Sayfa 1


ARAF

I
Araf'ta bulunan ruhların durumu. Her türlü öz saygıdan ne kadar uzak bir halde oldukları.
Anladığım kadarıyla Araf'ta bulunan ruhlar, bu ıstırap yerinde kalmaktan başka ne herhangi bir şey isteyebilir ne bir şey dileyebilirler. Çünkü onlar Tanrı adaletinin bir haksever buyruğu ile orada bulunduklarını bilirler.
Araf’taki ruhların kendi geçmişlerinin muhasebesini yapmaları imkansızdır. Şöyle ki: Falan filan günahı işlemiş olduğumdan burada olmayı hak ettim, ya da bu günahları işlememiş olmayı isterdim, çünkü buradan sonra Cennet'e gideceğim gibi düşünceleri akıllarına getiremezler. Derin bir şekilde Tanrı'ya dalmış olduklarından, çektikleri acıları arttırabilecek ne kendileri hakkında, ne de başkaları hakkında ne kötü ne de iyi bir şey düşünebilirler.
Araf’taki ruhlar kendilerini, kendilerinde dilediği her şeyi, dilediği biçimde yerine getiren Tanrı düzeni içinde görmekten öylesine büyük bir mutluluk duyarlar ki, acılarını arttırabilecek herhangi bir düşünce akıllarına gelemez. Onlar sadece Araf'ı Tanrı'ya götüren bir yol haline sokan, insana karşı gösterdiği sözle anlatılamaz Tanrı iyiliğini ve merhametini seyretmekle meşguldürler. Kendi çıkarlarını ilgilendiren iyilikler ya da acı çekme konularına gelince, onlara dikkatlerini vermeleri kesinlikle imkansızdır. Çünkü eğer dikkatlerini onlara verebilselerdi, o zaman da saf sevgi içinde olamazlardı.
Günahları yüzünden bu acıları çektiklerini bile göz önüne alabilecek durumda değildirler. Böylesi bir düşünceyi akıllarında tutamazlar. Çünkü bu etken bir kusur oluşturur. Onun için artık günahın işlenemeyeceği bu yerde de böyle bir şey söz konusu olamaz.
Bu dünyadan öteki dünyaya geçerken bir kez olmak üzere Araf'ta ne için bulunduklarını görürler. Ama ondan sonra, Araf'a gelme nedenlerini bir daha göremezler. Çünkü böylesi bir görünüm özsaygının bir sonucu olacaktır. Araf'ta özsaygıları olamayacağından, bu imkansızdır.
Sürekli bir sevgi düzeni içinde olduklarından, bundan böyle bir kusur işlemeyecek bir güçsüzlük içinde olacaklardır. Saf sevgiyi safça arzulamaktan başka ne bir şey isteyebilir ne de bir şey dileyebilirler. Bu Araf ateşinde Tanrısal düzenin saf sevgisi içinde bulunurlar. Buradan hiçbir şekilde uzaklaşamazlar. Dolayısıyla burada edimsel olarak günah işlemek ne kadar imkansızsa, yararlı işler yapmak da o kadar imkansızdır.