Sayfa 13

12

KATOLİK YENİLEŞMESİ

(XVI. – XVII. yüzyıl)

Protestan hareketine paralel olarak Roma Kilise’sinde de bir reform isteği kendini gösterir. Önce bazı din adamları, dindar laikler ve birkaç episkoposun böyle girişimleri olur. Nihayet, birçok zorluklarla, papalık 1545 yılında Trento’da bir genel konsil topla­mayı başarır. Konsilin bir sonuca varması için, birçok kesintilerle, on sekiz yılın geçmesi gerekir. Konsilin kararlan uygulamaya yavaş yavaş girecektir. Fransa’da bunlar hayata gerçek olarak ancak XVII. yüzyılda girerler. Bunun üzerine, çizgileri yeni bir devire kadar muhafaza edilmiş olan, geleneksel Kilise ortaya çıkar. Bu klasik Katoliklik de yine birçok bunalım ve anlaşmazlıktan yoksun kalmaz.

I - XVI. YÜZYILDA KATOLİK REFORMU

1. ÜLKELERİN KENDİLERİNCE YAPILAN REFORM

Nasıl ki dinsel coşku ve kaygılar, Roma’dan ayrılan reformcular ortaya çıkarmışlarsa, aynı şekilde bu duygular, Roma Kilise’sinin içinde yapılan çok sayıda reform denemelerinin de kökenini oluşturmaktadır. Bu çabalar çok defa tabandan gelmektedir. Fransisken sadakati, 1526’da, yeni bir dinsel dal doğurur: kapüsenler. Laiklerle rahip­leri bir araya getiren bir tür demek olan, İlahi Sevgi Oratorio’yu, XVI. yüzyılın başından itibaren, İtalya’nın birçok kentlerine yayılır. Üyeleri bir arada dua etmekte ve yoksullarla ve hastalarla meşgul olmaktadırlar. Bazı episkoposlar da ona üyedir. Bunlardan biri, Roma curia’sında bulunmuş olan Giberti (+ 1543) kendini tamamen Verona’daki diyo­sezine verir. On beş yıl boyunca onda reformlar yaparak, ruhban sınıfının konutu ve fikri formasyonu üzerinde, ibadetin saygınlığı üzerinde durur.

 

Düzenli Din Adamları

Oratorio’nun diğer bir üyesi, Thiene’li Gaetanus, 1524 yılında, Theatin’ler adı verilen ve her günkü havarilik ile dinsel yaşamın intizamını bir araya getiren bir rahip derneği kurar. Bu, rahipsel ve dinsel yaşamın yeni bir şekli olan düzenli din adamları hareketinin başlangıcını oluşturur; bu hareketin en ünlü temsilcileri, İspanyol Loyola’lı İgnatius (1491-1556) tarafından kurulan Cizvitler’dir. Bir savaşta aldığı yaradan sonra ihtida eden de Loyola kişisel deneyimini Tinsel Fikri Egzersizler adlı eserine geçirir ve bunları, yolculukları sırasında rastladığı kimse­lere ve özellikle 1534 yılında Paris’te topladığı (Montmartre andı) arkadaşlara sunar. Grup 1540 yılında İsa Topluluğu adını alır. Cizvit’ler, Papa’ya itaat için, dördüncü bir ahitle, zamanın Kilise’sinin bütün ihtiyaçlarına cevap vermek irade­lerini tebliğ ederler. Çok sayıda kolejler açarak eğitim alanında, tinsel yönlendirme alanında ve uzaklardaki misyonlarda faaliyet gösterirler. İgnatius’un ölümünde sayıları bini bulmuştur.

 

2. TRENTO KONSİLİ

Luther’in Worms’ta Beşinci Karl’ın karşısına çıktığı sırada (1521), papanın elçisi: "Herkes: Konsil! Konsil! diye bağırıyor" diyordu. Uzun süre papalar bir konsil toplamak konusunda kararsızdırlar. İmparatorla Fransa kralı arasındaki ardı kesilmeyen savaşlar toplantıya engel olmaktadırlar. II. Yuhanna Pavlus’tan önceki İtalyan olmayan sonuncu papa, Hollandalı, VI. Adrianus (1522-1523), Roma Kilisesinin hatalarını kabul eder, fakat çok kısa bir süre papa olarak kalır. Halefi olan VII. Clemens, I. Fransua ile anlaşır kısmen Luther’ci olan imparatorluk askerleri Roma’yı yağmalarlar (Mayıs 1527): yedi gün süren bu yağma, tecavüz ve mukaddesata küfür olayı Allah’ın hükmü olarak görülür. Papa III. Pavlus’un (1534-1549) şaibeli bir geçmişi vardı. Yaşlanınca ihtida etmiş olan bu papa, bir konsil toplamaya karar verir. Kıymetli kardinallerden oluşan bir reform komisyonu kurar: Venedikli hümanist Contarini, Carpentras episkoposu Sadolet, İngiliz Reginald Pole bunlar arasındadır. Fakat Erazmus ruhunu taşıyan bir reform umudu kısa zamanda kaybolur. Savunucu bir tutum ağır basar. Herezinin yayılmasını durdurmak için, papa, Kutsal Ofis adıyla (bugün, İman Doktrini için topluluk) Roma Engizisyonunu 1542 yılında yeniden organize eder: Kapüsenlerin büyük hocası Reform tarafına geçmiştir! Sonunda konsil, 13 Aralık 1545’te, Trento’da açılmayı başarır.

 

Konsilin Çalışmaları

Yukarı-Adige vadisinde Alp’lerin ortasında bulunan Trento kentini Beşinci Karl zorla kabul ettirmişti. İtalyan kültürünün etkisinde olan bu kente Almanların geleceği ümit ediliyordu. 500 episkoposu bulunan evrensel Kilise’yi temsil etmek üzere başlangıçta, sadece 34 katılımcı vardı. Konsil sırasında bu sayı biraz artmış ve son toplantılarda 237’ye kadar çıkmıştır. Konsil’deki Kilise babalarının çoğu Akdenizlidir. İtalyanlar çok kere meclisin dörtte üçünü oluşturmuşlardır. Fransızlar ancak sona doğru çok sayıda gelmişlerdir. Trento, kuzeyden gelen bir derdi önlemek için kuzeyin insanlarıyla buluşmak konusunda güneyin insanlarının yaptıkları son bir girişimi temsil etmektedir, fakat kuzeyin insanları gelmemişlerdir. Trento konsilini, I. ya da II. Vatikan konsiline bakarak hayal etmeye çalışmamalıdır. Elçiler, bazı prensler müdahalelerde bulunmakta, ziyafetler verilmekte, öncelik meseleleri çekişmeler olmakta, salgın hastalık ve savaş söylentileri telaş yaratmaktadır

Konsile papanın temsilcileri başkanlık etmektedir. Bu kimseler papaya danışmadan hiçbir önemli karara varamazlar. Konsili sona erdirebilmek için üç kez bunu denemek gerekir. III. Pavlus zamanında 1545’ten 1547’ye kadar, Trento’da toplanılmıştır, sonra Bo­logna’ya gidilmiş ve orada hiçbir şey yapılmamıştır. III. Julius, 1551 ve 1552 yıllarında, konsili yeniden Trento’da toplar. Buna birkaç protestan delege gelir. İnatçı bir ihtiyar olan IV. Pavlus (1555-1559) kendi araçlarıyla, esas itibariyle Engizisyon ve kötü kitapların yok edilmesi (İndex) ile, Kilisede konsil’siz ölarak reform yapmaya karar verir. Heretik avı kardinallere kadar varır. Erazmus’un eserleri yakılır. Kutsal Kitabı çevirmek yasak­lanır. Papa IV. Pius konsil’i sürdürmeye karar verir (1562-1563). IV. Pavlus’un kurban­larından biri olan kardinal Monore konsii sona erdirir. Hazır bulunan Kilise babaları, 1545 yılından beri alınmış olan bütün kararları, 3 ve 4 Aralık 1563 günleri onaylarlar.

Lorraine kardinali on bir sevinç çığlığı atar: kucaklaşarak ve sevinç gözyaşları arasında ayrılınır.              

 

Konsil Kararları

Hiçbir zaman bir konsil bu kadar önemli bir iş yapmamıştır. Geçmişte hiçbir zaman açıkça tanımlanmış olmayan birçok noktayı açıklığa kavuşturmakta ve çobanlığın bütün alanlarında reformlar yapılmasını istemektedir. Konsilin, aklanma, kurtuluşta Allah ıle insanın işbirliği konularını inceleyen metinleri gibi, birçok metinleri uzun bir düşüncenin ürünü olmuşlardır. Diğer bazı metinlerde protestanlığa karşı olma daha çok göze çarpmaktadır. Bazı tutumlar, sırf protestanlar bu tutum içinde oldukları için mahkum edilmişlerdir, örneğin her günkü dildeki litürji için böyle olmuştur. Çobansal kararlar ara­sında, seminerlerin açılması isteği, Kilise’nin geleceği açısından büyük sonuçlar do­ğurmuştur.

 

Papalarca Yapılan Konsille İlgili Uygulamalar

Konsil, kararlarının uygulanması işini papaya bırakmıştı. IV. Pius resmen kararnameler yayınlar ve bir uygulama komisyonu kurar. Eski engizitör, sonradan kanonize edilmiş olan, V. Pius (1566-1572), heretiklerle ve Türklerle savaşı ön plana alır (Lepanto 1571). Bu papa, birbiri ardından, bazen Trento konsili kateşizmi adı da verilen Roma Kateşizmi’ni (Roma kateşizmi çocuklara mahsus bir el kitabı değildir. Bu, rahiplere vaazlarında ve çocuklara kateşizmi öğretirlerken yardımcı olmak üzere hazırlanmış bir eserdir), Roma Breviarium’u ve son zamanlarda yeni bir güncellik kazanmış olan (!) Missale Romanum’‘u (Kutsal Ayin Kitabı) yayınlar. Litürjide anarşi ile savaşmak ama­cıyla papa ayin içki tek tip bir metni zorunlu kılar ve iki yüzyıldan daha kısa bir suredir mevcut olan litürjilerin ortadan kaldırılmasını ister. En eski olanlar (Milano, Lyon, Dominikenler... ) muhafaza edilebileceklerdir. XIII. Gregorius 1572 - 1593 takvimde yenilik yapar, mevsimlerin normal tarihlerini bulmaları için, 1582 yılında on günü kaldırmak suretiyle (4-15 ekim) takvimde reform yapar! Birçok kolej ve seminerler (Gregoriyen Üniversitesi bunlar arasındadır) açar ve birçok hükümdar nezdinde daimi elçilikler kurar. V. Sixtus (1585-1590), 15 Roma congregation’undan oluşan bir Kilise merkezi hükümeti meydana getirir; bu congregation’lar Kilise’nin ve papalık Devletlerinin yöneti­minde papaya yardım eden bakanlılar gibidir. Sayılan 70’i bulan kardinaller bu con­gregation’lar içine dağılmışlardır. Nihayet V Pavlus (1605-1621), 1614 yılında Rituale Romanum’u yayınlar: bu, gizemlerin kutlanmasında uygulanacak kural ve metinlerdir.

Roma güzelleşir ve Katolik dün­yasının başkenti görünümünü alır. Aziz Petrus bazilikasının kubbesi 1590 yılında tamamlanır. Daha son­raki asırda, Bernini, binaya ve çev­resine sütunlar inşası ile nihai görü­nümünü verecektir. "Kutsal Seneler" 1575 ve 1600 yılları çok başarı­lı yıllar olur. Katolik ülkelerde konsilin uygu­lanması kısmen hükümdarların ira­desine bağlı bulunuyordu. İspanya kralı II. Filipus konsil kararlarını çabucak kabul eder, fakat "krallığı­mın verdiği haklar saklı kalmak kaydıyla". Başka yerlerde tereddütler çoktur. Alman­ya’da imparatorlar rahiplerin evlenmelerini sağlayabilmek istemişlerdi. Fransa’da krallar, konsilin kendi iktidarlarına tecavüz teşkil ettiğini düşünerek, yayınlanmasını redde­derler.

 

3. KATOLİK REFORMU VE KARŞI- REFORM

Konsil, bütün enerjilerini buna vakfeden bir takım şahsiyetler sayesinde Kilise yaşamına geçebilmiştir. Yolsuzlukları ortadan kaldırmak, Hıristiyanları eğitmek, ruhban sınıfını yetiştirmek söz konusu idi. Fakat aynı zamanda, bazen silah gücü ile de; protestan reformuna karşı savaşmak ve kaybedilenleri tekrar kazanmak arzu ediliyordu. Bu nedenle hem katolik reformundan, hem de aynı zamanda karşı-reformdan söz edilmektedir. Farklı manzaralar birbiriyle karışmıştır.

 

Petrus Canisius ve Karolus Borromeo

Katolik reformunu yerine oturtmak için durup dinlenmeden Avrupa’yı ve özellikle Cerman ülkelerini dolaşan, Hollandalı Cizvit Petrus Canisius’ta (1521-1597) böyledir. Prenslerin ve episkoposların danışmanı olan Canisius din eğitimine birinci yeri vererek birçok kolej kurmuş ve olağanüstü bir başarı kazanan (yeni bir tarihe kadar 550 baskı yapmış bulunan) birçok kateşizm yayınlamıştır. Milano’da, Karolus Borromeo (1538-1584) Trento konsiline göre örnek olacak episkoposu temsil eder Büyük bir sadelik içinde yaşamaktadır, eyalet konsilleri ve diyosez sinod’ları toplamaktadır, kolej’; seminerler açmaktadır. 1576 yılındaki vebada gösterdiği fedakarlık etkileyicidir. Milan Kilisesinin Belgeleri içinde yayınlanan kararları ve Günah çıkaranlara talimat isimli eseri kendisi daha hayatta iken bütün Karolus Borromeo katolik Avrupa’ya yayılır.

 

Tinselliğin Yayılması ve Dini Tarikatların Atılımı

İspanya’da, Engizisyon her türlü heretik sızmayı önleme çabası içinde, alumbrados (esinliları) takip etmekte ve aynı zamanda bir takım ruhaniler ile de uğraşmaktadır Bununla beraber din savaşlarının mevcut olmaması tinselliğin yayılmasını ve din tarikatların gelişmesini mümkün kılmaktadır. Avila’lı Tereza (1515-1582), mistik hayatın basamaklarını yavaş yavaş tırmandıktan sonra, Avila’da reformu benimsemiş ilk karmelit manastırını 1562 yılında kurar ve daha sonra ölümüne kadar, bütün İspanya’yı dolaşıp. Yuhanna de la Cruz (1542-1591)’un yardımıyla, reformcu karmelit rahibeler ve rahipler meydana getirir. Yuhanna de la Cruz, gerçek bir mezalim ortasında, kendi tinsel deneyimini, İspanyol edebiyatının birer başyapıtı olan, şiirlerinde dile getirir.

Roma’da, fantezileri ve yapılaşmalara karşı ilgisizliği ile, Loyola’lı İgnatius canlı bir antitezi olan Pilipus Neri’nin (1515-1585) herhangi bir şekle bağlı olmaksızın bir araya topladığı laikler ve rahipler dualar etmekte, ilahiler söylemekte, Kutsal Kitabı yorumlamakta, Kilise’nin tarihini incelemekte ve hastaların ve hacıların hizmetine kendilerini vakfetmektedirler. Bu grup, "karşılıklı sevgiden, günlük alışverişten" doğan bağı üyelerini birbirine bağlayan bağ olarak gören Oratorio isimli gruptur. Din adamlarının çoğalması (1650’ye doğru sayılan 200.000’dir), yalnızca din adamı ve ordunun saygı gördüğü bir ülkede işten kaçma anlamına da gelmektedir. Birçok Avrupa kentinde manastırların çoğalması, Kilise mallarının yayılıp artması neticesini doğurmakta, bu da belediyeleri kaygılandırmaktadır.

Kadın tarikatlarında disiplinin yeniden tesis edilmesine karşılık, bunlarda her türlü yenilik girişimi Roma’nın ve episkoposların direnci ile karşılaşmıştır. Bir kadına "bir duvar (kapanma) ya da bir koca gerekir". Böylece Angela Merici (1535)’nin Ursuline rahibeleri ve Fransua de Sales ile Jeanne de Chantal’in Visitation tarikatı rahibeleri ma­nastırlarının içine kapandılar. İngiliz Hanımları’nın kuru­cusu Mary Ward, kurduğu örgütün çobansal ve eğitici ama­cını muhafaza etmesinde direndiği için, kapatılmak da da­hil olmak üzere, pek büyük sıkıntılarla karşılaşmıştır.

 

Modern Katolikliğin Doğuşu

Trento konsili Kilise’ye, yakın bir zamana kadar muha­faza etmiş olduğu görünümü vermiştir. Artık "Katolik" sözcüğü, protestanlar ve ortodokslar karşısındaki özel bir grubu göstermektedir. Katolik Kilise’si konsilden istikrara kavuşmuş, hiyerarşize olmuş ve başkanı papanın çevresinde merkezileşmiş olarak meydana çıkar. Konsil, Kilise’nin geçmişini ahenkli bir şekilde o gününe dahil etmiştir, fakat ekonomik ve sosyal değişimler gibi, birçok yeni sorun kar­şısında sessiz kalmaktadır.

 

OKUMALAR

 

CİZVİTLER

İsa Topluluğu’nun (Compagnie de Jésus) olağan üstü bir gelişme göstermesi, kurucusu olan Loyola’lı İgnatius kişiliğinden gel­mektedir; İgnatius oğullarına, çok yararlı iki "araç" bırakmıştır: Tinsel Egzersizler ve Anayasalar. Egzersizler sadece Cizvitlerin değil, çok sayıda Hıristiyan’ın da yetişmesine hizmet etmistir. Anayasalar düzeni, genel görevli ve papa çevresinde, merkeziyetçi ve otoriter bir monarşi olarak kurmaktadırlar. Cizvit’ler Kilise’nin en mükemmel hizmetkarları olmak istemektedirler.

 

157. OKUMA

Tinsel Egzersizler

1. Birinci haşiye.

Bu tinsel egzersizler sözcükleriyle, her türlü vicdan muhasebesi, düşünce, seyre daima, sesli olarak veya zihnen dua ve daha ileride söyleneceği gibi, her türlü tinsel faaliyet anlatılmak istenmektedir. Gerçekten, nasıl gezinme, yürüme ve koşma fizik egzersizlerse, aynı şekilde, tinsel egzersizler de, insanın kendisinden bütün düzensiz bağları uzaklaştırmak için ve bunları uzaklaştırdıktan sonra, ruhunun iyiliği için, yaşamının yönetiminde ilahi iradeyi aramak ve bulmak için her türlü ruh hazırlığına ve tutumuna verilen isimdir.

365. Mücadeleci Kilisede benimsememiz gereken gerçek duyguya sahip olmak için uyulacak on üçüncü kural: Her şeyde doğru isabet ettirmek için, eğer hiyerarşik Kilise öyle karar vermişse, benim beyaz gördüğüm şeyin önünde, bunun siyah olduğuna inanmaya daima hazır olmak gerekir. Çünkü inanıyoruz ki, Güvey olan Rabbimiz Mesih ile onun zevcesi olan Kilise arasında, ruhlarımızın iyiliği için bizi idare eden ve bize yön veren aynı bir Ruh vardır (F. Courel Çevirisi, D.D.B., 1960).

 

 

158. OKUMA

Cizvitlerin Temel Kuralı (1540)

Her kim, İsa’nın Topluluğu adının verilmesini istediğimiz derneğimizde Allah’ın silahlarını taşımak ve sadece Rabbimiz Mesih İsa’ya yeryüzünde onun naibi olan Roma Pontif’ine’ hizmet etmek isterse, resmen sürekli dürüsü yemini ettikten sonra, esas itibariyle, hayatta Hıristiyan doktrininde ruhların ilerlemesine imanın yayılmasına çalışmak için kurulmuş bir Derneğe, halka açık vaazlarla ve Allah’ın Kelamının görevinde, tinsel egzersizlerle ve her işleriyle, özellikle çocuklara ve Hıristiyanlıkta yetişmemiş kimselere kateşizm öğreterek ve müminlerin tinsel tesellileri için onların itirafları dinleyerek, mensup olmayı istemesi gerekir...

Emir vermek hakkına gelince, bu hak tamamen General’e ait olacaktır... Her ne kadar Mesih İsa’nın bütün müminlerinin, Roma Pontif’ine başkanları olarak ve Mesih İsa’nın naibi olarak tabi bulunduklarını İncil’den ve ortodoks imanından öğrenmiş isek de ve buna kuvvet/e inandığımızı söylüyorsak da, yine de derneğimizin alçakgönüllülüğü daha da büyük olsun diye... düşündük ki, bütün müminler arasında müşterek olan bu bağdan ayrı olarak, özel bir yeminle (adakla) da bağlanmamız çok faydalı olacaktır, öyle ki, şimdiki Roma Pontifi veya halefleri ruhların iyiliği ve imanın yayılması iie ilgili olarak bize ne emrederlerse emretsinler, onu anında, kararsızlık ve mazeret göstermeksizin, bizi hangi ülkeye gönderirse göndersin, hatta Hint diyarlarına, ister heretiklere veya şizmatiklere veya bazı müminlere göndermiş olsun, o ülkede yerine getirmek zorunda olalım... (H. Joly, Saint Ignace de Loyola, Paris, 1913, s. 142 den naklen.).

 

159. OKUMA

KONSiLDE BALO

Trento konsili yalnızca Kilise’nin reformu konusunda tartışan bir episkopos meclisinden ibaret olmamıştır. Böyle bir toplantı, lojman, ikmal, tedarik, hizmet, polis konularında birçok sorunlar ortaya atıyordu. Orada elçiler hazır bulunuyordu. Eğlenceler tertip ediliyordu; bazı­larının boşuna gitmemiş olan bu balo da bu eğlencelerden biridir...

Trento Kardinali Christophe Madruzzo, bir soylunun evlenmesi nedeniyle, bunu kutlamak için, sarayında büyük eğlenceler yaptı. Diğer şeyler arasında, soylu hanımlardan oluşan büyük bir topluluğun katıldığı bir balo yapıldı. Yemeğe katılanların hepsini dansa davet etmek ülkede adet olduğundan ve kardinal masasında, Feltre, Agde. Clermont, ve ilk. episkoposları ile rahip mahkemesi stajyeri Pighino’yu ve konsilin mali sorumlusunu ağırlamış olduğundan, hepsinin dansa katılması gerekmiştir. Bu şekilde kardinal onları onurlandırdı. Akşam yemeğe Palermo başepiskoposunu ve daha birçok episkoposu davet etti ve onlardan baloyu açmalarını rica etti, kendisi de başa geçti. Öte yandan bütün bunlar çok dürüst bir şekilde, yakı şık alan Hıristiyan alçak gönüllülüğü ve merhameti içinde geçti... (Sekreter Massarelli’nin Konsil Günlüğü, 3 mart 1546, Dumeige, Histoire des Conciles Oecuméniques, cilt 10, 1974, s.446 dan naklen.).

 

160. OKUMA

TRENTO KONSİLİNİN TANIM VE KARARLARI

Genellikle her alanda konsil bir açıklama ortaya atmakta ve bunu, dogmatik tanımların söz konusu olması halinde, çoğu kez, aksi görüşün mahkum edilmesi izlemektedir; bu aksi görüş Çoğu zaman bir protestan iddiası içermektedir.              

 

Kutsal Kitap ve Gelenek Konusunda:

Kutsal konsil, ortdoks babaları örnek alarak, gerek Eski, gerek Yeni Atlaşmadaki olsun, bütün kitapları aynı dindarlık duygusuyla ve aynı saygı ile kabul eder ve yüceltir, çünkü Allah her ikisinin de tek müellifidir; aynı şekilde gerek imana, gerekse adetlere ilişkin gelenekleri de Mesih’in kendi ağzından gelmiş veya Kutsal Ruh tarafından dikte ettirilmiş ve devamlı bir miras yoluyla Katolik Kilise’si içinde muhafaza edilmiş olarak kabul eder ve yüceltir. (4. birleşim, 8 Nisan 1546, oy verenlerin sayısı).

 

Aklanma Konusunda:

Eğer bir kimse, gerek doğanın güçleri yoluyla, gerek Mesih Isa yoluyla gelen ilahi lütuf olmaksızın Yasanın öğrenilmesi yoluyla, gerçekleşen işleriyle insanın Allah önünde aklanacağını söylerse, aforoz edilsin.

Eğer bir kimse, insanın elindeliği (özgürlüğü), Allah onu hareket ettirirken ve iterken, paklanma lütfuna nail olmaya onu iten ve çağıran Allah’a uymak suretiyle bir işbirliği yapmıyor ve istediği takdirde rızasını reddedemez,fakat, cansız bir varlık gibi, kesinlikle hiçbir şey yapamaz ve tamamıyla pasif kalır, derse aforoz edilsin (6. birleşim, 13 Ocak 1547, oy verenlerin sayısı 70).

 

Gizemler Konusunda:

Eğer bir kimse, yeni yasanın gizem’lerinin Mesih Isa tarafından tesis edilmediğini söylerse; ya da bunların yediden az veya çok olduğunu, ya da yediden birinin gerçekten ve tam anlamıyla bir gizem olmadığını söylerse, aforoz edilsin (7. birleşim, 3 Mart 1547, oy verenlerin sayısı 72).

 

Efkaristiya Konusunda:

Eğer bir kimse, çok kutsal Efkaristiya gizem’inin içinde, doğru olarak, gerçek olarak ve cevher olarak, Rabbimiz Mesih İsa’nın ruhu ve ilahi tabi atıyla birlikte bedeni ve kanının tümüyle bulunduğunu inkar ederse ve bunların orada işaret ve simge olarak ya da etkileriyle bulunduklarını söylerse, aforoz edilsin (13. birleşim, 11 Ekim 1551, oy verenlerin sayısı 54).

 

Kutsal Ayin Konusunda:

Eğer bir kimse, Roma Kilise’sinin, alçak sesle kanon’un bir kısmının ve konsekrasyon’un sözlerinin söylenmesini içeren ayini mahkum edilmelidir derse; ya da kutsal ayin yalnızca adi dilde kutlanmalıdır derse, aforoz edilsin (22. birleşim, 17 Eylül 1562, oy verenlerin sayısı 183).

 

Ruhbanlık Konusunda:

Eğer bir kimse, Yeni Anlaşma’da gözle görülebilen ve harici bir ruhbanlık yoktur veya bir kutsama, Rabbin gerçek bedenini ve gerçek kanını sunmak ve günahları bağışlama ya da muhafaza yetkisi yoktur,fakat sadece İncil’i duyurmaktan ibaret bir işlev ve görev vardır, derse; veya vaaz vermeyenler rahip olmaktan çıkmıştır, derse, aforoz edilsin (23. birleşim, 15 Temmuz 1563, oy verenlerin sayısı 237).

              

Seminerlerin Kurulması Konusunda:

Gençler, eğer iyi eğitilmiş değilseler, kolaylıkla dünya zevklerine doğru sürüklenmektedirler. Bu nedenle bu kimseler, kötü alışkanlıkların henüz insanlara tamamen sahip olmadıkları çok küçük yaşlarda dindarlığa ve dine göre yetiştirilmiş olmadıkça, her şeye kadir Allah’ın çok büyük ve özel bir himayesinden yoksun olarak, kilise disiplininde eksiksiz bir şekilde sebat etmek imkanına sahip değillerdir. Bu nedenle kutsal konsil, bütün katedral, metropoliten ve bunların üstündeki bütün kiliselerin, imkanlarına ve diyosez’inin genişliğine göre, kentin veya diyosezin çocuklarından veya bunlar yeteri kadar çok değilseler, eyaletin çocuklarından bir miktarını, episkoposun bu maksatla kiliselere yakın veya başka uygun bir yerde seçeceği bir kolejde beslemek ve dindarlık içinde büyütmek ve kilise disiplinine göre yetiştirmek zorunda olmasını emreder (24. birleşim, 15 Temmuz 1563, oy verenlerin sayısı 237).

 

Evlenme Konusunda

Yetkili rahip veya Episkopos tarafından etkili kılınan başka bir rahibin huzurunda iki veya üç tanığın önünde olmaksızın evlenme akit yapmaya teşebbüs edecek kimseler; kutsal konsil bu kimseleri bu şekilde akit yapmaya kesin olarak ehliyetsiz kılar ve bu v. akitlerin batıl ve geçersiz olduğunu bildirir (24. birleşim, 11 Kasım 1563, oy verenler sayısı 231) (A. Michel, Les Décrets du Concile de Trente, Paris, 1938’ deki çeviriler, Hefele-Leclercq, Histoire des Consiles, C. 10).

 

161. OKUMA

SAPKINLIK (HEREZİA) İLE NASIL SAVAŞMALIDIR

Loyola’lı İgnatius, bu konuda zamanının zihniyetine sadık olarak, İmparatorun danışmanı Petrus Canisius’a, Avusturya’daki protestan sapkınlığı ile savaşmak için enerjik öğütler vermektedir.

Bir kimse sapkınlık dinsizliğinden suçlu bulunduğu veya üzerinde bu yolda kuvvetli bir kuşku olduğu andan, hiçbir saygınlık ve hiçbir zenginlik üzerinde hak sahibi olama­yacaktır: aksine bunlar onun elinden alınmak gerekir. Birkaçı, malları müsadere edilerek ölüme veya sürgüne mahkum edilmek suretiyle birkaç örnek verilecek olursa bu, din meselelerin ciddiye alındığını gösterecektir, bu ilaç daha da etkili olacaktır. Resmi profesörler veya Viyana Üniversitesinin ya da diğer üniversitelerin yöneticileri için, bu kimseler Katolik imanına değinen bir hususta kötü üne sahipseler, mevkilerinden alınmalıdırlar...

Bütün sapkınlık içeren kitaplar.. yakılmalı veya krallığın bütün eyletlerinden dışarı gönderilmelidir. Melanchton’un retorik veya diyalektiği, grameri gibi, içerikleri heretik olmasa bile, heretiklerin ürünleri benzeri işlem: yazarlarının sapkınlıklarına karşı duyu­lan tiksinti dolayısıyla bunları engelleyebilmek gerekir (İgnace de Loyola’nın Rahip Canisius’a yazdığı 13 ağustos 1554 günlü Mektup, ed. Dumeige, coll. Christus, Paris, 1969).

 

162. OKUMA

AVİLA’LI TEREZA (1515-1582)

Mesih’in Güzelliği

Allah’ı gücendirmek istemeksizin, yine de onu görmekten, onu ve onda gördüğüm iyi şeyleri, düşünmekten mutlu idim. Bu o kadar zararlıydı ki, bu yüzden ruhum tamamen şaşkındı. Rabbin büyük güzelliğini gördükten sonra, hiç kimse ona kıyasla bana iyi görünmedi, ne de ilgilenmeme değer göründü; düşünce gözlerimi ruhumdaki resmin üzerine doğru kaldırmak bana yetti; özgürlüğüm, bundan böyle, öyle ki her gördüğüm şey, bu Rab’de görmüş olduğum kusursuzluklar ve güzelliklerle kıyas edilince, beni iğrendiriyor Ne bir bilim ne de tat vardır ki, benimle o kadar sık konuşmuş olan bu ilahi ağzın tek bir sözünün değeri karşısında bir hiç sayı lamasın. Eğer Rab, günahlarımın cezası olarak onların hatıramdan silinmelerine izin vermezse, kim olursa olsun belleğimi işgal etmesinin imkansız olduğunu sanıyorum: özgürlüğümü yeniden bulmak için bu Rabbi biraz hatırlamam bana yetiyor (Therese d’Avila, Autobiographie, Böl. 37, çev. Marcelle Auclair).

 

163. OKUMA

YUHANNA DE LA CRUZ (1542-1591)

Çeşme

Yuhanna de la Cruz bu şiiri Toledo’da, Karmel’in reformuna karşı olan kimselerin onu kapatmış olduk­ları hücrenin karanlıklarında yazmıştır. Gece temasına Yuhanna’da sık sık rastlamaktayız. Gece, imanı, Allah’la karşılaşılan yolu simgelemektedir.

İyi bilirim, ben, fışkıran ve akan çeşmeyi,

geceye rağmen.

O çeşme ki ebedi ve gizlidir,

iyi bilirim, ben, o nerededir,

geceye rağmen.

Başlangıcını bilmem, belki hiç yoktur,

fakat bilirim ki her başlangıç ondadır,

geceye rağmen.

Bilirim ki daha güzel şey olamaz,

gök ve yeryüzü onunla doyar,

geceye rağmen.

İyi bilirim ki orada boy verilemez,

ve kimse onu sığı yerden geçemez,

geceye rağmen.

Aydınlığı asla kararmaz,

 ve bilirim ki her ışık ondan gelir,

geceye rağmen.

Bilirim ki akar suları öyle zengindir ki,

cehennemleri sularlar, hem de göğü ve toplumları,

geceye rağmen.

Bu çeşmeden doğan akar su,

iyi bilirim ki çeşme kadar geniştir ve onun kadar güçlü,

geceye rağmen.

İkisinden çıkan akar su,

bilirim ki ikisinden hiçbiri ondan önce değildir,

geceye rağmen.

Bu ebedi çeşme gizlidir,

bize hayat vermek için, bu canlı ekmekte,

geceye rağmen.

Onda çeşme tüm yaratıkları çağırır,

ve onlar bu suyu kana kana içerler, ama karanlıkta,

çünkü gecedir.

Arzuladığım bu canlı çeşme,

onu bu hayat ekmeğinde görüyorum,

geceye rağmen."

(Yvonne Pellé-Douel, Saint Jean de la Croix et la nuit mystique. Seuil,

1960 dan naklen.)

 

II – XVII. YÜZYILDA DİNSEL GELİŞME

 

1. DİN VE POLİTİKA

Mutlakıyetin hakim olduğu bu yüzyılda, katolik olsun, protestan olsun, bütün hükümdarlar, Kiliseler de dahil olmak üzere, ülkelerindeki bütün kurumlara söz geçirebilmek istemektedirler. Din onların siyasal çıkarlarına hizmet etmelidir. En açık çelişkilere düş­mekten dahi bile kaçınmazlar. Fransa, Katolikliğin savunucusu imparatora ve İspanya kralına karşı, Türklerle dahil, protestan prensleri ile sürekli olarak ittifaklar kurar. Fakat Fransa krallığı içinde protestanlara karşı her gün biraz daha kötü davranılmaktadır.

 

Otuz Yıl Savaşı (1618-1648)

İmparator, bütün ülkesinde tamamen Katolikliği hakim kılmak ümidini hiçbir vakit kaybetmemiştir. Bohemya protestanlarına bazı tavizler verilmesinin reddi, Otuz yıl Savaşı çarpışmalarını başlatır. Başlangıçta zafer kazanan II. Ferdinand, İade Fermanı ile (1629), 1552 yılından beri el konmuş kilise mallarının katoliklere geri verilmesini zorunlu kılar. Potestanlar İsveç’le ve Fransa ile anlaşma yaparlar. Bütün Avrupa’ya yayılan ihtilaf, Vestefalya Sözleşmesi (1648) ile son bulur. Protestanlar 1618’deki duruma ye; den kavuşurlar. Kalvinizm imparatorluk içinde tanınır. Papa X. İnnocentius anlaşmalar dinle ilgili hükümlerine itiraz eder, fakat artık uluslararası siyasi kararlarda papa dinlenmez olmuştur.

 

Britanya Adalarında

İngiltere’de, hükümet Katolikleri ve Anglikanların geleneksel ayinlerini reddeden ayrılıkçı Protestanları takip etmektedir. 1620’den itibaren bu ayrılıkçılardan bir kısır inançlarına göre yaşamak için, Amerika’ya göç ederler (Mayflover’in Hacı-Babaları). Ayrılıkçıların başına geçen Olivier Cromwell tarafından yenilgiye uğratılan I. Charles 1649’da idam edilir. Kutsal Kitap adına, Cromwelll Katolik imanım terk etmek istemeye İrlandalıları katleder. Krallığın yeniden tesisi Katoliklerin kaderini değiştirmez. Test Bill’i (1673) bir kamu hizmetine girmek isteyenlerin Katolikliğe karşı olmalarını zorunlu kılmaktadır. 1681 yılında İrlandalı Armagh başepiskoposu asılır.

 

Hoşgörü Işıkları ve Ürkek bir Ekümenizm

Yüzyıl içinde, az sayıda da olsa, çeşitli mezheplerden olan Hıristiyanları birbirlerire yaklaştırmaya çalışan barışçı kafalar da olmuştur. Bu konuda özellikle filozof Leibniz (1646-1716)in temel direğini oluşturduğu görüş alış verişleri üzerinde durmak gerekir. İlk bir aşamada, imparator I. Leopold’ün dostu, episkopos fransisken Spinola, Luther taraftarı Hanover’li bir Baş Keşiş olan, Molanus ve Leibniz ile temasa geçer. 1683 yılında bir temel metin kaleme alınır: Hıristiyanların Genel Toplantısına ilişkin Kurallar. İkinci bir aşamada Bossuet ve Leibniz, geniş ölçüde bir mektuplaşmaya girişirler (1691-1694). Leibniz, yeni bir genel konsil toplanmasına kadar Trento konsilinin askıya alınması taraflısıdır. Anlaşma imkanı yoktur. Bossuet, Leibniz’in katolik olması gerektiğini düşünür, Leibniz ise Bossuet’nin birden çok hıristiyan duyarlılığım kabul etmesini ister.

 

­Ortodoks Kiliselerde Siyasi-Dini Olaylar

Ortodoks Kiliseler üç siyasal sektöre yayılmışlardır Polonya krallığı (Ukrayna), Rus imparatorluğu ve Osmanlı imparatorluğu. Arzu etmelerine rağmen, çeşidi Kiliseler iman ve litürji birliğini muhafaza etmekte çok zorlanmaktadırlar. Polonyalılar, krallıklarında bulunup Bizans ayinlerini uygulayan Slavları Roma’ya bağlamaya çalışırlar. Brest-­Litovsk Birliği (1596), merkezi Kiev’de bulunan bir Uniate Kilisesi meydana getirir . "Uniate", Roma’ya bağlı olmakla beraber, dil, litürji, rahiplerin evliliği gibi, geleneksel adetlerini muhafaza eden Kiliselere verilen isimdir.

Osmanlı imparatorluğunda entelektüel merkezler ortadan kalkmış olduğu, Rus İmparatorluğunda ise az gelişmiş durumda bulundukları için Ortodoksluğun dini sorumlularından çoğu Batı’da yetişmişler ve Reform ve Trendo’lu katolikliği doktrinlerinin az veya çok etkisi altında kalmışlardır. Bundan da şiddetli doktrin anlaşmazlıkların doğar. İstanbul patriği olan Kirillos Lukaris 1629 yılında, birçok itiraz ve tenkitlere yol açan kalvinist bir iman bildirisi ortaya atar. Buna karşılık, Kiev Metropoliti Petrus Moghila, her ne kadar papanın üstünlüğünü ve filioque’yi reddediyorsa da, 1640 tarihli itirafında ve 1645 tarihli kateşizm’inde, Trento doktrinlerinden esinlenmektedir. Kudüs’lü Dositeus’un (1672) itirafı da aynı yöndedir. Şunu da ilave edelim ki İstanbul’daki, Katolik ve Protestan batılı elçilerin, Ortodoks Kiliselerin işlerine müdahaleleri çoğu kez talihsiz girişimler olmuştur. Özellikle, Fransız elçisi, Katolik misyonerlerin faaliyetini destekle­mekte idi. Müslümanların ihtida etmesini sağlayamayan bu misyonerler, şizmatik olarak sayılan Ortodoksları Katolik yapmaya çalışıyorlardı.

Rus imparatorluğunda, Moskova patriği Nikon (1652-1658), Rus Kilise’sinin bazı usullerinde reformlar yapmaya girişerek bunları grek ortodoksluğuna uygun hale getir­meye çalışmıştır. Bu şekilde, birkaç milyon Eski-Mümin’in bölünmesine (Raskol) yol açmıştır. Bunların başı olan Petrovitch Avvakum’un (1620-1682) şiddetli itirazları onu odun yığınları üzerine götürmüştür. Bu bölünmüşlük (şizma) günümüze kadar sürmüştür.

 

Türk Tehdidi

Lepanto’ta, katolik donanmalarının Türklere karşı kazandığı zafer (1571), Meryem Ana’ya Tesbih duası bağlılığın gelişmesi bir tarafa bırakılacak olursa, beklenen sonuçları hasıl etmemişti. Türkler Yunan adalarında ilerlemelerine devam ediyorlardı - Girit 1669’ da Venediklilerden alınmıştır - ve Polonya’nın güneyi ile Avusturya’daki Devletleri tehdit ediyorlardı. Her gün öğle vakti, Alman Devletlerinde, "Türklere çan" çalınıyordu. Papa XI. İnnocentius (1676-1689) Türklere karşı bir ittifak kurmak için çok büyük bir diplomatik çaba sarfeder ve bunu finanse edenlerin başında yer alır. 12 Eylül 1683’te, kral Yuhanna Sobieski, Polonyalı askerlerin ve imparatorluk birliklerinin başında Türkleri Viyana kuşatmasını kaldırmak zorunda bırakır. Bunu genel bir saldırı izler. Budapeşte, Belgrat geri alınır. Hıristiyan halklar bundan büyük bir rahatlama hissederler ve bu rahatlama Avrupa’nın bütün bu parçasında barok sanatta bir gelişmeyle kendini gösterir.

 

2. YENİ EPİSKOPOSLAR VE YENİ RAHİPLER

Kraliyetin isteksizliği karşısında, Fransız episkoposları 1615 yılında, Trento konsilinin kararnamelerini uygulamaya koymaya karar verirler. Bir çok episkopos, Hıristiyan yaşamının bütün alanlarını ilgilendiren çobansal bir reforma girişirler. En tanınmış olan­lar arasında, Senlis episkoposu, kardinal de la Rochefoucauld’yu ve 1636-1659 arasında Cahors episkoposu olan Alain Solminihac’ı zikredebiliriz. Tinsel hocalar, Hıristiyan toplumunda reform yapacak yeni bir rahip tipi ortaya çıkarırlar. Bu yenileşmede, daha az görünür bir şekilde, birçok kadının da yeri vardır.

 

Fransua de Sales (1567~1 622)

Cenevre-Annecy episkoposu Fransua de Sales, Karolus Borromeo modelinden esinlenir. İki eseriyle laiklerin olduğu kadar rahiplerin ve diğer din adamlarının tinsellikleri üzerinde de büyük bir etkisi olur; bu eserler: Dindarlık Yaşamına Giriş (1608) ve Allah Sevgisi Kitabı (1616)dır. Salesianizm’in özelliğini iyimser bir hümanizme ile sade ve İncil’e uygun bir vaaz üslubu oluşturur.

 

Tinsellikte "Fransız Okulu"

Pierre de Berulle (1575-1629) Madame Acarie’nin yardımıyla, reforme edilmiş Karmel’i Fransa’ya sokar. Kutsal görevin (ruhbanlık) öneminin bilincinde olarak, İsa’nın kutsal görevine saygısını belirtmek ve rahiplik durumunu yeniden düzenlemek için, bir rahipler topluluğu olan Oratorio’yu kurar (1611). Oratorio mensubu rahipler, bir tarikat veya manastıra bağlı olmayan (saecularis) rahipler olarak, episkoposların hizmetine girerler. Berulle’ün mirasçılarından bir çoğu, her biri kendi özelliğini katarak, onun tinsel­liğini yayarlar. Hepsi popüler misyonlarla İncili yaymaya önem verirler ve rahiplerin yetişmesi konusu ile ilgilenirler. Jean Eudes (1601-1680) bir topluluk kurar ve İsa’nın kalbi mezhebini geliştirir. Bu dindarlık, Marguerite-Marie Alacoque (Paray-le-Monial, 1673) ile daha kadınsı bir şekil alır. Jean Jacques Olier (1608-1657), din adamlarının yetiştirilmesi amacıyla, Saint-Sulpice rahipleri topluluğunu kurar. "Büyük yüzyılın büyük azizi’, Vincent de Paul (1581-1660), Kilisede servet yapmak için, Lande’lardan Paris’e gitmişti. Yavaş yavaş hıristiyan halkının ihtiyaçlarının farkına varır. Daha prag­matik bir zihniyetle - "İyi olarak, sağlıklı olarak Allah’a gidelim ve çalışalım" - kırsal bölgelerde İncil’i yaymak için Mission Topluluğu’nu (Lazarist’ler) ve yoksullara hizmet vermek için Hayır Sever Kızlar (Les Filles de la Charité)yi kurar (1633).

 

Seminerlerin Kurulması

Bütün bu şahsiyetler rahiplerin yetişmeleri ile ilgilenmektedirler. O zamanda, rahip olmak için belirli hiçbir şart yoktur. Çeşitli girişimler olur. Adrien Bourdoise (1584-1655), Saint-Nicolas du Chardonnet paruasında, adayları iş başında eğitir: bir kiliseyi gerektiği gibi tutmasını ve saygın bir şekilde ayin yapmasını öğrenmelidirler. Rahip  olarak atananlarla inzivalarında, Vincent de Paul, on bir günde teolojinin ve görevin esasını açıklar. Sonra, salı Konferanslarında din adamları için bir tür sürekli eğitim teklif eder. Daha sonra kutsal görev için aday olanların hepsini, daha uzun bir süre kalmak üzere, bir kolejde toplar... Gerçek anlamda seminerler asrın ortalarına doğru yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlarlar. Bunların bütün diyosezlerde yer almaları ancak XVII. yüzyılın sonunda ve XVIII. yüzyılın başında mümkün olur. Episkoposlar, seminerlerinin yöne­timini Oratorien’lere, Sülpisien’lere, Lazarist’lere, Eudist’lere... bırakırlar. Seminerde kalma süresi değişmektedir. Bu süre bir kaç aydan, XVII. asrın sonunda yaklaşık bir yıla, XVIII. asırda iki yıla kadar çıkar. Önce ahlaki ve dini olan eğitim, daha sonra etüdlerle ilgilenir. Seminerler günümüze kadar gelmiş olan rahip tipini oluşturmaya katkıda bulunmuştur; bu rahip tipi giysileri ve hayat tarzı ile dünyadan ayrı, her gün kutsal ayin kutlayan, dua kitabını okuyan ve çoban olarak kendisine düşen görevlerin bilincinde ­olan bir insandır.

 

3. HIRİSTİYANLARDA DEĞİŞME

Protestan reformu ve Trento konsili, bütün Hıristiyanların derinliğine İncil yoluna girmelerinin hareket noktasıdırlar. Daha iyi yetişmiş din adamları ve onlarla birlikte bazen, Aziz Efkaristiya Topluluğu gibi, dernekler halinde bir araya gelmiş kültürlü laikler, halkın dinini seçkin tabakanınkine uygun hale getirmek istemektedirler. Bu, zamanın karanlıklarından gelmiş halk arasındaki dini alışkanlık ve adetlerin dışlanmasını gerektirmektedir. Hıristiyanlık, Hıristiyanlık önceki dinlere kisve olmaktadır. Animist bir zihniyet içinde, gizemler çok kere bir sihir şeklinde görülür. Şeytan faal durumdadır: mücadele edilmek gereken eski dinsel fon ile şeytan irtibatlandırılmaktadır. 1634’te Loudun’da, cin çarpmış bazı Ursuline’ler, rahipleri Urbam Grandier’yi kendilerine büyü yapmakla suçlarlar ve rahip sonunda yakılır. Eleştirici zihniyetin belli bir gelişme göstermesiyle birlikte, asrın sonunda Şeytan biraz sükunet bulur.

Böylece, episkoposlar, rahipler, dindar laikler, sivil makamların da desteği ile iman ikrarını yerleştirmeye, Hıristiyan ahlakını uygulattırmaya, din dışı olan ile kutsal arasındaki ayırımı kavratmaya, uygun bir litürji tesis etmeye ve düzenli bir uygulamaya teş­vik etmeye çalışırlar.

 

Başvurulan Yollar

Dini ve resmi makamlar, folklor törenleri aziz patronlar bayramları, Aziz Yuhanna ateşleri gibi, folklor bayramlarına karşı önlemler alırlar. Bazı halk grupları direnme gösterirler ve bazen din adamları katılmadan gizlice kutlamalara devam ederler. XVII. asrın başında, mahalli kilise misyonları bağımsız (secularis) din adamlarının eksiklerini giderirler. Bu, bazı din adamlarının veya rahip cemiyetleri üyelerinin canlandırdıkları kolektif bir faaliyettir. Michel Le Nobletz (1577-1652) Britanya’nın en ünlü misyo­nerlerinden biridir. Dini cehaleti gidermeye, temel duaları ve ibadetle ilgili asgari uygulamaları, Paskalya komünyonu ve günah çıkartmayı benimsetmeye çalışılmaktadır. Yüzyılın sonunda, mahalli kilise din adamları daha iyi yetişmiş olduklarında, misyon, Hıristiyan yaşamının derinleştirilmesini amaçlayan periyodik bir kurum olur. Grignion de Montfort (1673-1716) bu ikinci misyoner kuşağına mensuptur.

Rahipler, kendi mahalli kiliselerinde, Hıristiyanların yapmaları gereken şeyleri düzenli olarak yapmalarını sağlamaya çalışmaktadırlar: doğumu izleyen üç gün içinde vaftiz olmak, episkopos geldiğinde kuvvetlendirme, bazı kırsal bölgelerde hemen hiç kimsenin katılmaktan kaçınmadığı Paskalya komünyonu gibi. Resmi komünyon yavaş yayaş yayılır. Pazar kutsal ayininde bulunmak zorunluluğu daha sert bir hal alır, fakat ayin sırasında müminler, istedikleri şekilde, meşgul olurlar: dua ederler veya tespih çekerler. Rahip, sadece vaaz sırası geldiğinde, müminlere kendi dillerinde hitap eder: İncil’den sonra dualar, kanaat, öğüt. Bazı jansenist rahipler Fransızca’ya daha büyük bir yer ayırırlar. Efkaristiya’ya ibadet sık sık komünyondan ziyade, Kutsal Ekmeği selam­lamakla ve Efkaristiya bayramındaki törenler ve alaylarla olmaktadır.

 

Kateşizmler ve Küçük Okullar

Hıristiyanları çocukluklarından başlayarak eğitmek gerekir. Her pazar, çocukları ve onların yanı başında cahil büyükleri de eğitmek rahipler için bir görev haline getirilmiştir. Kısa bir süre sonra her episkopos kendi diyosezi için bir kateşizm kitabım zorunlu kılar. Pazar kateşizmi yetersiz görülür. Yoksul kimselerin genel eğitim ve dinsel eğitim görebilmeleri için, iyilik sever Hıristiyanlar, mahalli kiliseler çerçevesi içinde, parasız birçok küçük okul açarlar. Bunu başlatan kimse, Lyon’da Charles Demia (1637-1689)dır. Reims şanuan’ı Jean-Baptiste de la Salle (1651-17 19), yoksul çocukları her gün konu­şulan dilde eğitecek öğretmenleri bu çocuklara sağlamak için, Hıristiyan Okulları Kardeşleri’ni kurar. Hıristiyanların bu coşkulu tablosunu, Vincent de Paul tarafından kuru­lanlar gibi (Hayır Sever Bayanlar - Les Dames de la Charité) dindarlık ve hayır müla­hazaları ile kurulmuş çok sayıdaki dini cemiyetlerden sözederek tamamlamak gerekir. Bununla beraber zamanın büyük vaizleri, seçkin dinleyicilerinin önünde, kendilerinin sosyal sorumlulukları meselesine hiç değinmemektedirler. Onları sadaka vermeye davet etmekle yetinmektedirler.

Bütün faaliyetler, üzerinde ittifak edilen ve yakın bir zamana kadar muhafaza edilmiş olup bazen nostalji ile hatırladığımız bu Hıristiyanlığı yerine oturtmaya yönelik bulunmaktadır.

 

OKUMALAR

 

164. OKUMA

BÜTÜN HIRİSTİYANLAR, NEREDE YAŞIYORLARSA ORADA, KUTSALLIĞA ÇAĞIRILMIŞLARDIR

Fransua de Sales, laik’ler için, hayattaki durumlarından hareketle, bir tinsellik öneren ilk kimselerden biridir. Bunu, Kalvinus tarafından vocation (çağrı) hakkında söylenenlerle karşılaştırmak mümkündür (Eki, s. 20).

Maksadım, kentlerde, aile içinde, sarayda, yaşayan ve koşulları itibariyle haricen müşterek bir hayat sürmek zorunda olan kimseleri eğitmektir; bu kimseler çok defa, bir sözde imkansızlık bahanesiyle, dindarca bir hayat teşebbüsünü düşünmek bile iste­memektedirler...

Gerçek ve yaşayan bir dindarlık, ey Philothea, Allah sevgisini tazammum eder; bu, gerçek bir Allah sevgisinden başka bir şey değildir... Bize iyi davranmak gücünü vermesi itibariyle, buna merhamet adı verilir; fakat o, bizi yalnızca iyi davranmaya değil, titizlikle, sık olarak ve süratle de hareket etmeye itecek bir mükemmellik derecesine var­dığı zaman, artık ona dindarlık (bağlılık, devotio) denir...

Dindarlık (devotio), soylu kişi tarafından, zanaatkar tarafından, uşak tarafından, prens tarafından, dul kadın tarafından, genç kız tarafından, evli kadın tarafından ayrı ayrı şekillerde uygulama mevkine konulmak gerekir; ve sadece bu değil, dindarlığın uygulamaya konulmasını her özel kişinin elindeki güçlere, işlerine ve görevlerine uygun hale getirmek de gerekir... Sofuca bir hayatı askerlerin bölüklerinden, zanaatkarların dükkanlarından, prenslerin saraylarından, evli insanların ailesi içinden uzak tutmak istemek bir yanlıştır, bir herezidir.. Nerede olursak olalım, kusursuz bir hayata özlem duyabiliriz, duymalıyız (François de Sales, Introduction à la Vie Dévote, 1609).

 

165. OKUMA

GERÇEK SEVGİ EYLEMLERDE KENDİNİ GÖSTERİR

Allah’ı sevelim, ey kardeşlerim, Allah’ı sevelim, fakat bu, kollarımızın yorgunluğu, yüzümüzün teri pahasına olsun. Çünkü, çok defa o kadar Allah sevgisi, hatır sayarlık, iyilik severlik ve yumuşak bir yüreğin bunlara benzer diğer deruni hisleri ve uygulamaları, her ne kadar çok iyi ve çok arzu edilir olsalar da, gerçek sevginin tatbikatına gelinmedikçe, yine de çok kuşku uyandırıcıdırlar Bundan dolayı, Rabbimiz diyor ki, çok ürün toplamanız Pederimi yüceltir...

Bazıları ateşli düşünceleri ile övünürler, duada Allah’la yaptıkları tatlı sohbetlerle yetinirler, hatta onlardan meleklermiş gibi söz ederler,fakat oradan çıktıklarında, Allah için çalışmak, acı çekmek, mahrumiyete katlanmak, yoksulları eğitmek, kaybolan koyunu aramaya gitmek, bir şeylerinin eksik olmasını sevmek, hastalığa veya başka bir talihsizliğe kabul göstermek mi söz konusudur, eyvah! Artık hiç kimse ortada kalmaz, cesaretleri yoktur Hayır! Hayır! Kendimizi aldatmayalım: "Bütün eserimiz eylemdedir" (Vincent de Paul, A. Dodin, Saint Vincent de Paul et la Charité, Seuil, 1960’ dan naklen.)

 

166. OKUMA

KLERJE’NİN YETİŞTİRİLMESİ: GİTTİKÇE AĞIRLAŞAN ŞARTLAR

Vincent de Paul, rahip olacak kimselere on bir günlük bir inziva devresi içinde eğitim veriyordu. Yavaş yavaş bu kimselerde aranan nitelikler çoğalır. Seminerler açılır. Aşağıda Lyon baş episkoposlarının birkaç kararnamesi yer almaktadır.

1657: Kutsal sınıflara atanmak isteyen kimselerin, Monsenyör’ün seminerinde eğitilmek ve her sınıf için onun uygun görmüş olduğu gün kadar, yani alt-diakos için 12 gün, diaconluk için 10 gün ve rahiplik için 15 gün, kalmak üzere zamanında bu kente gelmelerini emrediyoruz.

1663: Lyon‘da İreneus seminerinin açılması: Diyosez’imizin kilise adamlarının yetişmelerine hizmet etmek, bu mesleğe gir­meyi arzu edecek kimselere, bu kadar kutsal bir görevin haysiyet ve öneminin gerekli kıldığı dindarlık ve yeteneği vermek ve daha önceden bu görevde bulunanları, inziva ile, tinsel sohbetlerle, konferans ve teşviklerle...daha mükemmel hale getirmek için ve nihayet, içinde erdemin, gizem ve kilise törenleri uygulamalarının ve kendilerini toplumların kutsallaşmasına vakfetmek isteyen kimselerden bütün istenenlerin öğrenilebileceği kutsal bir okul olmak için, bu semineri kurduk...

1694: Hiç kimse, Lyon’daki seminerlerimizden birinde akı ay kalmadan önce alt-diakos’a kabul edilmeyecektir: ve diakos görevine gelmeden önce üç ay, rahiplik sınıfına kabul edilmeden önce de üç ay...

 

 

III - İÇ ANLAŞMAZLIKLAR VE BUNALIMLAR

Trento konsili Reform’un ortaya atmış olduğu bütün teolojik problemleri çözmüş değildir. Tartışmalar uzar. Kutsal Kitap geleneği, ilk bilimsel araştırmalarla ve buluşlarla karşılaştırılmaya başlanır. Konsilde büyük bir rol oynamış olan ilahiyatçılar artık Kilise’de yeni bir iktidar oluşturmaktadır. Gerek Katoliklerde, gerekse Protestanlarda, yeni bir teolojik tür gelişir; bu, tartışmadır. Bu türün ustası, Roma’da tanışma kürsüsünün sahibi, Cizvit ve kardinal, Robert Bellarmino’dur (1542-1621): "Kilise’nin neferlerini, karanlıklara karşı savaş için silahlandırmak". Öte yandan dinsel anlaşmazlıkların her za­man siyasal bir boyutu olmaktadır.

 

1. BİLİM İLE KUTSAL KİTAP GELENEĞİNİN İLK KARŞILAŞMALARI

 

Kopernik Devrimi

Bellarmino, Karşı-Reformcuların zihinlerini rahat bırakmayan o herezi korkusu ile ilgili iki olaya müdahale etmiştir; bu olaylar Giordano Bruno ile Galileo’nun mahkum edilmeleridir. Polanya’lı şanuan Kopernik, papaya ithaf edilen, Révolution des Orbes Terrestres (1543) isimli bir eserde dünya ile ilgili geleneksel görüşü alt üst etmişti: güneş dünyanın çevresinde dönmüyor, hem kendisi dönüyor hem de güneşin çevresinde dönüyordu. Bir yarım yüz yıl sonra, Kopernik’in heliocentrizm’i (güneşi merkez yapma­sı) Giordano Bruno ve daha sonra Galileo tarafından tekrar ele alınınca Roma’da büyük bir gürültü kopmuştur. Roma’lı ilahiyatçılara göre ve de protestan ilahiyatçıLara göre, Kopernik’in sistemi Kutsal Kitap’ta yazılanlara ters düşmektedir (Qo. 1,4 ve Yeş. 10, 12-13): Yeşu güneşi yürürken durdurmamış mı idi? Gerçekten Bruno’nun Kopernik’ten çıkardığı sonuçlar hıristiyanlıktan çok uzaklaşan sonuçlardı ve onu adadığı dini yeminleri terk ettiğinden kınıyorlardı. Yedi yıl süren bir davadan sonra Bruno, 1600 yılında Roma’da yakıldı. Birkaç Galileo yıl sonra Galileo boşuna, Kutsal Kitapta "Kutsal Ruh’un maksadının bizlere göklerin nasıl gittiğini göstermek değil, göğe nasıl gidileceğini göstermek" olduğunu söyler; yine de heliocentrizm 1616 yılında mahkum edilir. Koper­nik’in eseri, "düzeltilinceye kadar" okunması yasak kitaplar listesine (index) konur! Gali­leo’nun 1633 yılında ikinci mahkumiyeti daha ağırdır: bilgin, hayatının sonunu zorunlu olarak kaldığı yerde gözetim altında geçirir. Bu, Kilise ile bilim arasında baş gösteren ve gittikçe büyüyecek olan bir yanlış anlamanın başlangıcıdır.

 

Eleştirici Yorumun Başlangıcı

Kutsal Kitabın yorumlan ve çevirileri çoğalır. En ünlü Fransızca metin, 1666 tarihli ve kısmen Antoine Le Maitre de Saci’nin elinden çıkmış olan Port-Royal Kutsal Kitap Çevirisi veya Mons’un Kutsal Kitap çevirisidir. Apolojetik ve tinsel metinler arasında, Hollanda’lı yahudi filozof Spinoza’nın (Traité Théologico-Politique, 1670) ve Oratorio tarikatından, fransız Richard Simon’un (1638-1712) (Histoire Critique du Vieux Testament, 1678, Histoire Critique du Texte du Nouveau Testament, 1689) ilk "bilimsel" metinleri ortaya çıkar. Richard Simon Kutsal Kitap eleştirisinin babalarından biridir. İlk olarak, ilhamın mahiyeti problemini ortaya atan odur. Kutsal Kitabın çeşitli eski dillerde yazılmış metinlerini birbirleri ile karşılaştırır. Kutsal Kitabın ilk beş (Pentateukos) kitabının tek yazarının Musa olmasına imkan bulunmadığım gösterir. Fakat katolik dünyasında yalnız başına kalır. Bossuet, Eleştirmeli Tarih (Histoire Critique)‘in mahkum edilmesini ve yok edilmesini, R. Simon’un da Oratorio’dan çıkarılmasını sağlar.

 

Teolojinin Kaynakları

Katolik bilginler, Protestanların bazı kötü maksatlı tarihi iddialarına cevap vermek isterken, teolojinin kaynaklarının tarihi bilimsel açık­lanmasında son derece verimli bir çalışma yapmışlardır. Belçika’lı Cizvit Jean Bolland (+ 1655), aziz­lerin hayatından bölümler nakle­den sistematik bir yayın teşebbü­süne (Bollandist’ler Cemiyeti) ken­di adını vermiştir. Merkezi Saint-­Germain des Prés Abbeyisinde bulunan Saint-Maur Kongregasyonu (morist’ler) benediktenleri, Kilise babaları ve Fransa tarihinin kaynakları hakkında birçok baskılar yapmışlardır. Morist’lerin en dikkate değer olanı, diplomatik’in (el yazmalarının tenkidi bir şekilde incelenmesi) kurucusu olan Mabillon’dur (+ 1707). Öte yandan, Jansenist, Le Nain de Tillemond (1637-1698), İlk Altı Asrın Kilise Tarihine Hizmet için Anılar isimli çalışmasıyla büyük bir tarihi eserin sahibidir.

 

2. JANSENİZM

 

Özgürlük ve Lütuf

Jansenizmin menşei, Reformun başlattığı teolojik bir tartışmada yer alır: insanın kurtuluşunda, lütuf (inayet) ve özgürlüğün her birinin yeri nedir? Augustinus’a dayanan güçlü bir gelenek, insanın özgürlüğü düşüncesine zarar verecek şekilde, lütuf ve kader üzerinde ısrar etmektedir. Louvain’de ilahiyatçı Baius’un bu yöndeki savları 1567’de mahkum edilir. Buna karşılık, İspanyol Molina gibi Cizvit’ler, insanın özgürlüğü nede­niyle etkili olan bir yeterli (sınırlı) lütuf kavramı ortaya atarak (1588), özgürlüğün yerini muhafazaya çalışmaktadırlar.

 

Jansenius

Saint-Cyran Baş Keşiş’i, Jean Duvergier de Hauranne (158 N1643) ve dostu, daha sonra İspanyol Hollanda’sında (Belçika) Ypres episkoposu olan, Jansen (Jansenius), aziz Augustinus için açık bir eğilimle, Kilise Babalarına dönmek suretiyle Kilisede bir yenilikle uğraşmaktadırlar. Saint-Cyran, Port Royal’in reformcu kadın abbeyisinin ve kalabalık Arnauld’ler ailesinin tinsel rehberi olur: Angelique Arnauld Port-Royal’de Rahibe Baş Keşişi’dir. Saint-Cyran, Richelieu’nün izlediği siyasete karşı çıkar o da onu hapsettirir. Jansenius lütuf üzerindeki savlarını, Augustinus (1640) isimli, ölümünden sonra yayınlanan bir eserde açıklar. Jansenius, Augustinus’a dayanarak, ilk günahla gözden düşen insanın tabiatı konusunda büyük bir kötümserlik göstermektedir. Antoine Arnauld ve Port-Royal, bu ikisinin fikirlerini ölümlerinden sonra yayarlar. La Fréquente Communion (1643) isimli eserinde, koştuğu şartlarla, komünyon alınmasını kısıtlamakta ve Cizvit’lerin direnişiyle karşılaşmaktadır.

 

Birinci Kriz

Hasımlar ihtilafı Roma’ya götürürler, Roma da Augistunus’tan alınan beş öneriyi mah­kum eder (1653). Yine de Hıristiyan yaşamı hakkındaki iki görüşün taraftarları, jansenist’lerle Cizvitler arasındaki çekişme devam eder. Jansenist’ler, beş önerinin Jansenius’ta bulunmadığını ileri sürerler. Blaise Pascal (1623-1662), Les Provinciales (1656-1657) isimli eserinde Cizvitlerin gevşek ahlak anlayışına, herkesin önünde, hücumlarda bulunmak suretiyle, jansenist’lere yardımcı olur. Bir formülü imzalamayı uzun bir süre reddettikten sonra jansenist’ler 1668 de bir uzlaşmayı kabul ederler. Geçici barış Port-­Royal’in yıldızını parlatmaya yardımcı olur. 1670 yılında Pascal’ın Pensées’sini yayınlarlar; bu, Pascal tarafından, zamanının inançsız kimselerine karşı hıristiyanliğın müdafaası için hazırlanmış notlardır. Port-Royal’in "beyleri" (messieurs), aynı zamanda birer eğitici (Küçük Okullar) ve bilgin (Le Maitre, Tillemont, Nicole ...) olmuşlardır.

 

İkinci Kriz

Jansenist kavgası asrın sonunda, Oratorio’lu Quesnel’in Reflexions Morales (1695) isimli eserinin yayınlanması ile yeniden alevlenir. Jansenist’ler siyasi muhalifler olarak görünürler: başlarındaki kimseler düşman ülke Hollanda’ya sığınırlar. XIV. Louis, 1709 yılında, Port-Royal manastırını yıktırır, birçok jansenistleri hapsettirir ve papanın, Unigenitus (1713) papalık beyam ile Quesnel’in 101 önerisini mahkum etmesini Sağlar. Bir jansenist muhalefeti bütün XVIII. asır boyunca sürecektir.

Jansenizm, sert ve ateşli bir Hıristiyanlıkla eş anlamlı bir sözcük olarak kalmıştır. Bazı jansenistler, halk dilinin kullanılması suretiyle halkın daha iyi kavrayabileceği bir litürji ile rahip ve laiklerin episkoposlar karşısında daha önemli bir yer işgal edecekleri bir Kilise önermekte idiler. Jansenistler, Devletin yararına karşı vicdanın haklarını savun­muşlardır. Bununla beraber bazıları, dinsel alanda mevcut bir soğukluğun kaynağında onların dar düşüncelerinin yattığı görüşündedirler.

 

3. GALİKANİZM VE PROTESTANLIK

Kralın mutlakıyetçiliği, vicdanların değilse bile, Fransa Kilise’sinin efendisi olmayı istemektedir. Galikan bunalımının ve protestanlığın Fransa’dan dışarı atılması isteğinin kaynağı budur.

 

Galikan Krizi

Galekanizm sözcüğünün içeriği, söz konusu olan ilahiyatçılar, episkoposlar, resmi görevliler ya da Fransa kralları olmasına göre, başka başkadır. Fransa kralları, Phiippe le Bel’den beri kendilerini Kilise mallarının efendisi olarak görmek istemektedirler. Fransız kamu görevlileri (parlamenterler) için, Roma’nın her türlü kararının Fransa’da geçerli olabilmesi için kendilerinden bu konuda yetki alınması gerekmektedir. İlahiyatçılar konsilin papanın üstünde olduğunu savunmaktadırlar. 1610 yılında, Paris teoloji fakültesinden, Richer Fransız Kilise’sinin, seçimlere dayanan kollejial bir örgüte kavuşturulmasını teklif eder. Bütün taraflar, zaman zaman galikan Kilise’sinin Roma karşısında özgürlüklerini savunurlar.

XIV. Louis’nin gururu ve gösteriş merakı, papalıkla şiddetli birçok ihtilafın çıkmasına neden olur. Bunların en önemlisi olan, Kralsal kavgası yirmi yıl sürer (1673-1693). İhtilafın başlangıcında bir para meselesi vardır. Kral, bütün krallık toprakları üzerinde boş bulunan episkoposlukların gelirlerini toplamak ister (kralsal hakkı), oysa bu hak en eski eyaletlerle sınırlı bulunuyordu. Bir oldu bittiyi kabul etmeyen papa XI. İnnocentius, kral tarafından atanan episkoposları tanımayı reddeder. Bir süre sonra otuz beş diyosez’de episkoposluk boştur. Çözümü bulunamayan bu durum karşısında kral, 1681 yılında, bir din adamları meclisi toplar. Bu mecliste, Meaux episkoposu Bossuet, Kilise’nin bütünlüğü üzerinde dikkat çeken bir konuşma yapar ve galikanizmin temel yasası olan, Dört Madde Deklarasyonu’nu (1682) kaleme alır: kral ülkesinin efendisidir, galikan adet­lerine saygı gösterilmelidir, konsil papanın üstündedir. Gerilim artık son dereceye varmıştır. Yeni bir papa ve zor siyasal koşullar, 1693 yılında bir anlaşmaya varılmasını mümkün kılar.

 

Nantes Fermanının Geri Alınması

İyi davranışları ve dindarlığı yeniden düstur edinen XIV. Louis, "tek Allah, tek kral, tek yasa, tek iman" prensibine göre krallığında dini birliği tekrar tesis etmek ister. Bu­nun, Kralsal anlaşmazlığı sırasında papanın gözünde kendisi için iyi bir puan oluşturacağını düşünmektedir. S.R.D. (Sözde Reforme edilmiş Din)nin insanlarını katolikliğe geçmek zorunda bırakmak için, Nantes Fermanını gittikçe daha sinirli bir şekilde uygulamaya başlar: ibadet sınırlaması, bazı meslekleri icra etmek yasağı... Bir ihtida sandığı kurulur. "Dragonade’lar (reformcuların evlerinde askerlerin barındırılması) zoraki ihtidalan arttırır. Kral Fransa’da artık protestan kalmadığına inanmış gibi görü­nerek, Nantes Fermanını geri alır (1685) ve bu şekilde bütün fransız din adamlarının arzusunu yerine getirmiş olur. Ancak bununla S.R.D. ortadan kalkmış olmaz. Birçok protestan (200.000) Fransa’yı terkedip Birleşik-Eyaletler’e, Hesse ve Brandeburg’a gider. Bir sonraki kuşak Cevenne’lerde ayaklanır (Camisard’lar, 1702) ve çöl Kilise’sini organize eder (Antoine Court, 1715).

4. KİETİZM (QUİETİSME - DİNGİNCİLİK) VEYA MİSTİĞİN TARTIŞMA KONUSU YAPILMASI

Her ne kadar mistik, Hıristiyan geleneğinde daima büyük bir yer işgal etmiş ise de, çok defa kuşku ile karşılanmıştır. Onu, Cisimleşmeyi (Incarnation) ve Mesih’in beşeri tabiatını önemsiz göstermekle, panteizm’e eğilim göstermekle ya da, cinsiyet alanına kadar giden ahlaki bir gevşekliği haklı göstermekle suçlamışlardır. İspanya’da alumbra­dos’ların mahkumiyetleri, bu tür gerçek veya hayali, sapmaları amaçlamaktadırlar. Fransa da, XVII. yüzyılın başlarında, bir "mistik istilası"na uğramış (Berulle, Madame Acarie, Marie de l’Incarnation, Ursuline ... ), ancak bu durum asrın ikinci yarısında tavsa­mıştır.

 

Terk Veya Saf Sevgi

Miguel de Molinos (1628-1696) adında bir İspanyol rahip, bir terk ve iktisap edilmiş seyretme (contemplation acquise) mistiği ortaya atan Tinsel Rehber (1675) isimli eserinin yayınlanması ile Roma’da büyük bir başarı kazanır. Eserlerin (fillerin) rolünü ve çileciliği küçümsemektedir. 1687 yılında, büyük bir dava sonunda, herezi ve ahlaka aykırılık sebebiyle ömür boyu hapse mahkum edilir. Kusuru "quietisme"dir: bu kelime "quietude" (huzur) veya rahatlık sözcüğünden gelmektedir.

Önce ailesi içinde, daha sonra evlilik hayatında mutsuz olan, Jeanne Guyon (1648-17 17), fransız okulundan miras kalan, yok olma (anéantissement) ve kendini Allah sevgisine terk etme mistiği geleneğini keşfeder. Dul bir kadın olan Guyon, Dauphine’de, Savoie ve İtalya’da yaptığı yolculuklar sırasında mesajını ortaya atar ve Herkesin yapabileceği ve bu sayede büyük bir kusursuzluğa erişebileceği bir ibadet için kısa ve çok kolay yol (1684) isimli eserini yayınlar. Bu "misyon" için, bir Barnabit din adamı olan P. La Combe’u kendisine yardımcı olarak almıştır. Çirkin menfaat hikayeleri ve söylentiler La Combe’u yirmi yedi yıl hapse sokar ve delirip gitmesine sebep olur, Madame Guyon da tutuklanıp, XVI. Louis’nin karısı Madame de Maintenon tarafından kurtarılır (1688). Mme. de Maintenon, Guyon’u Fénelon ile tanıştırır. Bu şekilde Fénelon o vakte kadar tanımamış olduğu mistik yaşamı keşfeder.

 

Anlaşmazlık

Madame de Maintenon kısa bir süre sonra, mistik hanım arkadaşının, Saint-Cyr’deki evinin genç kızları üzerindeki etkisinden dolayı kaygıya düşer Suçlu görülmüş bir akım olan "quietizm" yüzünden kendini tehlikeye atarak kralın sevgisini kaybetmekten korkar. Mistiğe tamamen kapalı olan Bossuet’nin desteği ile, kralın eşi, Madame Guyon’a ve ona karşı olacak hiçbir şey söylemek istemeyen Fénelon’a karşı savaş açar. Jeanne Guyon on yıl süreyle bir hücreye kapatılır (1695-1705). Onun tinsel görüşlerim savunmak için Fénelon, geleneksel yazarlardan yararlanarak Azizlerin Tinsel Hayat Hakkındaki Özdeyişlerinin Açıklanması (1697) isimli eserini yazar: "Bütün tinsel yollar saf ve karşılık beklemeyen sevgiye doğru uzanırlar. Bu saf sevgi hıristiyan olgunluğunun en yüksek derecesidir. Bu sevgi, azizlerin tanımış oldukları bütün yolların vardığı noktadır. Bossuet ve XIV. Louis’nin baskıları sonunda Fénelon’un eserinin yirmi üç önerisi Roma tarafından mahkum edilir (1699). Sansürcüler Fénelon’da, ilahi ödül ve ceza karşısında kayıtsızlığın müdafaasını bulduklarını sanırlar. F6nelon boyun eğer ve kendisini tamamen Cambrai başepiskoposluğu görevine verir.

Katolik reformu fazla başarılı olmuştu. Düzene düşkün bir toplumda, makul olanm ve kesin bir çerçevenin, dışında kalana artık yer yoktur. Halk dini gibi mistik te şüpheli hale gelmiştir.

 

OKUMALAR

 

167. OKUMA

ELEŞTİRİCİ YORUMUN BAŞLANGICI

Musa, Bütün Pentateukos’un Yazarı Olamaz

Musa’nın tek başına, bugünkü şekliyle Kutsal Kitabın ilk beş kitabının (Pentateukos) bütününün yazarı olmadığına kanıtlar göstermek zor bir şey değildir... Örneğin, Musa, ölümünü ve toprağa gömülüşünü anlatan Tesniye’nin son bölümünün yazarıdır denilebilir mi? Biliyorum ki Josefus ve Filon bu noktada kehanete başvurmuşlardır: fakat bunda, onlara inanmamak gerekir, nasıl ki bütün Yasa’yı, daha hakiki yapmak için, Musa’ya izafe eden diğer Yahudilere inanmamak gerekirse... Tesniye’de sonsuz tekrarlar vardır; bunlar öyle görünüyor ki Musa’ya değil, Kutsal Kitapları bir araya toplayan/ara ve birçok dersleri ve aynı kelimelere ilişkin açıklamaları birbirleriyle birleştirenlere aittir... Bu tekrar, tekrar söylemeler veya tekrarlar arasında Tufan’ın anlatılmasını sayabiliriz... Bu tekrar etmeler, Çıkış ve Levililer’de, Tekvin’de olduğundan daha da sıktır... Musa’nın Kitaplarında rastlanan üslup farklılığı da bunların tek bir yazar tarafından yazılmadığının kanıtı olarak görünmektedir... (Richard Simon, Histoire critique du Vieux Testament, 1678).

 

168. OKUMA

JANSENİZM

Günah, lütuf, kader, işte jansenizm’in ana konulan bunlar­dır. Saint-Cyran (predestination) önceden ayırma hakkında, Kalvi­nus’tan çok farklı bir şekilde konuşmamaktadır.

Adem’in çocuklarından hepsinin, atalarının günahı yüzünden, cehenneme düştüğünü gördükten sonra, bazılarını orada bırakarak ve onlar için hak etmiş oldukları cehennemden başka hiçbir şey emretmeyerek, Adem’in bazı çocuklarına duyduğu ebedi sevgiden başka bir şey değildir, oysa diğerlerine karşı isteyerek duyduğu sevgi, kendi çocuklarına ve kendi dostlarına imiş gibi, onlara ezelden beri cennetin ebedi mut­luluğunu emretmesi sonucunu doğurur.

Böylece, kurtulan kimselerin, aynı cehennem içinde bir arada bulunmuş oldukları di­ğer insanların arasından, onları doğmalarından önce ayırmış olmasından dolayı Allah’a karşı vecibeleri bulunduğunu görüyorsunuz...

Kutsal olmamızı sağlayan iki yol olan Allah’ın sözünün vazedildiğini duyduktan ve vaftiz olduktan sonra Kilise’ye giren insanlar, Allah’ın ebediyen sevmiş olduğu insan­lardan olup olmadıklarını bilmediklerinden, acı içinde olmamalılar,fakat kurtulmak için Mesih İsa aracılığı ile Allah’ın onlara tüm emretmiş olduğu şeyleri tam olarak yapmalıdırlar.. (Saint-Cyran, Jean Orcibal, Saint-Cyran et le Jansénisme, Seuil, 1961’den naklen.).

 

169. OKUMA

İKİNCİ JANSENİZM KRİZİ

Papa XI. Clemens’in Bulla Unigenitus’u, jansenist Oratorio’lu Pasquier Quesnel’in Ahlaki Düşünceler (Reflexions Morales) isimli eserinden alman 101 öneriyi mahkum etmektedir. Teolojik kanaatlerden başka, ilk zamanlardaki Kilise’ye dönüş konusunda ve bütün hıristiyanlar tarafından Kutsal Kitab’ın doğrudan doğruya okunabilmesi konusunda jansenist’lerce gösterilen eğilimler de mahkum edilmektedir.

Quesnel’in aşağıdaki önerileri mahkum edilmiştir:

80. Kutsal yazıların okunması herkes içindir

81. Allah’ın sözünün kutsal derinliği, laiklerin onu okumaktan kendilerini muaf tutmak için bir sebep değildir.

82. Hıristiyanlar dini kıraatlerle ve özellikle Kutsal yazıları okuyarak Rabbin gününü kutsallaştırmalıdırlar. Onları bu tür okumalardan alıkoymak istemek mahkum edilecek bir tutumdur.

83. Dinin gizemleri hakkındaki bilgilerin, Kutsal Kitapların okunması suretiyle kadınlara ulaşmasının doğru olmadığına inanmak bir kuruntudur. Kutsal Kitab’ın kötüye kullanılması ve herezilerin ortaya çıkması, kadınların basitliğinden değil, erkeklerin mağrur bilgisinden ileri gelmektedir

85. Hıristiyanların elinden Yeni Antlaşma’yı almak ya da bunun nasıl anlaşılacağını onlara anlatarak bunu onlara kapalı tutmak, Mesih’in ağzını onlara kapatmak demektir.

Yukarıdaki önerileri, yanlış, sahte, hayır sever kulaklara kötü gelen, onları yaralayan, utanç veren, zararlı.., yeniden çeşitli herezilere ve özellikle Jansenius’un ünlü önerilerinin içerdiklerine mahal veren... öneriler olarak ilan ediyoruz, mahkum ediyoruz ve kınıyoruz.

 

170. OKUMA

GALİKANİZM

1682’nin dört maddesi (parçalar)

1. ... Krallar ve hükümdarlar hiçbir ekleziyastik güce tabi değildirler

2. ... Papalık Makamı tarafından onaylanmış ve gallikan Kilise’si tarafından benimsenmiş olan, Constance Konsili kararları: (Konsilin, papa dahil, her makamın üstünde oluşu) kuvvet ve etkisini muhafaza ederler..

3.... Krallık ve Galikan Kilise’si içinde kabul edilen kurallar, adet/er ve temel yasa­lar kuvvet ve etki sabiti olmalıdırlar ve atalarımızın adetleri sarsılmaz olarak kalmalıdır

4.... Papa, imana ilişkin meselelerde başlıca paya sahiptir ve onun kararnameleri bütün Kiliseleri ve her Kilise’yi özel olarak ilgilendirir; bununla beraber yargısı değiştirilemez değildir, meğer ki Kilise’nin rızası işe karışmasın.

 

171. OKUMA

Fiili bir Yanılmazlık

Dogmatik bir yanılmazlığın reddolunması zamanın birçok kafalarını, papaya bir tür fiili yanılmazlık tanımaktan alıkoymuyordu; jansenist Pierre Nicole tarafından, yazıları ikinci jansenizm krizini başlatan, Oratorio’lu Quesnel’e yazılan aşağıdaki mektup buna tanıklık etmektedir.

Sayın bay, içinde yaşadığımız ve hepimizin içinde ölmeyi istediğimiz Katolik Kilise’sinin durumunu incelemek gerekir Bu Kilisenin başında papa vardır ve papa hukuken doktrinin birinci başkanıdır. Ben onun yanılmaz olduğuna inanmıyorum, siz de öyle, fakat onun bir tür fiili yanılmazlığı var. Şöyle ki halkların tutumu itibariyle ve Kilise’nin genelinde sahip olduğu güvenilirlik dolayısıyla, bir doktrini, haksız ve sebepsiz olarak dahi suçlasa, bunun altından kalkmaktan ve gücü altında ezilmemekten daha güç bir şey yoktur (1692 ye doğru) (H. Bremond, Histoire Littraire du Sentiment Religieux en France, c. 4, 429-430’ dan naklen.).

 

172. OKUMA

DRAGONNADE (DRAGONAD)LARIN ETKİNLİGİ

İkna etmenin ve ihtida edenlere mali yardımın (İhtida sandığı) sınırlı bir etkisi olması üzerine levazımcılar 1681 yılından başlayarak, fakat özellikle 1685’te, askeri birlikleri Protestanların evlerinde barındırmak yoluna başvurdular: "dragonnade’lar" bu ve bunun sebep olduğu şiddet hareketleridir. Çok sayıda protestan, "yeniden Katolik" olur ve kamuoyu bunu memnuniyetle karşılar.

Grenoble Episkoposu, Etienne Le Camus’ün Memnuniyeti Dauphine’nin hemen bütün sözde reformcularının, katolik dinine o kadar büyük bir kolaylık ve süratle döndüğünü gördük ki, her ne kadar krala itaatsizlik etmek ve onun öfkesine konu olmak korkusunun bunda çok katısı olduğu söylenebilirse de, yine de itiraf etmek gerekir ki, Allah buna karışmış ve onun çok güçlü eli Majestelerinin iyi niyetlerine mucizeyi bir şekilde destek olmuştur Nihayet, Dauphine’de bulunan elli bin kadar hugue­not bir ay içinde ihtida etmişler ve bu sözde dindarlardan bir teki bile, şehitliği göze almaya demiyorum, savaş adamlarının barındırılmalarının onlara vereceği zararlar yüzünden bir iki malın kaybına bile dayanamamıştır... Son olarak Montpellier, Lunel, Nimes ve Languedoc’un kentlerinden çoğu da aynı şekilde dönmüşlerdir Dünyada hiçbir şey büyük kralımız için daha şerefli, ne de Kilise ve Papalık için daha değerli olabilir çünkü üç ay sonra artık Fransa’da ne egzersiz, ne huguenot, ne Kalvinus dini kalacaktır (Pierre Blet, Documents Episcopat, no. 8, Mayıs 1985, "La Révocation de l’Edit de Nantes" dan naklen.).

 

173. OKUMA

NANTES FERMANININ GERİ ALINMASI

Her taraftan gelen çok sayıda zafer bülteninden cesaret alan XIV. Louis, 1685 Ekim’indeki Fontainebleau Fermam ile faydasız hale geldiği açıkça anlaşılan Nantes Fermanını geri alır.

... Allah’a borçlu olduğumuz haklı şükran duygusu ile şimdi görüyoruz ki, çabalarımız istediğimiz sonuca ulaşmıştır; zira S. R. D. (Sözde Reforme edilmiş Din)den olan teb’amızın en iyi ve en büyük kısmı katolikliği kabul etti ve bundan dolayı Nantes fermanının ve söz konusu S. R. D. leyhinde emredilmiş olan bütün şeylerin uygulanması yararsız hale gelmiş olduğundan, bu sahte dinin gelişmesinin krallığımızda sebep olduğu ve adı geçen fermana mahal vermiş bulunan karı şıklıkların, karmaşanın ve acıların hatırasını tamamen silmek için.., bu Nantes fermanını tamamıyla geri almaktan daha iyi bir şey yapamayacağımıza hükmetmiş bulunuyoruz...

Mad. 2 - S. R. D. den olan bu teb’amızın, her hangi bir yerde ve özel evde bu dini uygulamak için toplanmalarını artık yasaklamış bulunuyoruz...

Mad. 8 - Bu S. R. D. den olan kimselerden doğacak çocuklarla ilgili olarak, bunların, mahalli kilisenin rahipleri tarafından vaftiz edilmelerini istiyoruz. Ana ve babalara, beş­ yüz lira para cezası tehdidi altında, onları bu iş için kiliselere göndermelerini emrediyoruz...

 

 

174. OKUMA

QUİETİZME (KİETİZM)

Hasımlarına göre, kietizm, bir Allah’a terk etme doktrini, panteizme kadar giden, ibadet, gizemler, hayır işleri ve hatta ahlak karşısında kayıtsızlığa varan bir pasiflik doktrinidir. F6nelon’ıın eseri 1699’da mahkum edilmiştir.

Madame Guyon (1648-1717)

Konuştuğum andan itibaren, duamdan bütün şekiller, türler ve resimler silindi.., Bu bir iman duası idi her türlü tefriki ortadan kaldırıyordu, çünkü karşımda hiçbir görüntü yoktu, ne Mesih İsa’dan, ne de ilahi niteliklerden: her şey tatlı bir iman içine emilmiş bulunuyordu, orada her türlü tefrik kaybolup yerini, gerekçesiz ve sevme sebebi olmaksızın, daha vüs’atle sevmek aşkına bırakıyordu... Kafamdan hiçbir şey geçmiyordu, fakat içimin derinliklerinden birçok şey. Niçin Allah’ı sevdiğimi, onun merhameti, iyiliği sebebiyle mi sevdiğimi soracak olsalar, bana ne dediklerini bilemiyordum. Onun iyi olduğunu, merhamet dolu olduğunu pekiyi biliyordum, onun kusursuzlukları bana zevk veriyordu,fakat onu sevmek için kendimi hiç düşünmüyordum. Onu seviyordum ve onun ateşiyle yanıyordum, çünkü onu seviyordum; ve onu o şekilde seviyordum ki, sadece onu sevebiliyordum;fakat onu severken onun kendisinden başka hiç bir gerekçem yoktu. Adı menfaat, mükafat, olan her şey kalbime sıkıntı veriyordu. Ey Allah’ım, başlangıçtan itibaren, beni kendisi ile sardığınız sevgiyi nasıl anlatabilirim... (La vie de Madame Guyon écrite par Elle-meme, Nouvelle Edition, Dervy-Livres, 1983).

 

175. OKUMA

Fénelon (1651-1715)

Bütün mistik azizlerin o kadar çok sözünü ettikleri pasif durum, sadece kontamplasyonun pasif olduğu gibi pasiftir, yani sessiz ve çıkar gözetmeyen filleri bertaraf etmeyip, sadece aktiviteyi veya kendi yararımız için kaygı ve endişe içeren filleri bir tarafa itmektedir. Pasif durum, bir ruhun, Allah’ı artık karışık bir sevgiyle sevmeyip, şuurlu bütün fiillerini tam ve etkili, fakat sükunet içinde ve yarar gözetmeyen bir irade ile yapması halidir. O, bazen, Quietude veya kontamplasyon adı verilen basit ve belirsiz hareketleri yapmaktadır: bazen de kendi durumuna uygun erdemlerin belirli hare­ketlerini yapar Fakat hem birincileri, hem de ikincileri aynı pasif şekilde, yani sakin ve çıkar gözetmez şekilde yapar.. (Fénelon, Explication des Maximes des Saints sur la Vie Intérieure, 1697).

 

Bibliyografya:

- J. DELUMEAU, Le Catholicisme Entre Luther et Voltaire, P.U.F., 2. éd. 1979.

- A. GUILLERMOU, Les Jésuites, P.U.E, Que sais-je?, no. 936, 1961.

- G. DUMEIGE, Histoire des Conciles Oecuminiques, t. 10, Latran V et Trente; t. 11, Orante, 1975 et 1981.

- L. COGNET, Le Jansénisme, P.U.F., Que sais-je?, no. 960, 1961.

- A.-G. MARIMORT, Le Gallicanisme, P.U.E, Que sais-je?, no. 1 537, 1973.

- J.-R. ARMOGATHE, Le Quiétisme, P.U.E, Que sais-je?, no. 1 545, 1973.

- E. NAMER, L’Affaire Galil6e, Jttlliard, collectioıı "Archives", 1975.

- J. MEYENDORF, L’Eglise Orthodoxe, Hierr et Aujourd’hui, Seuil, 1969.

La collection "Maîtres Spirituels" des Editions du Seuil a des volumes sur Ignace de Loyola, Thérèse d’Avila, Jean de la Croix, François de Sales, Bérulle, Saint-Cyran, Vincent de Paul, Fénelon.