştir. Bu yönüyle Mesihçi anlamına gelen Hıristiyanlıkta, Allah ve insanın ilişkisi tüm dinleri aşan bir özelliğe sahiptir. Bu sevgili kavramını biraz açalım. Burada Romantik bir sevgiden bahsedilmiyor. Nasıl bir sevgiden bahsedildiğini anlamak için İncil’in yazıldığı dillerden biri olan Yunan diline bakmak gerekmektedir. Yunancada sevgi için dört farklı tanımlama ve terim kullanılmıştır.

"Philia" (Sevgi): Daha çok fayda ilişkisine dayanan sevgiyi ifade eder, örneğin felsefe olarak Türkçeye geçen, "bilgelik sevgisi" anlamına gelen philiasophia.

"Storge" (Sevgi): Aile fertlerinin birbirini sevmesini ifade eder, "doÄŸal" bir sevgidir.

"Eros"(Sevgi): Seksüel sevgiyi ifade eder, cinsellikle ilgilidir.
"Agape" (Sevgi): Çıkar beklemeden karşılıksız olarak verilen gerçek sevgiyi ifade eder, İncil’de kutsal "sevgi" için bu sözcük kullanılmıştır. Allah ve insan arasındaki sevgi ilişkisine karşılık gelen bu "Agape" terimi, tasavvufta da âşık ve maşuk mecazlarıyla defalarca dile getirilmiştir. Bu özel bir sevgililiktir. İncil bu ilahi aşkı pek çok ayetle tasdik eder ve kutsal sayar. Birkaç örnek verelim:

1.Yu.4: 8 Sevmeyen kişi Tanrı'yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir.

1.Yu.4: 7 Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı'dandır. Seven herkes Tanrı'dan doğmuştur ve Tanrı'yı tanır.

1.Yu.4: 16 Tanrı'nın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar.

Ayetlerde de gördüğümüz gibi, sevmek Allah’tan doğmak, onu tanımak ve onda yaşamak demektir. Özellikle "Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar." Ayetin bu bölümünde aynı yaşamı karşılıklı olarak paylaşmaktan bahsedilmektedir. İşte bu nedenle Hıristiyanlık dinden de öte bir inanç ve yaşam şeklidir diyebiliriz. Önemli bir fark da şudur:

Tüm dinlerde, yaratıcıya ulaÅŸmak için dua edilir. İbadetler yapılır. Birey Ona ulaÅŸmak için iyi amellerde bulunur, sevap iÅŸler, biriken sevapları onu yaratıcıya yaklaÅŸtırır. Ancak Hıristiyanlıkta durum tersidir. Birey, Allah’a deÄŸil; Allah bireye ulaşır. O, bizim sınırlı varlığımızla, onun tüm kudretine ve sonsuz gücüne ulaÅŸamayacağımızı bildiÄŸinden, Mesih İsa aracılığıyla kendisini bize tanıtmış ve yaradan ve yaratıcı arasındaki engel olan günahı yok etmiÅŸtir. Bu nedenle Hıristiyan inancı için hem dindir, hem de dinden de öte denilebilir. EÄŸer bu sayfadaysanız GerçeÄŸi arıyorsunuz demektir. Herhangi bir inanca sahip bir bireyin farklı bir inancı araÅŸtırması ya da kendi inancını araÅŸtırması onun entelektüel çerçevesinin geniÅŸliÄŸinin iÅŸaretidir. Dünyaya dar kalıplarla bakan bir birey sorgulamaksızın düşünmeksizin var olan durumu kabul eder. Soru sorma ve yanıt arama, düşünen insanın akli melekelerinin ilki ve en önemlisidir. Hayatın anlamı, ölümün anlamı, insan olmanın anlamı, bilginin anlamı gibi en temel kavramları sorgulamadan yaÅŸamak gözleri gören bir kiÅŸinin sıkıca onları kapatması gibi akıl dışı bir durumdur. Bununla beraber sorgulama ya da araÅŸtırma yaparken ön yargılarımızdan da kurtulmalıyız. EÄŸer söz konusu bir inançsa, bir inanç araÅŸtırılıyorsa kendi bakış açımıza ve prensiplerimize göre deÄŸerlendirme yapmamız da doÄŸru olmayacaktır. Kendi gerçeklerimize göre deÄŸil araÅŸtırdığımız inancın kendi gerçekliÄŸine göre deÄŸerlendirme yapmalıyız. Kendi evinizin anahtarıyla baÅŸka evin kapısını açamazsınız. Åžayet araÅŸtırmanın sonunda vereceÄŸiniz kararı baÅŸtan vermiÅŸseniz. BaÅŸka bir gerçekliÄŸi tanıma ÅŸansından mahrum kalmışsınız demektir. Bu sayfada Hıristiyanlık inancını özetle anlatmaya çalışacağız. Tarihte anlamı en çok yanlış anlaşılmış kavramlardan biri "Hıristiyan" kavramıdır. Asıl manası Mesihçi, Mesih’i izleyen anlamına gelmektedir. Bu ad ilk olarak İS. 40’lı yıllarda Antakya’da yaÅŸayan Yahudi-İsevi’ler için kullanılmıştır. Bundan önce İsa Mesih inanlıları YahudiliÄŸin Nasranî tarikatı olarak görülüyor ve bazı çevrelerce aÅŸağılanıyordu. Günümüzde de Yahudi asıllı Mesih inanlıları bulunmaktadır. Bunlar kendilerine Mesianik demektedir. Hıristiyanlığın her ÅŸeyi, Mesih’le baÅŸlayıp Mesih’le bittiÄŸi için özellikle Anadolu’da yaÅŸayan kimi Hıristiyanlar kendilerine daha yerel bir ifadeyle Mesihi demektedir. Hıristiyanlık inancı  özellikle modern Batı ülkelerinde yayılmıştır. Bu toplumlara ait bazı sinema filmlerinde boyunlarında Haç bulunan ama İsa’dan haberi olmayan pek çok insanın davranışlarından dolayı Hıristiyanlık Batı’ya özgü fakat yozlaÅŸmış bir din ÅŸeklinde algılanmaktadır. Ama bu yanlış bir algılamadır. Hıristiyanlık, OrtadoÄŸu’da Kudüs’te, İncil’in ta kendisi olan Mesih İsa’nın, Allah’ın Melekutunu (egemenliÄŸini) vaaz etmesiyle tomurcuklanmış, havarilerin bu İncili (Müjde anlamına gelir)  Anadolu üzerinden Dünyaya taşımasıyla açmış bir çiçektir. KimliÄŸinizde Hıristiyan yazıyor diye Hıristiyan olamazsınız. Aileniz Hıristiyan diye siz de Hıristiyan sayılamazsınız. Bilinçli bir ÅŸekilde hayatınızı,  İsa Mesih aracılığıyla Allah’a sunmadığınız, Onun hayatına katılmadığınız sürece İsa Mesih inanlısı olamazsınız. En çok yanlış anlaşılan durumlardan biri de maalesef budur. Ailemizden genetik özelliklerimizi alabiliriz; imanımızı deÄŸil! DoÄŸuÅŸtan Hıristiyan olmak diye bir ÅŸey yoktur. Hıristiyan: Mesih’i izleyen, Ona inanan, Onun gibi yaÅŸamak isteyen kiÅŸidir. Öyleyse ÅŸunu sormamız gerekiyor: Mesih İsa kimdir? Hıristiyan inancı İsa Mesih’te açıklanan gerçekler bilinmeden anlaşılamaz. EÄŸer Hıristiyanların Onu nasıl anladıklarını ve nasıl inandıklarını merak ediyorsanız aÅŸağıdaki baÅŸlıkları okuyunuz.

Belki sizin cevabınız da bunlardan biridir. Ancak bu sorulara temelde iki farklı tutumla cevap verilebilir: Ya güvene dayalı, ya da mantığa dayalı tutum.

Bu soruları takiben şu sorulara da cevap bulmalısınız: Dinler neye hizmet ederler? İşlerimde başarılı olmama mı, yoksa Allah’ın benden istediği gibi yaşamama mı? Görüldüğü gibi doğruyu arama sürecinde, dindar bir varlık olan insanı, önemli bir araştırma çabası beklemektedir. Bu araştırma sürecinde bizler için önemli bir soru daha bizi beklemektedir. Acaba Hıristiyanlık bir din midir? Din teriminin tanımına bakacak olursak: Bir yanıyla bir inanç sistemi olduğu, Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlediği için dindir. Ancak İsa Mesih biz zavallı insanların bir dinleri olsun diye işkence görüp ölüme razı olmamıştır. Bir inanç sisteminin içinde kaybolmak için bizi bulup kurtarmamıştır. Allah bizi İsa Mesih’in benzerliğinde kendi öz varlığında, sonsuzlara dek sevgide yaşamak için O’nu bize göndermiştir. Allah bizleri kul olmaktan öte sevgili olmak için var etmiştir. Bu yönüyle Mesihçi anlamına gelen Hıristiyanlıkta, Allah ve insanın ilişkisi tüm dinleri aşan bir özelliğe sahiptir. Bu sevgili kavramını biraz açalım. Burada Romantik bir sevgiden bahsedilmiyor. Nasıl bir sevgiden bahsedildiğini anlamak için İncil’in yazıldığı dillerden biri olan Yunan diline bakmak gerekmektedir. Yunancada sevgi için dört farklı tanımlama ve terim kullanılmıştır.

"Philia" (Sevgi): Daha çok fayda ilişkisine dayanan sevgiyi ifade eder, örneğin felsefe olarak Türkçeye geçen, "bilgelik sevgisi" anlamına gelen philiasophia.

"Storge" (Sevgi): Aile fertlerinin birbirini sevmesini ifade eder, "doÄŸal" bir sevgidir.

"Eros"(Sevgi): Seksüel sevgiyi ifade eder, cinsellikle ilgilidir.
"Agape" (Sevgi): Çıkar beklemeden karşılıksız olarak verilen gerçek sevgiyi ifade eder, İncil’de kutsal "sevgi" için bu sözcük kullanılmıştır. Allah ve insan arasındaki sevgi ilişkisine karşılık gelen bu "Agape" terimi, tasavvufta da âşık ve maşuk mecazlarıyla defalarca dile getirilmiştir. Bu özel bir sevgililiktir. İncil bu ilahi aşkı pek çok ayetle tasdik eder ve kutsal sayar. Birkaç örnek verelim:

1.Yu.4: 8 Sevmeyen kişi Tanrı'yı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir.

1.Yu.4: 7 Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrı'dandır. Seven herkes Tanrı'dan doğmuştur ve Tanrı'yı tanır.

1.Yu.4: 16 Tanrı'nın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar.

Ayetlerde de gördüğümüz gibi, sevmek Allah’tan doğmak, onu tanımak ve onda yaşamak demektir. Özellikle "Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrı'da yaşar, Tanrı da onda yaşar." Ayetin bu bölümünde aynı yaşamı karşılıklı olarak paylaşmaktan bahsedilmektedir. İşte bu nedenle Hıristiyanlık dinden de öte bir inanç ve yaşam şeklidir diyebiliriz. Önemli bir fark da şudur:

Tüm dinlerde, yaratıcıya ulaÅŸmak için dua edilir. İbadetler yapılır. Birey Ona ulaÅŸmak için iyi amellerde bulunur, sevap iÅŸler, biriken sevapları onu yaratıcıya yaklaÅŸtırır. Ancak Hıristiyanlıkta durum tersidir. Birey, Allah’a deÄŸil; Allah bireye ulaşır. O, bizim sınırlı varlığımızla, onun tüm kudretine ve sonsuz gücüne ulaÅŸamayacağımızı bildiÄŸinden, Mesih İsa aracılığıyla kendisini bize tanıtmış ve yaradan ve yaratıcı arasındaki engel olan günahı yok etmiÅŸtir. Bu nedenle Hıristiyan inancı için hem dindir, hem de dinden de öte denilebilir. EÄŸer bu sayfadaysanız GerçeÄŸi arıyorsunuz demektir. Herhangi bir inanca sahip bir bireyin farklı bir inancı araÅŸtırması ya da kendi inancını araÅŸtırması onun entelektüel çerçevesinin geniÅŸliÄŸinin iÅŸaretidir. Dünyaya dar kalıplarla bakan bir birey sorgulamaksızın düşünmeksizin var olan durumu kabul eder. Soru sorma ve yanıt arama, düşünen insanın akli melekelerinin ilki ve en önemlisidir. Hayatın anlamı, ölümün anlamı, insan olmanın anlamı, bilginin anlamı gibi en temel kavramları sorgulamadan yaÅŸamak gözleri gören bir kiÅŸinin sıkıca onları kapatması gibi akıl dışı bir durumdur. Bununla beraber sorgulama ya da araÅŸtırma yaparken ön yargılarımızdan da kurtulmalıyız. EÄŸer söz konusu bir inançsa, bir inanç araÅŸtırılıyorsa kendi bakış açımıza ve prensiplerimize göre deÄŸerlendirme yapmamız da doÄŸru olmayacaktır. Kendi gerçeklerimize göre deÄŸil araÅŸtırdığımız inancın kendi gerçekliÄŸine göre deÄŸerlendirme yapmalıyız. Kendi evinizin anahtarıyla baÅŸka evin kapısını açamazsınız. Åžayet araÅŸtırmanın sonunda vereceÄŸiniz kararı baÅŸtan vermiÅŸseniz. BaÅŸka bir gerçekliÄŸi tanıma ÅŸansından mahrum kalmışsınız demektir. Bu sayfada Hıristiyanlık inancını özetle anlatmaya çalışacağız. Tarihte anlamı en çok yanlış anlaşılmış kavramlardan biri "Hıristiyan" kavramıdır. Asıl manası Mesihçi, Mesih’i izleyen anlamına gelmektedir. Bu ad ilk olarak İS. 40’lı yıllarda Antakya’da yaÅŸayan Yahudi-İsevi’ler için kullanılmıştır. Bundan önce İsa Mesih inanlıları YahudiliÄŸin Nasranî tarikatı olarak görülüyor ve bazı çevrelerce aÅŸağılanıyordu. Günümüzde de Yahudi asıllı Mesih inanlıları bulunmaktadır. Bunlar kendilerine Mesianik demektedir. Hıristiyanlığın her ÅŸeyi, Mesih’le baÅŸlayıp Mesih’le bittiÄŸi için özellikle Anadolu’da yaÅŸayan kimi Hıristiyanlar kendilerine daha yerel bir ifadeyle Mesihi demektedir. Hıristiyanlık inancı  özellikle modern Batı ülkelerinde yayılmıştır. Bu toplumlara ait bazı sinema filmlerinde boyunlarında Haç bulunan ama İsa’dan haberi olmayan pek çok insanın davranışlarından dolayı Hıristiyanlık Batı’ya özgü fakat yozlaÅŸmış bir din ÅŸeklinde algılanmaktadır. Ama bu yanlış bir algılamadır. Hıristiyanlık, OrtadoÄŸu’da Kudüs’te, İncil’in ta kendisi olan Mesih İsa’nın, Allah’ın Melekutunu (egemenliÄŸini) vaaz etmesiyle tomurcuklanmış, havarilerin bu İncili (Müjde anlamına gelir)  Anadolu üzerinden Dünyaya taşımasıyla açmış bir çiçektir. KimliÄŸinizde Hıristiyan yazıyor diye Hıristiyan olamazsınız. Aileniz Hıristiyan diye siz de Hıristiyan sayılamazsınız. Bilinçli bir ÅŸekilde hayatınızı,  İsa Mesih aracılığıyla Allah’a sunmadığınız, Onun hayatına katılmadığınız sürece İsa Mesih inanlısı olamazsınız. En çok yanlış anlaşılan durumlardan biri de maalesef budur. Ailemizden genetik özelliklerimizi alabiliriz; imanımızı deÄŸil! DoÄŸuÅŸtan Hıristiyan olmak diye bir ÅŸey yoktur. Hıristiyan: Mesih’i izleyen, Ona inanan, Onun gibi yaÅŸamak isteyen kiÅŸidir. Öyleyse ÅŸunu sormamız gerekiyor: Mesih İsa kimdir? Hıristiyan inancı İsa Mesih’te açıklanan gerçekler bilinmeden anlaşılamaz. EÄŸer Hıristiyanların Onu nasıl anladıklarını ve nasıl inandıklarını merak ediyorsanız aÅŸağıdaki baÅŸlıkları okuyunuz.

Bir Tek Allah’a İnanıyorum

Her ÅŸeyden önce, bir tek Allah vardır. Ondan baÅŸka bir ilah ya da ilahe yoktur. Var olan her ÅŸeyin kaynağı ve yaratıcısı odur. Bazı çevrelerde Hıristiyanların üç tane ilaha inandıkları söylenmektedir. Bu ya bir yanlış algılamadır ya da iftiradır. Bütün Kutsal Kitap’ta tek Allah’ın var olduÄŸu, üzerine basa basa vurgulanmıştır. Öte taraftan   Hıristiyanlığın Peder, OÄŸul ve Kutsal Ruh ÅŸeklinde ifade edilen, üç uknum inancına sahip olduÄŸu da bir gerçektir. Bu üç uknum izahı, Hıristiyan olmayan özellikle de Yahudi  ve Müslüman kardeÅŸlerimize tevhit inancını bozan bir olgu gibi yansımaktadır. Üç uknum anlayışı tek ve bir olan Allah’ı parçalara bölmek ya da ona eÅŸ tanrılar atfetmek deÄŸildir. Peki, nedir öyleyse bu uknum anlayışı? Her iman sahibinin de bildiÄŸi gibi vahiy aracılığıyla insanlığa ulaÅŸtırılmış, Allah’ın zati ve subuti sıfatları vardır. Bunlara ek olarak, İslam inancında Allahın kiÅŸiliÄŸine ve tabiatına atfen 99 ismi bulunmaktadır. Yahudi inancında da Allah’ın yüceliÄŸini açıklayan özel adları ve unvanları bulunmaktadır. Bu isimlerle birden fazla Allah’ın var olduÄŸunu deÄŸil tek Allah’ın öz yapısında sahip olduÄŸu eÅŸsiz yüceliÄŸi anlatma isteÄŸi vardır. ÖrneÄŸin Besmele söylenirken de; Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla denmekte, tek olan Allah’ın sıfatlarının ve kiÅŸiliÄŸinin yüceliÄŸine dikkat çekilmektedir. Rahman, Rahim ve Allah derken üç ayrı ilahtan bahsedilmiyor.  Aynı durum Hıristiyan imanı içinde geçerlidir. Hıristiyan inancı da Baba OÄŸul Kutsal Ruh’ta tek Allahın öz yapısıyla ilgili üç zati özelliÄŸi vurgulamaktadır. Burada kullanılan kelimelerin günümüzde kazandığı anlamlar ve bizim bunlara verdiÄŸimiz manalar, antropoformist bir çaÄŸrışım yaratabilir. Ancak bizler gerçeÄŸi anlamak için, kelimelere deÄŸil onların karşılık geldiÄŸi gerçeÄŸe bakalım. Dil deÄŸiÅŸir kelimelere yüklenen manalar zamanla deÄŸiÅŸir ama onların gösterdiÄŸi gerçek deÄŸiÅŸmez. Unutmamalıyız ki kelimelerin gerçek anlamı yanında mecaz anlamları da vardır. Bu mecazların hangi gerçeÄŸi ifade ettiÄŸine dikkat etmemiz gerekir. Dildeki teÅŸbih ve mecazları, ruhsal yönleriyle düşünmeliyiz. Åžimdi üç uknumda ifade edilen Allah’ın ÅŸahsi kiÅŸiliÄŸine bakalım:

 

Baba ( Peder ): Allahın ontolojik (varlıkbilimsel) sıfatlarından birincisi Allah’ın Baba olarak ifadesidir. Baba terimi kulaÄŸa sanki cinsel bir münasebet neticesinde erkeÄŸin sahip olduÄŸu sıfatı yansıtır gibi gelmektedir. Ancak burada bir mecaz vardır. Allah her türlü cinsi ve beÅŸeri iliÅŸkiden uzaktır. Peki, öyleyse Baba ya da Peder derken ne kastedilmektedir. Sözcüğün orijinali Aramice (İsa Mesih döneminde yaygın olarak konuÅŸulan dil) ABBA dır. Bu ad ve unvanla, Allahın her ÅŸeyin kaynağı ve var olmasının nedeni olduÄŸu vurgulanmaktadır. BABA  adı, var oluÅŸun kaynağı ve nedeni olan Allah’ın iÅŸaret edilmesini ve yaratılışın sorumlusunun ve planlayıcısının kimliÄŸini açıklar. Bundan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸil. Bunun yanı sıra, Baba unvanı, evlatlarıyla var olmak isteyen, sevgiyle kucaklayan, yarattıklarıyla yakından ilgilenen bir Allah tasavvuru oluÅŸturmaktadır. BaÅŸka bir deyiÅŸle, Allah her ÅŸeyi sevgiyle yaratan ve varlığı devam ettiren, kâinatın efendisi ve sahibi olan varlıktır. Onun bu özellikleri Baba adında özetlenir. Velî sıfatıyla Kuran’da vurgulanan özelliÄŸe benzerdir.

EN'AM SURESI: 14 De ki: "Göklerin ve yerin Fâtır'ı olan o yaratıcıdan, o yedirip doyuran ama kendisi yedirilip beslenmeyen Allah'tan başkasını mı Velî edineyim?

ŞÛRA SURESİ: 28 O odur ki, kulları umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini yayar. Velî'dir O, Hamîd'dir.

 

OÄŸul ( Kelam-Logos ): Hıristiyan inancında belki de hiçbir terim OÄŸul terimi kadar yanlış algılanmamıştır. Sanki Allah, Meryem Ana’dan cinsel münasebetle bir evlat edinmiÅŸ sanılmaktadır. Hıristiyanlığın yayıldığı yıllarda, Eski Mısır dininde, İsis-Osiris-Horus ÅŸeklinde bir üçleme inancı vardı. Osiris erkek, İsis kadın ve Horus da oÄŸul tanrıydı.  Bu inanıştan etkilenen bazı sapkın tarikatlar, Afrika ve Mezopotamya’da yayılmışlardı. Bu dini inanca mensup olan  kiÅŸiler Hıristiyan olduklarında, eski inançlarını da Gerçek Hıristiyan imanını bozacak ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirerek: Baba-Meryem-İsa ÅŸeklinde sapık ve putperest bir uknum anlayışına sahip oldular. Eski dinlerinin etkisiyle böyle bir inanca sürüklenmiÅŸlerdi. Ancak İncil’e göre bu açık bir saçmalıktır. Salih hiçbir Hıristiyan böyle bir saçmalığa, böyle bir küfre asla inanmaz. Allah bir evlilik ya da beÅŸeri ve cinsi münasebet yoluyla oÄŸul sahibi olmamıştır. Böylesi bir fikir tüm Hıristiyanlar için küfür sayılır düşünülmesi dahi iÄŸrençtir. Böylesi bir inanış paganizmden baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Bu terimin özellikle Yahudi ve Müslüman kardeÅŸlerimizi rahatsız ettiÄŸinin, onların zihninde putperest bir imaj yarattığının bilincindeyiz. Ancak Kilisenin ilan ettiÄŸi OÄŸul terimi mecazlı bir terimdir. Allah’ı anlamaya çalışırken tüm inançlar mecaza baÅŸvurmuÅŸlardır. ÖrneÄŸin İslam inancının kaynağı olan Kuran’da  da "Allahın Yüzü" mecazı bulunmaktadır.

BAKARA SURESİ:  115 DoÄŸu da batı da yalnız Allah'ındır. O halde nereye dönerseniz orada Allah'ın yüzü vardır. Allah Vâsi'dir, varlığı sürekli geniÅŸletip büyütür; Alîm'dir, her ÅŸeyi en iyi biçimde bilir.

İslam inancına göre, şekilden münezzeh olan Allah’ın nasıl bir yüzü olabilir? Ancak açıktır ki bu bir mecazdır. Tıpkı Oğulluk mecazı gibi, Peki, kimdir bu Oğul?

İlk olarak OÄŸul: Allahın Kelamıdır. Yani Allah’ın varlığı yaratan sözüdür. Ona Kelamullah ( Yunanca Logos ) denir. Allah her ÅŸeyi Kelamı vasıtasıyla yaratmıştır. Allah’ın Kelamı Allah ile özdeÅŸtir. Allah gibi ezeli ve ebedidir. Ayrıca Kelam Allah’tan ayrı düşünülemez. Çünkü Kelam daha sonradan ortaya çıkmış ve Allah’a eklenmiÅŸ bir özellik olamaz. Öyle olsa idi Allah, Kelam ortaya çıkıncaya kadar düşünmüyor, akletmiyor olacaktı. Düşünmeyen bir Allah olamayacağına ya da sonradan düşünmeye ve akletmeye baÅŸlayan bir Allah tasavvuru yapılamayacağına göre Kelam da Allah gibi Allahın öz varlığında ezeli ve ebedi olarak vardı. Allah, Kelamıyla varlığı yaratmış, Kelamının sesiyle peygamberlere ulaÅŸmış ve kendi gerçeÄŸini ve lütfunu da Kelamını Mesih İsa’da somutlaÅŸtırarak, kendini insanlığa açıklamıştır.  Åžimdi, Kelam yani Allah’ın düşünme, bilme ve yaratma sıfatı OÄŸul, OÄŸul da İsa Mesih’e ise, İsa Mesih insan olarak dünyaya gelmeden önce de vardır demektir. Hem de Allahın öz varlığında var olarak. Bunu sonradan Hıristiyanlar uydurmamıştır. Havari Aziz Yuhanna İncil’de şöyle yazmaktadır.

Tanrısal Söz (Kelam, Logos )

Yu.1: 1 Başlangıçta Kelam vardı. Kelam Allah ile birlikteydi ve Kelam Allah idi.

Yu.1: 2 Başlangıçta O, Allah ile birlikteydi.

Yu.1: 3 Her şey O'nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O'nsuz olmadı.

Yu.1: 4 Yaşam O'ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.

Havari şöyle devam etmektedir: Yu.1: 14 Kelam, insan olup aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul'un yüceliğini gördük.

İncil: Söz (kelam, logos) ve Oğul’un aynı kişi olduğunu ve onun insan olarak dünyaya geldiğini ilan etmektedir. Hıristiyanların inandığı Mesih İsa, ezeli ve ebedi olarak Allah’ın öz varlığı olan Kelamının, Meryem Ana’nın rahminde insan olan, ete kemiğe bürünen hali olduğudur. Asla cinsi veya beşeri bir ilişkinden doğma bir Oğul değildir. Hıristiyanlar bu ada (Oğul) ruhsal anlamıyla bakar ve düşünürler.

Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez ve çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da... Kendi Oğluyla bize seslenmiştir (İncil, İbranilere Mektup 1,1–2).

 

Kutsal Ruh (Ruhül Kudüs): Ruh terimi Allah’ın kudretini ifade eden, yaratılışı kuşatan, can veren yüceliği için kullanılmıştır. Ruh sözcüğünün anlamı nefes, hava ve soluktur. Allah ilk insan olan Âdemi yarattığında ona kendi ruhundan üflemiştir. Yar.2: 7 RAB Tanrı Âdem’i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Âdem yaşayan varlık oldu. Âdemin yaratılışı ve canlanışı Allah’ın Kutsal Ruh’u aracılığıyla gerçekleşmiştir. Aynı Kutsal Ruh’u İsa Mesih’in doğumunda etkin olurken görüyoruz.

MATTA:  Mat.1: 18 İsa Mesih'in doÄŸumu şöyle oldu: Annesi Meryem, Yusuf'la niÅŸanlıydı. Ama birlikte olmalarından önce Meryem'in Kutsal Ruh'tan gebe olduÄŸu anlaşıldı.

 LUKA:  Luka1: 35 Melek ona şöyle yanıt verdi: "Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi'nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doÄŸacak olana kutsal, Tanrı OÄŸlu denecek. Buradaki gebelik Kutsal Ruh’un kudretiyle oluÅŸmuÅŸtur. Cinsel ya da beÅŸeri bir durum söz konusu dahi edilemez. Allahın Kelamı ve Ruhu Mesih’in doÄŸum sürecinde bir arada etkindir. Peki, Kutsal Ruh Allahın kendi öz ruhumudur yoksa bir baÅŸka varlık mıdır? Hıristiyanlar Kutsal Ruh’un Allahın ta kendisi olduÄŸuna inanırlar. Nasıl ki bir insan kendi ruhuyla yaÅŸayan bir varlıksa ve onun ruhu cüzi kabiliyetlere sahipse Allah da kendi Kutsal Ruh’uyla külli kabiliyetleriyle vardır. Bazı çevrelerde Kutsal Ruh’un Cebrail olduÄŸu söylenmektedir. Ancak bu gerçeÄŸi yansıtmamaktadır. Cebrail'in kendisi Meryem’e müjdeyi verirken "Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi'nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doÄŸacak olana kutsal, Tanrı OÄŸlu denecek." demiÅŸ kendisinden bahsetmemiÅŸtir.  Kutsal Ruh’tan Yüceler Yücesinin Gücü diye tanımlama yaparak O’nun Allahın kendisinden bir uknum olduÄŸunu ifade etmiÅŸtir. Bu üç ad ve uknum ( BABA, OÄžUL, KUTSAL RUH ) Mesih İsa’nın göğe alınması sırasında son buyrukla tek bir isim, tek bir kiÅŸi olarak Mesih tarafından havarilere duyurulmuÅŸtur.

MATTA:  Mat.28: 19 Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiÅŸtirin; onları Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin;

Bilinmesi gereken bir diÄŸer gerçekte vaftizle ilgilidir. İsa Mesih Havarilerden, kendisine iman edecek kiÅŸileri vaftiz etmelerini istiyor. Vaftiz bireyin günahlarını açıkça itiraf ederek kamu önünde tövbekâr bir hayatı seçtiÄŸini ilan etmesine dayalıydı. KiÅŸi günahlarını itiraf ederdi. Ve vaftiz töreni tek bir kiÅŸinin adına yapılabilirdi. Ayrı ayrı kiÅŸilerin adına deÄŸil. Son buyrukta da Baba, OÄŸul ve Kutsal Ruh'un adıyla diyerek tek bir kiÅŸinin adına vaftiz etmelerini buyuruyordu. Üç uknum konusunu somutlaÅŸtırmak için birkaç örnek daha verelim. Mesela güneÅŸi ele alalım. GüneÅŸin fiziksel bir kütlesi, ısısı ve ışığı vardır. Bunlar üç farklı özelliktir. Kütlesi ışık deÄŸildir. Isısı kütlesi deÄŸildir. Ancak birbirinden farklı da olsa farklı olan bu özellikleriyle güneÅŸ bir ve tektir.  Ancak ÅŸu da bir gerçektir ki teslis ( üç uknum ) inancı tam olarak anlatılamayacak bir sırdır. Bu sırrı insanoÄŸlunun tam olarak açıklayabilmesi ve anlayabilmesi Allah’ın ilahi yardımıyla mümkün olabilir.

Özetle şöyle diyebiliriz: Allah birdir ve tektir. Ondan baÅŸkası yoktur. Baba, OÄŸul, Kutsal Ruh bir ve tek olan Allahın ontolojik zati uknumlarıdır. Hıristiyanların Allah inancı bu ÅŸekildedir. İnsanı ve her ÅŸeyi Allah yarattı tüm inanç sahiplerinin ortak gerçeÄŸi budur. Semavi inançların tamamında ilk insanın yaratılışı benzer bir ÅŸekilde anlatılmaktadır. Allah insanı sevgi için yarattı çünkü Allah sevgidir. (1.Yu.4: 16 Tanrı'nın bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık. Tanrı sevgidir. Sevgide yaÅŸayan Tanrı'da yaÅŸar, Tanrı da onda yaÅŸar). Aden bahçesi adı verilen özel bir yerde, Âdem ve eÅŸi Havva’yla, Allah arasında özel bir sevgi bağı bulunmaktaydı. Bahçe terimi özellikle ilginçtir. Orta doÄŸuda kuraklığın ve çöl ikliminin sürdüğü bir coÄŸrafyada özenle hazırlanmış bir bahçe eÅŸsiz bir servet demekti. Allah bir servet özelliÄŸine sahip bu bahçeyi insanla paylaÅŸmak üzere ona vermiÅŸ, onu yarattığı bu güzelliÄŸe egemen kılmıştı. Bu bahçede Allah ve insan arasında doÄŸrudan bir iliÅŸki vardı. Aracısız ve yüz yüze yakın bir iliÅŸki bulunmaktaydı. Peki, ne oldu da bu yüz yüze iliÅŸki son buldu? Neden biz insanlar bu iliÅŸkinin, bu yakınlığın dışında kaldık? Vahye baktığımızda bu soruların cevabının insanın Allah’a karşı günah iÅŸlemesinde yattığını görebiliriz. Allah sonsuz güzellik ve nimetler içerisinde bulunan insana tek bir aÄŸacın meyvesini yasaklamıştı. İyiyle kötüyü bilme aÄŸacının meyvesini. Peki, bu yasağın gerçek anlamı neydi? Allah despot biri olduÄŸu için mi yasak koydu? Tabii ki hayır, İnsanların özgürce seçim yapması için en az iki seçenek olmalıydı. Allah, insanla bir robot ya da makine gibi iliÅŸki kurmak istemiyordu.  Özgür iradesiyle bu iliÅŸkiyi devam ettirmesini istiyordu. Gerçek sevgi; özgür kıldığı, özgürlüğe dayandığı sürece gerçektir.  İnsan isterse bu iliÅŸkiyi sonlandırabilsin diye baÅŸka bir aÄŸaç sembolüyle ona ikinci bir tercih hakkı olduÄŸunu gösteriyordu. Ancak en başından uyarısını da vererek… Uyarı şöyleydi. Yar.2: 16 Ona, "Bahçede istediÄŸin aÄŸacın meyvesini yiyebilirsin" diye buyurdu. "Ama iyiyle kötüyü bilme aÄŸacından yeme. Çünkü ondan yediÄŸin gün kesinlikle ölürsün." Burada ölüm sözcüğü çok sarsıcı ve Hıristiyan inancının temel doktrinlerinden birini vurgular. Ayrıca günah sözcüğü İbranice bir mecazla, ölüm veren ya da ölüm getiren anlamını bu ayetten alır. Ölüm, birbirine en yakın kiÅŸilerin arasındaki bağın kopması, yakınlığın sonsuz bir uzaklığa dönüşmesi deÄŸil midir? Hepimizin bildiÄŸi gibi insan o aÄŸacın meyvesinden yemiÅŸtir. Bir meyve yemekte ne var diye düşünebiliriz ancak o meyveyi yemek Allah’la iliÅŸkinizi bitirmenizi temsil ediyorsa, Allah’ı deÄŸil de kendi kendinize tapmayı tercih ediyorsa ortada korkunç bir günah var demektir. Bu günah ölüm getirmiÅŸtir. Neye ölüm getirmiÅŸtir: Allah ve insan arasındaki yakın iliÅŸkiye ölüm getirmiÅŸtir. EÄŸer eÅŸinizi aldatırsanız onunla aranızdaki sevgi dolu iliÅŸkiyi öldürmüş olursunuz. Bir dostunuza hainlik ederseniz, DostluÄŸunuzu öldürürsünüz. İşte günahın gerçek anlamı budur. İnsan, Allaha karşı günah iÅŸleyince artık Aden bahçesinde kalamazdı. Sevgi dolu Allah ile kalamazdı. Nur olan Allah ile karanlığa bulanmış insan aynı iliÅŸkiye devam edemezlerdi. Bu yüzden Âdem ve Havva, Aden cennetinden çıkarıldı. Yar.3: 23 Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduÄŸu toprağı iÅŸlemek üzere Âdem’i Aden bahçesinden çıkardı. Bugün neden Aden bahçesinde Allah ile birlikte deÄŸiliz sorusunun cevabı; iÅŸte insanların Ona karşı iÅŸlediÄŸi günahtır. Bizlerde Âdem ve Havva’nın çocukları olarak onların kaderini paylaÅŸmaktayız. Âdem ve Havva günah iÅŸledi ve Allah ile ayrı düştüler yani yaÅŸamın kaynağı olan Allah ile kusursuz baÄŸlarını kopararak ruhsal manada öldüler. Peki, Allah ÅŸimdi ne yapacaktı? İnsanı kendi haline mi terk edecekti? EÄŸer onları terk edecek olsa merhametsiz olacaktı. Ama günahlarını görmezden gelse bu seferde adil olmayacaktı. Hem adil hem de merhametli olmanın yolu insanları kurtaracak özel bir kurtuluÅŸ yolu hazırlamaktı. Âdem ve Havva’nın günahının sonuçlarını ortadan kaldırmak için özel bir yol... Bu yolun nasıl bir yol olduÄŸuna bakalım. Âdem ve Havva günah iÅŸlediklerinde ne oldu, ilk sonuç neydi? Önce bunu araÅŸtıralım. Yar.3:6...Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. İlk olarak gözleri açıldı. Gözlerinin açılması daha önce hiç görmüyorlardı demek deÄŸildir. Burada gene mecaz sanatı kullanılmaktadır. İnsanın kendini, çevresini ve Allah’ı, günahtan önce algılayış ÅŸekliyle günah iÅŸledikten sonra farklı algıladıkları vurgulanmaktadır. Günah iÅŸlemeden önce kusursuz bir bakış açısına sahiptiler Allah’ın kendilere bahÅŸettiÄŸi kutsallık sayesinde hiçbir ÅŸeyin eksikliÄŸini hissetmemekteydiler. Ama günahtan sonra çıplak olduklarını yani eksik ve ihtiyaç içinde zayıf varlıklar olduklarını anladılar. Çünkü günah, Allah’ın bahÅŸettiÄŸi güzellikleri görmelerini engellemiÅŸti. Evet, ikisi de zayıf ve eksik olduklarını fark ettiler. Bu acziyet ve utanç duygusundan kurtulmak için kendilerine bir yol aradılar. Ayette buldukları yol şöyle açıklanmaktadır. İncir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. Burada da açıklanmak istenen gerçek, dolaylama ve mecazla verilmiÅŸtir. İncir yaprağı benzetmesiyle, kendi günahlarının sonuçlarını kendileri ortadan kaldırmaya, kendi çözüm yollarıyla, iÅŸledikleri günahı örtmeye çalıştıkları gösterilmektedir. Günümüzde de insanlar kendi günahlarını kendi çözüm yollarıyla, kendi felsefeleriyle ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Yani hala incir yaprakları kullanmaktadır. Ancak Allah bu çözüm yolunu kabul ediyor mu? İnsanların kendi amellerinin günahı ortadan kaldırmaya yetip yetmediÄŸini Kutsal Kitap’ta görebiliriz: Yar.3: 21 RAB Tanrı Âdem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Allah incir yaprağı çözümünü kabul etmemiÅŸtir. İnsanların iÅŸledikleri günahı hafife aldıklarını, hemen çözülebilecek bir sorun olarak görmelerini kabul etmemiÅŸtir. Gerçek ÅŸu ki günahı ortadan kaldırmak insan sınırlarını aÅŸan kutsal bir varlığın eylemiyle mümkündür. Günah iÅŸleyerek bu kutsallığı kaybetmiÅŸ olan insanın çözümleri yetersizdir. Allah’ın çözümü ise farklıdır. Deriden elbiselerle, deriden giysilerle insanın çıplaklığını örtmüştür. İyi ama bu deri nerden alınmıştır? İnsanın ayıbını örten bu deri nasıl saÄŸlanmıştır? Yar.3: 21 RAB Tanrı Âdem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi ayetiyle  ilk kurban eylemine deÄŸinilmektedir. Allah tarafından bir kurban saÄŸlanmış ve onun derisiyle elbise yapılmıştır. Bu elbiseyle günahın sonuçları örtülmüştür. Allah’ın günah için saÄŸladığı çözüm yolu bir kurban aracılığıyla gerçekleÅŸmiÅŸtir. Kurban (İbranice Korban) kelimesi yakınlaÅŸtıran sunu anlamına gelmektedir. Kimleri yakınlaÅŸtıran bir sunudur? Kesen kiÅŸiyle kendisine karşı günah iÅŸlenmiÅŸ olan Yaratıcıyı yakınlaÅŸtıran bir sunudur. Peki, neden yakınlaÅŸmak gerekiyor, ne zaman ayrı düşüldü ki yakınlaÅŸmaya ihtiyaç duyuyoruz? Az önce deÄŸindiÄŸimiz gibi insanın günahı, yakınlığı yok ettiÄŸi için artık yakınlaÅŸtırıcı yani Kurban gerekiyor. İnsanla Yaratıcı arasındaki uzaklığı aÅŸmanın yolu ona bir kurban sunmaktır. Bu uzaklık insanların iÅŸlediÄŸi günahtan doÄŸmuÅŸtu, kurban sayesinde günahın yarattığı mesafeler aşılacaktı. İlk kurbanı da Allah’ın bizzat kendisinin saÄŸlamış olması onun insanlarla yakınlaÅŸmasının tek yolunun kurban olduÄŸunun altını çizmek istemesindendir. Kurban eylemi sırasında bir takasın gerçekleÅŸtiÄŸini görürüz. Günahı iÅŸleyenin canı deÄŸil baÅŸka bir canlının kanı akıtılır. Kurbanlık hayvan, günah iÅŸleyenin yerine ölüme gider. Söz konusu takasta kurbanlık hayvan bir fidye, kurtuluÅŸ fidyesi olarak Allah’a sunulur. Bir canın kurtuluÅŸu için baÅŸka bir can verilir. Peki, suçsuz ve masum bir canlı neden suçluyla yer deÄŸiÅŸtiriyor? Bunun anlamı ne? Bunun anlamı, Allah’ın suçluları, kusurluları yani günahkârları kurtarmak için suçsuz, kusursuz ve günahsız bir kurtarıcı gönderecek olmasına dikkat çekmek istemesidir.

 

"Kurtarış, tahtta oturan Allah’a Ve Kuzu'ya özgüdür!"

 

Âdem ve Havva’dan sonra onların evlatları yeryüzüne dağıldı. İlk evlatları Kayin ve Habil Allah’a sunular getirdiler. Yar.4: 3 Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB' be sunu getirdi. Yar.4: 4 Habil de sürüsünde ilk doÄŸan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yaÄŸlarını getirdi. RAB Habil'i ve sunusunu kabul etti. Yar.4: 5 Kayin'le sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı. Yar.4: 6 RAB Kayin'e, "Niçin öfkelendin?" diye sordu, "Niçin surat astın? Yar.4: 7 DoÄŸru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doÄŸru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın."  Burada da görüyoruz ki Allah Kayin’in sebze ve meyve sunusunu deÄŸil Habil’in kurban sunularını kabul etmiÅŸtir. Bir kez daha Allah’a yakınlaÅŸmanın yolu olarak bir canlının sunulması iÅŸaret edilmiÅŸtir. DiÄŸer yollar Allah tarafından kabul edilmemektedir. DoÄŸru yol kurbanla saÄŸlanan kurtuluÅŸ yoludur. İster semavi olsun ister gayri semavi, hemen hemen tüm dinlerin temel ritüeli kurban kesmektir. Kurban, tüm insanlığın ortak dini eylemlerinin en başında gelmektedir. Gerçek anlamı inançtan inanca deÄŸiÅŸse de kurban eyleminin özü birinin yerine baÅŸkasının fidye olarak Allah’a sunulmasıdır.  

Allah’ın kurtarış yolu olan Kurban olgusunu Kutsal Kitap’ın ışığında incelemeye devam edelim. En çarpıcı olaylardan biri de şüphesiz İbrahim’in oÄŸlunu kurban olarak sunmasıdır. Tarihin en dramatik sahnesi tartışmasız İbrahim’in İshak’ı kurban etmek üzere olduÄŸu andır. İnsanın kanını donduran bir sahnedir. Neden İbrahim böylesine çılgınca bir davranışta bulunmuÅŸtur? Yar.22: 2 Allah, "İshak'ı, sevdiÄŸin biricik oÄŸlunu al, Moriya bölgesine git" dedi, "Orada sana göstereceÄŸim bir daÄŸda oÄŸlunu yakmalık sunu olarak sun." Eski Ahitte çeÅŸitli kurban türü ve ÅŸekli mevcuttur. Kurban türü ve amacı Allah ile özel bir iliÅŸkiyi ve günahların affına giden yolu temsil ediyordu. Bu ayetlerde Allah İbrahim'den biricik oÄŸlunu yakmalık sunu yani "Kobran Ola" (Nazi Almanya’sının Yahudilere uyguladığı soy kırım için kullandıkları "Holokost" adı bu "kobran ola" teriminden türetilmiÅŸtir.) olarak sunmasını istiyordu. Kobran Ola diÄŸer kurban türlerine göre daha kutsal kabul edilirdi. Eski Ahit literatürüne göre Ola terimi göğe yükselen anlamına gelmekteydi. Yükselerek Allah’a yaklaÅŸtıran bir sunuydu. Sunakta tamamen yakılırdı. Allah İbrahim’e oÄŸlunu bu türde bir kurban olarak sunmasını istiyordu. Bir babadan istenecek en son ÅŸey budur. Ancak Allah neden böyle bir ÅŸey istiyordu? Sadece onu denemek için mi? O her ÅŸeyi bilen olduÄŸuna göre kimseyi denemesine gerek yoktu. BaÅŸka bir amacı olmalıydı. İnsanlığa unutulmaz derecede sarsıcı bir sahne göstermek istiyordu. İlginç olan diÄŸer bir konu İbrahim’in karşı çıkmamasıydı. İbrahim Allah’a itaat etti. Ve tüm insanlara bereket kaynağı olacak iman eylemini ne kadar acı verse de sergilemekten çekinmedi. Yar.22: 6-7 Yakmalık sunu için yardığı odunları oÄŸlu İshak'a yükledi. AteÅŸi ve bıçağı kendisi aldı. Birlikte giderlerken İshak, İbrahim'e, "Baba!" dedi. İbrahim, "Evet, oÄŸlum!" diye yanıtladı. İshak, "AteÅŸle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?" diye sordu. İbrahim, Kuzu sensin diyemedi ancak Yar.22: 8 İbrahim, "OÄŸlum, yakmalık sunu için kuzuyu Allah kendisi saÄŸlayacak" dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler. Yar.22: 9 Allah’ın kendisine belirttiÄŸi yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. OÄŸlu İshak'ı baÄŸlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. Yar.22: 10 Onu boÄŸazlamak için uzanıp bıçağı aldı. Yar.22: 11 Ama RAB' bin meleÄŸi göklerden, "İbrahim, İbrahim!" diye seslendi. İbrahim, "İşte buradayım!" diye karşılık verdi. Yar.22: 12 Melek, "ÇocuÄŸa dokunma" dedi, "Ona hiçbir ÅŸey yapma… Bu ses ona hayatı boyunca duyduÄŸu en harika müjdeyi veriyordu. OÄŸlunu sunması Allah tarafından engellenmiÅŸti. Peki, madem engelleyecekti neden bu sahneye izin verdi?  Sahneyi yakından analiz ettiÄŸimizde ilginç bir manzara görüyoruz. Sahnede bir BABA vardır, her ÅŸeyden çok sevmesine raÄŸmen OÄŸlunu Kurban olarak sunmaktadır. Bir OÄŸul vardır, Baba’sına ölüm anında bile itaat etmektedir. Bir baba oÄŸlunu kurban olarak sunmaktadır. Bu sahne nihai kurtuluÅŸu anlatmaktadır.

Allah’ın, Baba olarak dünya kurtulsun diye biricik OÄŸlu İsa Mesih’i sunacağının bir ön bildirisidir bu sahne.  İncil bu gerçeÄŸi ÅŸu ayetlerle dile getirir:

Yu.3: 16 "Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

Yu.3: 17 Tanrı, Oğlu'nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O'nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi.

Yu.3: 18 O'na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı'nın biricik Oğlu'nun adına iman etmemiştir.

Yu.3: 19 Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü.

Yu.3: 20 Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz.

Yu.3: 21 Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrı'ya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir."

Öykünün devamında Yar.22: 13 İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. OÄŸlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. Bir anda bir mucizeyle kurban ola, yani göğe yükselecek kurban olarak İshak yerine bir koç verilir. Göğe yükselecek kurban gökten indirilmiÅŸtir. Bu mucizenin asıl anlamı da budur. Allah’ın kurtarış planını burada yine görmekteyiz. Tıpkı Âdem ve Havva sahnesinde olduÄŸu gibi kurbanı Allahın ta kendisi saÄŸlamıştır.  Kurtaran Kuzu, Allah’ın Kuzu’sudur ve Allah tarafından, Allah katından verilmiÅŸtir.

Örnek ayetlerde gördüğümüz gibi Allah kurban sunusunu çok önemsemektedir. Acaba bunun İsa Mesih’le ne ilgisi vardır? İsa Mesih’in kurtarıcılığının kurban sunusuyla ilişkisi var mıdır? Allah kuzusu İsa Mesih olabilir mi? Bu sorulara İncil’in Yuhanna bölümünden ayetlerle cevap verebiliriz.

Yuhanna 1: 29 Yahya ertesi gün İsa'nın kendisine doÄŸru geldiÄŸini görünce şöyle dedi: "İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Allah Kuzusu! Yu.1: 30 Kendisi için, 'Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı' dediÄŸim kiÅŸi iÅŸte budur."  Ayetlerinde, Allah kuzusunun İsa Mesih olduÄŸu söylenmektedir. Yu.3: 13 Gökten (Arşı Ala) inmiÅŸ olan İnsanoÄŸlu'ndan baÅŸka hiç kimse göğe (Arşı Ala) çıkmamıştır. (insanoÄŸlu İsa Mesih için Kullanılan bir unvandır.) Ayetiyle de Mesih İsa’nın uluhiyetinin arşı aladan olduÄŸu söylenmektedir.

 

Özetle:

1-Günahlar için fidye olan Kuzu, Allah tarafından sağlanacaktır.

2-Bu kuzu Gökten (Arşı Ala) indirilecektir.

Kurbanın, Allah’ın kurtarıcılığının ve kendiyle yakınlaÅŸma ve barışma için tek yol olduÄŸunun vurgulandığı baÅŸka bir bölüme bakalım. Bu bölümde insanın kurtuluÅŸunun, Allah’ın istediÄŸi kurbana yine O’nun istediÄŸi ÅŸekilde katılmakla mümkün olduÄŸunu görebiliriz. Bu gerçeÄŸin dile getirildiÄŸi bölüm İsrail oÄŸulları’nın Mısır’daki kölelik yıllarının anlatıldığı Mısır’dan Çıkış bölümüdür. İsrail oÄŸulları Mısır’a, Yusuf’un firavun adına yönetimde olduÄŸu dönemde yerleÅŸirler. Ancak zamanla Mısırlılar onlara karşı ÅŸiddetle, insanlık dışı davranışlarda bulunurlar. YaÅŸamak korkunç bir hale gelmiÅŸtir onlar için. Allah’a kendilerini kurtarmaları için yalvarmaya baÅŸlarlar. Allah onlara kulak verir. Çık.3:7 RAB, "Halkımın Mısır'da çektiÄŸi sıkıntıyı yakından gördüm" dedi, "Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Onları Kurtarmak için bir insanı görevlendirir. Onun adı Musa’dır. Allah onu firavuna gönderir. Çık.3:10 Åžimdi gel, halkım İsrail'i Mısır'dan çıkarmak için seni firavuna göndereyim."  Tabiki firavun Mısır’ın "iÅŸ gücünü" hemen göndermek istemez. O zaman Allah gazabıyla Mısır’ı cezalandırır. Taptıkları putların ve firavunun bir hiç olduÄŸunu, gerçek Allah’ın yalnızca kendisi olduÄŸunu mucizelerle gösterir. Sonunda firavun onları serbest bırakır. Çık.12: 31 Aynı gece firavun Musa'yla Harun'u çağırttı ve, "Kalkın!" dedi, "Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediÄŸiniz gibi RAB' be tapın. Mısırdan Çıkış sahnesinde her ÅŸey Allahın insanlığa saÄŸlayacağı nihai kurtuluÅŸu temsil eden sembollerle doludur. Bunlara yakından bakalım:

1– Mısır: Dünyayı simgeler

2-Firavun: İblisi simgeler

3-İsrail oğulları: Tüm insanlığı simgeler

4-Kölelik düzeni: İnsanların günah altındaki durumunu simgeler

5-Musa: Mesih İsa’yı simgeler

6-Harun: Havarisel Kiliseyi simgeler

7-Fısıh (Passah) kuzusu: Mesih’in ölümü ve dirilişiyle sağladığı kurtuluşu simgeler

8-Mısırdan Çıkış: Şeytanın Egemenliğinden kurtuluşu simgeler

9-Ateşten sütun: Kutsal ruhla vaftizi simgeler

10-Kızıl denizden geçiş: Suyla vaftizi simgeler

11-Çölde geçen kırk yıl: İman mücadelesini simgeler

12-Vaat edilmiş topraklar: Cenneti simgeler (sonsuz hayatı)

Öyküye tekrar dönelim çıkıştan önce Allah İsrail oğullarından özel bir kurban kesmelerini ister. Bu kurbana Passah Kuzusu denir. Passah (Fısıh) sözcüğü pas geçmek, üzerinden geçmek anlamına geliyordu. Allah bu kurtuluş bayramında kendi halkına bir kuzu kurban etmesini buyuruyordu: Çık.12: 3 "Bütün İsrail topluluğuna bildirin: Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak. Çık.12: 5 Koyun ya da keçilerden seçeceğiniz hayvan kusursuz, erkek ve bir yaşında olmalı. Çık.12: 7 Hayvanın kanını alıp, etin yeneceği evin yan ve üst kapı sövelerine sürecekler. Çık.12: 12 "O gece Mısır'dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır'ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RAB'bim. Çık.12: 13 Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için "belirti" olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır'ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. Ayetlere göre Allah, Mısır’a ölüm meleğini yollayacaktır. Bu yaklaşan ölümden halkının kurtulması kesecekleri kurban kuzusuna bağlıdır. Kurbanı kesmeyen ve kuzunun kanını evinin kapı sövelerine sürmeyen İsrailli de olsa, evinde ilk doğanlar ölecektir. Tek kurtuluş yolu kurbanı kesmek ve bir işaret olarak kurbanın kanını evin kapısına sürmektir. Evin içindekiler iyi insanlar da olabilir kötü de olabilir. Günahkâr da olabilir tövbekâr da olabilir. Önemli olan bireyin kim ve nasıl biri olduğundan çok Allah’ın sözüne inanarak Fısıh kurbanını doğru bir şekilde sunmasıdır. Fısıh kuzusu, Allah’a imanla teslim olmuş bireyin ruhunu kurtaran Allah kuzusunu ( Yu:1: 29 Yahya ertesi gün İsa'nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: "İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Allah Kuzusu! dedi) simgelemektedir. Bu bayram Allah’ın emriyle tüm nesillere kutlanması emredilmiş bir bayramdır. Çık.12: 26 Çocuklarınız size, 'Bu törenin anlamı nedir?' diye sorduklarında, Çık.12: 27 'Bu RAB' bin Fısıh kurbanıdır' diyeceksiniz, 'Çünkü RAB Mısırlıları öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.' İsrailliler eğilip tapındılar. Çık.12: 14 Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü RAB’ bin bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız." Allah’ın gazabından kurtaran Kuzu imanla kabul edilmeliydi. Peki, İncil ne diyor? Fısıh bayramı ve Fısıh kuzusu hakkında. Mat.26: 1-2 İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, "İki gün sonra Fısıh Bayramı olduğunu biliyorsunuz" dedi, "İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek." Yu.13: 1 Fısıh Bayramı'ndan önceydi. İsa, bu dünyadan ayrılıp Baba'ya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları hep sevmişti; sonuna kadar da sevdi. Mar.14: 1 Fısıh ve Mayasız Ekmek Bayramı'na iki gün kalmıştı. Başkâhinlerle din bilginleri İsa'yı hileyle tutuklayıp öldürmenin bir yolunu arıyorlardı.

Luk.22: 7 Fısıh kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi.  Luk.22: 14-15 Yemek saati gelince İsa, elçileriyle birlikte sofraya oturdu ve onlara şöyle dedi: "Ben acı çekmeden önce bu Fısıh yemeÄŸini sizinle birlikte yemeyi çok arzulamıştım. Luk.22: 16 Size ÅŸunu söyleyeyim, Fısıh yemeÄŸini, Tanrı'nın EgemenliÄŸi'nde yetkinliÄŸe eriÅŸeceÄŸi zamana dek, bir daha yemeyeceÄŸim." 1.Ko.5: 7 Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi.

İsa Mesih, Fısıh bayramında Yeruşalem’e gitmişti. Çarmıha gerilerek öleceğini biliyordu. Bu gerçeği havarilerine de açıklamıştı. Kutsal Kitap’ta yazdığı gibi ele verildi, çarmıha gerildi ve üç gün sonra dirildi. Göğe yükseldi. Dirilişiyle, ölümü yenerek ölümü öldürdü. Günahın ve ölümün egemenliğine son verdi. Kazandığı bu sonsuz zafere ortak olan imanlılara aynı zaferi vermektedir. Hıristiyan inancı açıkça Fısıh kuzusunun Mesih İsa olduğunu söyler. Yüzyıllar boyunca kesilen tüm kurbanlar Allah’ın yollayacağı Kurtarıcıyı ve kurtarış yolunu betimlemiş ve kurtuluş yolunun nasıl bir yol olacağını açıklamıştır. Gerçek Allah kuzusu ortaya çıktığına göre artık kurban kesmeye gerek kalmamıştır. Mesih İsa kendisini Kurban kuzusu olarak sunmuş, vahiy tarihi boyunca belirtilen tüm peygamberlikleri gerçekleştirmiştir. Her kim, İsa Mesih’i kendi günahları uğruna fidye olarak sunulmuş Allah kuzu olarak kabul ederse günahlarından ve ölümün egemenliğinden kurtulma yoluna girmiş olur.

 

Sonuç olarak özetle: 

1– Her şeyi yaratan tek Allah’a inanıyoruz

2– Allah, Baba Oğul Kutsal Ruh uknumlarında bir ve tektir.

3– Oğul Allah’ın Kelamıdır. Yaratılmamıştır.

4– Allah Kelamını Bakire Meryem Ana aracılığıyla İnsan olarak dünyaya göndermiştir.

5– Allah insanı sevgi birliği için yaratmıştır.

6– İnsan Günah işleyerek bu birliği bozmuştur. Günahın cezası ölümdür

7– Allah hem merhametli hem de adilce bir kurtuluş yolu hazırlamıştır.

8– Bu kurtuluş yolu kurban aracılığıyladır. Ölümü ve günahı ortadan kaldırmanın yolu kurban sunmaktır.

9– Kurban etmek herhangi birinin yerine başkasının canını fidye olarak vermesidir.

10– İlk kurbanı Âdem ve Havva için Allah bizzat kendisi sunmuÅŸtur.  Allah, Günahlar için fidye olan Kuzuyu, kendisinin saÄŸlayacağına dikkat çekmektedir.

11– Kurban olmaksızın kurtuluş mümkün değildir. Bu Kuzu Gökten indirilecektir (İshak’ın yerine verilen kuzu gibi)

12– Allah Kuzusu onu imanla kabul edenleri ölümden ve günahın egemenliğinden kurtaracaktır.

13– Allah Kuzusu Fısıh bayramında kurban edilecek olan Fısıh Kuzusudur.

14– Fısıh Kuzusu: OÄŸul (Kelam, Logos) olan, Meryem Ana’dan doÄŸan, Allahın Kelamı ve Allah Kuzusu olarak, Allah katından ve zatından dünyaya gelen çarmıhta öldükten üç gün sonra dirilen, göğe yükselen İsa Mesih'tir.              

Bu gerçekler Hıristiyan imanının özüdür. Bu öz bilinmeden, anlaşılmadan yapılan tüm yargılamalar hatalıdır. Hatalı yargılar saÄŸlıksız bir  bakış açısına sahip olmanıza neden olur. SaÄŸlıksız bir bakış açısı da gerçeÄŸi görmenizi engeller.  

YUHANNA:  Yu.8: 31- 32 İsa kendisine iman etmiÅŸ olan Yahudilere, "EÄŸer benim sözüme baÄŸlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. GerçeÄŸi bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak" dedi. 

VAHİY:7: 10 Yüksek sesle bağırıyorlardı: "Kurtarış, tahtta oturan Allah’a Ve Kuzu'ya özgüdür!"

 

 




<b>Yazıcı için</b>Yazıcı için