Sayfa 1

İnsani Kötülük

 

İçimizde kök salmış gururun en belirgin işareti yeterince alçakgönüllü olduğumuzu kastettiğimizdir (Law)

Seven kişi sevgilisine acı veriyorsa – geçmiş bölümdeki örneklerde olduğu gibi – bunun tek bir mazereti olabilir bu da sevgiliyi tamamen  sevgiye değer kılma çabasıdır. Biz insanlar için böyle büyük çapta, böyle bir değişime neden ihtiyaç duyulacaktı. Hıristiyanlığın cevabı – ki biz özgür irademizi çok kötü olmak için kullandık – bu kadar çok bilindik ki neredeyse hiç anmaya bile gerek yok. Fakat bu öğretiyi çağdaş insanların ve çağdaş Hıristiyanların kafalarında yaşatmak çok zordur. Havariler vaaz verirken, uluslardan olan (putperestler) dinleyiciler zaten ilahi öfkeye layık olduklarının bilincindeydiler. Bu bilinci tatmin etmek için, putperest Misteriyenler (gizemler) vardı; epiküriyen felsefesi insanı ,ebedi ceza korkusundan kurtarmak için hak iddia etti. Bu temele dayanarak İncil gerçekten bir müjde olarak algılanabildi. İncil, kendi ölümcül hastalığını bilen insanlara şifanın varlığı haberini verdi.

Fakat artık her şey değişti. Bugün Hıristiyanlık, terapi için ilgi bekleyemez, önce bir teşhis konmalıdır ve bu teşhis esasen çok kötü bir haberdir. Bu ilgi beklentisizliğinin başlıca iki nedeni vardır. – Birincisi, yaklaşık bir yüzyıldan beri tek bir meziyet üzerinde yoğunlaşmış durumdayız: ‘iyilik’ veya ‘merhamet’. Öyle ki ‘merhamet’ten başka iyilik, vahşetten başka kötülük yok diye  kabullenmişizdir çoğumuz. Ahlakın gelişiminde böyle bir dar görüşlülük olağanüstü bir şey değil; başka çağların da tercih edilen meziyetleri ve tuhaf anlayışsızlıkları vardı. Varsın bir meziyet öbürlerinin sırtından geçinsin, o zaman gerçekten merhametten başka bir meziyetin daha çok hakkı yok – her Hıristiyan nefret ile vahşete yönelik her gizli propagandayı reddetmelidir, öyle ki bu tür propagandalar merhamete ‘insanlık saçmalığı’ ve ‘santimantalite’ gibi başka adlar vererek merhameti dünya üzerinden silmeyi düşünüyorlar.

Çetin olan, merhamet öyle bir sıfat ki uğursuz bir rahatlıkla tatminsiz bir neden ile bile benimseyebiliyoruz. İnsanın kendisini kızdıran bir şey  yoksa, o anda herkes merhamet duyuyor. Böylece bir insan, gerçekten hiçbir zaman başkası için en küçük fedakarlık bile yapmamış olduğu halde ‘ben iyi birisiyim’ ve ‘karıncayı bile incitmem’ diyerek kötü adetlerin üzerinde durmayıp bununla kendini rahatlatıyor. Biz merhametli olmayı düşünüyoruz, halbuki yalnızca rahat durumdayız; bu nedenle özdenetimli, iffetli veya alçakgönüllü olduğumuzu düşünmek bize bu kadar kolay gelmiyor.

İkinci neden, psikanalizin kamuoyuna etkisidir, özellikle bilinç altına itme ve ket vurma öğretileridir. Bu öğretinin gerçek manası ne olursa olsun: çoğu insanda oluşan fikir şudur ki bir şeyden dolayı utanç duymak tehlikeli ve zarar vericidir. Tabiatın kendisi ve neredeyse bütün insanlığın gelenekleri bunu korkaklık, iffetsizlik yanlışlık ve kıskançlık ile bağladığı o çekingenliği ve o gizlilik arzusunu yenmek için çabaladık. ‘Her şeyi serbestçe konuşmaya’ davet ediliyoruz – fakat hiç de kendimizi alçaltmak için değil, aksine bazı ‘şeylerin’ olağan olduğundan ve bizim bunlardan dolayı utanç duymamız gerekmediğindendir.

Halbuki utanç anında duyduğumuz vicdan azabı kesinlikle doğru olmalıdır – yoksa Hıristiyanlık tamamen yanlış olurdu. Putperest toplumlar bile genellikle ‘utançsızlığı’ en düşük nokta saydı. Utancı yok etme denemesiyle insan ruhunun bir koruma duvarını çökertiyoruz. Akla aykırı bir şekilde yaptığımızla coşuyoruz – tıpkı Truvalıların duvarlarını çökertip atı şehir içine çektiklerinde duydukları coşku gibi. Olabildiğince çabuk duvarları yeniden inşa etmekten başka bir  alternatif bana göre yoktur. İkiyüzlülüğü yok etmek için ikiyüzlülüğün teşvikini (utanç) yok etme isteği çılgınlıktır. Artık hiç utanç duymayacak kadar alçalmış kişilerin açık sözlülüğü çok ucuz bir açık sözlülüktür.

Günahın eski manasının yeniden bulunuşu Hıristiyanlık için önemlidir. Mesih İsa için şüphesiz insan günahkardır. İnsanlığı kurtarmaya geldiği dünyaya ait olmamıza rağmen İsa’nın fikrini gerçekten doğru bulmadıkça, onun sözlerini yönelttiği dinleyicileri sayılamayız. Kastettiği şeyi anlamak için ilk şarttan yoksunuz. Ve bu şarttan – günahkar bilinci – yoksun insanlar Hıristiyan olmaya çalışıyorsa neredeyse otomatik olarak Allah’a karşı bir tür öfke oluşur, öyle ki Allah her zaman imkansız olanı emrediyor ve her zaman anlaşılamayan bir şeylere öfkeleniyor. Ölüm döşeğinde papazın pişmanlık çağrısına ‘O’na ne yapmışım’ cevabını veren çiftçiye çoğumuz zaman zaman gizlice sempati duyuyoruz.

Can alıcı nokta budur! Allah’a karşı yaptığımız en kötü şey onu kendi haline bırakmamızdır – neden o bize bir lütufta bulunup aynı şey yapmıyor? Neden yaşamak ve yaşatmak değil (kendi haline bırakmak)? Neden tüm varlıklar arasında tek onun mesleği ‘öfkeli’ olmaktır? Halbuki kendisi için iyi olmak bu kadar kolay ki!

Bir insanın kendini gerçekten suçlu hissettiği an çok nadirdir, Allah’a tüm küfürler hemen yok oluyor. Bizim duygumuz şöyle olabilir ‘insanın zayıflığından kaynaklı bir çok şey affedilebilir ancak biri hariç: yaptığımız fakat arkadaşlarımızın hiç birinin yapamayacağı kadar adi ve iğrenç eylem, öyle ki X gibi küçük ve kurnaz bir herif bile bundan utanç duyardı ve biz ne pahasına olursa olsun bunun kesinlikle kamuoyuna yansıtılmasını istemeyiz.’ Öyle anlarda gerçekten biliyoruz ki bu tür eylemde kendini gösteren karakterimiz, varsa insan üstü varlıklar ve bütün iyi insanlar için nefrete değerdir ve nefrete değer olmalıdır. ‘Buna’ amansız bir nefret ile bakmayan bir tanrı iyi olmazdı. Böyle bir tanrıyı kendimiz için isteyemiyoruz bile. Bu, bütün dünyadaki burunları yok edip yeni biçilmiş kuru otun, denizin ve gülün kokusundan mahrum kalmayı nefesinin kokmasına bağlamak gibi bir şeydir.

Yalnız kötü olduğumuzu söyledikçe, Allah’ın öfkesi barbar bir öğreti gözüküyor; kendi kötülüğümüzü algıladıkça, kaçınılmaz bir şey, Allah’ın iyiliğinin doğal gölge olayı gözüküyor. Bu nedenle Hıristiyan imanının gerçek bir anlayışı için tarif edildiği anda  bize geldiği anlayış her zaman yeniden canlandırılmalıdır; gerçekten affedilmez kötülük her zaman yeni olan maskeler arkasında aranmalıdır.

Bu tabi ki yeni bir öğreti değildir. Bu metin için özel bir mükemmellik hedef tutulmuyor. Ben sadece, ahmak cennetinden ve hayalden  ilk adım atmak için okuyucumu (ve daha çok kendimi) iletişim köprüsü üzerine çıkarmaya çalışıyorum. Fakat hayal bu çağdaş zamanda o kadar güçlü oldu ki; gerçek hakikati daha az inanılmaz gözükmek için birkaç düşünce eklemeliyim.