|
KÜRTAJHIRİSTİYAN BAKIŞ AÇISIYLA KÜRTAJ
1 - KUTSAL KİTAP VE KİLİSE ÖĞRETİSİNDE KÜRTAJ Kürtaj konusunu değişik bakış açılarından değerlendirebiliriz: sosyolog, kürtajın yaygın olarak görüldüğü bölge ve durumlardaki eğilimi araştırır; psikolog, kadını hamileliğe iten veya onu reddetmesine sebep olan bilinçli-bilinçsiz, hastalık-sağlık etkenlerini inceler; hukukçu ise "toplumsal çıkarı" göz önüne alarak kürtaj üzerine yeni bir yasa hazırlar. Biz kürtaja, Hıristiyanlığın getirdiği bakış açısından yaklaşacağız. Yani bu davranışın, hayatın ve insan davranışlarının İsa'nın mucizesinde taşıdıkları anlam karşısındaki değerinin ne olduğunu araştıracağız. Farklı bir deyişle, Hıristiyan inancı ışığında kürtajın dini ve ahlaki yönünü aydınlatmak istiyoruz. Tanrı'nın kişiliği, bize İsa tarafından iletilmiş, Kutsal Kitap ve Kilise Öğretisi'nde yazıya geçirilmiştir. Araştırmamıza başlayacağımız nokta da burası olacaktır. Kutsal Kitap metinleri anlaşılır mı? Kutsal Kitap'ta Hıristiyan yargısını belirleyen direkt metinler bulmak kolay değildir. Çıkış Kitabının 21,22-23 ayetlerinde, bir kadının başka bir erkekle kavga eden kocasını korumak amacıyla araya girmesinin ardından meydana gelen düşüğe dayandırılan kısak yasasında olduğu gibi, İsa'nın Yeni Ahit'teki öğretisinin derinlemesine düşünülmesi gerekir. Belki açık seçik belirtilmiş olmasa da Yeni Ahit'te yer alan ilk halk genel kurul topluluklarında kürtaj, İsa'nın getirdiği manevi kurtuluşla bağdaşmayan davranışlar arasında belirtilmiştir: "Benliğin işleri açıktır. Bunlar cinsel ahlaksızlık, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgınca eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı'nın Egemenliğini miras alamayacaklar" (Galatyalılar 5,19-21: ayrıca bak. Esinleme 22,15). Büyük olasılıkla bu kötü davranışlar arasına Anadolu'da kullanımı yaygın olan düşük yaptırıcı haplar da girmektedir.
İnsanoğlu'nun saygınlığı Kutsal Kitap'ta kürtaj üzerine bulunmak istenen açıklık Kutsal Metinleri başka bir bakış açısıyla okuma ile elde edilir: bu konudan bahseden temel konular bulunarak okunmalıdır. Herşeyden önce Tanrı Sözü, bize İnsanoğlunun Oğul İsa'dan olduğu için yapı olarak "Tanrı'nın görüntüsü" olduğunu söyler: "Tanrı, önceden bildiği kişileri, Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki Oğul birçok kardeşler arasında ilk doğan olsun" (Romalılar 8,29). İşte insanoğlunun temel saygınlığı da bu noktadan gelmektedir. Hayatın kaynağı Tanrı'dır, hayat Tanrı'nın bir armağanıdır ve o her zaman hayatın sahibi kalır. Burada bahsettiğimiz insan hayatı, ruhun ve vücudun bütününde ve birlikteliğindedir. Tanrı sadece manevi hayatın kaynağı ve sonu değil aynı zamanda fiziksel hayatın ve daha doğmamış insanoğlunun hayatının da kaynağı ve sonudur. Yeremya'da okuduğumuz gibi Tanrı insanoğlunu eliyle biçimlendirir gibi yaratır ve oluşturur: "Ve bana Rabbin şu sözü geldi: Ana karnında sana şekil vermeden önce seni tanıdım ve sen doğmadan önce seni takdis ettim; seni milletlere peygamber ettim" (Yeremya 1,4-5). Tanrı'nın insanoğluna karşı bu babacan ve tutkulu özeni, Mezmur kitabında dokunaklı biçimde aktarılmıştır: "Ey Rab denedin ve tanıdın beni,/ Anlıyorsun uzaktan düşüncelerimi,/ İtiraf ederim ki gerçek bir harikayım/ yapıtların hayranlık verici,/ Evet, bunu çok iyi bilirim/ kemiklerim senden saklı değildi,/ Gizlilik içinde yapıldığımda/ ve yerin derinliklerinde örüldüğümde. Ben şekilsiz bir tohumken, gözlerin beni gördü/ Ve senin kitabında tüm günlerim yazılı idi/ Daha hiçbiri yokken, bana ayrılmış idi." (Mezmur 139). Görüldüğü gibi insan hayatında, Tanrı'nın sevgisi ve koruması doğumdan önceki döneme kadar uzanmaktadır.
Öldürmeyin Tanrı, ayrıca insan hayatını korumakla da uğraşır. On emirde, yani Musa ve halkı arasındaki anlaşmada, haksız öldürme ve cinayetler için "Öldürmeyin" (Mısır'dan Çıkış 20,13) diye emreder. İsa, cinayetin yasaklanmasının sevgi buyruğunun en büyük gereksinimi olduğunu anlatır (Romalılar 13,8-10). Bu sebeple, Tanrı'nın görüntüsü olduğu için onun gibi sevilmesi gereken daha doğmamış insanoğlunu öldürmeme kutsal emri daha da önemli olmaktadır. Hayata saygı ve onu devam ettirme, Hıristiyanlığın en önemli emirlerinden olan, zavallılara, korumasızlara, küçüklere ve doğmamış insan hayatına sevgiyle yaklaşmanın temelleridir. İsa, yargı gününde şöyle diyecektir: "Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz" (Matta 25,40). İncil'de yeralan birbiriyle bağlantılı bu sözlerde, Hıristiyan toplumunun kürtaj konusunda manevi bir değerlendirme yapabilmesi için gereken tüm mesajların bulunduğunu görüyoruz. Zaten, Hıristiyan toplumu en başından beri kürtajın Tanrı tarafından cezalandırıldığını kavramıştır.
Kilise Öğretisi İnsan hayatının dokunulmazlığını zedeleyen kürtajın yarattığı manevi çöküş, son yıllarda Kilise Öğretisi (Papa ve rahiplerin öğretileri) tarafından birçok kez oybirliğiyle, kesin ve otoriter bir şekilde belirtilmiştir. II. Vatikan Konsili, yetkisine dayanarak "Hayatın Efendisi Tanrı, hayatı koruma yüce görevini insanlara vermiştir. Bu sebeple, bir kez karar verildikten sonra hayat dikkatle korunmalıdır; kürtaj da çocuk öldürme gibi iğrenç bir suçtur..." (Gaudium et Spes 51) diye belirtmiştir. Burada döllenmiş yumurtanın oluşumunu tamamlayacağı ana rahmine düşmesinden de önce daha sadece düşünce safhasından bahsedilmektedir. Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. VI. Paul İnsan Hayatları Papalık Genelgesi'nde (Humanae Vitae) doğum kontrolünden bahsederken, kürtajı öz olarak manevi değerlere karşı ve dikkate alınmaması gereken metodlar arasında saymıştır: "Sağlık açısından gerekli olsa da, başlamış bir üreme sürecinin sona erdirilmesini özellikle de direk kürtajı, yasal doğum kontrol yöntemleri arasında saymamamız gerektiğini bir kez daha belirtelim" (İnsan Hayatları 14).
2. İNSAN KİŞİLİĞİ NE ZAMAN BAŞLAR? Henüz doğmamış insan hayatına gösterilmesi gereken saygı üzerine Kilise'nin verdiği bilgiler, bilimsel ve felsefi düşüncede de doğrulanmaktadır; bu yaklaşımla, hamileliğin başlangıcından itibaren bir insanoğlu ile karşı karşıya olduğumuz yargısına varabiliriz.
Hamileliğin başlangıcından itibaren genetik şifre Döllenmiş yumurtadan çocuğun doğumuna kadar geçen gelişim süreci içinde, insanlığa geçiş gibi bir kavram yoktur. Bireyin kişisel gelişimi ve olgunlaşması söz konusudur. İnsan dendiğinde, doğumdan sonra çocuk veya erişkin kimliğiyle tanıdığımız, düşünebilen, karar verebilen, diğer insanlarla ilişki kurabilen bir varlık düşündüğümüz için bu durum inanılmaz gelebilir. Fakat incelersek insanoğlunun doğumdan sonra da aynı kalmadığını, hayatında birbirinden bağımsız dönemler olduğunu görebiliriz: mantığın kullanımından önce ve sonrası, ergenlik çağı, psiko-fiziksel olgunluk veya menapoz vs... Bu değişik dönemlere rağmen hayat potansiyelini aşama aşama yaşayan aynı kişiden bahsettiğimizden kuşku duymuyoruz. Kişiliğin yürürlüğe girmesi de doğumla değil ama döllenmeden itibaren başlar. Anne karnında çeşitli gelişim evreleri yaşanır. Anne karnında varlığın sahip olduğu anlam doğumdan sonra karşımıza çıkan anlamla aynıdır. Bu, hamilelikte dişi yumurta hücresi ile erkek sperminin birleşmesiyle meydana gelen zigotun, genetik şifreyi taşıyan 100.000 genden oluşan 46 kromozoma sahip olmasına bağlıdır. Bu genetik mirasta ilerde hayatın tümünde kendini gösterecek olan tüm kişisel ve türsel özellikler başlangıç safhasında bulunmaktadırlar. İlerde yeni gen eklenmesi olmayacaktır, gerek birbirinden farklı yaşam evrelerine gerekse insan hayatının tüm karmaşıklığına cevap veren de aynı genler olacaktır.
Özerk bir gelişme Genetik şifre sayesinde hamile kalınıştan ölüme kadar nitel değişimler göstermeyen bu aynılık kendi dinamizmi ve içten gelen, her şeyi kendi kendine yapabilme kapasitesi ile gelişir. Yani "insani proje" bir evin projesi ile eş tutulamaz. Çünkü bu proje o evi kendiliğinden yapamaz ve proje düşünsel olarak var olsa da gerçekte yoktur. Hâlbuki bir tohumu düşünürsek çevre şartları elverişli olduğu takdirde tohum kendisinde bulunan potansiyel sayesinde bir ağaca dönüşür. Son olarak, kendi genetik mirasını ve gelişmek için gerekli potansiyeli taşıyan bu döllenmiş yumurta hücresi, anneden bağımsızdır. Onların iki ayrı genetik şifresi ve iki ayrı kan dolaşım sistemi vardır. Onlar plasenta ve göbek bağı sayesinde beslenme amacıyla birleşen iki ayrı sistemdir. Anneye bağlılık sadece vücut göreviyle ilgilidir. Manevi tutum eksikliği Şu ana kadar hamileliğin meyvesinin birey olarak, sadece biyolojik benzerliğini araştırdık. Ama biz bu biyolojik bireyin bir insanoğlu olup olmadığını öğrenmek istiyoruz; yani hamile kalındığı andan itibaren vücut yeterliliklerinin yanı sıra ruhsal olanlarına da sahip olup olmadığını kendi kendimize soruyoruz. Tabii ki fetusda bilinç veya mantık yürütmek ve serbest seçim gibi ruhsal tutumları ortaya çıkaracağımızı iddia etmemeliyiz. Bu ruhsal tutumlar doğumdan sonra, hatta çok daha sonra mantığın kullanımıyla ortaya çıkacaklardır. Yine de doğumla mantığın kullanımı arasında kalan dönemde, gerçek ruhi tutumlar olmasa da, biz çocuğun daha o zamandan gerçek bir insanoğlu olduğundan kuşku duymuyoruz. Aynı olay uyku sırasında da meydana gelir. Uyuyan kişi ruhsal tutumlarda bulunmaz (yalnız düş eylemleri) ama biz onun uyanıkken olduğu gibi gerçek bir insan olduğundan kuşku duymayız. Bu durumda daha insan olmadığı için insani davranışlarda bulunamıyor değil ama insanoğlu olduğu halde bazı insani davranışlarda bulunamadığını söylüyoruz. O zaman belli bir dakikada bir insanoğlundan bahsedilebilmesi yeterlidir, aynı dakikada insani davranışlarda bulunması gerekmez. Esasında aynı durum doğumdan önce de meydana geliyor: Ruhsal tutumların olmamasının nedeni bir insan olmaması değil ama henüz o mantıksal gelişime ulaşmamış olmasıdır.
Ruh ve beden: tek bir benlik Ruh ve beden yapısal olarak belirlenmiş fakat ayrılmamış, hatta temel olarak birleşiktirler. Beden, ruhu etkiler: Basit bir örnek için biraz soğuk, tıkanıklık, baygınlık ve bilincimi kaybediyorum: Rahatsız olan beden ruhu etkiledi. Mektup yazan kolu, düşünce ve duyguların hareket ettirmesinde olduğu gibi ruhun bedeni yönettiği durumlar daha da fazladır. Eğer ruh ve beden bu davranışlarda bulunurken beraberlerse demek ki bu davranışlarda bulunmasalar da her zaman birliktedirler. Öyleyse bu uzun, zor ama gerekli konuyu burada kapatabiliriz: Eğer beden ve ruh özlü bir şekilde birlerse, bu beden ortaya çıktığı andan, yokolduğu ana kadar ruh da var demektir; ruh ve beden anne karnına düşüşten ölüme kadar beraberdir, bu sebeple ruhsal tutumlar çok daha sonra gözlemlenebilse de ruh vardır. Başlangıçta gizli bir güç olarak insanoğlu var, bu güç sonunda davranışlarıyla da insan olur.
3. İNSANOĞLU DOKUNULMAZDIR Hıristiyan ahlakına göre insanoğlu daha doğmamış olsa da yaşama hakkı dokunulmazlığına sahiptir. Bir insan araç olarak kullanılabilir mi? Bu insanın başka bir insan tarafından kullanılamayacağı anlamına gelir. Gerçekten de bir insanı öldürmek ondan benim açımdan yararlanmak anlamına gelir, onun yok edilmesiyle hayatımın amacının gerçekleşmesini sağlarım. Ama bu doğru değildir, çünkü ben ancak insanın altında olan her şeyden yararlanabilirim, insanoğlundan değil. İnsanoğlu "amacı"nı kendinde taşır ve bu yüzden başka bir amaç için "kullanılamaz". Böyle olursa bir araç, bir "nesne" durumuna düşecek ve böylece bir daha insan olarak saygı görmeyecektir. İnsan ötesi gerçeğin araç olarak kullanılması gerektiğini söylediğim zaman ona "kötü davranılabileceğini" kastetmiyorum; her şeye doğasına göre davranılmalı ve saygı gösterilmelidir. Şu halde insan ötesinin anlamı kendi amacı olmayan başkalarına hizmet etmek ve onların işine yaramak amacı güden her şeydir. Birkaç basit soru soralım: Bir zil kimin için çalar? Bir saat kimin için zamanı gösterir? Temiz bir dağ kimin için parıldar? Bunu yaparken bütün bu şeyler kendi özlerini gerçekleştirirler, ama yaptıkları şeyin anlamı ve gayesi kendileriyle ilgili olamaz. Çünkü zil kendi kendine çalmaz ve neşeli bir müziği bir cenaze duyurusundan ayıramaz; saat gösterdiği zamanı okumayı bilmez; dağ ne kadar güzel olduğunu bilmez ve kendi güzelliğine hayran kalmaz. Hâlbuki insanoğlu her şeyi yapabilir ve bu yüzden insan dışındaki tüm yaratıkların bilinci ve amacıdır. Aynı sebepten ötürü de başka birinin aleti olamaz. Oto bilinci ve oto karar mekanizması sayesinde hayatının ve özgürlüğünün anlamını anlar ve bu anlamı gerçekleştirebilecek güçtedir. Yaşayan bir insandan bahsederken ne kadar çok dönüşlü eylem kullandığıma belki dikkat etmişsinizdir. Nesnelerin amaçları onları geçer ve insana ulaşır, insan içinse amaç kendi içindedir. Bir başka deyişle Tanrı her şeyi araç olarak düşünmüş ve istemiştir; ama insan "Tanrı'nın kendisi için istediği tek yaratıktır" (Gaudium et spes 24). İnsan amaçtır, bu yüzden hiçbir zaman araç olarak kullanılamaz ve aynı zamanda öldürülemez de.
Tanrı da bizi sayar "İnsanoğlunun amacı kendindedir" sözünün insanın herşeyin merkezi olduğu ve bencil bir biçimde yaşaması gerektiği anlamına gelmediğini belirtmek istiyorum. Kişi Tanrı'ya ve İsa'ya yönelmelidir, böylelikle kendi içinde ödüllendirilir. Bundan sonra da insan vücudu diğer insanlar tarafından kullanılamaz, Tanrı bile onu varlığın devamını sağlamada kendine yardımcı olarak görür. İyi düşünüldüğünde, amacımız olan Tanrı'nın zaferi, bizim Tanrı'ya ve İsa'ya olan inancımızla gelişir. Bize verilen "Öldürmeyin" emrinin temeli Tanrı'nın insanoğluna karşı duyduğu sevgidir.
4. KÜRTAJIN AHLAKİ DEĞERLENDİRİLMESİ Okuyucu "Kürtaj konusundan çok uzaklaşmadınız mı?" diye soracaktır. Bu bir bakımdan doğrudur, ama kürtajın manevi-dinsel yönü üzerine, temeline inmek istedik. Bu temel yukarıda ulaştığımız iki kesinliğe dayanır. Dölüt bir insandır, insanın yaşama hakkının dokunulmazlığı vardır. Bu gerçeklere ulaşmak ve onları sevmek, kürtajı daha yakından düşündüğümüzde bizde uyandırdığı zorlukları aşmamıza yarayacak zemin hazırlama anlamına gelir.
Kendiliğinden çocuk düşürme Çocuk düşürmeye başvurmanın ahlaksız bir davranış olduğunu söylediğimizde gönüllü, karar verilmiş ve isteğe bağlı olarak gerçekleştirilen çocuk düşürmeden bahsediyoruz. Düşük yapma, ise anne olmayı arzu eden kadın için çok acılı bir olaydır ve ahlaki alana girmez. Çünkü insanın isteğine bağlı bir durum değildir. Bu noktada tek sorumluluk düşüğe neden olabilecek gereksiz bir davranıştan doğabilir. Ama bu kaygı yaratmamalıdır. Davranışımız doğruysa ve değerinden dolayı çok önemli ise bir düşüğe neden olabileceğini bilsek de onu seçebiliriz.
Dolaylı düşük Düşüğe sebep olan bir başka davranış daha vardır ama o da ahlaki olarak sakıncasızdır: Dolaylı düşük. Rahminde bir tümör olan hamile bir kadın düşünelim; anneyi kurtarmak için içinde çocuğu taşıyan rahmi almaktan başka çare yoktur. Bu kadın cerrahi müdahale ile (araç) kendi hayatının kurtulmasını istemekle (amaç) doğru davranmaktadır. Araç da amaç da doğrudur. Bebeğin ölümü anne tarafından ne araç ne de amaç olarak istenmemiştir. Gerçekten de anne tarafından arzu edilen amaç, bebeğin öldürülmesi değil kendi hayatının kurtulmasıdır. Çocuğun ölümü annenin kesin bir kararı sonucu değil, doğru bir davranışının amansız sonucu olarak ortaya çıkar. Daha doğrusu çocuğun ölümü, en basit ama acılı ifadesiyle cerrahi müdahalenin anne tarafından "Katlanılan" "ikinci" sonucudur. İşte fark budur: Bebeğin ölümünü "istemek" kötü, önemli nedenlerle bebeğin ölümüne "katlanmak" ise yasaldır.
Kadının da kendi hakları vardır Sadece iki durumda kendini gösterdiği için sık rastlanmayan bu iki tip yasal düşük üzerinde ısrarla durdum (Kendiliğinden ve Dolaylı düşük). Herşeyden önce kürtaja Kilise tarafından verilen ceza mantıksız, önyargılı, genelleştirilmiş bir düşünce değildir: Kilise düşüğü sadece bir başkasının öldürme isteği olduğu zaman cezalandırır. Ayrıca bu iki yasal düşük türü, kilisenin pozisyonunun sanki anne olan kadının kendini koruma hakkı yokmuş gibi sadece çocuk haklarının korunmasına yönelik olmadığını gösterir.
Direkt kürtaj her zaman yasadışıdır Ne yazık ki düşük düşünüldüğünde ve yapıldığında çok sık olarak isteğe bağlı doğrudan kürtaja yani dölütü öldüren bir operasyona başvurulmaktadır. Tabii ki bu sadece cenini öldürmek için yapılmıyor, öyle olsa şeytani bir davranış olurdu. Düşük hemen hemen her zaman önlenemez ve acılı, fakat diğer çok önemli değerleri elde etmek ve korumak için gerekli bir karar olmuştur. Ama sonuç olarak kürtajın, amaç için değil ama araç olarak istendiği doğrudur. Günahsız bir insanoğlunu öldürmek istemek öz olarak kötüdür. Gerçektende yaşam hakkının insanın özünde olduğunu çok yüksek bir amacı olsa da başka amaçlara hizmet etmek için kullanılamayacağı yukarıda söylenmişti. Saf bir insanoğlunun hiçbir zaman öldürülmemesi gerektiğinden çünkü yüce ve dokunulmaz saygınlığından vazgeçilemeyeceğinden bahsediyorum. Normalde insana saygı duyulması gerektiğini, ama bazı durumlarda yasal olarak öldürülebileceğini söylemek, insanın her zaman aynı değere sahip olmadığını ve onu kendi yararımız için kullanabileceğimizi söylemek anlamına gelir. Bu mantık ve davranış, birisinin 2 + 3 normalde 5 yapar ama bazı durumlarda (ona ihtiyacım varsa) 8 yapabilir demesi gibi tutarsız olur, işte bu yüzden bir masumu öldürmenin öz olarak kötü olduğunu ve hiçbir durumda, hiçbir nedenle iyi kabul edilemeyeceğini söylüyor.
Kişisel suç Kürtajı cezalandırmaktaki bu katılık insancıl gözükmeyebilir. Ama insan sevgisinde iyiyi kötüden ayıran ve sonunda özgürlükten yararlanmayı bilen sevginin ışığı vardır. Şu ana kadar objektif ahlak kurallarından yani ahlaksal olarak düşüğün Tanrı buyruğuna uygun olup olmadığı anlatılmıştır. Olayı yapan kişinin bilincine bağlı olan suç meselesi farklıdır: Bu davranışta bulunarak objektif olarak Tanrı buyruğuna karşı gelen kişi, sübjektif olarak da (kendi bilincinde) büyük bir suç işlemiş sayılır mı? Cevabın kişilerin farklı durumlarını göz önüne alması gerekir. Kürtajı bilinçli ve özgür biçimde isteyen herkes büyük bir günahla lekelenir. Fakat sıkıntı ve dramlarla allak bullak olmuş kişiler için yapılan değerlendirme çok daha duyarlıdır. Burada kişisel bazı nedenlerden ötürü büyük bir suç işlediklerini düşünmeyen ve karar vermede yeterli özgürlüğe sahip olmamış kişiler söz konusudur. Gerçekten de gebe veya çiftin, kötü varsayımlarla çevrildikleri çok karışık ve dramatik durumlar olabilir. Çift veya gebe bu umutsuz durumdan kurtulmak için kürtaja başvurmaktan başka yol görmeyebilir. Bu durumlarda kişisel sorumluluk tabii ki azalmaktadır. Yine de iki üç davranıştan da kaçınmalıyız: Zor durumdaki kadına genellemelere dayanarak sorumluluk yüklemek ve olayın meydana geldiği ortamın gerçeklerini tanımadan bir yargıya varmak.
Afaroz Dölütün, kendini korumak için hiçbir olanağı olmayan bir masum olmasından; kendini oluşturanlar ve hayatını koruması gereken sağlıkçılar tarafından ortadan kaldırılmasından dolayı kürtajın (yanlışlığı) haksızlığı artmıştır. Bu sebeplerden ötürü Kilise kürtajla lekelenen bir Hıristiyan’ı aforoz eder: "Kim sonuca ulaşarak kürtaja başvurursa aforoz edilir." (Yasa 1398). Bu, bunu yapan kilise cemaatinden dışlanır anlamına gelmektedir. Kilise bunu, inanlılara suçun büyüklüğünü göstermek ve onları bu tip bir davranıştan alıkoymak için yapmaktadır. Bu cezaya, varlığından haberdar olan ve tam sorumluluk taşıyan kişiler çarptırılır. Yani "büyük günah" işleyenler.
5. TERAPİK KÜRTAJ (Tedavi Amaçlı) İncelediğimiz genel ahlaki yaklaşımlardan sonra şimdi de kadını kürtaja zorlayan çok farklı nedenleri gözden geçirmemiz gerekir. Bu nedenler kürtajın uygulanması üzerinde etkilidirler: kendi hayatını kurtarmak; sakat bir çocuğun doğumunu engellemek, cinsel bir saldırının sonucunu ortadan kaldırmak vs...
Dramatik bir karar: terapik (tedaviye dayalı) kürtaj Terapik kürtaj, anne hayatını kurtarma ya da sağlığını koruma amaçlı bir "tedavi" olarak karşımıza çıkar. Kalp ya da böbrek yetmezliği yüzünden hamileliği sırasında ölüm riski yaşayan bir kadın düşünelim. Dramatik bir kararla karşı karşıyayız: anne ya çocuğunu öldürüp kendini kurtaracak ya da çocuğunu doğurup kendi ölecek (kimi zaman ikisi birden ölmektedir). Allahtan bu dramatik durum, içinde bulunduğumuz yüzyılın sonlarında azalmıştır. Birçok durumda annenin sağlığı, tıbbi gelişmeler sayesinde kürtaja başvurulmadan korunabilmektedir. Doğum hızlandırılarak, gelişimini önemli ölçüde tamamlayan fetüs (dölüt) anneden alınarak gelişimi kuvözde tamamlatılmaktadır. Ne yazık ki annenin de çocuğun da kurtarılamadığı durumlar hala görülmektedir. O halde hangisi yaşamalıdır? Kararın zorluğu, karar verene saygı gerektirir. Varılan karar, kişiden kişiye ve durumdan duruma değişebilmektedir. Ama yine de evrensel değeri olan birkaç örneği inceleyebiliriz.
Ahlaki açıdan karar Ahlaki açıdan yerinde bir karar alınabilmesi için, olaylar ve durumlar sadece nicel bakış açısından değil, doğru ve iyi bulunmaya çalışılarak incelenmelidir. İki insanın birden (anne ve bebek) ölmesindense sadece birinin (bebeğin) ölmesi daha iyidir demek, aynı nitel anlamı taşıyan ölüm sayısından bahsediliyorsa doğrudur. Hâlbuki birinci durumda çocuk anne tarafından öldürülür, ikinci de ise anne ile beraber ölür, çünkü bu dayanılmaz durumun sonucu budur. Açık seçik ifade edecek olursak, birinci durumda bir cinayet, ikinci durumda ise çift taraflı bir talihsizlikle karşı karşıya olduğumuzu söylerim. Ölüm her zaman ölümdür; ama ahlaki yönden bir cinayet işlemek farklı, kötü bir talihsizliğe karşı güçlü olmak farklıdır. Okuyucu bunun doğru olmadığını düşünebilir: "İkisi birden ölüme terk edileceği yerde, kürtajla en azından anne kurtarılabilirdi". Eğer her ikisi de kurtarılabiliyorsa, gereken her şey yapılmalıdır, yoksa sokakta araba çarpan bir yayaya ilk yardımı yapmamak gibi bir sorumluluk altına girmiş oluruz. Fakat "kurtarılabiliyorsa" ne anlama gelir? Bugün teknoloji ve tıp, bir zamanlar hayal bile edemediğimiz noktalara gelmiştir. Ben teknik değil ahlaki olanaklardan bahsediyorum. Gerçekten de teknik olarak mümkün olan her şey ahlaki açıdan da mümkün yani uygun, iyi ve doğru değildir. Bu yüzden kimi zaman "Evet, böyle de yapılabilir, ama doğru değildir!" deriz. Konumuz olan terapik kürtaja dönersek, kürtajla en azından anne kurtarılabilir ama bu çocuğu öldürmek anlamına geldiği için doğru değil, yanlıştır derim. Annenin hayatını kurtarsa da saf bir çocuğu öldürmek doğru değildir. Bu yüzden tehlike içinde olan anne ve çocuk karşısında moralman güçlü olunmasını çünkü teknik olarak mümkün de olsa, doğru kararın kötüyü istememesi gerektiğini söylüyorum.
Ya nefsi müdafaa (canını savunma) hakkı? Terapik kürtajın daha sık görüldüğü geçtiğimiz yüzyıllarda, çoğu kez mazeret olarak nefsi müdafaa hakkı gösterilirdi. Anne fetüs yüzünden ölüm tehlikesi ile karşı karşıyaysa, hayatını kurtarmak için başka yol da yoksa yasal olarak çocuğunu öldürerek de olsa hayatını kurtarabilir denmekteydi. Ne yazık ki terapik kürtaj için öne sürülen bu mazeret geçerli değildir. Annenin fetüs yüzünden tehlikede olduğu doğrudur ama fetüs da hakkı olmayan hiçbir şey yapmamaktadır: annesi tarafından beslenerek yavaş yavaş büyümektedir. Yani günahsızdır ve annenin onu öldürmesi haksızlık olacaktır. Dünyada saldırganların günahsız olduğu az durumdan biriyle karşı karşıya olunduğu için saldırıya uğrayan anne kendini koruyamaz. Ahlaki olarak kabul görmeyen terapik kürtajın karşısında kürtaja başvurma riskini azaltan tıbbi ve bilimsel gelişmeleri cesaretlendirmekten veya anne ve çocuk açısından olumsuz olacağı teşhis edilen bir hamilelikten kaçınmaktan başka yol yoktur. Anne olmak isteyen bir kadın ancak gerekli fiziksel ve psikolojik özelliklere sahip olduğu zaman buna kalkışmalıdır: bu bir eğitim işidir.
Gebeliğin anlamı Terapik kürtaj konusunu, bu katı ahlak kuralını kadın ve çift için daha kabul edilebilir kılacak ruhsal durumlardan bahsederek kapatmak istiyorum. Her şeyden önce çocuk yapma düşüncesinin, ebeveyn olmak isteyen evlilerin sorumluluk sahibi, özgür ve olgun bir kararı olması gerekir. Çünkü şans eseri veya çiftin arzusu dışında meydana gelen bir gebelikte, riskli bir durum ortaya çıkarsa, kadının bu istenmeyen belki de sevilmeyen çocuk için kendi hayatından vazgeçebileceğini düşünmek zor olur. Hâlbuki gebeliğin, çiftin hayata yeni bir insan kazandırma fikrinin ortak, özgür ve olgun bir sonucu olduğu durumlarda, karşılıklı sevginin gücü bu bebek için kendini feda etmeyi etkili kılar. Başka bir bireye hayat verme kararının alınması onu hayata getirmek için gereken her şeyi yapmayı kabul etmek anlamına gelir. Aynı sebeple, saf sevgiyle bu eyleme girişen herkes, bu işi sonuna kadar götürmeye kendi kendini görevli kılmış demektir. Bu görev, ancak hayatın yeni bireyi kendi kendine yetecek duruma geldiği zaman sona erer. Yani doğum ve eğitimden sonra Bu işe ya hiç başlanmaz ya da sonuna kadar gidilir. Çünkü söz konusu benim isteğime göre değiştirebileceğim bağımsız bir kararım değil, bir kere oluştuktan sonra yaşama hakkı dokunulmazlığı olan bir bireydir. Bu hayati görev kadın için kolay olabileceği gibi hayatından vazgeçmesine kadar varabilecek büyük fedakârlıklar isteyerek zor ve endişe verici de olabilir. Anne olmaya karar veren sorumluluk sahibi her kadın, sevginin sorumluluk istediğini bilir ama kendisinden ne isteneceğini tam olarak bilemez; çocuğuna hayat vermeye karar verince gerekirse kendi hayatından vazgeçmeyi de kabullenmelidir. Annenin bu tavrı saygı duyulması ve hayran kalınması gereken ahlaki bir değer taşır. Hayati değerleri çökerten bir kültürde, ruhsal düşüncelere sahip olmayanlar için katı ve imkânsız gözükebilecek Hıristiyan Aile Ahlakı'nı ortaya koymalıyız. Bu, evlilere saygın ve cesur bir yol gösterecektir.
Tanrı katının tercihi Hıristiyan hayatında, doğumda kendi hayatını fedaya kadar varan bu sevgi, Hıristiyanlığın ölüme verdiği anlamda teşvik edilir. Eğer anne bu dünyevi hayattan başka hayat olduğuna inanmıyorsa ve bu yüzden her ödüne değdiğini düşünüyorsa, ölüm tehlikesi ile karşı karşıya geldiği zaman kürtaja başvurması çok kolay olacaktır. Halbuki eğer sonun ve hayati mutluluğun öteki tarafta, Allah katında olduğuna inanıyorsa, kendi hayatının sonunun oraya ulaşmak anlamına geldiğini düşünerek kürtajdan vazgeçmesi daha kolay olacaktır.
Anne sağlığı için kürtaj Annenin sağlığı için tedavi amacı taşıyan kürtaj üzerinde ısrarla durdum. Daha önce de söylediğimiz gibi, bu tip dramatik durumlar gittikçe azalıyor. Fakat annenin ruhsal ve fiziksel sağlığını koruma amacı taşıyanlar artıyor. Sağlık hayat gibi olmasa da her zaman birinci derecede önemli bir faktördür. Burada çocuğun hayatına karşılık annenin hayatı gibi altüst edici bir denge ile karşı karşıya değiliz fakat bir tarafta annenin sağlığı diğer tarafta ise çocuğun yaşamı söz konusudur. Bundan da anlaşıldığı gibi anne sağlığı için çocuğu feda etmek, daha önemsiz bir hakkı (sağlık) daha önemlisine (yaşam) yeğ tutmak anlamına gelir. Yani kişi daha çok kendini düşünüp yanlış karara varmaktadır. Böylece, annenin hayatını kurtarma amacıyla yapılan kürtaj için söylediğimiz her şey bunun için daha da geçerli olur.
6. GENETİK DÜZENLEYİCİ OLARAK KÜRTAJ Genetik kürtajda, söz konusu olan durumu iyi olan anne değil, doğum öncesi bir oluşum bozukluğu sebebiyle alınmadığı takdirde sakat doğacak bebektir. Doğuştan gelen bu rahatsızlıkların bazıları hamilelik sırasında ortaya çıkar: mesela anneye tedavi amacıyla uygulanan iyon ışınları bebekte çözümsüz olumsuz etkiler bırakabilir. Mongolizm (Down Sendromu) ya da kas sakatlıkları vs. gibi bazı rahatsızlıklar ise çocuğun genetik fonksiyonlarının çalışmamasından kaynaklanır. Bu rahatsızlıkların çoğu kalıtsaldır yani aileden gelirler ve ebeveynlerin atalarından birinin genetik birleşmesinde anormal genlerin varolmasından kaynaklanırlar. Ultrason sayesinde dölütün gelişimi ve anormallikler "doğum öncesi" teşhis edilebilmektedir. Genetik rahatsızlıklar için fazla vakit kaybetmeden hızlı ve etkili "genetik testlere" başvurularak hem çocuğun genetik bozukluklar taşıyıp taşımadığı hem de hasta olmadığı halde bozuk genleri gelecek nesillere iletebilecek olası taşıyıcılar tespit edilir.
"Allah, gerçekten çok güzel olduğunu gördü" Bu tıbbi ve bilimsel araştırmalar, insan özgürlüğüne müdahalenin sınırlarının ne olması gerektiğini belirlemek için gereklidirler. Her şeyden önce, hasta bireylerin doğmasının iyi bir şey olmadığını belirtmeliyiz. Ebeveynler, insan hayatını devam ettirmede Allah ile işbirliği içindedirler. Yaratırken Allah ile uyum içinde olmaları gerekir. Bu durumda şu soru akla gelebilir: Bu şartlarda Allah bir insanı yaratır mıydı? Biz Allah'ın bizi yaratırken düşündüklerini biliyoruz: "Allah insanı kendisine benzer yarattı... Ve Allah yaptığı her şeyin gerçekten çok güzel olduğunu gördü" (Yaratılış 1,27.31). Bizi saf sevgiyle yaratan Allah, bize her açıdan güzel, mutluluk ve iyilikle yaşanacak bir hayat hediye etti. Bu yüzden biz de hayatı elimizden geldiğince "çok güzel" ve iyilikle yaşanacak şekilde devam ettirmeliyiz. Eğer ebeveynler bu çocuğun hasta olacağını biliyorlarsa, ellerinden geldiğince onu yaratmamalılar.
Önlem Sağlıksız bir doğum ihtimali ya da kesinliği varsa önlem alınmalıdır. Bu partnerlere sağlıklı nesiller yaratma açısından birbirlerini tanımalarını sağlayan, evlilik öncesi muayeneleri gerektirir. Bütün bunlar nişanlılık evresi ileri safhalara ulaşmadan ve tüm bedelleriyle çocuk yapma kararı alınmadan önce yapılmalıdır. Aile ağaçlarında bu tip kalıtsal rahatsızlıklar olduğunu bilen, taşıyıcı olma riski taşıyan kişiler için, çocuk yapma kararı almadan önce bu testleri yaptırmak ahlaki bir yükümlülüktür.
Hasta kişinin yaşama hakkı Çoğu kez, bahsettiğimiz önlemlere rağmen hastalıklar, doğum öncesi teşhislerle ancak hamilelik sırasında görülebilmektedir. Bu noktada bir ikilem ortaya çıkar: kürtajla çocuğu öldürmek mi yoksa sakat bir çocuğu doğurmak mı? Karşıt ve eş görüşler uzun uzun tartışılabilir. Bence, terapik kürtajda olduğu gibi burada da kesin olan doğmamış çocuğun yaşama hakkıdır. Anne karnına düştükten sonra hasta da olsa, yaşama hakkı dokunulmazlığı olan bir bireyle karşı karşıyayız. En önemli nokta şudur: Bir insan, yaşama hakkına, sadece insan olduğu için mi yoksa bazı ölçütler taşıdığı için mi sahiptir? Yukarıda insanoğlunun bilinç, mantık, özgürlükle donatılmış olduğunu ve insan olduğu için dokunulmazlığı olduğunu belirtmiştik. Yaşama hakkına sahip olmak için sadece insan olmak yeterlidir. Cinsellik, sosyal statü, ırk, fiziksel sağlık ve yetenekler, yaşam hakkı için değil başka hakların kazanılması için gereklidirler. Temel hakların özellikle de yaşama hakkının, zengin veya fakir, güzel veya çirkin, hasta ya da sağlıklı, beyaz veya zenci olmakla ilgisi olmadığının anlaşılması insanlığın hak ettiği bir durumdur. Yani genetik kürtaj uygarlığın bir kazancı değil aksine çöküşüdür.
Herkese ait bir toplum Bundan ebeveynler, politikacılar ve doktorlar dâhil hiç kimsenin doğmamış bir hasta çocuğun ölümüne karar veremeyeceğini anlıyoruz. Bu konu aynı zamanda, sakatlar dâhil herkesin en insani şekilde yaşayabileceği bir toplum oluşturmanın gereğini de zorla kabul ettiriyor. Gerçekten de eğer bir insanın yaşama hakkı onun özelliklerinden bağımsızsa, o zaman toplumun tüm insanlarını kapsayacak şekilde oluşturulması gerekmektedir. Ne yazık ki, üretim ve tüketim dengeleri üzerine kurulu toplumumuz, bazı özelliklere sahip, topluma yararlı insanlar içindir: özellikle işe yararlılık yani sağlık çok önemlidir. Peki ya bu özelliklere sahip olmayanlar? Ya kürtajla ortadan kaldırılır ya da bu toplumda yer alamazlar. Haksızlık da tam bu noktadadır. Toplum ona uygun olmadığı için hasta kişinin yok olması gerekmez, toplumun her ne özelliğe sahip olursa olsun bütün insanlara uygun hale getirilmesi gerekir. Böylece kürtaja karşı koyan cesaretli ebeveynler de, sakat insanların hayatını daha insancıl kılmada toplumun onların sorumluluğunu ve görevini paylaşacağını bilirler.
Bir hayatın değeri "İnsan" hayatının değerini başkaları değil, kişinin kendisi ve onun kendi varlığına verdiği değer belirler. Sık sık birçok özelliğe sahip oldukları halde hayatın temel anlamını ve yaşama isteklerini yitirmiş kişiler görürüz. Öte yandan öyle insanlar görürüz ki çok az şeye sahip oldukları halde, onlara sadece yaşama zevki değil, birilerine ya da Birisine minnet duyma imkânı veren, anlamlara ve umutlara sahiptirler.
7. "AHLAKA" UYGUN KÜRTAJ Yanlış anlaşılmasın diye bu başlıkta ahlak kelimesini tırnak içine aldım. Bu, bu tür kürtajın ahlaki açıdan desteklendiği anlamına gelmez. Sadece bu tip kürtaja zorlayacak durumların niteliğini belirtmektedir. Burada sebep anne sağlığı veya bebeğin sakatlığı değil ama bu nesile sebep olan uygunsuz koşulların varlığıdır. Cinsel saldırı veya ensest ilişki veya küçük çocuklarla ya da zekâ özürlü kişilerle kurulan ilişki ardından meydana gelen hamilelikleri düşünelim. Böyle bir gebelikte doğru, insani ve ahlaki olmayan bir şeyler vardır: yani meydana gelmemiş olması gereken bir şey ahlaki sebeplerle ortadan kaldırılmaktadır.
Cinsel saldırıdan korunmak Yeni nesillerin yaratılması sorumluluk isteyen bir olaysa, cinsel saldırı veya kadının istemediği bir ilişki sonucu yaşanan bir hamileliğin olması doğru değildir. Fakat cinsel ilişki insani olmasa dahi, gerekli şartlar varsa yeni bir insan oluşur. Eylem insani değildir, ama devamı insandır. Bu yüzden, durum yanlış olduğu için sonuçlarını ortadan kaldırmak doğrudur, demek yanlıştır. Ben, olayın meydana gelmesini engellemek, eğer engelleyemiyorsam yeni bir birey ortaya çıkmadıysa bu olayın basit sonuçlarını ortadan kaldırmak doğrudur derim. Daha açık ifade edecek olursak, cinsel saldırıyı ya da en azından ardından gelebilecek gebeliği engellemek tamamen yasaldır. Burada kadının istemediği bir ilişki ve gebelik karşısında kendini korumasından bahsedilmektedir. Çoğu kez bu durumu sezmek ve önlemek mümkün olmamaktadır, ama tekrar ediyorum, eğer kadın bunu yapabilecek durumdaysa yapmalıdır. Bu şartlarda, en azından gebeliği önleyebilmek için doğum kontrol yöntemlerinden yararlanmak da yasaldır. Normal şartlarda evlilik hayatında çiftleri ayıran ve birleşmelerinin yaratıcı amacını yok eden bu yöntemlere, Kilise tarafından karşı çıkılmamaktadır. Çünkü cinsel saldırıda durum bambaşkadır: çiftler arasında saygıya dayanan özgür bir birleşme yerine, vücudun bir bölgesine yapılan fiziksel bir saldırı vardır. Kişi yasal ve ahlaki olarak, saldırı ve sonuçlarını engellemeye çalışarak kendisini bundan koruyabilir.
Ama bunun suçlusu çocuk değil Kendini bu durumdan koruyamayan insan, yepyeni bir durumla karşı karşıya demektir: bu insani olmayan olayın sonucu bir insanoğlu meydana gelecektir! Ebeveynlerinin başına ne gelmiş olursa olsun bu günahsız varlık tüm haklara öncelikle de yaşama hakkına sahiptir. Eğer olaya objektif olarak bakarsak, çocuğun ortadan kaldırılmasının saldırıyı yok etmediği gibi, buna masum üçüncü bir kişiye yapılan saldırıyı da eklediğini görürüz. Kadının sadece istediği zaman anne olma hakkı çocuk öldürülerek korunmaz. Kendi isteği dışında da olsa, hamile kaldıktan sonra kadının karşısında korunması gereken iki değer vardır: İsteği dışında anne olmama hakkı ve çocuğun hayatının korunması, hoşa gitmeyen bir saldırı sonucu olan bu hamileliği istenen ve derin sevgi duyulan bir gebeliğe dönüştürecek olgunluk ve yeterlilikte bir kişiliğe sahip olmasıdır. Bu yapılamıyorsa, evlat edinecek bir aile bulunur ve kadın içindeki varlık için en azından doğuma kadar sürecek bir görev yerine getirir. Böylece kadının isteği dışında anne olmama hakkına da dokunulmamış olur. Cinsel saldırı üzerinde durduk çünkü bu ahlaki kürtajın en tipik örneğidir. Genetik kürtajda olduğu gibi kürtaja karşı koyan kadın-anne daha önemlisi genç kız-anne bu karar sırasında ve sonrasında yalnız bırakılmamalıdır. Aile ve toplum, bu kadınların görevini bir dizi aile politikasıyla kolaylaştırmalıdır.
8. DOĞUM KONTROL YÖNTEMİ OLARAK KÜRTAJ Şu ana kadar bahsettiğimiz kürtaj türleri, sebep oldukları ikilemler yüzünden etkiliyorlar ama sık görülen durumlar değildirler. Sağlık bakanlarının her sene kürtaja başvuran kadınlar üzerinde yaptıkları analiz sonuçlarına göre; emin doğum kontrol yöntemi olarak yasal kürtaja başvurma eğilimi daha yaygındır. Kürtaj yaptırmama özgürlüğü Kürtaja karşı önlem ve alternatif teşkil eden bu hareket, bu yolda çalışan gönüllü grupların ve danışmanların işbirliği gerekmektedir. Toplumda bilinçli ve sorumluluk sahibi bir yöntem belirlenmesi için, doğum kontrol yöntemleri arasında kürtaja yer verilmemelidir. İnsan hayatı hamilelikle başladığına göre, doğum oranının sınırlanması, hamileliklerin sınırlanması anlamına gelmelidir. Hâlbuki kürtaj bir insan kişiliği ortaya çıktıktan sonra, onun öldürülmesiyle yapılmaktadır. Sivil kanun tarafından belirtilen bu ayrım Hıristiyan ahlakı açısından da temeldir.
9. KÜRTAJ TÜRÜ DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ Halk dilinde kürtaj dendiği zaman, akla fetüs 1,5-3 aylıkken hamile olduğunu bilen annenin tercih ettiği yöntem akla gelmektedir. Bu dönemdeki bir fetüs 8 santim uzunluğunda ve 25 gram ağırlığındadır. Bütün organları belirmiştir ve doğum öncesi dönemin geri kalan kısmı büyüme ve gelişmeye ayrılmıştır. Hiç kimse gerçek bir insanın söz konusu olduğundan kuşku duyamaz.
Doğum kontrolü ile kamufle edilmiş kürtaj Fetüs üzerinde, oluşumun başında kadın daha anne olduğunu bilmeden etkili olan yaygın kürtaj teknikleri vardır. Halk tarafından doğum kontrol yöntemleri olarak bilinirler ama daha çok başta da olsa, çocuk oluştuktan sonra devreye girdikleri için kürtaj tipi müdahaleler olarak adlandırılırlar. Bunlar döllenmiş yumurtanın gelişimini durdururlar. Müdahalenin ilk 14 gün içinde, döllenmiş yumurta rahime yerleşmeden meydana gelip gelmemesi önemli değildir. İlk 14 günde veya 2 ay sonra da olsa bir insan hayatının sona erdirilmesidir. Basit doğum kontrol yöntemleri, hamilelikten önce devreye girerken, kürtaj tipi olanları hamilelikten sonra embriyonun gelişimine engel olarak kendilerini göstermektedirler. Uygulamada alınan sonucun aynı olduğu yani evlilik hayatının istenmeyen çocuk doğumları olmadan devamı olduğu söylenir. Ahlaki açıdan ise fark dikkate değerdir: Kürtaj tipi doğum kontrolünde, doğum kontrolünün yarattığı ahlaki sorunlara bir de bireyin öldürülmesi eklenmektedir. Spiral Kürtaj tipi doğum kontrol yöntemleri hangileridir? "Spiral", "IUD", "Rahim İçi Doğum Kontrolü" gibi yöntemler, kürtaj tipi doğum kontrol yöntemleridir. Spiral, rahim duvarlarında biokimyasal ve dokusal değişikliklere sebep olarak dölün rahime yerleşmesini, yani gelişimini devam ettirmesini engeller. Rahim yüzeyi döllenmiş yumurtayı tutmaya elverişli olmadığından, ani bir düşükle döl yok olur. Çok sık başvurulan yöntemlerden biri de hamilelik olduğuna dair bir belirti olmasa da rahim içeriğinin, aybaşının birkaç gün gecikmesinden sonra dışarı çekilmesidir. "Başlangıç Doğum Kontrol Yöntemi" olarak adlandırılsa da bu yöntem bir çok durumda başlamış bir gebeliği ortadan kaldırır. Yani söz konusu olan erken zamanda yapılan kontrol edilemez bir kürtajdır.
Fransız hapı RU 486 Aynı sonuç hormonal yoldan, yani basit haplar yardımıyla da elde edilebilir. Bunlar arasında "Bir Sonraki Ayın Hapı" denelin RU 486'yı anmalıyız. Kadın vücudu ve kullanıldığı halde yaşayan bebekler üzerinde bıraktığı etkilerin dışında, kürtaj etkisi gösteren bir hapla karşı karşıyayız. Çalışma mekanizması şöyledir: Hapta progestoron hormonu üzerinde etki gösteren maddelerin varlığı, hamileliği önlemektedir. Ya dölün rahime yerleşmesi engellenir, ya da eğer döl rahime yerleşmişse annenin hücreleri tarafından beslenmesi önlenerek, embriyonun gıda yetersizliğinden ölmesine sebep olur. Bu da ölü dölün dışarı atılmasına neden olur. Eğer bu haplar satışa çıkarsa "Klasik" kürtaj tekniklerinin önüne geçerek yaygın kullanım alanı bulacaklardır. Böylece kürtaj da doğum kontrolü gibi kişisel, kadın ve çifti ilgilendiren bir sorun haline gelecektir.
İnsan embriyosu ve kişisel çıkarlar "Gebelik Meyvesinin" kişiliğinin bir kez daha söz konusu olduğunu tekrarlamalıyız. Bu düşük etkisi gösteren doğum kontrol yöntemlerinin etki gösterdiği ilk 14 gün içinde, döllenmiş yumurta bir insan değil midir? Daha önceki sayfalarda bu soruya olumlu yanıt vermiştik. Yani ahlak açısından bu tip yöntemler kabul edilemez. Fakat bilimsel ve hukuksal alanlardan olumsuz yanıtlar geldiğini de biliyoruz. Mesela: İnsan embriyoları üzerine yapılan uygulamalarda daha önce "gerçek" bir insanın söz konusu olmadığı, 14 gün sınırına uyulması gerektiğini duyuyoruz. Döllenmiş yumurtanın tüm insani özelliklere sahip olup olmadığı teorik probleminin çözümü bilim adamlarının görevidir. Fakat uygulama alanında bu sorunun yanıtı hemen görülebilmektedir. Özgürlüğümüzü gerçeğin yönlendirmesine bırakmak yerine bilimsel verileri, kişisel çıkarlara uyarlamak daha kolaydır. İlk 14 günde bir insan hayatından bahsedilmeyeceğini belirten bilimsel açıklamalara ikna edici yanıtlar verilmektedir. 10. BİR HAYAT KÜLTÜRÜ İÇİN Bu kısa ama yoğun sayfalarda kürtajı Hıristiyan bakış açısından değerlendirdik. Bunu yaparken iki düşüncemiz vardı: her şeyden önce oluşmuş ahlaki değerleri harekete geçirmek: ahlaki değerlendirme derinlemesine ve tam oldu. Hep önemli ve bizi endişelendiren nedenleri açıklamaya çalıştık. Bazı okuyucular şaşırmış olabilirler ya da bizimle aynı fikirde olmayabilirler. Ama en azından Hıristiyanlığın bireysel ve sosyal hayatın anlamı açısından çok önemli bazı değerler üzerine kurulduğunu, bu sebeple kendine has bir tutumu ve bakışı olduğunu bileceklerdir. Ayrıca kürtaja alternatif olarak bazı gerçekçi seçenekler de gösterdik. Hıristiyanlık kolay çözüm de olsa yanlış yolları reddetmektedir. Çünkü zor ve derin bir eğitim gerektiriyor da olsa bahsedilen değerlere uygun yolu göstermesini bilmektedir. İnsanı bütünleyen saygı Bütün bunların temelinde hayat kültürü açısından kararlı ve istekli bir seçim yatmaktadır. Kürtajın reddi, insan saygınlığına saldıran herşeyin ortadan kaldırılması ile desteklenmelidir. İlk başta anlattığımız sert karar (kürtaj korkunç bir suçtur) alınmadan önce II. Vatikan Konsili, yeryüzünde insanların durumunu göz önüne alarak şunları belirtmişti: "- Adam öldürme, soykırım, kürtaj ve intihar gibi hayatın kendisine kasteden her şey; — Sakatlama, vücut ve akla işkence ve ruh derinliğine yönelik tüm saldırılar; — İnsanlık dışı hayat şartları, kanunsuz hapis, sürgün etme, kölelik, fahişelik, kadın ve genç pazarı, işçilerin para kazanma aleti olarak görüldüğü kötü çalışma şartları gibi insan saygınlığını yaralayan her şey; Bütün bunlar ve benzerleri utanç vericidir. İnsan uygarlığını yaralarken, bunlara katlananlardan çok, böyle davrananları ve Yaratıcı'nın onurunu zedelerler. (Gaudium et Spes 27)" |