Sayfa 49

EK 4

ROMA LEJYONU

Roma ordusu, belki de dünyanın gördüğü en büyük savaş ordusuydu. Yenilmezliğinin sırrı mensuplarının muhteşem gücünde yatıyordu. Askerler, ait oldukları orduda kendi kişiliklerini buluyorlardı. Komutanların isteklerine sorgusuz itaat, kendisinden beklenen itaat "ad nutum" "başüstüne", görevli ya da askerin kişisel hoşnutsuzluğunu ya da hoşnutluğunu dikkate almamaktı. Teşvik edilmeseler ya da olacakları hissedip görmelerine izin verilmese de yakınma olamazdı. Bu nedenle hepsi tek bir kişi gibi hareket ederdi, çünkü ortak bir amaca yönelmiş olurlardı. Her biri liderine ve bir diğer askere bağlıydı. Omuz omuza ve yan yana, onların ordusu, tüm dünyanın bekçisi oldu ve gittikleri yere Roma kanunlarını ve prestijini götürdüler. Onların adanmışlığı düşmanlar karşısında onları direnilemez kıldı, onların yılmayan cesareti ve köpek gibi sadakati düşmanın direncini ya kırdı, ya da kaçmak zorunda bıraktı. İmparatorluğun etrafında koruyucu olmak, onlara hak ettikleri bakımın en kötüsünü verdi. Pompei kazılarında Romalı Yüzbaşı’nın bekler halde bulunması, Maximilian’ın zulmü sırasında Generalleri Azizler Maurice, Exuperius ve Candidus ile birlikte katledilen meşhur Theban Lejyon’u; kahramanlıkları resmedilmişti.

Roma Lejyon’u ruhu otoriteye tabi olmakla esinlenmiş, göreve sarsılmaz bir sadakatle bağlı, engeller karşısında yılmayan, zorluklara katlanan, görevin en ince detaylarında bile çok dikkatli olan özellikleri kendinde toplar.

Paganların iyi hizmet idealidir. Meryem Ana’nın Lejyon’u aynı enerji ve güce sahip olmalıdır. Fakat sevgi sırrını ve lütuf dolu hizmeti en iyi öğretebilen Meryem Ana ile temas sayesinde doğaüstü, coşkulu ve tatlı bir şekilde olmalıdır.

 

"İsa'nın karşısında duran Yüzbaşı, O'nun bu şekilde son nefesini verdiğini görünce, "Bu adam gerçekten Tanrı'nın Oğlu'ydu" dedi.’ (Mk. 15, 39). 

‘İsa'yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, "Bu gerçekten Tanrı'nın Oğlu'ydu!" dediler.’ (Mt. 27, 54)

Roma ordusu askerleri böylece ilk tövbe edenler oldular.

Roma Kilisesi olarak çağrılmış olan Geleceğin Kilisesi yeryüzünde yerine getireceği görevine Golgota’da böyle gizemli bir olayla başladı. Kurban sunan ve onu halkın gözü önünde yukarı kaldıranlar Romalılardı. Kilise Birliği’nin bu gelecekteki bekçileri İsa’nın gömleğini yırtmayı reddedeceklerdi. İmanın bu koruyucuları, yeni imanın ilk yazıcıları ve temel dogmayı –Nasıralı’nın kral oluşu-  ilk yerine getirenler olacaktı. ‘Gerçekten O, Tanrı’nın Oğluydu diyerek kurbanı kusursuzca tamamaladıkları sırada göğsünü mızrakla delen de onlardı. Sonunda yine aynı mızrak Kurtarıcı’nın Kutsal Kalbi’ni açarak takdisin ve doğaüstü yaşamın oradan akarak evrenin tüm yollarına İncil’in açılmasını sağlayacaklardı. Bu yüzden tüm insanlık Kurtarıcı’nın ölümünden suçludur, bu yüzden elleri onun kanına bulandı, bu yüzden geleceğin Kilisesi suçlu olan Golgota’daki Roma ordusu tarafından bilinçsizce de olsa ölümsüz kaderini başlatan, destekleyenlerce değil de kimle temsil edilecek? Haç, İsa’nın sırtına öyle bir sabitlendi ki Yeruşalim’e sırtı dönük, yüzü ise Batı’ya ebedi şehre bakar şekildeydi. (Bolo: Tragedy of Calvary)