Sayfa 62

BÖLÜM 13

BATI BABALARI - A

 

HİLARİUS (POİTİER’Lİ)

(315 -367)

Aziz Hilarius’ un ilk yılları hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Bütün bildiğimiz, 350 yılına doğru vaftiz edildiği ve kısa bir süre sonra da Poitiers episkoposu olduğudur. imparator Konstantinus’ a yaranmak için, Episkopos Saturninus bütün Galya Kilise’sine Ariyanizm kabul ettirmek istiyordu. Hilarius tereddüt etmeksizin kavgada yer aldı ve savunmayı örgütledi. Hilarius’ a "Batı’nın Athanasius’ u" adının verilmesinin nedeni budur. 356 yılında yapılan Beziers ariyan konsilinde Hilarius, Athanasius’ un savaşını savunur. Bu olay onun 5 yıl süreyle Phrygya’ ya (Türkiye’ - de bugünkü Afyon bölgesi) sürgün edilmesine sebep olur. Bu sürgün sırasında Hilarius Yunanlı Kilise Babalarını inceler ve baş yapıtı olan "Kutsal Üçlü-Birlik" hakkındaki kitabını yazar. Hilarius, İznik konsilini gerçek olarak bu Phrygya sürgünü sırasında keşfeder. Doğulu ariyanlar imparatordan Hilarius’ u memleketine gönder-mesini isterler. Hilarius, yumuşaklık ve tatlılıkla Poitiers’ deki diyosezine birlik ve düzen getirmeye çalışmıştır; bütün zamanını halkının eğitilmesine vermiştir. 367-368 de Poitiers’ de ölmüştür.

Eserleri: Hilarius bir sanatkar gibi yazmaktadır. Sözünün Yaratana güzel bir şükran ifadesi olmasını ister. Üslubu güzeldir, özenli bir Latincesi vardır: Matta’ ya Göre İncil’in Yorumu; Valencius ve Ursacius’ a Karşı Kitap; Üçlü-Birlik Üstüne Kitap, 12 cilt (bu, Hilarius’ un baş yapıtıdır). Kutsal Üçlü Birlik Üzerinde uzun ve derin bir düşünce olan bu eserinde Hilarius ibadet üzerinde durmaktadır. "Dua etmek gerekir, aramak gerekir, bulmak gerekir". Sinod’ lar Hakkında: Galya Episkoposlarına çeşitli iman formüllerini açıklayan bir kitaptır; Mezmur’ lar Üstüne Kitap; Gizemler Üstüne Kitap: Eski Ahit’teki olaylarda veya kişilerde Mesih’in simgesel figürleri.

Augustinus’ dan önce en büyük Latin ilahiyatçısı Hilarius olmuştur. Doğu ile Batı arasında bir köprüdür. Athanasius’ un ve İznik konsilinin savunucusu olmuştur. Hilarius sürekli olarak Kiliselerin birliğini sağlamaya çalışmış bir adamdır.

 

(Hilarius, Mezmur 64, 14)

Olağan 25. Cumartesi

Vaftiz aracılığındaki yeni doğuşla, Kutsal Ruh’un bağışlarını yaşıyor Mesih ‘in bedeni de iletişim ku­ruyoruz.

"Tanrı’nın ırmakları su doludur, sen ekinleri insanlar için hazırlarsın. Böylece toprağı da hazırlamış olursun" (Mezm. 64,10). Irmak simgesi açıktır. Nitekim Peygamber şöyle der: "Bir ırmak sularıyla, Tanrı’nın kentini neşelendirir" (Mezm. 45,5). Rabbin kendisi de İncil’de: "Benim vereceğim su, içinde sonsuz yaşam için fışkıran bir su kaynağı olacak" (Yuh. 4, 14) der ve ekler: "Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin içinden diri su ırmakları akacaktır. Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili söylüyordu" (Yuh. 7,38-39). O halde Tanrı’nın bu ırmağı su ile doludur. Nitekim Kutsal Ruh’un bağışları ile sele kapılmış gibiyiz. Tanrı’nın suları ile dolup taşan o ırmak kaynağından bizlere akıyor. Gıdamız bile hazır. Nedir bu gıda? Hiç kuşkusuz bizi Tanrı’nın sonsuz yaşamını paylaşmaya hazırlayan gıdadır. Komünyon da aldığımız kutsal bedenidir. Bu komünyon ise bizleri kutsal vücuda, yani muzaffer Kilise’ye hazırlar. Nitekim, "Sen ekinleri hazırlarsın insanlar için. Böylece toprağı da hazırlamış olursun" diyen sözü geçen Mezmur buna değinir. Çünkü o gıda ile salt şimdiki zamanda kurtarılmış olmuyoruz, gelecek için de hazırlanmış bulunuyoruz.

kutsal gizemi ile yeniden doğduğumuzda ve içimizde Kutsal Ruh’un bağışlarını önceden tattığımızda, gizlerin bilgisi, açıkla­manın bilimi, bilgeliğin sözü, umudun sağlamlığı, iyileşmenin karizmaları ve şeytan üzerinde güçle büyük bir sevinç duymaktayız. Tüm bunlar damla damla içimize süzülür ve ilk baştan yavaş yavaş başlayarak çeşitli meyveler üretir.

 

(Hilarius, Mezmur 123, 1-3)

Paskalya Hazırlık, 2. Perşembe

Gelin, çocuklar, beni dinleyin, size Rabden korkmayı öğreteceğim.

"Ne mutlu Rabden korkan ve onun yollarında yürüyen insana (Mezm. 127, 1). Kutsal Kitap’ta Rab korkusundan söz edildiğinde her defasında tek başına bulunmadığına (sanki bizler için inancın bütünlüğüne yeterliymiş gibi), fakat başkaca birçok değerlerin de ona eklendiğine ya da ondan önce konulduğuna dikkat etmek gerekiyor.

Bunlardan Tanrı korkusunun özü ve kusursuzluğu anlaşılmaktadır, Süleyman’ın Mesellerinden bildiğimiz gibi: "Eğer idraki çağırırsan ve anlayışa sesini yükseltirsen, eğer gümüş arar gibi onu ararsan ve defineler araştırır gibi onu araştırırsan, Rab korkusunu o zaman anlarsın" (Meseller 2,34).

Bundan Tanrı korkusuna kaç kademeden varıldığını görürüz.

11 km, bilgelik bağışını istedikten sonra, derinleştirmenin tüm görevini anlık nimetine vermek, onunla bilgeliği aramak ve araştırmak gerekiyor. Salt o zaman Rabbin korkusu anlaşılabilecektir. Hiç kuşkusuz insanların olağan uslamlamak şekli korku konusunda böylesine işlemez.

Nitekim korku, insansal güçsüzlüğün başına gelmesini istemediğinin acısını çekmekten duyduğu endişe sayılır. Bu tür bir korku bizde suçun vicdan azabında, daha güçlü olanın hakkı karşısında veya daha güçlü olanın saldırısında, bir hastalıktan dolayı, vahşi bir hayvanla karşı karşıya gelindiğinde veya sonunda herhangi bir rahatsızlığın acısında ortaya çıkar.

Burada öğretilen korku bu değildir, çünkü o doğal güçsüzlükten kaynaklanır.

Bu korku çizgisinde korkulacak olan şey, hiç bir şekilde öğrenilebilen bir konu ya da nesne değildir. Çünkü korkulacak şeyler korkuyu kendiliklerinden yaratırlar.

Oysa ki Rab korkusu hakkında şöyle yazılmıştır: "Gelin, çocuklar, beni dinleyin; size Rabden korkmayı öğreteceğim" (Mezm. 33, 12). O halde Rab korkusu öğretildiği için öğreniliyor.. Bu tür korku doğal ve birden duyulan korkuda varolmuyor, bir öğreti olarak bildirilen bir gerçektir. Doğanın titremelerinden kaynaklanmıyor, emirlere boyun eğmekle, günahsız bir yaşamın çalışmaları ve gerçeğin bilgisi ile öğrenilir.

Kanımızca Tanrı korkusu tümden sevgidedir ve kusursuz sevgi bu korkuyu kusursuz hale getirir. Tanrı’ya karşı duyduğumuz sevginin görevi uyarılarına kulak vermek, emirlerine itaat etmek ve verdiği söze güvenmektir.

O halde Kutsal Kitap’ a kulak verelim: "Şimdi, ey İsrail, Allah’ın Rabden korkmaktan, onun bütün yollarında yürümekten, onu sevmekten ve bütün yüreğinle ve bütün canınla Allah’ın Rabbe hizmet etmekten, bugün sana iyiliğin için sana emretmekte olduğum Rabbin emirlerini ve kanunlarını tutmaktan başka, Allah’ın Rab senden ne istiyor?" (Tesniye 10, 12-13).

Rabbin yolları çoktur, her ne kadar yol kendisi ise de. Oysa kendisinden söz ettiğinde kendine yol der ve bu adlandırmanın nedenlerini açıklar: "Çünkü benim aracılığım olmadan Peder’e kimse gelemez" (Yuh. 14, 6).

O halde olağan birçok yolun sorunu öne atılmalı ve birçok unsurlar üzerinde düşünülmeli ki, birçok nedenlerle aydınlanarak, bize uygun olan ve sonsuz yaşama ulaşan tek yolu bulabilelim.

Çünkü Yasa’da yollar var, Peygamberler’ de yollar var, İncil’de yollar var, Havariler’ de ve öğretmenlerin çeşitli yapıtlarında da yollar vardır. Ne mutlu Tanrı korkusu ile o yollarda yürüyenlere!

 

(Hilarius, Mezmur 132).

Olağan 4. Pazartesi

Tek bir beden oluşturmak için bizler tek bir Ruh’ta vaftiz olduk; hepimiz tek bir Ruh tarafından içirildik.

Ne iyidir, ne tatlıdır hep birlikte kardeşçe yaşamak" (Mezm. 132, 1). Çünkü kardeşçe birlikte yaşadıklarında Kilise’nin topluluğunda bir araya gelirler, sevgide ve tek bir istekte iyi geçinirler.

Havarilerin vaazların başlangıçlarında bu kuralın çok hissedildiğini ve çok uygulandığını okuyoruz. Nitekim şöyle deniliyor: "İnananların topluluğu yürekte ve düşüncede birdi" (H. İş. 4,32). Gerçekten Tanrı’nın halkına tek bir Peder’de kardeş olduğunu hissetmek, tek bir Ruh’ta tek bir şey olmayı hissetmek, aynı evde uyum içinde yaşamak ve bir bedenin uzuvları olmak uygun düşüyor.

Kardeş gibi bir arada oturmak gerçekten güzel ve tat vericidir. Peygamber, bu huzurlu sevincin örneğini bu şekilde sunuyor "Başa serpilen değerli koku gibidir, sakal üzerine, Harun’un sakalı üzerine akan ve giysilerinin yakasına dek inen merhem gibidir" (Mezm. 132, 2). Harun’un kahinlik kutsaması için kullanılan merhem çeşitli kokularla hazırlandı. Tanrı bu kutsamanın özellikle kahini için yapılmasına hoşnut kaldı ve Rabbimizin de, "arkadaşlarına yeğleyerek" (Mezm. 44,8), görünmez şekilde yağla ovulmasını istedi. Bu kutsal yağ sürme dünyasal değildir. Krallara yapıldığı gibi kokulu yağ ile dolu bir kase ile değil, "sevinç yağıyla" (Mezm. 44,8) ovuldu. Bunun içindir ki Harun, Yasa gereğince "meshedilmiş" adını almıştır.

O halde nasıl ki, bu yağ kime sürülürse sürülsün iğrenç ruhları yüreklerden kovuyorsa, aynı şekilde biz, Tanrı’ya gerçekten hoş gelen sevgi ovmasının aracılığı ile, Havari’nin deyimi ile: "Biz Mesih’in güzel kokusuyuz" (II. Kor. 2, 15). Biz uyuşmayı yayıyoruz. Nasıl ki bu merhem, ilk kahin olan Harun’da Tanrı’ya hoş geldiyse, aynı şekilde kardeşlerin birlikte yaşamaları güzel ve neşe vericidir. Fakat merhem baştan sakala süzülüyor ve sakal erkeklik yaşının süsüdür. Bunun içindir ki, bizim Mesih’te çocuk gibi olmamız gereklidir. Çünkü anlatıldığı kadarıyla, biz kötülükten yoksun olduğumuzdan dolayı çocuğuz; oysa akılda ve bilgelikte yetişkiniz. Havari tüm inançsızlara çocuk der; çünkü katı gıda alamadıklarından, halen süte gereksinimleri vardır ve Havari’nin dediği gibi:

"Size süt verdim, katı yiyecek değil. Çünkü henüz katı yiyeceği yiyemiyorsunuz. Şimdi bile yiyemezsiniz (1. Kor. 3,2). Biz ise yetişkin olmalıyız.

 

(Hilarius, Kutsal Üçlü Birlik üstüne. 1, 37-38)

13 Ocak, Aziz Hilarius Bayramı

Öğretinin incelenmesi biz seni tanımaya ve tadını anlamaya hazırlar ve inanca baş eğmemiz, bizi doğal bilginin üzerine yükseltir.

Ey Tanrı, çok güçlü Peder, her sözümün, her duygumun seni ifade edebilmesi için, yaşamımın başlıca amacı olman gerekiyor. Bunun bilincindeyim.

Bana vermiş olduğun konuşma yeteneğinin en arzu edilecek ödülü, seni tanıtmakla sana hizmet etmektir ve seni tanımayan bu dünyaya ya da seni inkar eden sapkına Peder yani Tek doğumlu Oğlunun Pederi olduğunu göstermektir.

Amacım yalnızca budur. Gerisi için yardımın ve merhametinin bağışını dilemek gerekiyor ki, Ruh’unun esintisi ile, inancımızın ve övgümüzün yelkenlerini şişirip, amaçlanan bildirinin yolunda bizleri yönetebilesin. Bize: "Dileyin, size verilecek; arayın, bula­caksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır" (Mt. 7,7) diye söz veren, sözünden caymış değildir. O zaman yoksul olan bizler, yoksun olduğumuz şeyleri senden isteyeceğiz. Peygamberlerinin ve Havarilerinin sözlerini inatçı bir çaba ile inceleyeceğiz ve gerçeğin tanınmasını engelleyen tüm kapıları çalacağız. Fakat duamızın amacını bağışlamak, isteklerimizi karşılamak ve kapıyı açmak sana bağlıdır.

İnsanın doğası acayip bir tembelliğin tutsağıdır ve aklımızın güçsüzlüğü yüzünden seninle ilgili olanları anlayamıyoruz. Oysa ki, öğretilerinin incelemesi bizi tanrısallığını idrak etmek durumuna getiriyor ve insanca baş eğmemiz, bizi doğal bilginin üzerine yükseltiyor. Bizler için heyecan konusu olan bu uğraşın başlangıcına hız vermeni, artan bir başarı ile sağlamlaştırmanı, Peygam­berlerin ve Havarilerin ruhuna katılması için çağrıda bulunmanı bekliyoruz ki, sözlerini telaffuz ettikleri anlamla anlayabilelim ve bu anlamı yorumlayabilelim.

Nitekim esinlemen ile vaaz ettiklerinden söz edeceğiz. Yani seni, Sonsuz Tanrı’yı, Sonsuz ve Tek doğumlu Oğlu’nun Peder’ini ilan edeceğiz. Ezelden beri senden çıkan, putperest Tanrıların arasında yeri olmayan tek Rabbimiz İsa Mesih’e tanıklık edeceğiz. O, tek Tanrı olan senin tarafından türetildi, başka bir tözden değil. Gerçekten Tanrı olanın, gerçekten Tanrı ve Peder olan senden doğmuş olanın olduğuna inanacağız. O halde sözlerinin gerçek anlamını bize açıkla ve sözün etkinliğini, gerçek inancı anlayabilmemiz için aydınlat ki, inandığımızı ifade edebilelim. Seni, tek Peder’i ve tek Rab olan İsa Mesih’i, Peygamberlerin ve Havarilerin bizlere bıraktıklarına uygun olarak yüceltelim. Öyle yap ki, bunları inkar eden sapkınlara karşı senin, ey Peder, Oğul ile birlikte Tanrı olduğunu doğrulayabilelim ve tanrısal olanı hiç yanlışsız vaaz edebilelim.

 

(Hilarius, Kutsal Üçlü Birlik Üstüne, 2, 1,33.35)

Paskalya Devresi, 7. Cuma

Tanrı’nın Ruhu tarafından yönetilmeye razı olanlar, Tanrı’nın oğullarıdır.

Rab; Peder’in, Oğlun ve Kutsal Ruh’un adına vaftiz edilmeyi emretti. Bunun içindir ki, Hıristiyan adayı vaftiz edildiğinde Yaratı­cı’ ya, Tek doğumlu’ ya ve Bağış’a inandığını beyan eder.

Her şeyin Yaratıcısı tektir. Her şeyin başlangıcı olan Peder Allah tektir. Aracılığı ile her şeyin yaratıldığı Tek doğumlu, Rabbimiz İsa Mesih tektir ve herkese bağış edilen Ruh da tektir. Her şey erdem ve meziyetlerine göre düzenlenmiştir, her şeyin ileri geldiği güç tektir; her şeyin uğruna yapıldığı evlat tektir; kusursuz umudun bağışı tektir.

Sonsuz kusursuzlukta eksiklik bulunmaz. Peder, Oğul ve Kutsal Ruh Üçlüsünün kapsamında her şey: sonsuzlukta erişilmez büyüklük, imgede belirtme, bağışta zevk kusursuzdur.

Rabbin sözlerinde bize karşı görevinin ne olduğunu dinleyelim: "Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız" (Yuh. 16, 12). Benim gitmem sizin yararınızadır, gidersem size Yardımcı’ yı gönderirim (bak. Yuh. 16, 7). Sonra ise: "Ben de Peder’den dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek." (Yuh. 14, 16-17). ‘0 sizi her gerçeğe yöneltecek. 0 kendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. O beni yüceltecek, çünkü benim olandan alacak".

Birçok başka sözlerle birlikte, aklı yüce konulara açmaya yönelik olan bunlar da vardır. Bu sözlerde hem verenin isteği hem de bağışın doğası ve şekli açıklanmaktadır. Sınırlamamız bize ne Peder’i ne de Oğul’u anlamamıza izin vermediğinden, Kutsal Ruh’un bağışı bizle Tanrı arasında bir çeşit ilişki kurmakta ve Tanrı’nın vücut bulması ile ilgili güçlüklerde inancımızı aydınlatmaktadır.

Demek ki bilmek için alınıyor. Çalışma yetenekleri yok olursa, duyumlar insan bedenine yarar sağlamaz hale gelirler. Işık yoksa, gündüz değilse gözler hiç bir şeye yaramaz; konuşmalar ya da sesler olmazsa kulaklar görevlerini yapamazlar kokular olmazsa burun hiçbir işe yanmaz. Bu doğal yeteneklerinin eksikliğinden

değil de işlevleri belirli öğelerle şartlandırıldığı in meydana geliyor. Aynı şekilde insanın ruhu, inanç yoluyla Kutsal Ruh’un bağı­şına erişmediyse, Tanrı’yı anlamak yeteneğine sahip olur, oysa onu tanıyabilmesine yarayan ışıktan yoksun kalır.

Mesih’te olan bağış, tümü ile herkese verilmiştir. Yine de her yerde elimizde olur ve onu kabul etmek istediğimiz ölçüde bize verilir. Her birimizin hak ettiği ölçüde de bizde kalacaktır.

Bu bağış dünyanın sonuna kadar bizle kalıyor, bekleyişimizin tesellisidir, yeteneklerinin gerçekleşmesinde geleceğe yönelik umudun garantisidir, akıllarımızın, ruhlarımızın görkemidir.

 

(Hilarius, Kutsal Üçlü Birlik Üstüne, 8. 13-16)

Paskalya Devresi, 4. Çarşamba

Tanrısal doğasından dolayı O Peder’dedir, biz onda vücut bulmasından ötürü O’ndayız ve O yeniden kutsal gizemin gizi ile bizdedir.

"Söz insan oldu" (Yuh. 1,14). Kutsal Ekmek ile insan olan Sözü aldığımız tartışılmazdır. Bu yüzden, insan olup artık ondan ayrılmaz hale gelen bedenimizi aldığını ve bedenini bize veren kutsal gizemde, kendi bedeninin doğası ile tanrısal doğayı birleştirip, bizde doğası ile konakladığını düşünemez miyiz? Bu şekilde tümümüz tek bir şeyiz, çünkü Peder Mesih’tedir ve Mesih bizdedir.

O halde O, bedeni sayesinde bizdedir ve biz O’ndayız. Çünkü olduğumuz şey Tanrı’dadır.

Beden ve kan birleşiminin kutsal gizi aracılığı ile ne derece O’nda olduğumuzu kendi bu şekilde beyan ediyor: Bu dünya beni artık görmeyecektir; siz ise beni göreceksiniz. Çünkü ben yaşıyorum ve siz yaşayacaksınız; çünkü ben Peder’deyim ve siz bendesiniz, ben de sizdeyim (bak. Yuh. 14, 17-20).

Salt örneksemeli ya da iradeye bağlı birliği ima etmek isteseydi ne birliğin oluşundan ne de bir dereceden ve bir düzenden söz ederdi? O, Tanrısal doğanın yüzünden Peder’dedir. Biz, bedende doğduğu için O’ndayız. Üstelik O, kutsal gizemlerin gizemsel faaliyeti ile bizdedir.

Açıklamamızı istediği inanç budur. Bu inanç sayesinde, Arabulucu’ nun aracılığı ile kusursuz birlik oluşur. Biz Peder’den ayrılamaz olan Mesih’le birleşiğiz. Oysa Peder’de kalmakla birlikte bizle birleşik kalıyor. Nitekim Mesih Peder’dedir. Çünkü doğasına uygun olarak O’nun tarafından türetildi. Bu şekilde Peder ile birliğe ulaşıyoruz. Oysa bir bakıma, biz de doğamıza uygun olarak ve Mesih’in aracılığı ile Peder’deyiz. Çünkü Mesih insan doğamızı paylaşıyor. Bu doğal uygunluğumuzun nasıl anlaşılacağını kendi açıklıyor: "Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda" (Yuh. 6,56).

Hiç kimse O’nda olamaz, O’nun geleceği kimseden başka: Çünkü Rab salt bedenini alanın bedeninde kalır.

Bu kusursuz birliğin kutsal gizemini, "Yaşayan Peder beni gönderdiği ve ben Peder’in aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak" (Yuh. 6, 57) demekle daha önce öğretmişti. O Peder’in sayesinde yaşıyor. Nasıl ki O, Peder’in sayesinde yaşıyorsa, biz de insanlığının sayesinde yaşıyoruz.

Bu gizi anlayabilmek için benzeyişlere başvurmalıyız. Tanrısal yaşamımız Mesih’in insanlığı aracılığı ile, biz insanlarda varolması ile açıklanıyor. Bunun aracılığı ile, Peder’den aldığı yaşam ile yaşıyoruz.