28 Aralik

28/12/2014 - KUTSAL AİLE BAYRAMI –B –

1. Okuma: Yaratılış 15,1-6; 21,1-3
Mezmur 104
2.Okuma İbr 11,8.11-12.17-19
İncil Lk 2,22-40

Çocuğu RAB’be adamak için

        Lukas 2,22-40 Musa'nın Yasasına göre arınma günlerinin bitiminde Yusuf'la Meryem çocuğu Rab'be adamak için Kudüs'e götürdüler. Nitekim Rab'bin Yasasında, «İlk doğan her erkek çocuk Rab'be adanmış sayılacak» diye yazılmıştır. Ayrıca Rab'bin Yasasında buyrulduğu gibi, kurban olarak «bir çift kumru ya da iki güvercin yavrusu» sunacaklardı.

            O sırada Kudüs'te Şimon adında bir adam vardı. Doğru ve dindar biri olan bu adam, İsrail'in teselli edileceği zamanı özlemle bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi. Rab'bin Mesihini görmeden kendisinin ölmeyeceği ona Kutsal Ruh tarafından bildirilmişti. Böylece Şimon, Ruh'un yönlendirmesiyle tapınağa geldi. Küçük İsa'nın annesi babası, Kutsal Yasa'nın ilgili kuralını yerine getirmek üzere O'nu içeri getirdiklerinde, Şimon O'nu kucağına aldı ve Allah’ı överek şöyle dedi:

              «Ey Rabbim, vermiş olduğun sözü tuttun; kulun olan ben artık huzur içinde ölebilirim, çünkü senin sağladığın ve tüm halkların gözü önünde hazırladığın kurtuluşu, ulusları aydınlatıp halkın İsrail'e yücelik kazandıracak ışığı gözlerimle gördüm.»

            İsa'nın annesiyle babası, O'nun hakkında söylenenlere şaştılar. Şimon onları kutsayıp çocuğun annesi Meryem'e şöyle dedi: «Bu çocuk, İsrail'de birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açmak ve aleyhinde konuşulacak bir belirti olmak üzere belirlenmiştir. Senin kalbine de âdeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak.»

            Aşer oymağından Fanuel'in kızı Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmıyor, oruç tutup dua ederek gece gündüz Allah’a tapınıyordu. Tam o sırada ortaya çıkan Anna, Allah’a şükretti ve Kudüs'ün kurtuluşunu bekleyen herkese bu çocuktan söz etmeye başladı.

              Yusuf'la Meryem, Rab'bin Yasasında öngörülen her şeyi yerine getirdikten sonra Celile'ye, kendi kentleri olan Nasıra'ya döndüler. Çocuk büyüyor, güçleniyor ve bilgelikte yetkinleşiyordu. Allah’ın lütfu O'nun üzerindeydi.

İsa, Meryem, Yusuf

Noel Bayramından sonra, İsa, Meryem ve Yusuf’un Kutsal Ailesini kutluyoruz. Bu aile bize tüm ailelerin örneği gibi tanıtılıyor. Bu yıl bu bayramın Kutsal Yazı metinleri aile erdemlerini değil, imanı vurguluyor. Bize imanın aile yaşamının bir ana niteliği olduğunu hatırlatıyorlar. Pek çok şeyin birbirinden ayırdığı kişiler arasında iman çok sağlam bağlar dokuyor.

Birinci okuma ve İbranilere Mektup, İbrahim’in imanını ile bize bir iman tanıklığını gösteriyor. Atamız Rabbin çağrısını yanıtladı; nereye gideceğini bilmeden ülkesinden ve ailesinden ayrıldı. Meryem’den çok önce, “ona söylenen söze iman etti”. Bu söz ona kanından gelen bir soy vaat ediyordu. Bu soy bugün Kutsal Ruh’un imana doğurduklarıyla kalabalıklaşıyor. İman etmenin sadece inançları kabul etmek değildir; Allah’ın bize gösterdiği yoldan gitmektir.

Şunu tekrar tekrar söylemek gerekir ki: iman sağlam yaşamlar meydana getiriyor. Yaşamın sorunlarını yanıtlamaya bize yardımcı oluyor. İbranilere Mektubunun zulmedilen Hıristiyanlara yazıldığını bilmemiz gerekir. Amacı,  cesaret verip onları güçlendirmekti. İbrahim’i Allah’a imanının tanığı olarak gösteriyor. “İmanın sayesinde” Allah’ın tasarısı gerçekleşti. İbranilere Mektup bu geçmiş zamanın olaylarını şimdikilerinin habercisi olarak bakmamıza bizi davet ediyor: İbrahim’in serüveni İsa’da tamamlanıyor. O imanımızın öncüsü ve taçlanmasıdır.

Bizim için çok önemlidir. İsa kendini, yaşamımızı aydınlatan Işık olarak bize tanıtıyor. Bu bizim, başkalarını dinlememizin ve görmemizin şeklini değiştiriyor. Bu iman bakışı onların en iyisini görmemizi sağlıyor. Onların büyümeye ve yaşamlarını göze almaya yardımcı oluyor. Onunla ailelerimiz gerçek sevginin okulları oluyor. Ailelerimiz onda Allah’ı övmenin ve ana dua etmenin sevincini buluyor. Bugün hastalık ve yasla acı çekenlerini, kopmuş ve yaralanmış olanlarını unutmayalım. Rab’den ondaki sevginin tanıklarıyla karşılaşmalarını diliyoruz.

İncil bize çocuklarını Allah’a sunmak için Tapınağa giden Meryem ve Yusuf’u gösteriyor. Olağanüstü statülerine rağmen Yasanın buyruklarına itaat ediyorlar. Kimileri imanın yeterli olduğunu  “papaz buyruklarının” tümünün nafile olduğunu ileri sürüyorlar. Bu olağanüstü ailenin Tapınaktaki alçak gönüllü davranışı, dinsel ayinlerinin değersiz davranışlar olmadığını gösteriyor. Yüreklerimizdeki duygularının dışarıya belirtilmesidir.

Tapınağa gittiklerinde Şimon ve Anna ile karşilaşıyorlar. Bu ikisi bir beklenti içerisineydiler. “Kutsal Ruh onun (Şimon’un) üzerindeydi. Rabbin Mesih’ini görmeden kendisinin ölmeyeceği ona Kutsal Ruh tarafından bildirilmişti”. İkisinin de imanı onları Rabbe yöneltiyordu. İmanın alışkanlıkla yozlaştığındaki tepkimeyi bize öğretiyorlar. Bu alışkanlık bir yerde bulunduğumuzda gönlümüzün başka bir yerde olmasıdır. İman ancak bizi her gün harekette tuttuğunda gerçektir.

İşte bu harikulade karşılaşma. Çoğu insanlar farkında değillerdi. Yalnız Şimon ve Anna anlamını kavramıştı. Efkaristiyalarımızda da çoğu kez böyledir. Şimon, yüreğini sevinçle dolduranın çoğu tarafından reddedileceğini biliyor. Bu küçük çocuğun birçok insana yücelik kazandıracağını da biliyor. Uzun yıllardan beri beklenen Kurtuluş, işte burada bu çocuktadır. Luka İncilinde daha sonra bize göstereceğini burada bize açıkça söylüyor: İsa bütün ulusların Efendisidir.

Bu kutsal Yazı metinlerinden hatırlamamız gereken nedir? Her şeyden önce daha canlı ve daha güçlü olması için imanımızı derinleştirmeye bir davettir. İsa bize ulusların Nuru olarak tanıtılıyor. Noel’i yaşamak bu nuru, yaşamamızda, ailelerimizde kabul etmektir. İmanımızda büyümek onunla birlikte olur. Bizi şen, serinkanlı ve inanmış tanıklar olmaya itecek. İman Allah’ın Oğlu ve dünyanın tek Kurtarıcısı Mesih İsa’yla bir dostluktur.

Bugün sana yalvarıyoruz, ya Rab: Sözün bizde olsun ve ailelerimizin her birini yaşatsın. Bize göstermeye geldiğin yolda tut bizi. Bizi sevgine sadık kıl. Âmin.

oo0oo


Dikkat noktamızın ortasında daima İsa vardır, çünkü insanların Kurtarıcısı O’dur; yaratılanların tümünün sevinci O’dur; dünyanın tüm acı çekenlerinin ümidi O’dur; yüreğimizi üzen ve insanların arasındaki birliği bozan günahlarımızı kaldıracağı beklenen kişi O’dur. Evet, İsa’dır; ama bu bayramda İsa’yı, insanlar tarafından taşınmış halde görmekteyiz. Bunun için Meryem’e ve Yusuf’a bakmaktayız, sanki onlar, sürekli ışığımız olan İsa’yı daha iyice belirten bir çerçeve gibi olmuşlar. Meryem ve Yusuf, İsa için çok önemlidir. Şimdi onlar İsa’yı Yeruşalim’in tapınağına götürmektedirler, orada O’nu Antlaşma’nın Tanrı’sına sunacaklar, çünkü İsa da İbrahim’im, İshak’ın ve Yakup’un halkına aittir.

Bebek, ebeveynlerinin kucaklarında uyanık olsun uyumuş olsun, daima onlara bağlıdır. Bebe’yi besleyenler, ona özen gösterenler, gelişmesinde ona eşlik edenler, ebeveynleridir. Yusuf, çocuk için bir kalkan gibi olmuştu, O’na güvenliğin ve sadakatin duygusunu veriyor; O, gücü ve kararlığıyla, çocuğa, kendisinin çeşitli olanakların ve seçimlerin arasında, daima doğruyu ayırt etmesini sağlayacak bir vicdanı olmasına yardım ediyor. Bu şekilde çocuk, gelişmesi boyunca, kendisine çeşitli yönlerden gelen önerilerin arasında, hangisini kabul etmeyi, hangisini reddetmeyi ayırt etmek için gerekli olan yeteneği kazanacaktır: Çocuk, onların Tanrı’nın esinleri mi, düşmanın denenmeleri mi, olduklarını ayırt etmeye çalışacaktır. Meryem ise, dişil şefkati ile, kendisi sürekli hazır olarak ve Tanrı’nın isteğini kabul etme kararlığı ile çocuğa, kendisinin sevilmiş ve önemli olduğunun bilincini aktaracaktır; ayrıca hayatı sevebilmek, başkalarını kardeş gibi görebilmek, onlara acımak ve merhamet gösterebilmek gibi yetenekleri de aktaracaktır. Yusuf ve Meryem aralarında olan farklılıklar sayesinde, özellikle de kendilerini birlik ve uyum içinde tutan Tanrı’nın sevgisi sayesinde, çocuğa cemaat tecrübesini yaşatmaktadırlar. Çocuk, birlik içinde yaşamanın, ötekilerin üstünde olmak için bir savaş, bir yarış olmaması gerektiğini, onun yerine bir bayram; ötekilere, özellikle de en küçük ve zayıf olanlara, daha büyük bir özenle ve cömertlikle hizmet etmek için, bir yarış olduğunu öğrenecektir.

Bugün, Simon’un ve seksen dört yaşında olmasına rağmen bir genç gibi hevesle oraya koşan Anna’nın şaşıran gözleri ile, bizler de babanın, annenin kollarında olan çocuğa hayranlıkla bakmaktayız. Kim bilir nasıl oldu ki, bu iki yaşlı kişi, tam da bu çocukta, peygamber tarafından bahsedilmiş, İshak’ta önceden bildirilmiş ve Büyük Atamız İbrahim tarafından uzaktan hayranlıkla bakılmış o çocuğu tanımaktaydılar. Simeon ve Anna, önceden birbirleriyle anlaşmadan, kendilerine Meryem’in ve Yusuf’un kollarından sunulmuş olan oğlu takdir etmişlerdi ve O’ndan mutlu olmuşlardı. Meryem ve Yusuf şaşırmaktaydılar, ama zaten onlar artık şaşkınlıklara alışıktılar. Onlar, oğullarının Tanrı’ya ait olduğunu bilmektedirler; ve eğer O, Tanrı’ya ait ise, herkese ait olmalıdır. Meryem ve Yusuf, meleklerle, çobanlarla ve müneccimlerle yaptıkları tecrübelerden, Tanrı’nın Kendisinin Oğullarını, uzak olsun yakın olsun istediği kişilerle, tanıtmak için ilgilendiğini artık bilmektedirler.

Bu ebeveynler, attıkları her adımda, kendilerinin büyük bir gizemin içerisinde olduklarını keşfetmektedirler: Bu gizeme onlar, istemeden de, hizmet etmektedirler. Bugün bizler, ailemizi ışıkla ve açıklıkla düşünebilmemiz için, tam da bu ebeveynlere hayranlıkla bakmaktayız. Onlarla bizler arasında bazı benzerlikler var, fakat onlarda bizim için rüya gibi olan bir olgunluk var.

Bu baba, anne, fakirliklerine, belki de bilgisizliklerine rağmen, o çocuk için en iyisidirler: O çocuk, dünyaya sevginin mükemmelliğini getirmesi gereken Oğuldur; o çocuk, insanların arasında beden alan sevginin ilahi tamlığını taşıyan insanı göstermesi gereken Oğul’dur. Ve de Çocuk, ebeveynlerinin fakirliğine ve küçüklüğüne rağmen, bu görevini yerine getirmeyi becerecektir. Neden? Bu ebeveynler, kendilerinin Tanrı’nın ellerinde olduklarının bilincinde idiler ve de bütün güçleriyle, zorluklara ve ağır gelen denenmelere karşın, Tanrı'nın ellerinde kalmaya çalışıyordular. Nitekim, eğiten, şekillendiren, geliştiren, Tanrı’dır; O, bunun tümünü, fakir ve bilgisiz olsalar da, ebeveynlerin yüreğine koyduğu sevgisi ve iyiliği aracığıyla gerçekleştiriyor. Ebeveynler, evlatlarına eğitim verip geliştirmeye yetişemezler; ellerinden gelen sadece her gün Baba’ya güvenip O’na kulak vermek, O’nun esinlemelerini izleyip O’nun emirlerine itaat etmektir. Tanrı’ya itaat eden ve O’na sadık olmayı isteyen bir hayatın örneği, eşsiz bir eğitim gücüne sahiptir. Evlatlarına sağlam ve güvenilir bir eğitim vermeyi bilmeyen ebeleyenler, nine, dede ve bütün başka akrabalar, ilk önce Nasıralı ailenin örneğini alacaklar: Meryem’in ve Yusuf’un yasalara ve halkının geleneklerine nasıl uyduklarına bakacaklar; onları taklit etmeye, evlatlarının okula gidecekleri zamanı beklemeden hemen başlayacaklar, hatta onlar doğmadan önce ve doğduktan sonra çocukken, daima, Meryem’i ve Yusuf’u taklit edecekler. Bu şekilde de evlatlar, Tanrı’nın sevgisi ile dolu bir ruhani havayı nefes alacaklardır! Tüm annelere, babalara şunu söylemek isterdim: evlatlarınızı sadece senede üç defa kiliseye götürmekle, büyük bir şey yapmış olduğunuzu hayal etmeyin! Biraz yağmurdan veya soğuktan korkarak, veya başka şeylere daha çok önem vererek, evlatlarınızı kiliseye götürmemeniz, onlar için tam bir ateizm dersi olacaktır. Evlatlar senede yedi kez gripli olurlarsa da çok büyük bir sorun değildir; onlara bedenin sağlığının ve dünyanın boşluklarının, ruhun sağlığından önemli olduğuna inandırmak daha kötüdür! Tanrı’ya olan sadakat - zor ve yorucu olsa da - günlük, haftalık, sürekli olmalıdır, yoksa o, yokmuş gibidir

çünkü evlatlar, sadece Tanrı’ya düşman olan dünyanın havasını nefes almaktadırlar. Meryem'e ve Yusuf’a dua edelim: Onlar, ailelerimizin cesaret, kararlık ve sadakati elde edebilmeleri için, aracılık etsinler!

 

D U A

Şükür Sana RAB’bim,
   Antlaşmanın sadakati
   ve bizim üyeleri olduğumuz
   soyu uğruna
   iyi severlilik bakışını
   atamız İbrahim’e çevirdin
   ve Sara’nın da kısırlığını iyileştirdin.

Ey ulu ve her şeye yeter RAB’bim !
   bir kadının rahminde beden alarak
   beşeri kavramlarımızı altüst ettin
   ve bizim de en derinliklerimizde
   beden almak istiyorsun.

Bizim de üyeleri olduğumuz
   bu kutsal aileyi kollamak için
   marangoz Yusuf’u seçmiş olman için
   sana şükürler olsun.

Bugün hâlâ Seninle tarihimizin
   bu yüce sırrına girmiş oluyoruz.
   Senin çocukların, nurunun çocukları
   olmaktan mutluyuz.

Lekesiz Meryem’in kollarında taşınmış,
   kutlu Yusuf’un iyiliğiyle
   korunmuş bulunuyoruz.

İsa’yı, Allah’a adanması için
   Tapınağa getirdikleri gibi,
   ellerini açıp sana tüm dünyayı sunmaları
   ve kurtulmuş olması için
   onu nurunda sergilemelerini diliyoruz.