Sayfa 1

On Emir 

Giriş

Pazar günleri her vaazın başında kısaca "On Emir"den bahsedip, bu kısa düşünceleri sundum. Tanrı sevgi için insanı yarattı ve bu on söz ile onun hayatını düzenleyip yönetmeye devam etmektedir. Bu Tanrı sözleri bilgelik ve lütuftur; ayrıca bu sözler insanın yüreğindeki huzuru ve toplum içerisindeki uyumu geliştiren bir armağandır. Bu sözler unutulduğunda yada uygulanmadığında büyük sorunlar ve tüm insanlık için yüzyıllar boyunca süren acılar doğar. Bu yüzden Tanrı’nın bu on sözünü düşünmeye ve onlara önem vermeye yardım etmeyi arzu etmiştim.

P. Vigilio Covi

 

"Tanrı şöyle konuştu:

‘Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.

Benden başka tanrın olmayacak.

Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben , Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı’yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü dördüncü kuşaklardan sorarım. Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.

Tanrın RAB’bin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.

Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB’be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü ben RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü’nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.

Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB’bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.

Adam öldürmeyeceksin.

Zina etmeyeceksin.

Çalmayacaksın.

Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.

Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.’" (Çıkış 20,1-17)

1. Bu kitapçık aracılığıyla kolay ve kısa bir şekilde On Emri inceleyeceğiz. Amacım, ya cemaatinizde düzenlenmiş dini toplantılara katılmanızı, ya da, en azından, Kilisenin Din ve Ahlak İlkelerini okuyarak, daha derin bilgi alma isteğinizi uyandırmaktır!

Zengin bir adam İsa’ya koşup, ebedi hayata kavuşmak için ne yapması gerektiğini sorduğunda, Rab İsa, cevap vermeden önce, adama ilk olarak: "Tanrı’nın emirlerini biliyorsun: ‘Adam öldürme, zina etme, hırsızlık yapma, yalan yere tanıklık etme, kimsenin hakkını yeme, annene babana saygı göster." (Mk 10,19) dedi. Olumlu cevap aldıktan sonra, İsa büyük ve özel bir sevgiyle ona bakıp, aslında hepimizin bildiği teklifi yaptı. Her şeyden önce Rab İsa, o adama, herkesin ve tüm halkın yaşamını düzenleyen hikmetli Emirleri hatırlattı. Bu Emirler, önemlidir ve bizi İsa’nın daha derine inen sözlerini kabul edebilmeye hazırlarlar. Rab İsa bir kişiyi ancak ve ancak, onun Tanrı’nın bu emirlerine itaat etme isteğini yokladıktan sonra, ardından çağırır! Bu yüzden On emri yerine getirmek, İncil’i kabul etmek için gereken hazırlıktır. Gerçekten de, herkesi günahlarını itiraf etmeye davet eden Vaftizci Yahya’ya itaat edenler, Mesih İsa’yı daha kolayca kabul ettiler!

2. Kolayca düşünüyoruz ki, kendimizi tam doğru sayabilmek ve vicdanımızın rahat olabilmesi için sevgi ile ilgili iki emri, yani "Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün gücünle sev" ve "Komşunu kendin kadar sev" emirlerini yerine getirmek yeterlidir. Gerçekten de bunları yaşayan, Tanrı’nın Hükümdarlığına yakındır! İsa kendisi de, şunu söylemiştir: "Kutsal Yasa'nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır". Ama Tanrı’yı ve komşuyu sevmek ne demektir? Onları gerçekten seviyor muyuz? Bazen severken Tanrı’dan veya kardeşlerimizden karşılık beklemiyor muyuz? Yaşamımızdaki bazı konularda kendi istediğimize göre davranmakta haklı olduğumuza o kadar emin oluyoruz ki öyle de davranıyoruz, ama bunun, Tanrı’nın arzusu olup olmadığını düşünüyor muyuz? Kişisel yaşamımızın, aile ve sosyal yaşamımızın her çeşit ilişkilerini ve durumlarını Tanrı’ya ve kardeşlere olan sevgi ile yaşayabilmek için, bize yaşamın en önemli yönlerini hatırlatan bir liste elbette faydalıdır. İşte "On Emir": Tanrı’nın ışığıyla yaşamımızın değişik yönlerini aydınlatmak için bir listedir. Onlar Tanrı’nın parmağı tarafından bir taş levha üzerine yazıldılar; bu somut ifade, hiç kimse tarafından silinemeyen bu on sözün büyüklüğünü ve önemini belirtmektedir. Bu emirler Kutsal Kitabın birçok yerinde karşımıza çıkarlar, ama özellikle Çıkış Kitabında İsrail Oğullarının çölden geçişi anlatılırken detaylı olarak aktarılmaktadır. Orada halk putları terk etmeye ve Tanrı’sına âşık olmaya hazırlanmalıydı. Putlar insanın, Tanrı hakkında, kendi aklında yarattığı ve kendi yüreğini bağladığı imajlar olabilirler: sürekli olarak egoist içgüdülerimiz tarafından ayartılıyoruz, bu yüzden her zaman istediğimizi yapmamıza izin verecek bir ‘tanrı-putu’ kolayca imgelemeye ve ona kalbimizi vermeye hazırız. Bu tehlikeye karşı işte "On Emir" (Çıkış 20, 1-17) önümüzdedir! Bunlar bizi aldatan akıl yürütmelerimiz ve hayallerimizden bizi koruyan, hatta başka halkları kıskandıran (Yasanın Tekrarı 4,8) hikmetli bir öğretinin özüdür. On Emir, bize Tanrı’yı ve kardeşleri sevmeyi öğreten ve yardım eden on konudur!

3. On Emir, Eski Ahitten geldiği şekilde, harfi harfine uygulanırsa, egoizmimizden etkilenmiş şahsi fikirlere ve yorumlara fırsat verebilir. İsa bunun farkına vardı, bu yüzden öğretiminin bir kısmını bu hataları düzeltmeye ve On Emri gökten üzerine inmiş olan Kutsal Ruh’un ışığında tanıtmaya adadı. Matta İncil’inde okuduğumuz dağdaki vaazında İsa yedi kere şöyle demiştir: "Ama ben size diyorum ki..." (Mt 5,20...) O sayfalarda "On Emri" teker teker ele alarak İsa, onları harfi harfine değil, tersine ilk basamak olarak almak gerektiğini bize gösterdi; yani Peder’in bize bağışladığı sevgiyi geliştirmek için, ilk basamakmış gibi, onlardan başlamamız gerekmektedir. İsa, Peder’e itaatin, içimizde bir zorlama duygusu yaratmadığını, aklımız ve yüreğimizle en güzel ve en derin enerjilerimizi geliştirmemize yardım ettiğini öğretmektedir. On Emri okurken bunların gerçek açıklayıcısının İsa olduğunu ve sadece O’nun Ruh’u ışığında onları anlayabileceğimizi ve yaşayabileceğimizi unutmamalıyız. Bu emirler kaprisli bir Tanrı’nın verdiği ve kendini bize zoraki kabul ettirmek isteyen bir Tanrı’nın soğuk kuralları değildir. Onlar bizi mutsuzluğa götüren ve diğer oğullarını acı çektiren yollara koyulmamızı istemeyen sevgi dolu Babanın sözleridir.

4. Musa dua etmek için, sessizlikte Tanrı'yla karşılaşmak için, dağa çıktı. Orada halkın yaşamını yönetecek kuralları aldı. O ana kadar halk sadece, her insanın yüreğinde yazılmış yasayı izleyebiliyordu. Yüreğin yasası, birçok noktada Tanrı'nın, taş levhaları üzerinde yazdığı yasayla uyuşur. O zaman neden Tanrı yazılmış bu yasayı verdi? Gerekiyor muydu? Evet, gerekiyordu, çünkü yüreğimizin ve vicdanımızın 'söylediklerine' kolayca önem vermiyoruz, ya da onları yanlış bir şekilde anlıyoruz. Vicdanımızı susturmak da çok kolaydır. Çünkü bencilliğimizin önünde vicdanımız zayıf kalır. Vicdanın sesini doğrulayan, dışardan gelen bir söz büyük bir yardımdır, bir destektir. Ayrıca tüm insanlar vicdanın sesini aynı zamanda ve aynı şekilde sezmezler. Bu yüzden bir halk için, resmen ilan edilmiş bir yasa gereklidir: bu şekilde halkın her üyesinin yaşamı yöneltilmiş olur ve bütün üyeler birlik içerisinde buna itaat ederler . On Emir'in her şey olmadığını da tekrar hatırlatalım: Emirlere itaat etmek insana yetmez. Onlara itaat edenlerin yaşamlarında hala bir boşluk kalabilir. İsa'ya koşan zengin adam da, bu boşluğu hissediyordu. Emirleri yaşamak sadece bir hazırlıktır: Rab ile karşılaşmaya bir hazırlıktır. Kuşkusuz Rab, Zakay ile ve sonra da tarihte birçokları ile olduğu gibi, emirleri yerine getirmeyenlerle de karşılaşabilir. Fakat bilinçli olarak Rab İsa'yla karşılaşmak isteyen, O'nun gösterdiği yol dışında O'nunla karşılaşmaya çalışmamalıdır. Böyle davranırsa, Tanrı'yı sınamış olur ve kendi gururu İsa'nın yaklaşmasına engel olur. Kral Hirodes aynı şekilde davrandı: İsa'yı görmek istiyordu, fakat bunu, çok iyi bildiği ama küçümsediği emirlere uymadan, yapmak istiyordu.

5. On Emir’in sıralanması bir giriş cümlesiyle başlar. "Seni Mısır’dan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim". Genelde biz bu cümlenin ilk bölümünü söylüyoruz ve bu yeterli olabiliyor. Tanrı "emirlerini", daha doğrusu, kullanılmış İbranice kelimesine göre, "hikmetli sözlerini" vermeden önce kendini tanıtmaktadır. O Tanrı’dır, sevgisini daha önce tecrübe ettiğimiz Tanrı’dır. O, halkı kölelikten kurtararak onlara en büyük armağanı yaptı, onlara özgürlüğü verdi. O halde Tanrı’nın arzusu ve isteği de bu yöndedir. Halkın özgürlük yolunda ilerleyebilmesi için ve daha derin bir sevince ulaşabilmesi için onlara hikmetli tavsiyelerini vermektedir. O halde emirler gerçek bir Tanrı’dan gelmektedir, bizi seven bir Tanrı’dan; O, firavun gibi kendi kazançlarını düşünerek emir veren bazıları gibi değildir. Ben senin Tanrınım: "Ben seninle ilgileniyorum, seni seviyorum ve gerçek iyiliğini istiyorum. Kendi kazancım yok, tek istediğim senin iyiliğin ve senin yaşamının doluluğuna ulaşmandır. Ben sana özgürlüğü verdim ve asla seni hiçbir şekilde zorlamak istemem, fakat aynı zamanda aldatılmaman ve Mısır köleliğinden daha kötü köleliklere düşmemen için sana kurallar veriyorum. Duyacağın bu On Söz, Benden, sevgimden ve hikmetimden gelmektedir; Onları değersiz görme, yok sayma, saklama, tersine onları daima yaşa, hem hiç kimsenin seni görmediği zamanlarda, hem de sosyal yaşamda sorumluluk taşıdığın zamanlarda, kısacası her durumda onları yaşa... Öğretilerime olan itaatin sayesinde sosyal yaşam mutlaka zenginleşecek ve düzelecektir".